Ben osmanlıyı Türk görmem, görenede şaşırırım. Böylesi ya cahil yada realist ve özgur düşünce meziyetinden yoksundur. Onca karmaşadan sonra osmanlının fiziki olarak Türk soyu olduğunu söylemek bir yana, bunu ruhani olarak bile taşımıyorlardı. Anaduluya yayılmış; nüfus ve mal olarak oldukça güçlü Oğuzlar ve diğer Türk boyları ile Türklerin güçlü, üstün töre ve milliyet anlayışı sayesinde genişlemişler ve güçlenmişlerdir. Bu genişleme sırasında önceki mesajlarda da belirtildiği gibi, birçok Türkmenin de kanını akıtmaktan geri kalmamışlardır. Çöküş osmanlıda kanuni devrinde başlar; tabandan tamamen uzaklaşan varoluş sebebi olan halka, vermeden alan 2. sınıf vatandaş yerine koyan osmanlı bu devirde Türk halkını tamamen asimile etmek için büyük çaba sarfetmesine rağmen genede başarılı olamamıştır. Hürrem sultanın (Leh asıllı Yahudi bir ailede doğan
Hürrem Sultan'ın asıl adı Roxelanne'dı (Anastasiya Lisowska)), sarayda yaptıkları zaten osmanlıdaki Türk düşmanlığını açıklayıcı niteliktedir. Osmanlının tamal dayanağı olan ordu başarılarını Türk soylu birlikleri sayeseinde elde ediyordu. Bu devirde, Türk soyluların egemenliğine son vermek için çaba sarfedilmiş fakat gende başarılı olunamamıştır(yeniçeri, devşirme askerin sayısının arttırılması buna yönelik çalışmadır). Çünki orduda savaşan ve geleneği savaşmak olan Türkler olmadan başarı kazanmak imkansızdı. Ordu Akıncılar, Deliler, Sipahiler sayıca fazla olmakla beraber Türk geleneklerine bağlı Türklerin oluşturduğu güçlerdi ve içlerine devşirmeler kabul edilmiyordu. "osmanlının sonunu getiren yahudiler yeniçeri ocağını bozdular ama safkan Türk ve Türkmenlerden oluşan akıncı ocağını bozamadılar...Bozamayınca bitirmeye karar verdiler ve onların adamı olan aynı zamanda askerlikten hiç anlamayan Sinan paşa nın Haçova meydan savaşında bilerek yanlış istikamete gönderilmeleriyle büyük kayıplar verildi...25.000 kişilik bir akıncı grubu Keşif yapmaya çıkarlarken yanlış emir yüzünden bir anda 300.000 kişilik bir orduyla karşı karşıya geldiler...Ama kaçma imkanları varken şanlarına leke sürdürmemek için 25.000 korkusuz kahraman düşmanın üzerine ölüme yürüdü...Çoğunun kanları macaristan topraklarını suladı...Şu anda macaristanda binlerce isimsiz kahraman vatan evladı yatıyor". Bu kısa bilgiden sonra Türk halkının osmanlı hakkında düşüncesini anlatan bazı alıntılara yer verelim
’’ Türk diline kimesne bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi bu dilleri ( Sarayda konuşulan dil kastediliyor )
İnce yolu ol ulu menzilleri.’’
Aşık Paşazade
“Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok
Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den”
(Türkler gökten Allah tarafından dahi indirilse Osmanlı’nın gözünde makbul olmaz.Arap ve Acem Osmanlı’nın nazarında muteberdir.)
Osmanlının Türkler hakkındaki düşünceleri;
‘’Leş ve baş ile dolmuştu ordu yeri
Az bulunur çok eşyalar ele girdi
Kesti Türkmen boyunu Rum Padişahı
Kederlere düşen Uzun(Hasan) haddin bildi.’’
(Hoca Saadettin Efendi Tacü’t-Tevarih/ 3. cilt s. 133, adlı kitabında Otlukbeli Savaşı’nı anlatıyor.)
Naima Tarihi’nden;
Türk-ü sütürk(azgın Türk)
Türk-bed lika(çirkin yüzlü Türk)
Etrak-ı bi idrak(anlayışsız,akılsız Türk)
Nadan Türk(kaba,cahil Türk)
(Tarih ve Toplum sayı 65, s. 10 )
Baki’nin Kanuni’ye sunduğu şiirden;
‘’Her tac olmaz fahr-u fena ehline sertac
Türk ehlinüney hace başı biraz kabadır.’’
( Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olmaz/Ey Hoca, Türk toplumundan olanın başı kabadır,sultan olma yeteneğinden yoksundur.)
Nef’i’den;
‘’Türk’e, Hak çeşme-i irfanı haram etmiştir.’’
(Tanrı Türk’e irfan pınarını yasaklamıştır.)
Divan-ı Hümayun katiplerinden Kadimi Hafız Çelebi’nin 1499 yılında yazdığı bir manzume;
‘’Devr-i daldan beri şahım eflak
Zem olur alem içinde Etrak
Vermemiş Türk’e Hüda hiç idrak
Akl-ı evvel de olursa bi bak
Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak’’
(Önceden beri benim şahım Tanrıdır./(Bilirim ki) tüm dünyada kötülenir Türkler/(Çünkü) Tanrı Türk’e hiç bilinç vermemiştir/Hele birde ukala olursa tümden pis olurlar/Baban da olsa Türk’ü öldür)
‘’Dedi ol kan-i kerem şah-ı celal
Türk’ü katleyleyiniz kanı helal
Daim oldubunların işi dalal
Cümlesinden bunu ahzeyle misal
Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak’’
(Bağışlar kaynağı ulular şahı olan Peygamber/Türk’ü öldürünüz onların kanı helal/(Çünkü) bunların işi sürekli kötülüktür/Bu yargı yalnız bir Türk için değil tüm Türkler için geçerlidir/Baban da olsa Türk’ü öldür)
‘’Türk’ü zannetme kim ola adem
Türk ile durma oturma bir dem
Şeker alsa eline Türk ola sem
Şer-i Etraki kesüb hiç yeme gam
Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak’’
(Sakın Türk’ü insan sanma/Bir an bile olsa Türkle birlikte olma/Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur/Türk’ün başını keserken sakın gam yeme/Baban da olsa Türk’ü öldür)
Hoca Saadettin Efendi Tac-üt Tevarih adlı eserinde anlatıyor;
‘’Padişah(Fatih), Uzun Hasan ile yapılan Otlukbeli Savaşı’ndan sonra ‘’Türkmen kellelerinden oluşan tepeleri dolaşmak üzere,ovayı şereflendirdiği vakit gördü ki,azep eri elinde bir pıçak,ölüler arasında dolaşıyor.’’Ne iş yapıyorsun?’’ diye sorduğunda ,azep ayıttı;’’Sultanım,Türkmen ölülerinin kulaklarında olan küpeleri alırım’’ dedi.Padişah da hafif gülümseyerek ‘’İşine devam et’’ diyerek yoluna gitti.’’
‘’Osmanlı sarayında ‘’Türk’’ daima olduğu gibi ‘’kaba köylüyü’’ temsil eder.’’
( S. Yeresimos, Kostantiniye ve Ayasofya Efsaneleri s. 114 )
Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede, "Türk iti şehre gelince Farisice ürer" denilmektedir.( Burhan Oğuz'dan aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 118.)
Hırvat kökenli, Sadrazam Kuyucu Murat döneminde (1606-1611), 155.000 insan doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuşlardır. Aman dileyen insanlara Kuyucu'nun yanıtı "Vurun şu pis Türkün başını" olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Osmanlı'nın yetkilisi, öldürülen çocuk da Anadolu'nun evladı Türk’tür.(Naima Tarihi’nden)
Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: "Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltiyamına derman yok." Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır.
Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır: "Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler, ellerine fırsat geçerse yağmayı ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar."( Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.12.)
1912 yılında Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda; "Türk" deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu.
1913 tarihli "Mecmuai Ebuzziya" dergisinin 94. sayısında; "Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil, sadece Müslümanız. Buharalı hanlar bile kendilerini Türk saymazlar. Zira onların cetleri de vaktiyle Türkistan'ı zaptetmiş olan Araplardan başka bir şey değildir,"
Üniversite profesörlüğü de yapmış olan Ahmet Naim, 1913 yılında yazdığı "İslam'da Davai Kavmiye" adlı kitabında, Türk’e karşı savaş açmış ve "Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok,gerekli olan şeriatı öğrenmektir," demiştir.
1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise, Türk’e Türklük benliği vermek isteyenlere "soysuzlar" yakıştırmasında bulunmuştur.( Mustafa Coşturoğlu, a.g.y., s.278, 279.)
