Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı > TÜRKLÜK VE TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE HER ŞEY > Türklük ve Türkçülük İle İlgili Her şey > Türk Dili Ve Edebiyatı > Türk Dili ve Edebiyatı

Türk Dili ve Edebiyatı Türkçemiz, Türk Atasözleri, Edebi Yazılar vb.

Yeni Konu aç  Yanıtla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 02.03.2006, 23:30   #1 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
İsenbike adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 14.12.2005
İletiler: 436
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
AZMAN DEDE

AZMAN DEDE

Balıkesir’de en son toprağa verdiğimiz Çanakkale gazisi İvrindi'nin Mallıca Köyü'nden 104 yaşındaki Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış, herkes ona "Azman" demeye başlamış, Soyadı Yasası çıkınca da "Azman" soyadını almıştı. Gerçek adı adeta unutulmuştu.

Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca Köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır duyuyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sorduklarımı yanıtladı. Söz Çanakkale'ye geldiğinde o koca adam sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı:

"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular.

Yüzbaşı, 'Yavrum siz kimsiniz?' diye sordu.
İçlerinden biri; Galatasaray Mekteb-i Sultanisi talebeleriyiz, vatan için ölmeye geldik! diye yanıtladı.
Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. 'Mermi böyle atılır, tüfek şöyle tutulur, süngü böyle takılır' dedim. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık.
"Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı.

"Bir ara Yüzbaşı 'Azman yandık!' diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk kez karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı 'Yandık' demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü, panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı:

'Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı Al sancağı teslim etti. Allah 'a ısmarladı Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana'

Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz! Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış gözleri yuvalarından fırlamış, dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden yüzbaşı, 'Hücum!..' diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor! İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum! "

Azman Dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi ve "Azman Dede hep ağlar dedi. "Niye ağladığını bugün ilk kez anlattı."dedi.


(C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı kitapçıktan.)
İsenbike Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Yanıtla



Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Yanıt Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodu Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Yanıtlar Son İleti
Dede Korkut Filmi Aydın Çeri Belgeseller & Filmler 3 24.08.2008 17:41
DEDE KORKUT Gök Yeleli Bozkurt Türklüğe Hizmetleri Geçmiş Olan Ulular 1 27.07.2008 19:39
DEDE İlter Noyan Türk Şiiri 8 15.04.2008 21:11
Dede Korkut-Boğaç Han KARAMANOĞLU E-Kitaplık 3 18.03.2008 00:27
DEDE KORKUT BOGAC HAN HIKAYESI Turak Türk Dili ve Edebiyatı 1 20.09.2007 17:03


Atsızcılar @ 2005