![]() |
|
|||||||
| Türk Dili ve Edebiyatı Türkçemiz, Türk Atasözleri, Edebi Yazılar vb. |
![]() |
|
|
Konu Bağlantısı | Seçenekler |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
C* Ergenekon C*'un gözünden Bilinmeyen Yönleriyle İstanbul Türkçü Buluşması
10 Ekim 2008’de akşam saatlerinde çalan telefonumla kendime geldim. Arayan Gök Yeleli Bozkurttu.
- Kardeşim, İstanbul toplantısına katılıp bu İstanbul kadrosundaki haytalar ne yapıyor bir öğren. Geçen sefer toplantı yapacağız dediklerinin akşamı adamları nezaretten topladım. Pavyonda kavga çıkarmışlar. Bana “ağabey Türkçü şiir dinletisindeyiz” demişlerdi, pavyondan çıktılar. Beni devamlı haberdar edeceksin. Sana güveniyorum. demesiyle şaşırdım ve irkildim. Vakur bir edayla: - Buyruk senindir ağabey, dedim ve yeni görevimi almanın gururu ve başarma azmiyle dop dolu olarak görevime başladım. BULUŞMA ÇABALARI (1. EMİNÖNÜ FELAKETİ) Özel iletiden gelen buluşma adresinde saat 13:30’da bulunmam gerekiyordu. Ayrıca ince düşünülmüş, bu mesaja eklenen havadan çekilmiş bir fotoğrafta buluşma yeri işaretlenmişti. Sanırım bu fotoğraf paraşütle randevu noktasına atlayacak kandaşlar için düşünülmüştü. Çalıştığım gemiden çıktığımda henüz kargalar kahvaltısını etmemişti. Bundan dolayı buluşma yerine vardığımda kargalar kahvaltısını henüz etmişler ve keyifli keyifli geyirmekteydiler. Her çaşıt gibi buluşma yerine erken geldim. Saat 10 gibi buluşma yerindeydim. Yöreyi gözlemledim. İki mobese kamerası, bir adet kabloları kopuk çalışmayan İDO kamerası, biri resmi, üçü sivil polis arabası, arap kılıklı birini bekleyen iki çapulcu enik, çok miktarda kıro ve diğer etnik döküntülerden tespit ettim. Saha keşfimden sonra kahvaltı için kendime simit ve pizzanın çifleştirilmesinden oluşmuş, 1 m2’lik bir hamur ürünü ısmarladım. Yemeğimi bitirdikten sonra, berbere uğrayıp façamı da düzelttirdim. Ve buluşma noktasında Saat 12:00’den itibaren beklemeye başladım. Saat 13:00’da değişen tek şey benim ağaç olmam ve bu fikrime katılan bir köpeğin üstüme işeme çabalarıydı. Bununla beraber aklıma acaba deşifre mi oldum, benim Gök Yeleli Bozkurt’a çalıştığımı anladılar mı, güvenlik nedeniyle buluşma yerini değiştirdiler de bana mı söylemediler gibi sorular gelmekteydi. Daha önce beni arayan Kutalmış isimli yöneticinin telefon numarası bende olan tek numaraydı. Aradığımda ise cevap yoktu. Saat 13:10 : Söz konusu köpek benim ağaç olduğumdan emin. Hala sağ arka bacağını kaldırarak bana yanaşıyor ben ise kibarca iteklemekle yetiniyorum ve ayıplar gözlerle köpeğe bakıp utanmasını sağlamaya çalışıyorum (köpeğe sert davranmama konusunda ısrarlıyım çünkü adımın adresimin IRKÇI ağabeyin ulaşabileceği bir yerde olduğuna eminim). Saat 13:20: Köpekle olan mücadelemiz halen sürüyor. Yalnız Atsızcılar’dan hiç kimse yok. Bu arada köpekten arta kalan zamanlarımda gözüme biri takılıyor. Elinde cumhuriyet gazetesi onu okumakla meşgul. Onu gözden kaybetmemeye karar veriyorum. Mutlaka buluşamayınca bizi toplamaya gelirler kalabalık olmakta fayda var diyorum (Ki kendisinin daha sonra Aydın Çeri kandaşım olduğunu öğreniyorum.). Daha köpekle bile uğraşamıyorken kafama ve omuzlarıma kuşlar konmaya başlıyor. Yöredeki bütün hayvanat ağaç olduğum konusunda hemfikir. İki