Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı > TÜRKÇÜ BAKIŞ > Türkçü Bakış

Türkçü Bakış Türklük ve Türkçülük ile ilgili bilgiler, güncel haberler, yorumlar, değerlendirmeler vs..

Yeni Konu aç  Yanıtla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 26.07.2007, 13:18   #1 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 24.07.2007
Yaş: 34
İletiler: 21
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
ATATÜRK' ÜN TÜRKÇÜLÜĞÜ, TURANCILIĞI

ATATÜRK, BAĞIMSIZLIK VE TÜRKÇÜLÜK / Ali KÜLEBİ - TUSAM - BAŞKANVEKİLİ
''TÜRKÇÜLÜK bir bayrak gibidir... Bu bayrağı vatanın her köşesinde durmadan dalgalandırmak, her Türk'ün ilk ve milli vazifesidir" K.Atatürk

Küreselleşmenin ağır koşularında inim inim inleyen Türkiye ve Türk milleti bugünlerde dışarıdan gelen baskılara, ele geçirdikleri iktidar nimetlerinden vazgeçmemek uğruna boyun eğenler sayesinde yeniden bağımsızlığını yitirme eşiğinde. Namusumuz olarak kabul etmemiz gereken milli kuruluşlarımız akıl almaz bir şekilde birer birer yabancılara satılıyor. Başbuğ Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi açılış konuşmasında dile getirdiği gibi, "Bir devlet ki kendi tebasına koyduğu vergiyi yabancılara koyamaz, gümrük resimlerini düzenlemekte yasaklanmış ve yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan yoksun ise, böyle bir devlete bağımsız denilemez." Bu nedenle Başbuğ Atatürk'ün ısrarla vurguladığı iki ilkeden biri tam bağımsızlık, diğeri ise milli egemenliktir. Tarih boyu özgür yaşamış olan milletimiz açısından vazgeçilmez olan bağımsızlık öğesinin Türklük ve Türkçülük kavramıyla da ilişkisi son derece açıktır. Türkçülüğe var olmamızın bir koşulu olarak önem veren Atatürk, bağımsız olmanın, milli egemenlik haklarını sonuna kadar kullanabilme gereğinin özellikle ekonomi ve ekonomik bağımsızlıkla ilişkili olduğunu da çeşitli vesilelerle dile getirirken görüşlerini şöyle dile getirmiştir:
— Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.
— Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin özgür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha gönençli Türkiye ülküsünün belkemiğidir.
— Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayatî kısımlarında bağımsızlık felç olmuştur.
— Siyasi, askeri zaferlerle ne kadar büyük olursa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler kalıcı olmaz, az zamanda kaybedilir.
— Ekonomisi zayıf bir millet fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felâketlerden yakasını kurtaramaz.
— Kapitülâsyonların hiçbir kısmında istisnayı kabul etmiyoruz. Adlî, malî veya askerî kapitülâsyonların hiçbirini tanımıyoruz.
—Bana Avrupalıların ve bilhassa Fransızların doğudaki yararlarından bahsediyorsunuz. Her şeyden evvel şurası bilinmek lâzımdır ki, Büyük Millet Meclisi hükümeti kapitülâsyonların devamını asla kabul etmeyecektir. Şayet yabancı uyruklular eskiden olduğu gibi, bundan sonra da kapitülâsyonlardan istifade etmeyi düşünüyorlarsa, aldanıyorlar. Kapitülâsyonlar bizim için mevcut değildir ve asla mevcut olmayacaktır. Türkiye’nin istiklâli her sahada tamamen ve eksiksiz onaylanmak şartıyla kapılarımız bütün yabancılara açık kalacaktır.
— Kapitülâsyonların Türk ulusu için ne derece nefret edilen bir şey olduğunu size tanımlayamam. Bunları diğer şekil ve isimler altında gizleyerek bize kabul ettirmeye başaracaklarını planlayan ve hayal edenler bu konuda pek çok aldanıyorlar. Çünkü Türkler kapitülâsyonların devamının kendilerini çok az zamanda ölüme götüreceğini çok iyi anlamışlardır. (25.12.1922, Le Journal Muhabiri Paul Herriot’a Çankaya’da verilen demeç)

