![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
BUTUN SIIRLER ( KURESEL GÖLGELER!)
Küresel gölgeler 1
Batılı Gölgeler’e Batı’nın fikri materyalleri ile yanıt verelim! Socrates’in öğrencisi, Aristo’nun hocası olan Platon’un meşhur “Mağara Benzetmesi”; herşeyi anlatıyor aslında... Mağaranın içinde zincirli olduğu için duvara yansıyan insan gölgelerini “gerçek” zanneden ve zincirlerinden kurtulup mağaranın dışına çıktıktan sonra gerçek dünyayı görerek güneş ışığından gözleri kamaşan, “hakikat” karşısında adeta aptallaşan bir insan profili... Ve “küresel arena”da mağaraya kapatılarak sürekli yanıltılmaya çalışılan bir uluslararası aktör; Türkiye! Hazırlanan “senaryo” öylesine profesyonel ki; duvara yansıyan “küresel gölgeler”in doğal bir tarihi seyir olduğu yanılgısına kapılmamak neredeyse olanaksız... Ancak keskin zekası ve hiçbir zaman taviz vermediği hür iradesi ile olanaksızı gerçekleştirmeye bir hayli alışkın olan Yüce Türk Milleti eninde sonunda bu zinciri de kıracak! Duvara yansıtılan “küresel gölgeler” ya da “senaryo”lar, bir insanlık düşmanı, adeta bir “öğütücü” olan “emperyalizm”in ta kendisi olmakla birlikte; piyasaya bir “demokrasi dağıtıcısı”, bir Robin Hood, bir “özgürlük mücadelecisi” olarak sürülüveriyor! Ustaca, şeytani bir deha ile... Hani annelerin kız çocuklarına sıklıkla tembih ettikleri tanıdık bir replik... “Çikolata, şeker vereceğim diye kandırırlar yavrucuğum! Sakın tanımadığın amcalarla konuşma! ” Ancak diplomaside Bize güven vermiyorsunuz! Bu sebeple de sizinle masaya oturmayacağız! ” diyemiyorsunuz. “Stratejik ortaklık” ya da “stratejik ilişki”. Statü ne olursa olsun, bu aktörlerle paslaşmak bir zaruret sonuçta! Ancak bu paslaşmanın, kesinlikle bir yumruklaşmaya dönüşmemesi gerekiyor! Sürece müdehale edilemeyip, kapışmak “farz” olursa da, yumruk almamayı temin edebilmelisiniz! Bunu temin edebilmek için ise şu gibi niteliklere ihtiyaç var; Özgüven! Kararlılık! Boyun eğmeye varmayan bir “uzlaşma yetisi”! Tarihi birikim ve “tarihi kimliği sahiplenme” duygusu! Stratejik formasyon! Cesarete ve mantık ilkelerine paralel “sağlıklı inisiyatif” kullanabilme! Hızlı değişen şartlara “seri” adaptasyon! Ve gerçek bir öngörü! Liste uzayıp gidebilir. Ancak şu noktada, eldeki verilere bakmak daha mantıklı bir eylem olsa gerek... Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 2
“Küresel Baronlar”ın Evrim Süreci Yöneten ve yönetilen, elit kesim ile avam arasındaki kalın çizgiler, tarihi bir kısır döngü sonuçta! Dolayısıyla “Sion Merkezli Küresel Krallık”ı hedefleyen küresel baronların varlığı hiç de yeni bir durum değil. Peki “Para da, petrol de, tüm uluslararası mafya bağlantıları da, legal ya da illegal tüm güç unsurları da bizim elimizde olmalı! ” diyen bu küresel kraliyetin müstakbel sahipleri neyi amaçlıyor? Yanıt gayet net! Nihai bir güç! Sular yükselince balıklar karıncaları yermiş. Sular çekilince de karıncalar balıkları! Yani “Kimse bugünkü gücüne ve üstünlüğüne güvenmemelidir! Çünkü kimin kimi yiyeceğine ‘suyun akışı’ karar verir! ” denir ama; bu küresel aktörler “Hep biz yiyelim! ” diyorlar. Ve kimin kimi yiyeceğine “suyun akışı”nın karar vereceğini de hayli iyi bilen bu “canavar kadro”, “tarihi seyrin doğal akışı”na küresel katkı maddeleri enjekte ederek “suyun akışı”nı bizzat kendileri kurgulamaya çalışıyorlar. Nasıl mı? Demokrasiden yoksun Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya “demokrasi” götürmeye kalkarak mesela... Tıpkı Yeni Dünya’nın o zamanki sahipleri olan Kızılderililer’e “medeniyet” götürüldüğü gibi..! “Sizin derdinizin devası demokrasi! Durun bir yardımcı oluvereyim size! ” diyen küresel aktörlerin; şimdilerde bize büyük kaşif olarak lanse edilmekle birlikte, Yeni Dünya’daki ırkları topraklarından ve canlarından eden tanıdık tarihi şahsiyetlerden pek de farkı yok sonuçta! Zira bugünkü küresel kuşak, o neslin devamıdır! Aynı anlayış ya da anlayışsızlık, ve aynı amaç... Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 3