genç kızımız gelip bana bez bağlamaya çalışıyorlar, dilekleri var koca bulacaklarmış. Gök Yeleli ağabeyin dediği “size buradan Türkçü koca yok” lafları aklıma geliyor ancak şu an bir faydası yok. Dilek ağacı da olduk hamdolsun Tanrımıza. ![]() Saat 13:29 : Kurtuluş yok. Köpeğin emeline ulaşmasına izin veriyorum ancak fotoğrafını da alıyorum. Zamanımın bol olduğu ilk anda ben de kendisine aynı şeyi yapacağım. (IRKÇI ağabey hürmetlerimi sunarım. Bu olay kesinlikle karşılıklılık prensibine uygundur. Ayrıca ilk o başlattı). Kutalmış’ın telefonu 38. çalışında açılıyor. Ondan sonra konuşmamızda geçenler ve buluşmak için yaptıklarımız Eminönü ahalisinde ufak çaplı bir paniğe neden oluyor. İşte konuşmaların dökümü: - Kutalmış’la mı görüşüyorum. - Evet. - İskelenin önündeyim, siz neredesiniz? - İskelenin önündeyiz. - ?????? - ?????? - Ben niye görmüyorum? - Ergenekon, iskelenin etrafına bakın biz oradayız. Kutalmış bunu demekle benim araştıracağım alanı yaklaşık 10000 m2’ye düşürerek bana yardım ediyor (en azından öyle düşünüyor). Sonuç alamayınca muhabereye devam ediyoruz. - Ergenekon, ben mavi şapkamı takıyorum, beni mutlaka bulursun. demesiyle ben rahatlıyorum. Çünkü artık ihtimaller daha da azaldı. Ancak o kadar azalmadı ki iskelenin etrafında mavi şapkalı 50 kadar kişi dolaşmakta. En sonunda daha göze çarpan bir şey yap dememle Kutalmış telefondan şunu söylüyor: - Ergenekon, pantolonunu çıkarıp, havada sallayan benim. Bu çabası tarafımdan takdir toplasa da yakındaki insanların bir kısmının denize atlamasına, diğerlerinin polise sığınmasına ve iki yaşlı teyzenin de kalp sektesinden uçmağa varmalarına sebep oluyor. Bir süre orada kandaşlarımızla tanışıp sonra taksiye binmek üzere yolun karşısına geçiyoruz. Yanlarından geçerken Kutalmış sayesinde uçmağa varan iki teyzenin yüzündeki mutlu gülümseme de nazar-ı dikkatimizi celbediyor. Taksiye biniyoruz. Aydın Çeri, Bahar Ece ve ben aynı taksideyiz. Öndeki ekip gazlayıp gittikten sonra biz de hareket ediyoruz. Buluşmadaki güvenlik seviyesi had safhada. O kadar had safhada ki benim bindiğim takside kimse nereye gideceğimizi bilmiyor, devlet sırrı. Taksi şoförü ve yanında oturan ben, bir süre anasını kaybetmiş Merzifon eşekleri gibi birbirimize bakıyoruz. Daha sonra izlediğim amerikan filmlerinden edindiğim tecrübe ile - öndeki taksiyi takip et diyorum. Önümüzde sekiz adet taksi olmasına rağmen taksi şoförü uyanık çıkıyor ve öndeki ekibin taksisinin hangisi olduğunu biliyor. BÖYLE OLUR TÜRKÇÜ’NÜN YEMEĞİ Yemek yiyeceğimiz mekana direk dalıyoruz ve ilk gölümüzü atıyoruz. Daldığımız yer de düğün var ve orası bizim yemek yiyeceğimiz yer değil. Düğüne karışıp göbek atmak suretiyle döktürmeye başlayan Buğra Şad kandaşımızı da arayıp bulduktan sonra diğer tarafta bize gösterilen yere oturuyoruz. Eminönündeki ufak çaplı halk paniklemesinden dolayı (bkz. Kutalmış, C* Ergenekon C*’a yer gösteriyor) yeterince tanışamadığımız için tekrar tanışıyoruz. Bahar Ece kandaşım sayesinde topluluğumuzun dedesi olma şerefine nail olamıyorum. Zira kendisi benden yaşça büyük yani olgun diyelim. Askerdeki değişmez prensip olan ne en önde ol ne de en arkada prensibine uymak beni rahatlatıyor. Çünkü dertlenmesi gerekenler Bahar Ece ve Son Kale. Herkesin