Yüce Atatürk, bugün geçmişteki kapitülasyonları hatırlatır biçimde giderek yabancı tekeline giren ekonomimizin bağımsız olması gereğine özel önem veriyordu. Onun için; Cumhuriyetimizin kuruluşu olan 29 Ekim 1923 tarihi, devşirmelerin yönetimi elinde bulundurduğu ve kutsal Türk topraklarını emperyalizme peşkeş çeken Osmanlı Devleti sonrası tam bağımsız Türklük esasına dayalı, Türk adı taşıyan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ifade ediyordu. Bu olgu bugünkü çeşitli tehlikelere açık ülkemizin ancak Türkçülük ile milli bir anlayışla doğru yolu bulacağı hususunda bize önemli ipuçları vermektedir. Bu konuda Atatürk ülkemizin Türkler ve Türklüğe gönül vermiş kişilerce yönetilmesine özellikle önem vermiş ve bunu çeşitli vesilelerle şöyle dile getirmiştir:
“Hayattaki yegâne üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."
Atatürk, çok güç koşullarda, dünyanın en güçlü ülkelerine karşı elde ettiğimiz bağımsızlığımızı ve sağladığımız üniter bütünlüğümüzü ancak ve ancak sağlam esaslara dayalı milliyetçi bir çizgide koruyabileceğimizi de bizlere öğütlemişti.

Bugün Batılıların ve bütün Türklük düşmanlarının en büyük hasım olarak gördükleri ve bunu her vesileyle dile getirdikleri Kemalist ideolojinin en önemli temel taşı, Atatürk'ün ortaya koyduğu altı ilkeden birisi olan milliyetçiliktir.

“Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” diyen Atatürk’ün milliyetçilik anlayışının Anadolu sınırlarının dışını da kapsadığı rahatlıkla söylenebilir. Hatta; “Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul’u, Kerkük’ü, bütün Adaları, Kıbrıs’ı, hatta Selanik de dâhil Batı Trakya’yı sınırlarımız içine katacağım.” diyerek gönlündeki Türkiye’nin bugünkü sınırlarımızın ötesinde olduğunu da dile getirmiştir. Ne var ki hiçbir zaman maceracı olmayan Ata, ülkü edindiği Büyük Türkiye’yi kurma yolunda milletimizi maceralara atmak değil, ama yeri gelince Hatay örneğinde olduğu üzere hakkımızı söke söke almak için, askeri güç kullanma seçeneğini alabildiğine kullanabileceğini göstermiştir.

“Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur.” diyen Atatürk’ün temel milliyetçilik felsefesinin Türkçülük üzerine kurulduğuna özellikle işaret etmek gerekir.

1930 yılında Kırklareli Türk Ocağı'ndaki konuşmasında "... Bizim devlet hayatımızda bilindiği gibi Osmanlı siyaseti, gayri mütecanis unsurlardan ve maddelerden meydana gelmişti. Bunlardan bir harita yapmak mümkün olmadığı için Osmanlı siyaseti yerine yeni bir siyaset çıktı. O siyaset, milli siyaset, Türkçülük siyasetidir. " diyen Başbuğ Atatürk’ün çeşitli vesilelerle dile getirdiği görüşlerinin bir kısmını alt alta okumakta fayda bulunuyor:
“Bu mukaddes yurdun öz varisi Türkiye Cumhuriyeti'nin yılmaz harisi, o büyük, yüksek, asil Türk kavminin bugünkü genç ve dinç çocuklarıdır; biziz!”
“Asya'nın göbeğinden tamamen kaynayan Türkler soyundan ırkdaşlar buraya gelerek memleketi, hayat-ı sabıka ve asliyesine teslim ettiler. Memleket en nihayet yine sahib-i aslilerinin elinde tekerrür etti.”
“Türkiye'de Türk'ten başka bir şey düşünmemek!
Ancak bu davranışladır ki her türlü esenlik ve mutluluk ereklerine ulaşabiliriz.”