Bir “Küresel Gölge”; GOKAP Eldeki verilere dönülecek olursa, kumbarada hayli külliyatlı bir “küresel proje”nin olduğu görülür. Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi! Ve uzun zamandır altyapı çalışmaları süren bu proje kapsamında; tıkıldığı mağarada küresel sinevizyon gösterilerini gerçek bir tarihi seyir zannetmek durumunda bırakılan Türkiye de TESLİM ALINDI..! Ve görüldüğü gibi; içeride kurt, ABD ya da İsrail’de kuzu olan iktidarın “son derece geniş” diplomatik temasları bünyesinde BOP Köprüsü’ne adım atıldığı resmen ilan olundu! Bu teslim alma sürecini hızlandıran faktörlerden biri, ülkesinin milli duruş ve ulusal çıkarlarından ziyade kendi siyasi emellerini gözeten başbakanın sağlıksız duruşu ya da duruşsuzluğu olmakla birlikte; diğer bir sebep ise profesyonelce yürütülen psikolojik harpti. Ve Ankara’daki yokluğunu daha şimdiden hissetmeye başladığımız Eric Edelman’ın gider ayak yaptığı BOP’a yönelik tatlı sert açıklamalar da, resmi temaslar çerçevesinde bilerek ve isteyerek yaratılan randevu krizleri de bu psikolojik savaşın küçük birer nişanesiydi. ABD ile yaşanan randevu krizinin sonucu ise; sadece “BOP konusunda teslim oluyoruz! ” demeye yeten 7 dakikalık “kocaman” bir görüşme oldu! Bu 7 dakikanın 2 dakikası da inanın fazla aslında! Yani net görüşme tam 5 dakika! Ayrıca BOP konusundaki bu ilan-ı teslim, sayın başbakanın 11. Arap Ekonomik Forumu’na katılmak için gittiği Lübnan’da da tekrar edilerek perçinlendi. “Suriye askerlerinin Lübnan’dan çekilmesi konusunda büyük etkimiz oldu! ” şeklinde konuşup Amerika’ya “Allah Allah! Bunu Tayip yaptıysa, biz hangi ülkeye baskı yaptık? ” dedirterek hayli gülünç bir duruma düşüp çam devirmeye devam eden Erdoğan, aynı zamanda küresel iradeye “Bakın, teslim olduğumuzu yakın çevremize de deklare ediyoruz! ” demiş oldu. Ancak gelin görün ki; “Teslim oluyoruz! ” derken bile atsineği muamelesi görmekten kurtulamadı! Adı çıkmış “gadfly”a (tacizci) , inmiyor uslu çocuğa… Siyasette en temel kural; sağlam bir teşkilattır. Eğer bir siyasi figür, kişisel olarak çok iyi bir birikime sahip olmakla birlikte arkasında duracak sağlam bir ekipten yoksunsa; ondan etkili bir siyasi oyuncu olmaz. Onun için siyasi bir transfer yapıldı mı, hemen ikinci bir adım olarak arkasından kaç kişi getirebileceğine bakılır. Ve vaatlerden ziyade, gerçekleştirilen adımların sayısal değerleri dikkate alınır! Aynı mantık uluslararası diplomaside de geçerlidir. Yani Erdoğan’ın affı ve uzun zamandır mahrum bırakıldığı küresel proteinlere kavuşabilmesi; sadece Türkiye olarak projeye biat etmesi ile sağlanabilecek bir iş değil! “Bakalım o coğrafyada kaç ülkeyi bize kazandırabileceksin? ” derler adama! Hele de 1 Mart Tezkeresi gibi daha önceki ev ödevleri yerine getirilmemiş ise! Ancak sayın başbakan, BOP konusundaki yeni mesleği olan “pazarlamacılık”ı layıkıyla yerine getirip küresel puanlardan nasip alayım derken yine bazı işleri birbirine karıştırdı! Zira ABD ziyaretinde ülkesinden dert yanıp, özgürlük sorunlarını ABD kamuoyu üzerinden dünya ile paylaşan başbakan, Lübnan’da da geleneği bozmayarak ülkesini şikayete devam etti! 1956 Yılı’nda Cumhurbakanı Celal Bayar’ın ziyaretinden sonra ülkelerinde ilk kez bir Türk Başbakanı gören Lübnanlılar, “siyasi propaganda” ile dış politikayı birbirine karıştıran bir siyasinin ağlamalarına tanık oldular! Tıpkı şerefine başbakan tarafından yemek verilen AB elçilerinin Erdoğan’ın türban konusundaki yakınmalarını dinledikleri gibi... Ayrıca kendisinin, AB elçilerini dedikoducu bulduğunu da unutmamak lazım. Galiba bu şikayet