kısa sürede kaynaşmasından sonra yazılarımın komik bulunduğu ve hoşa gittiği bilgisini alıyorum. Ancak ben onları yazarken kendime sıkı bir sansür uygulamaktaydım. Çünkü adının altına “zibidi olduğu için atılmıştır” yazılan ilk kişi ben olmak istemiyordum, keşke daha önce haberim olsaydı. İşte sesli sohbetin faydalarından biri daha. Bahar Ece ve Aybala tam karşımda yan yana oturuyorlar. Buğra Şad sık sık tuvalete gidiyor. (Not: Tuvalet, düğün mekanı ve bizim yemek yediğimiz yerin tam arasında). Bu konuya daha sonra döneceğim. Bahar Ece’nin çalıştığı yerlerin müdürlerinin kulaklarından oluşan, kıyafetine uygun şık bir kolyeyle aramıza teşrif etmesi ilk önce gözlerimizin pörtlemesine sebep olduysa da O’nun yanında en az 3 kişiyle kalmaya dikkat ederek güvenliğimizi sağladık. Bahar Ece ve Aybala’nın sohbet giderek koyulaşmaya başlıyor. Bahar Ece ve Aybala arasında geçen konuşmanın dökümü: - Memlekette etnikler kudurdu - şerefsizler! Temizlemek lazım hepsini. - …….’de Boşnaklar var - şerefsizler! Temizlemek lazım hepsini. - ……. kişisi çerkez. - şerefsizler! Temizlemek lazım hepsini. - ……. zaten Türk değil, kıro. - şerefsizler! Temizlemek lazım hepsini. - …….. - Yakın , kesin, biçin bu şerrefsizleriiii. Muhabbetin bu şekilde devam etmesi, memleketteki bütün etnikleri doğramaları ve bunları yaparken özellikle Aybala kandaşımızın gözlerindeki kararlılık ve bürüyen kan sebebiyle değerli Asenalarımızdan bir miktar uzakta durmanın ve öne sürdükleri bütün fikirlerini onaylamamızın çok yerinde olacağı konusunda diğer kandaşlarımla hızlı bir anlaşmaya vardık. Bundan sonrası onların söylemeleri bizimde onaylamamız şeklinde devam etti. Bu arada Buğra Şad’ın sürekli tuvalete gitmesi ve ter içinde geri gelmesi ilgimi çekti. Böyle bir yiğidin prostat problemi olamayacağını tahmin etmem çok uzun sürmedi. Bir tuvalete gidişinde çaşıtlığımın verdiği yılansı sinsilikle peşine takıldım. Düğün sahipleri, salonun kapısına firewall kurmadıkları için Buğra Şad açık porttan sinsice içeri sızmıştı. Hatta içeride halay başılığı ele geçirmiş kendinden geçercesine halay çekmekteydi. En güvendiğimiz yerden ihanete uğramanın acısıyla Günhan, Kutalmış, Aydın Çeri ve Tarkan kandaşlarımı çağırıp salondan içeri Kür Şad’ın çin sarayına daldığı edayla daldık. Buğra Şad’ın kafasından aşağı çuvalı geçirdik ve kendisini “Bu davamız için, bu Atsız ATA için, bu Gök Yeleli Bozkurt ağabey için, bu IRKÇI ağabey için diyerek çala yumruk giriştik. Kulak memesi kıvamına geldiğinde çuvaldan çıkartıp sandalyesine zincirledik. Bir daha halay çekmeye yeltenemedi. Bahar Ece Kandaşımız iki küçük Asenamız olan kızlarının onyedinci bakıcılarını da oklayarak öldürdüklerini emniyetten öğrenince sinire kesti ve eve gitmesi gerektiğini belirterek yanımızdan ayrıldı. Giderken de “nereden buldular gene benim Tatar yayı koleksiyonumu” diye söylendiği tarafımızdan duyuldu. Bizde daha fazla durmadık mekândan ayrılıp Taksim’e yollanmaya karar verdik. Yol üzerinde Aybala kandaşımızı tramvaya bindirme görevimizi ifa ettik. Biz giderken arkamıza baktığımızda tramvay durağının Kabataş tarafına gidecek tarafında sadece Aybala’nın kaldığını diğer bütün ahalinin karşı tarafa kaçtığını gördük. Daha ilginci, Aybala bindikten sonra hareket