“Türkiye Türklerindir; işte milliyetperverlerin prensibi budur!”
“Bu memleket tarihte Türk’tü, şimdi de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.”
“Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur.”
“Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.”
Atatürk neredeyse her konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosunun Türk ulus kimliği olduğunu vurgulamıştır. Atatürk’ün, bugün Batının ve topraklarımızda gözü olan kesimlerin kâbusu olan Kemalist ideolojisi ile Cumhuriyetin vatandaşlarını ümmet anlayışından kurtarmış ve millet olma bilincine kavuşturmuştur.

Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, Atatürk'ün savunduğu, bize miras bıraktığı Türk ulusu düşüncesi ve devrimleridir. Bu çizgide;
“Türk ulusunun kayıtsız koşulsuz egemenliği ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün uluslardan ileri ve üstün olması” ülküsüdür.
Atatürk'ün Türkçülüğü o günün koşullarında ve genç Cumhuriyetimizin çok boyutlu sorunları arasında ancak gerçekçi boyutlarda, sınırlı bir şekilde kendisi tarafından ihtiyatlı bir yaklaşımla ifade edilmiş ise de, ileri sürdüğü görüşlerinde Türkçülüğü’nün Türkiye dışındaki Türk topluluklarını da kapsadığını ortaya koyar. Onun Türk topluluklarına olan ilgisi, siyasal ve dinsel sınırlar tanımamaktaydı. Türk tarihini, dünya tarihi içinde olması gereken konuma getirmek için Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini kuran; Anadolu uygarlıkları kapsamında ölü dilleri bile araştıracak bölümler açtıran; Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi bilimsel merkezlerin oluşumunda öncülük yapan Atatürk, Müslüman olmayan Türk topluluklarına da -Türk ulusunun ve tarihinin bütünlüğü perspektifinden- özel ilgi duyacak ölçüde geniş düşünen bir Türkçü idi.
Dış Türkler konusunda hem Batılı ülkelerin ve hem de komşularımızın düşmanlığını çekmemek için Türk Ocakları'nı kapatan Atatürk, Türkçülüğün duygusal boyutlardan çıkarılıp eylem boyutuna geçirilmesinin bir örneği olmak üzere de, kapattığı Türk Ocakları'nın Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'i Türkiye Cumhuriyeti'nin Romanya Büyükelçiliği görevine atamıştı. Atatürk Tanrıöver’i Bu şekilde sadece taltif etmekle kalmamış; üstelik tam bir destekle, ülküsünü hayata geçirme şansını vermiştir.
Bunun sonucundadır ki Hamdullah Suphi Tanrıöver, yaklaşık elli yıllık kapkara yasakçı Sovyet döneminin sonrasında bölgedeki Gagavuz Türklerince hâlâ sevgi ve saygı ile hatırlanıyor. Çünkü Tanrıöver Besarabya ve Kuzey Bukovina'daki tüm Gagavuz kasaba ve köylerini dolaşmış, Bükreş'teki Büyükelçiliğimizin kapılarını Ortodoks mezhebindeki bu soydaşlarımız için ardına kadar açmış, sefaret çalışanlarını Gagavuz Türklerinden seçmiş; ardından da bölgelerinde temayüz etmiş yerel liderlerin çocuklarına öncelik vererek ilk etapta yaklaşık 40 kişilik bir öğrenci grubunu öğrenim için Türkiye'ye göndermiştir. Daha sonra bu sayı 200'ü aşmıştır. Bunların bir kısmı tekrar ülkesine dönerek toplumuna Türklük bilinci ile hizmet ederken, Türkiye'de kalanlar da anavatana hizmeti yeğlemiştir. Büyük ve Türkçü düşünen Atatürk aynı şekilde Anadolu'nun kanla sulandığı, şühedalarla geri alındığı günlerde Orta Asya'daki Türkleri de hiç unutmamıştı ve İslam ve Türk menfaatlerinin köklerimizin uzandığı bölgede korunmasını arzuluyordu. Savaşın cephesinin genişlemesi halinde Anadolu'nun omuzlarına binecek yükü ta Afganistan ve Orta Asya bozkırlarından kaldırmak fikrindeydi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra da bu vizyonunu terk etmedi ve Afganistan merkezli olarak Orta Asya'daki Türk topluluklarıyla irtibatları sürdürdü.
Memduh Şevket Esendal'ı Afganistan elçisi olarak tayin ederek bu vazifenin tamamlanmasını istemişti. Kabil merkezli olarak Türk topluluklarıyla ilişkilerin kurulmasında yıllarca kilit rol oynayan Esendal, komünist rejimin baskısıyla Afganistan'a kaçarak öğretmen okulları ve askeri okullarda okuyan Türkmen çocukların Rusya baskısıyla eğitimlerine son verilmek istendiğini rapor etti. Bu rapor üzerine Atatürk buradaki öğrencilerin bir kısmının Türkiye'ye getirilerek eğitilmesi talimatını verdi. Türkiye'ye getirilen 25 kişilik Özbek, Türkmen, Tatar öğrenci grubuna 9 kişilik Doğu Türkistanlı öğrenciler eklendi. Onlar Mustafa Kemal Atatürk'ün Orta Asyalı gençleriydi. Atatürk'ün emriyle Türkiye'ye getirildiler. Kimisi Özbek, kimi Türkmen, kimi Tatar, kimi Doğu Türkeli (Doğu Türkistan) çocuğuydu ve Atatürk’ün talimatıyla askeri okullara, tıbbiye ve öğretmen okullarına yerleştirildiler. Bütün bunlar Yüce Atatürk’ün Türklük ve Türkçülük vizyonunun örnekleridir. Ancak bu vizyonun sınır tanımazlığını O’nun bir gün Japon elçisine veda ederken:”Sizinle bir gün Çin"de karşılaşacağız” demesinde ve “Oğuz, Kırgız, Tatar, Özbek, Yakut yok, Türk vardır.”, “Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir.”deyişlerinde daha iyi anlamak mümkündür.
Atatürk’ün milliyetçilik ve Türkçülük anlayışı üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçü devrim, Türkiye Türklerinin yeniden dirilişini sağlamakla kalmayarak diğer Türk coğrafyalarında yaşayan soydaşlarımızın bağımsızlık ve özgürlük yolunda savaşmalarını sağlamıştır.
Türkçü devrimler, Türk Milleti'nin kurumakta olan hayat damarlarına yeniden asil Türk kanının akmasını sağlamış, çevremizdeki ezilen, işgal altındaki Türk topluluklarına da özgürlük yolunda direnirken Türk kalmaları için de şevk kaynağı olmuştur.
Türk Milleti, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet'i korumaya ve sonsuza kadar yaşatmaya kararlıdır. Cumhuriyet'i yaşatan en önemli etken Türkçü bilinç ve şuurda yatmaktadır. Bu da ülkemizi yönetenlerin ve yönetilenlerin sorumlu Türkçü bireyler olarak, görev ve yükümlülüklerini yerine getirmeleriyle gerçekleşebilir. Cumhuriyetimiz yalnız bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda her alanda Türkçüleşmeyi amaç edinen bir aydınlanma hareketi olmalıdır.