etme alışkanlığı, başbakanda bir hastalık haline geldi..! Lübnan ziyaretinde; “ABD 14 bakanlıkla yönetiliyor. Bizde ise bakkal dükkanı açar gibi bakanlık açmışlar! Bunun için 38 bakanlıktan 15’ini kapatarak bakanlık sayısını şimdilik 23’e indirdik. İş yapmak için bürokratik oligarşiden kurtulmak lazım! ” diyerek siyasi reklam yapan Erdoğan, bunları güya yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek adına söylemiş ve konuşmayı getirip, “Siz yeter ki yatırım için gelin! Biz engelleri aşarız! ” noktasına bağlamıştır. İyi güzel de, Sayın Erdoğan! İç işlerimizdeki aksaklıkları anlattığınız yer Türkiye değil Lübnan! Kaldı ki, sıcak para akışı ve yabancı sermaye girişindeki ivme ile ekonomik açmaza çözüm getirebileceğinizi düşünmeniz hala daha aynı kör nokta etrafında dönüp dolaştığınızı resmediyor. Şunu iyi biliniz ki; bu ülkenin ekonomi problemi, IMF’nin bir yanı şantaj bir yanı kredi olan küresel dayatmaları ile ya da yerli - yabancı karışık başlayıp tamamen yurtdışına devir ile sonuçlanacak özelleştirme furyasıyla değil; bedel ve onurlu duruş gerektiren gerçekçi bir ekonomi programı ile çözülür! Sizin yaptığınız ise, bir sonraki iktidarın çözmek zorunda kalacağı problemleri arttırarak, kısa yoldan göstermelik çözümlerle siyasi manzaranızı genişletmekten başka birşey değil! Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 4
“Küresel Zincirler”in Kaybolan Anahtarı Mağaraya tıkılarak sanal verilerle oyalanmaya ve küresel haritaları oluşturabilmek adına etinden sütünden, tüm getirilerinden faydalanılmaya çalışılan Türkiye, işte bu global kurgularla avlanmaya çalışılanlardan biri durumunda… Bizi, duvara yansıyan küresel gölgeleri hakikat kabul etmeye mecbur bırakan zincirler ise son derece açık! Dışa bağımlı bir ekonomi ve milli şuur ile bütünsel bakıştan yeterince nasip almamış basiretsiz yöneticiler! Hani şu, Türk Askeri’nin başına “kazara” çuval geçirenlere karşı gıkını çıkartmayan yöneticiler… Elleri kelepçeli, ayakları prangalı tutsağı bağlı olduğu küresel zincirlerden kurtaracak anahtarsa kayıp durumda! Ve bu da doğal bir kaybolma değil elbet! Bir kaybolma değil, kaybetme yani... “Küresel Amcalar aldı götürdü, satamadan getirdi! ” desek acaba bulunur mu? Mağaraya ve duvardan yansıtılanları hakikat sanmaya mahkum tutsak bu kadere terkediledursun, köşeye sıkıştırma stratejisi de son hızıyla sürüyor. Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 5
“AB Yolu”na Saçılanlar... AB’ye üye olmadan Gümrük Birliği’nin altına imza atan, türünün tek örneği bu uluslararası aktör, şimdi de uğruna nice şehitler verdiği Kıbrıs’ı gözden çıkartarak, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile birlikte on ülkenin de istifade edebileceği bir genişlemeye zorlanıyor! Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tanımadığı GKRY hangi sıfatla bilinmez, Ankara’da büyükelçilik açma planları yapıyor! Isıtılıp ısıtılıp piyasaya sürülen etnik kartlara ise; ağız tadıyla şantaj yapılabilecek zemin yaratıldı mı derhal ivme kazandırılıyor. Yedekler Kulübesi’nin değişmeyen oyuncusu Ermenistan da, bu konuda biçilmiş kaftan olmaya devam ediyor… Erdoğan’ın ABD teması ya da temassızlığı sırasında Amerikan Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nden alelacele çıkarılan soykırımın tanınması yönündeki yasa hızla olgunluğa eriştirilmeye çalışılırken; son dönem anketlerinde “dost görülen ülkeler” sıralamasında birinci olan Almanya Parlamentosu da aynı yönde karar aldı. Alman Meclisi, Ermeniler’in katledildiği iddiasını içeren önergeyi, iktidar ve muhalefetin ortak çalışması sonucu oybirliği ile kabul etti hem de! Aklından ziyade duygularıyla hareket ederek hüsrana uğramayı adet haline getiren başbakansa; AB Yolu’ndaki aziz dostu Schöder’e derinden sitem etti! “Allah Allah! Gayet