eden tramvayın Aybala’nın bindiği vagonun pencerelerinden herkesin kendini panik içinde aşağıya atmasıydı. Taksim’e yürümemiz ayrı bir başarı konusuydu. Yedinci kez birbirimizi kaybettikten sonra uzun bir ip bulup birbirimize iple bağlanmanın tek çözüm yolu olduğunu anladık. Bu arada Galatasaray Lisesi önünde organ bağışı kampanyasının standını görmemiz ile hepimizin aynı anda aklına organlarımızı ihtiyacı olan birine bağışlamanın bizim gibi Türkçü gençlere çok yakışacağı geldi. Ben sözcü olarak bağış görevlisine yaklaştım. Bağış teklifimizin yeterli ilgiyi görmemesine kırılmış bir şekilde diğer bir mekana soluğu aldık. Birkaç memleket kurtarma muhabbetinden sonra birisi şöyle dedi: - Yahu IRKÇI ağabeyin rott’u sanki saf kan değil. İşte o an ortalığı bir ölüm sessizliği ve kutup soğuğu sardı. Son Kale masanın altına saklandı. Ogeday boncuk boncuk terlediğ sırada ilk ve son cümlesini kurdu: - IRKÇI Ağabey bizi köpeklerine yem yapacak. Derimizi davul edecek. Hemen orada yemin ederek bu sırrı sonsuza kadar korumaya karar verdik. Saat 19:30’a geldiğinde artık ayrılık vakti gelmişti. Eskiden beri tanıştığımız ama yeni görüştüğümüz dava arkadaşlarımızla vedalaşıp Taksim’den ayrıldık. Raporum bitmiştir sayın Gök Yeleli Bozkurt ağabey. C* ERGENEKON C*
__________________
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Çok güzel bir buluşma olmuş...
Lakin ; son anda değerli " IRKÇI " Irktaşımın muhterem aziz köpeğine " rott'u sanki saf kan değil" gibi tamamen gerçek dışı bir iftira atılma girişiminde bulunulması abesle iştigal olmuştur. Malesef şu anda bir köpeğim yoktur. Gençlik yıılarımda irlanda seteri bir köpeğim vardı...Köpeğim için çaşıtın biri çıkıp " sanki bu köpek saf kan değil" dese ; tansiyonum 300 / 160 mmHg ye çıkar , beyin kanamasından uçmağa varırdım.. Umarım IRKÇI Irktaşımın bu hazin olaydan haberi yoktur.. Aksi taktirde hapı yuttuğunuzun resmidir.. Şahsen sizin yerinizde olmayı kati surette arzu etmezdim.. Ne diyeyim .... Tanrı yardımcınız olsun , yolunuz açık olsun.. |
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Güzel betimlemişsin ağabey :) tabi benim pantolonumu sallamam dışında :).
__________________
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. Mustafa Kemal ATATÜRK |
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Bir yandan okuyup, bir yandan da güldüm. Gerçekten çok kaliteli bir yazı olmuş. Mizah denen şeyin en açık seçiği görülüyor bu yazıda.
Yalnız benim hakkımda yazılanların da tamamen gerçekdışı olduğunu belirtmek zorundayım :) Gerçi düğünde zeybek çaldığını duyunca bir ara gidip oynayasım geldi ama kendimi frenlemeyi başardım. :) Zaten ben yemek yerken hemen yanımda oturan ergenekon abinin böyle bir şey yapacağını, forumdaki arkadaşları mizahi üslubuyla burada diline dolayacağını tahmin etmiştim :) |
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Kandaşım çok güzel, nükteli bir yazı olmuş. Sen beni güldürdün, Tanrı da seni güldürsün.
__________________
Hülagü Han'ın izinde... |
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Yazdıklarımdan alınmak bir yana arayarak çok beğendiğini söyleyen Buğra Şad ile seslide görüştüğüm Kutalmış başta olmak üzere bütün kandaşlarıma anlayışları için teşekkür ederim.