"Türk" sözcüğü, Anadolu köylüleri için kullanılır olmuştur.( Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, s.22, 23, Cahen'den aktaran, Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s.1.)
Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türk’e kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.(Hikmet Bayur, a.g.y., s.15.)
İstanbul'un alınmasından 4. Murat'ın ölümüne dek geçen 187 yıl içinde, devşirmelerden 66, Türk kökenlilerden de 10 kişinin sadrazamlığa atanmış, aynı dönemde devşirmeler toplam 167 yıl, Türk kökenli sadrazamlar ise 17 yıl görev yapmıştır.(Hikmet Bayur, a.g.y., s.17.)
Osmanlılarda, Ermenilere ’’millet-i sadıka’’, Araplara ’’kavm-i necip’’ denirken,Türklere;
"Kaba Türk", "Anlayışsız Türkler", "Pis Türkler" gibi sıfatlar takılıyordu.
(Özer Ozankaya, Türkiye'de Laiklik, İstanbul, 1990, s. 253.)
Osmanlı yönetiminde Türk’e yaklaşım o denli aşağılayıcıdır ki, o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımı özetlemektedir:
"Türk değil mi, Merzifon'un eşeği,
Eşek değil, köpekten de aşağı."
Koçi Bey, 4. Murat'a sunduğu risalesinde (küçük kitap) Türkler hakkında şunları yazıyordu: "...mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı, Türk, çingene, tatar, kürt, ecnebi, laz, Yörük, katırcı, deveci, hamal, ağdacı, yol kesen, yankesici ve diğer çeşitli kimseler..."
"Harem-i Hümayuna kanuna aykırı olarak Türk ve Yörük, çingene, Yahudi, dinsiz, mezhepsiz, nice kallaş ve ayyaş şehir oğlanları girer oldu." Bu sözler yazılıp Türk olduğu söylenen Padişaha veriliyordu.(Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.145.)
Abdülhamit'in Araplara ve İslamiyet’e dayanan siyaseti, Türk’ü, Türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında "Türk’üm demek, Türk’ten söz etmek büyük suçtu". (Esat Kamil Erkut, a.g.y., s.63)
Devletin dayandığı kendi halkına bu denli yabancılaşmasından olsa gerek, Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı.( M.Rauf İnan, Atatürk'ün Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.)
1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: "Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün 'Türk' veya Türkmen' olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin '’eşek kafalı'’ anlamında, '’Türk kafa’' diye homurdanırsın."( Ramsay'dan aktaran, Bernard Lewis, a.g.y., s.331.)
1. Selim (Yavuz), Sah İsmail'e; "... ben Sultan Beyazıt oğlu Sultan Selim, sen ki ey eşek Türk .."
( Sahabettin Tekindağ'dan aktaran, Baki Öz, Osmanlı'da Alevi Ayaklanmaları, Ant Yayınları, İstanbul 1992, s.;15. (Osmanlı vakanüvislerinin -zamanın olaylarını saptamakla görevli devlet tarihçilerinin- Türk’ü aşağılayan belgeleri için adı geçen yapıtın 69 uncu sayfasında kaynakları ile birlikte bir çok örnek bulunmaktadır.)
Mekteb-i Sultaniye’ye Osmanlı’nın son yıllarına kadar Türk soylular alınmazdı.
(M. Rauf İnan, Atatürk'ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.)
Son Padişahı Vahdettin'in yayımladığı bu bildirilerden birisinde su tümceler yer almıştır;
"Türkler dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk (kuşkulu...) ve mahlud beş-altı milyonluk cahil bir kitledir." Türkçe'si; "Türkler; dini, soyu sopu, yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür".
(Vahdettin'in El Ahsam Gazetesinin 16 Nisan 1923 günlü sayısında Osmanlıca ve Arapça yayınlanan bildiriden.)
Çöküş ve dağılma döneminde Türklüğe yakınlaşmanın sebepleri;
II. Abdülhamit döneminde;
Çünkü ümmetçilik politikası iflas etmişti.(arap ayaklanmalarI)
Osmanlıcılık politikası da iflas etmişti.
Geriye ne kalan?
Yüzyıllar sonra aslında devletin asli ve kurucu unsuru Türkler.
Şehzadelere tekrar Ertuğrul gibi isimler verilmeye başlandı.Saray muhafızları yüz yıllardır Arnavutlardan seçilirken ne hikmetse Karakeçililerden müteşekkil bir muhafız müfrezesi oluşturuldu.