de samimi gözüküyordu ama ne oldu bu adama! ” dedi kendi kendine! Ve hatta basına da! Ancak sayın başbakan, artık diplomasinin Kasımpaşa usulü baba raconlarla değil, hata payını tamamen yok edecek son derece matematik hesaplar ve stratejik çarpışmaya dayalı realist adımlarla yürütülebileceğini idrak etmeli! Zira “Bak bu olmadı Schöder! ” deyip parmak sallamakla, ya da “Tarih onları mahçup edecektir! ” şeklinde “tarihi açıklamalar” yapmakla olmuyor bu işler..! Hatice’ye değil, neticeye bakmak lazım! Kaldı ki Schöder şimdilerde, kuyruğunu fena halde kaptırdığı Merkel ile baş etmeye, “Kendimi nasıl kurtarırım? ” sorusuna çözüm üretmeye çalışıyor. Aziz dostu Erdoğan’ı düşünebilecek bir durumda değil yani! Ayrıca geçtiğimiz günlerde Almanya’da yapılan bir kamuoyu yoklaması, Almanya’nın, Türkiye’nin AB üyeliğine ne denli karşı olduğunu sayısal olarak da belgeliyor. Allenbach Demoskopi Enstitüsü tarafından yapılan yoklamada, Almanya’nın Bulgaristan’ın AB üyeliğine % 49, Romanya’nın üyeliğine % 53, Türkiye’nin AB üyeliğine ise % 66 oranında karşı olduğu sonucuna ulaşılıyor. Fransa ise zaten üyelik konusundaki en keskin görüşlü ülkelerden. Sonuçta denilen şey açık! Ya paşa paşa nice vatandaşınızı katleden GKRY’ni tanır, en geniş ayrıcalıkları verdiğiniz halde sizi arkanızdan vuran Ermeniler’e soykırım uyguladığınızı kabul edersiniz; ya da biz sizi muhatap alıp görüşme sürecini başlatmayız! Ama ne diyor Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül; “3 Ekim’de Ek Protokol’e imza atacak ve görüşmeleri başlatacağız! Geri adım yok! ” IMF’in Babacan dostu başmüzakereci de Liderler Zirvesi’nde, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’e, GKRY ile birlikte geçen yıl AB’ye alınan on ülkenin de dahil edileceği GB genişlemesini içeren Ek Protokol’ün imzalanacağını belirtti zaten. Yani 3 Ekim’i hevesle bekliyor, ve canla başla ne gerekiyorsa yapıyoruz! Kesinlikle geri adım yok! Buradan bakıldığında geri adım yok anladık! Ya öbür taraf ne olacak? İspanyol Gazetesi ABC, Avrupa Konseyi Binası’nın önünde bulunan 29 bayraktan biri olan Türkiye Bayrağı’nın indirilmesinin anlamlı olduğuna dikkat çekmiş. Nasıl çekmesin ki? Zira “genişleme” konusu sadece ve sadece “uzaması muhtemel olan bütçe görüşmelerinden ötürü” gündem dışı bırakılsa da Başmüzakereci Ali Babacan Türkiye’yi temsilen zirveye katılmadı mı? Yani ne olursa olsun biz bir konuk ülke olmuyor muyuz? Ayrıca yine yabancı basında; Fransa’nın, Türkiye ile müzakerelerin başlamasına karşı olduğu yorumları yapılmış. Figaro, “Türkiye; Chirac’ın Virajı” başlığını atarken, The Guardian ise; “Demokratik ve laik Türkiye’nin reddedilmesi halinde İslam Dünyası’na öldürücü bir mesaj gönderilecek! ” demiş. Bunlarla birlikte, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki konferansın iptalini eleştirenler, “Soykırım yapıldı! Bunun neresi tartışılacak! ” diyerek Brüksel’deki Ermeni Paneli’ni engellemeye çalışmışlar. Panelin başlamasına saatler kala Avrupa Parlementosu Başkanı Josep Borell devreye girerek, “Soykırım olduğu açık! AP – Ermeni ilişkilerine zarar vereceksiniz! ” şeklinde bir faks göndererek panelin iptalini istemiş. Ayrıca başbakanın Lübnan ziyareti esnasında Ermeniler tarafından yakılan Türk Bayrağı da cabası! Neticede, tanınan soykırımıyla, genişletilen Gümrük Birliği ve tüm sürpriz kartları ile AB Süreci hayırlı uğurlu olsun... Ancak şu da iyi bilinsin ki; GB’nin 1996’da yürürlüğe sokulması ile birlikte 9 yılda % 167 artarak 184 Milyar Dolar’a ulaşan dış ticaret açığı, Ek Protokol’ün imzalanıp GB’nin genişletilmesi ile daha da artacaktır. Batılı William Hale, Türk Dış Politikası adlı yapıtının 2003 baskısında şöyle konuşuyor; “1856’da Osmanlı İmparatorluğu’nun açıklamayı kabul ettiği Hatt-ı Hümayun ile; Osmanlı