Sanırım bir dahaki buluşma için bana verecekleri adres ile gerçekten buluştukları yer arasında en az 20 km olacak
__________________
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKTIR.
|
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Abi şu mizah anlayışına hayran olmamak elde değil gerçekten kutalmış kandaşımın dediği kadar varmışsın ben daha önce dikkat etmemiştim. Bundan sonra gözüm üzerinde raporu okurken yattım yerlere gözlerimden yaş bile geldi tebrikler dorusu nasıl beceriyorsun tiyo verirsin seslide umarım.
__________________
bu memleket tarihte Türk'tü, buğünde Türk'tür ve ebediyyen de Türk olarak yaşayacaktır TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR |
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Çok güzel ve mizah açısından da son derece başarılı ve kaliteli bir yazı olmuş. Okudukça güldüm, çok hoşuma gitti. Eğer böyle yazılar okumaya devam edersek bağımlılık yapabilir, bilgine...
|
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Ağabey güldürdün beni :) ellerine sağlık...
__________________
![]() Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Türkçülüğün izinden ayrılmayacağıma and içerim! |
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Bu yazıyı okuyanlar bi sonraki buluşmaya gelmeden önce bir kez daha düşünürler.
En komik kısmıda müdürlerin kulaklarından oluşan kolyeydi. Mizah anlayışınız mükemmel. Komik olduğu kadar buluşmaya katılmak için çekinen korkan kandaşlarımızı iğneleyici bi yazı. Korkarım bi sonraki buluşmaya ben de katılacak olursam geçmişte yaptığım bir imla hatası yüzünden linç edilirim. |
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
1 dk. o toplantıda ben de vardim ve adamdan sayilmamişim ergenekon abi:)
(Yalniz 'benim adim *** bu yüzden babamı vurdum olayı çok başarılıydı):D
__________________
BİZ BU YOLDAN DÖNER İSEK, GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN!!! |
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) | |
|
Otağ Yöneticisi
|
C* Ergenekon C* Ağabey, çok güzel yazmışsınız, okurken gülmekten yerlere yattım. Ancak bu kadar başarılı karikatürize edilebilirdi. Gerçekten de Bahar Ece hemcins kandaşımla böyle konuşmalar geçti aramızda:
Alıntı:
__________________
"Taş kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedidir" M. Kemal Atatürk. |
|
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) | ||
![]() |
Alıntı:
Bu yazıyı yazarken mesai saatinde işlerimin arasında yazdım. Kısa tutmak zorunda kaldım. Olayın sıcaklığı geçmeden bir an önce otağa yazmak istediğim için aklımdakilerin ancak yarısı bu yazıda yer aldı. Yazılarımda yer almak her zaman iyi olmayabilir istersen Kutalmış ve Buğra Şad'a sor Bende hikaye çok , seninde bulunduğun bir tane yazarım yakın zamanda. İlham bekliyorum gerisi kolay. Alıntı:
Konuşmaları o sırada kaydettim.
__________________
BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKTIR.
|
||
|
|
|
|
|
#14 (İleti Bağlantısı) |
|
ATSIZ'CI
|
Atsız Ata'mı,Otağı sizleri çok seviyorum.Gönlüm sizlerle!..........
Y.N. Yazım kurallarına dikkat ettim. Yaşlı bir Ağabeyinizden sizlere...(İlan-ı aşk) Sevgilerimle... |
|
|
|
|
|
#15 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Aybala, tam karşımızda oturduğunuzdan sizin konuşmalarınızı ben de ister istemez duydum. Bahar Hanım mütemadiyen sorduğu sorularla ve sen de etnik döküntülere yaptığın hakaretlerinle fark edilmeyecek gibi değildiniz hani :)
Ama ergenekon abi, sana masada ilk siparişleri söylediğimizde fısıldadım, Bahar Hanım diyet yapıyor, dola onu diline dedim bak yine unutmuşsun :) |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| bilinmeyen , buluşması , c* , c*'un , ergenekon , gözünden , türkçü , tÜrkÜ , İstanbul , yönleriyle |
| Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Yanıtlar | Son İleti |
| İstanbul Buluşması 12 Ekim 2008 Pazar Günü Gerçekleştirilmiştir | Buğra Şad | Türkçü Bakış | 67 | 23.10.2008 01:29 |
| RTE'nin bilinmeyen(!) hikayesi | TürkçüTuran | Türkçü Bakış | 3 | 14.10.2008 22:22 |
| Bilinmeyen Türk Tarihi | alevıturkmen | Kitap | 0 | 21.06.2008 15:08 |