Türk Milleti'nin yüce önder, rehber Atatürk’ten aldığı şevk ve heyecanla bugün ulaştığı konum, hepimize ümit vermeli, bütün dünyadaki Türkler arasında birlik ve beraberliği pekiştirmeli, milletçe bağımsız yaşama azmimizi yenilerken Cumhuriyet ve Türklük düşmanlarına gereken yanıtı her platformda verecek konumda olmalıdır. Çünkü “Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” diyen Atatürk’ün vasiyetini de ancak bu şekilde yerine getiririz.








Eklenme Tarihi : 23.07.2007
Manastırlı Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Yanıtla

Etiketler
atatÜrk' , turanciliĞi , tÜrkcÜlÜĞÜ , ın



Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Yanıt Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodu Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Yanıtlar Son İleti
MHP'nin Türkçülüğü satışı yazan:araştırmacı gazeteci Soner yalçın Alp Türk Türkçü Bakış 2 19.06.2008 14:44
Sizce Atatürk Türkçülüğü ve bugünkü? yaşlıtürk Türkçü Bakış 7 04.08.2007 06:38
CIRCIR BÖCEĞİ TÜRKCÜLÜĞÜ SARIKAMIS Türkçü Bakış 1 01.03.2007 00:12


Otağ Saati: 22:06


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.