Hükümeti, kamu hukukuna ve Avrupa’daki birliğe iştirak etmeye teşvik ediliyordu. Kimilerince bu biraz belirsiz veya gereksiz bir şart gibi görünebilir. Ama imparatorluk Avrupalı bir güç statüsünde kabul gördüğünden Osmanlı Hükümeti için önemli bir anlam taşıyordu. Bu şekilde tanımlanmak hala Türk Devleti’nin en önemli dış politika hedeflerinden biridir.” Tabii Batılı yazar bu noktaya, Avrupalı bir güç olarak kabul edilmek sıfatı açısından yaklaşmakla birlikte, biz Türkler yakinen biliyoruz ki; Tanzimat Fermanı gibi, Islahat Fermanı gibi Batı’nın sıkıştırmaları ve Batı’ya ayak uydurarak çöküntüden kurtulma Amacı doğrultusunda atılan adımlar istenen sonucu vermedi ve Osmanlı’yı daha büyük bir sorunlar silsilesiyle başbaşa bıraktı... Yazarın sözünü ettiği dış politika hedefinin bugün geldiği yer ise, görüldüğü üzere çok daha problematik bir nokta... Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 6
Bir Yanda “Aklın Hilesini Çözenler”, Diğer Yanda “Küresel Yansımalara Kilitlenenler”... Bir 19. Yüzyıl Alman İdealisti olan Hegel, “diyalektik” kadar “aklın hilesi” kuramıyla da meşhurdur. Ve “aklın hilesini çözme başarısına erişmiş kimlikler” bir tarihi aktör olmaya mecburlardır ona göre! Bu üstün kişilere “dünyanın gözü” adını veren Hegel, ünlü kavramı “aklın hilesi”ni (Lıst der Idee) şöyle açıklıyor; Aslında tarihi süreç içindeki her gelişme, “mutlak tin” olarak tanımlanabilecek “geıst”ın belirlemelerine göre şekil alır. Ancak insanlar daima kendi özgür iradeleri ile hareket ettikleri yanılgısına kapılırlar. Yani tarihi akış içindeki hareketlilik “geıst”ın istediği gibi olmaktadır. İnsanların, davranışlarının sebebi zannettikleri tutkular ise; bir itici güç değil, “geıst”ın yazdığı ve gösterime koyduğu senaryoda sadece birer araçtır. Evet tarih bu yanılgı ile devam eder... Ancak bazı insanlar vardır ki; onlar “mutlak akıl” olarak da çevrilebilecek olan “geıst”ın bu “hile”sini çözmüşlerdir. İşte onlar, “dünyanın gözü” olma sıfatını hakeden üstün kişilerdir! Ancak bu kuramdan sakın ola, itina ile hazırlanılan küresel kurguların da bir “geıst ürünü” olduğu sonucu çıkmasın! Zira “geıst” Hegel’de şeytanı değil, “katıksız, saf bir akıl”ı simgeler... Sonuçta bir yanda “aklın hilesi”ni deşifre ederek oyunu çözen ve renklendiren kimlikler var, diğer yanda ise kimin kimi yiyeceğine karar verecek olan “suyun akışı”nı şeytani bir zeka ile kurgulayan küresel aktörler ve onların küresel kurgularını hakikat zannetmeye mecbur bırakılan kitleler... Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 7
“İki Sinek” Arasında “Bir Başbakan”... “Karikatür” gibi bir “gerçek”... Adamlar “aklın hilesi”ni çözüp tarih yazmaya devam etsinler, bizim başbakan da sineklerle uğraşıyor işte! Bush’un Sineği bir yandan, Rusya ile ithalat krizine sebep olan Akdeniz Sineği diğer yandan..! Gerçi sayın başbakanın meşhur görüşmelerinden biriyle Rusya’yla sebze meyve ithalatı konusunda krize neden olan “sinek engeli” güya aşıldı! Zira Putin’e telefon açarak duruma derhal müdehale eden başbakan ilk hamlede araya giren ufak bir misafir sebebiyle başarılı olamadıysa da, ertesi gün meseleyi, kendisine geri dönüş yapan Rus Lider ile telefonda görüştü. İngiltere Başbakanı Tony Blair’ı ağırladığı için o an telefona yanıt veremeyen Putin’in meğerse meseleden haberi yokmuş! Bu da demek oluyor ki; Türkiye ile yaş sebze ve meyve ithalatını geçici olarak durdurma kararı alan Rusya Federasyonu Veterinerlik ve Bitki Karantina Dairesi Putin’e bağlı çalışmıyor! Ya da Rus Lider öylesine demokrat ve ekibine inisiyatif tanıyan bir adam ki, böylesi bir karar Putin’in haberi olmaksızın alınabiliyor! Yoksa koskoca devlet başkanı “Akıllı olun! ABD ile fazla sıkı fıkı oluyorsunuz! Rus Ruleti de Osmanlı Tokatı kadar meşhurdur! Bir almayıveririz elinizdeki