Osmanlı gayri-Türklere güvenilmeyeceğini çok geç anlamıştı.
Alıntı:
Yukarıda yazan ve Türk’ü aşağılayan sözde şiir müsveddelerini bizzat bazı padişahlar bir kısmını ise saray müverrihleri,vakanüvistleri yazmış ve zamanın padişahlarına takdim etmişler.
Türk soylu bir padişah söz konusu şiirleri kabul eder miydi acaba?
’’Sen ne diyorsun bre densiz bende Türk soyluyum.Tez vurun bunun kellesini.’’ der miydi acaba?(Alıntı)
|
Tüm bunların yanında büyük hoca Prof. Dr. Faruk Sümerin Oğuzlar kitabından alıntıyıda kaynak ve görüş oluşturması açısından aşağıda veriyorum.
Alıntı:
Anadolu’ daki Türk cemiyeti birbirini izleyen uzun ve yorucu harbler, salgın hastalıklar ve kıtlıklar sebebi ile bir daha eski kuvvetini elde edemedi. Hatta XIX. Yüzyılda Avrupalı seyyahlar, Hıristiyanların aksine Türk milletinin mahvolmaya doğru gittiğini müşahade etmişlerdir. XVI. Ve XVII. Yüzyıllarda çoğu Türk aslından olmayan. Osmanlı müellifleri, Anadolu Türklerine ve bilhassa köylülere etrak-i bi-idrak (akılsız Türkler) demişlerdir. Fakat bu müellifler ve bütün Osmanlı idarecileri, Anadolu Türkleri’nin devletin asıl dayanağını teşkil ettiklerini idrak edememişlerdir. Böylece Türk cemiyetine zaaf gelince Osmanlı devleti de kudretini kaybetti. Osmanlı son asırlara kadar Anadolu’nun ve insanını ve servetini görülmemiş bir israfla harcamış fakat ona hiçbirşey vermemiştir. Bu yüzden Anadolu Türkleri yoksul ve geri kalmış bir cemiyet, Anadolu da harab bir memleket haline gelmiştir. Anadolu halkı arasında idarecilere Osmanlı adı veriliyordu. Bu adın verilmesi, mensuplarının saray veya ocaktan yetişmeleri ile kavmi bakımdan Türk halkından çıkmamaları ile ilgilidir. Anadolu Türkleri bunlara adeta yabancı ve istilacı bir zümrenin mesupları gözü ile bakıyorlardı. Osmanlı sınıfının mensupları, Anadolu halkına bilhassa köylü ve göçebelere göre mağrur, haşin, hiylekar, sözünde durmaz, vefasız ve gayri adil ve benlikçi insanlardır.(1)
Gerçekten XIX. Yüzyılda Anadolu’ yu gezen Avrupalı seyyahlar Anadolu Türkleri’ nin yoksulluklarına rağmen asil ruhlu, namuslu insanlar olup, kötü idareciler elinde yoksul ve geri kalmış bir duruma düştüklerini yazarlar ki, bunun bir gerçek olduğu şüphesizdir.
(1)
Bugün Doğu Anadolu’ da şu deyiş hala hatırlanmaktadır.:
“Şalvarı şaltak Osmanlı,
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yemede ortak Osmanlı”
Orta Anadolu’ da da şu deyiş söyleniyordu :
“Kara çadır ismi tutar
Beğlik martin pas mı tutar
Ağlarsa anam ağlar
Osmanlı’dır yas mı tutar”
Kaynak : Oğuzlar, Prof. Dr. Faruk Sümer, 5. baskı Sayfa: 15
|
Birçok kaynak gösterip alıntılar ve kendi edindiğim görüşleride ekleyerek durumu anlatmaya çalıştım. Yukarda yazılanlar ve örnekler kısa zamanda biraraya getirebildiklerim; bazıları konu içinde zaten verilmiş. Bütünlüğü sağlamak adına tekrarlarda bulunmak zorunda kaldım kusura bakmayın. Tüm bunların karşısında osmanlı hanedanını Türk olarak adletmek pekte mantığıma sığmıyor. Ben bir Türk soylu olarak kendini benden ayrı gören bu hanedana her halükarda Türk diyemiyorum. Sadece İmparatorluğun adı Türk olabilir ki oda bence Türk Kağanlığıdır, çünki bu kağanlık Türkün üstün Töresi ve gayreti ile ortya çıkmıştır.