sebze meyveyi sarılırsınız hemen telefona! ” diyecek değil ya..! Adamcağız, “Karar siyasi değil, haberim bile yok! ” demedi mi… Sonuçta Dost Rusya’ya başbakanın yaptığı “Lütfen sebze ve meyvelerimizi alın! Mallarımızda sinek minek yoktur! ” yönündeki çağrı Putin tarafından dikkate alınarak konu güya çözülecekler listesine alındı... Ama nedense çiçeği burnunda Tarım Bakanı Eker hala daha “Bekliyoruz, bir adım olmadı! ’’ diyor. Beklemekten yorulan bakan Mehdi Eker, gerekli bilgileri kendilerine ulaştırmış ama, önümüzdeki günlerde Rus Tarım Bakanı ile bir de telefonda görüşecekmiş. Umarız bu kez de hatlar yoğun olmaz ve netice alınabilecek sağlıklı bir görüşme yapılabilir... Unutmadan, Sayın başbakan’ın Rusya ile görüşmelerinden bir güzel örnek daha verelim… Başbakan Lübnan’a gidiyor, uçakta… Yine uçuyor yani… Gazetecilerden biri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs ile ilgili son raporunun BM Güvenlik Konseyi tarafından hala onaylanmadığını hatırlatarak soruyor; “Bu gecikmenin sorumlusu Rusya olabilir mi? ” Bizim muzip başbakan da, “Eğer öyleyse Putin ile görüşürüm! ” diyerek espritüel dehasını parlatma fırsatı buluyor! Sonuç olarak; “Sinek - 2 Olayı”ndan geçtik de, Sayın Erdoğan diğer sinek vakaasını nasıl çözecek; işte o pek net değil! Artık “gadfly” olarak anılıp “tacizci adam” olmayı takıntı haline getirmeme yoluna mı gider, “at pazarlığı” söylemini tarihe mi gömer, “Sinek küçük mide bulandırır! ” diyenleri duymamazlıktan mı gelir, yoksa “Sinek gibi başımı ezmesinler! ” diyerek “BOP Pazarlamacılığı”na mı asılır bilinmez ama; Allah büyüktür! Bir şekilde çözülecek inşaallah… Zira anlayışlı Rusya gibi, astratejik ortağımız ABD gibi “vefalı dostlar’’ olduğu müddetçe Türkiye’nin sırtı yere gelmez… Ve Bir “Dost” Büyükelçi; Forvet Eric Astratejik ortağımızın etkili küresel oyuncularından olan ve genellikle forvet olarak sahaya sürülen Eric dostumuz gider ayak veciz açıklamalarına da epey hız verdi… Hilmi Özkök, İ. Melih Gökçek, Abdullah Gül gibi isimlere teker teker şükranlarını sunan Sayın Edelman, Türkiye’deki veda ziyaretlerinin akabinde bağımsızlığın 229. yılı sebebiyle görev süresi bittiği için erken verdiği 4 Temmuz Ulusal Gün Resepsiyonu’nda Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de methiyelerde bulundu. Atatürk’ün, 1776’da ABD’yi kuranlar gibi hareket ettiğini belirtip, “O, yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden Türkiye’yi Batı’ya giden yola yerleştirdi. Kendisi bu davranışıyla bizim ilham kaynağımız olmuştur! ” dedi. Ayrıca Türkiye Demokrasisi’ne verdikleri desteğin süreceğini belirten ve önümüzdeki ay Pentagon’un 3 nolu pozisyonunda göreve başlayarak Türk Askeri Makamları ile sıklıkla muhatap olacak olan bu dost büyükelçi, “Dostluğunuza verdiğimiz değer ve özgürlük davasında yardımınıza duyduğumuz ihtiyaç sürecektir. Tanrı ABD’yi ve Türkiye’yi korusun! ” şeklinde konuştu. Yalnız şu var Sayın Edelman! Tanrı Türkiye’yi zaten koruyor! Zira yeterince korumasa “küresel özgürlük senaryoları”nızın elinden nice olurdu halimiz..? Gerçi küresel takımda en az sizin kadar etkili bir yıldız oyuncu olan Soros da bizi çok seviyor biliyoruz! Ama her nedense Türkiye’deki gizli görüşmelerinin içine “gerçek bir dost ülke” olan Azerbaycan’ın en önemli muhalefet lideri Musavat Partisi Genel Başkanı İsa Kamber’i sıkıştırıveriyor! Artık bizim hakkımızdaki gizli görüşmelerini de nerelerde gerçekleştiriyor Allah bilir… Bununla birlikte Edelman, Türk Basını’na verdiği son röportajlarda Çuval Krizi sonrasında Türk Askeri Makamları ile üç ve dört yıldız düzeyindeki tüm ilişkilerin “yumuşatıldığı’’nı ve sıranın daha alt kademelere geldiğini de belirtiyor. Anlaşılan bu dost büyükelçi, ilerleyen dönemlerde de dostane görüntüler eşliğinde içeri sızma politikasına devam etmeyi ve TSK üzerinden hedef büyütmeyi planlıyor... Demek ki biz de, bu dost açılımı bir o kadar dostane bir tavırla karşılamak durumunda kalacağız.... Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Küresel gölgeler 8
'Küresel Güçler” “Oyun”u Bitirmek İstemeyince… Her gün traş olmak için berbere giden adam ile muzip çocuğun hikayesini anlat mışmıydık hiç? Gerçi ikinci baskı olsa da değer… Adam hergün gidiyor berbere. Ve içeriden, dışarıda top oynayan çocukları izlerken de, şöyle diyor yanındaki adama; “Şu dışarıda top oynayan çocuk var ya, bak nasıl bir oyun kuracağım şimdi ona! ” Çıkarken de bir köşeye gözleriyle konuştuğu çocuğun alması için 500 bin lira bırakıyor. Adam bırakıyor çocuk alıyor, adam bırakıyor çocuk alıyor, ve hikaye bir müddet böyle devam ediyor. Akabinde ise; adam aynı yere 5 milyon bırakıyor bu kez ama çocuk oralı olmuyor. Ertesi gün 500 bin tekrar koyuluyor ve çocuk yine alıyor. Derken kendi kurduğu ve keyif alarak sürdürdüğü “oyun’’un yürümediğini gören adam merak edip soruyor ve çocuğun ilginç yanıtı geliyor; “Eğer 5 milyonu alsaydım oyun bitecekti! Ben parayı değil, oyunun devam etmesini istiyorum! ” İşte gülüp geçilecek cinsten ufak bir hikaye ve Türkiye Gündemi’ne olan tirajı komik yansısı… Sonuçta etnik dokümanlar ve türban gibi oyunun hem devamına, hem de verimine denk düşen meseleler sahnelenmeye devam ediyor... Erzurum Atatürk Üniversitesi’ndeki olaylı diploma töreninin ardından Sayın Arınç’ın sebep olanları faşistlikle suçladığı açıklamalar ve AKP’lilerin konuya sahip çıkışlarını yansıtan sıcak yorumlar geliyor. Ve hemen akabinde de AKP Altındağ ve Çankaya ilçe teşkilatlarında can kaybına neden olmayan bombalı saldırılar yaşanıyor. Ne diyelim? “OYUN” DEVAM EDİYOR… NE YORGAN GİTTİ DAHA, NE DE KAVGA BİTTİ… ANCAK DEVAM EDEN BU OYUN, TUTSAK ZİNCİRLERİNDEN KURTULUP DA MAĞARANIN DIŞINA ÇIKINCA YENİDEN YAZILACAK! İŞTE O ZAMAN SÜREKLİ ZAYIFLATILARAK KONU MANKENİ HALİNE GETİRİLEN MİLLİ REFLEKSLER BİR 'GERÇEK BİLİNÇ'E DÖNÜŞECEK VE SAHNEYE ÇIKAN BU 'KEMALE ERİŞMİŞ MİLLİ ŞUUR', OYUNU YAZAN TÜM KALEMLERİ YUTARAK SENARİSTLERİ FİGÜRAN KILACAK; BU FİGÜRANLARI, ONLARA İSTİKLAL MARŞI GİBİ, GENÇLİĞE HİTABE GİBİ NUTUK GİBİ, SUFLELER VEREREK “ZEVKLE’’ OYNATACAKTIR..! Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Bir yangındır hayat
Söyleyecek tek bir söz vardır, anlatacak bir dolu anı, boşlukta salınır… Düşüncelerin sustuğu an.. Fırtınadan önceki sessizlik değil, fırtınadan sonraki yıkımdır aslolan… bağbozumunda kurulmuş bir salıncak ve sallanır özgürlüğe son nefesleri çınar gölgelerinin, uçar kağıt parçaları tüm yaz biriktirdikleri.. İç burkan dinginliğin takibiyle son parçalar kopar, düşer hüzünlü ayazın kışa adım atan yaprağı... Ah o sözlerin; sağanak yağmur gibi yağan, aşkın yüzüne çarpan pencerendir. Arka kapıdan giren bir esintiyle imkansızlığın sunduğu ölçüde, benliği oyarcasına deşinerek, tenine dokunan maddeden ibaret soğukluğu yok sayar… Sözler tükenir, ve günler azalır yavaş yavaş, gözlerini aydınlatan, aşk'a çakılmış kibritlerle tutuşup, bir küçük rüzgarla geride kalan. Hayal denizinde tan pembesinde yakamoza sıralanır kelimeler, toplar, derler … Bir yangındır hayat, kül olmadan göremeyiz ufuk çizgisini… Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Yok karşılığı
Yüzünü yerinde kullanmıyorsun sevgilim dalgınlığını da… Hiçbir ayrılık bir kişide kalmaz, sende bir geyiğin dağlar kadar korkusu, kanı görünüyor bir avcının dürbününden… zamanın kavgası bitti ya da ben ölmeyeceğimi anladım gece yarısı öykülerinden belki avuçlarını bulacaktı tenim, içyüzüm, esaretim belki damarların yüzünden kana bulanmış her yerim yine de yok karşılığı yüzünün Sessizlikten öğrenmişsin tutkuyu, ayrılıkla şakalaşmaktan… aşk bir şarkıya uğramış, durmuş Çam kokulu dudakların değince ağzıma mayın döşüyor ellerinden akan ter sevişmek tehdit ediyor çıplak vurgun sığınışımı, kucaklayamıyor insan kendisini … karşılığı yok ki kollarının… Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Eksik şehir
Sanki sen, içimden ilk kez esip geçiyorsun.. Gittiğin kadar yakın duruyorsun Saçlarına,dudaklarına ihtiyacım.. ellerinde kalsın… geceyi aldığımda üstüme, ağlarsın martılar kadar kusursuz… Zamana karşı savaşta yenisin daha, en zorları daima ben seçtim, çünkü; dert en çok bana yakışır sen taşıyamazsın... Bak eksik kalıyor yazılanlar, eksik bir şehir varsa... Hedefler belirle! .. yaşamak uğruna, yeni ümitler peşine düş! .. Ama kaybettirecek geç kalınmışlık, çünkü, zamanı hiç karşısına almamıştın ve bu benim demeye utanacak, yüzün çaresizce Bak demiştim, gitmeler hep içinden başlıyor. anlat kimsin sen, nerden öğrendin gitmeyi, sinmeyi, silinmemeyi, seni durmadan anımsamak bir kanama mı? Kumunu yitirmiş bir çölün hüznü, önemlidir bir düş'ün depreminden… Ölümün sevinci her silah sesi, kalbimde çalkalanır bir deniz, bunu bilmekten..oysa söylemiştim güvercinler sensizken güzel uçmuyor. Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Bıçak kesti havayı
Bıçak kesti havayı. Bir feryat; bir damla kan, bir daha... Kan kokusu örttü geceyi. Kızıl bir göl büyüdü, büyüdü. Kızıla büründü karanlık... Böğürdü birden katil bıçak gibi keskin kan gibi sıcak kurşun gibi sert… Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Gel demiyorum
Bu şehirde yaşamayı seçtik... Korkağı,suskunu,dolandırıcısı... Görerek susmayı, susarken yalnızlığı bilerek,savunmayı öğrendik. Nasıl yeter bu şehir gözlerimi karatmaya, susmaya bedel ne kadarı bu yalanlar.. Ne kadarı bu geceden, al darasını tenimden.. girme yanan yüreğime Söyle; martılar kadar uykusuz, eksiksin.. Hayata gözyaşıyla asılırken durduk yere gülen dudaklar, acısını içinde saklar… Sen git yada kal sadece, uykularımdaki kadar güzelsin biliyor musun? Kanatlarından kopardın bir ihaneti, yürüdün, düştüğün kadar ihanetin kıvrımlarından… Bir kum lekesi kadar hayalin, bir dağ kadar sevdan düştü ellerimden bilemedin Yalnızlıktan bir ihaneti taşıyamazsın, istersen yol yakınken bırak istersen hiç olmadığı kadar dön bana … Ben o yerde bildiğin kadarıyım bildiğin kadarıyla.. Sana ıslak perçemindeki hayallerimi soracaktım, sen gidişini bıraktın gitmeler durağına. Gel desem, saatler intiharı bilmediğinde, korkaklığın bir kaçışın şiire duruşudur. Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#14 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Sapak
Sen ölmeyi bilir misin? ölmelerden ölüm varken Kendimin bile bilmediği bir sebepten ölmeliyim ben sırtım dünyaya dönük olmalı ağzımın kenarında biraz kan böyle ölmeliyim işte siyahın ötesi bir şekilde vurun beni, bir daha karşınıza dirileyim vurun beni rüzgar gibi bitmek bilmeyen yolların üzerindeyim.. Masadaki bir yığın... Sıkılsam ne kelime, doğru yanlışı götürür olmuş o zaman emeğe ve akla ne kalem sevsekte bir suç gibi, koşsak bir yığınla,yol geride kalır. Yetişemem ben bu yığınla yetiştirenim yoksa.. Giden yoldan kopan yol sapağına varmaktadır oysa ve zamanı gelince karşına nasıl geleceği şüphelidir.. Üşüdüğümde gözlerinden ezberlediğim ihanetler; aynalarda unuttuğum kaç adet yüzüm kalmış kim bilir… Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
|
|
#15 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
ALDIM;
Buz gibi oluyorsan da gecenin ellerinde, bir istek bu bilmeyen yok.. İçimden bir derin nefes, görünüşüne aldanmam istediğim bir tek ten ise... ALDIN; Sabahın gizli parıltısında, maksatsız bir ay ışığı, kaybolup gider... Sevmek istesen de, sevgin karanlığa gömülür... Alpaslan Edgü NE MUTLU TURKUM DIYENE, TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|