![]() |
|
|||||||
| Türkçü Bakış Türklük ve Türkçülük ile ilgili bilgiler, güncel haberler, yorumlar, değerlendirmeler vs.. |
![]() |
|
|
Konu Bağlantısı | Seçenekler |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
CUMHURİYET DİKTATÖRLÜKTÜ
İşte Sevan Nişanyan'ın Taraf gazetesinde Neşe Düzel ile yaptığı röportajın tam metni:
NEDEN? SEVAN NİŞANYAN Türkiye hiç bitmeyen çalkantılarının en ağırlarından birini yaşıyor gene. Bütün bu sarsıntıların, çektiği sancıların köklerinin yakın tarihe uzandığını görüyoruz. Seksen yıllık Cumhuriyet’e rağmen, Türkiye sanki hâlâ 1900’lerin başının İttihatçı Osmanlı’sında yaşıyor. Cumhuriyet’in, İttihatçılık geleneğini değiştirememesi, yeni bir devlet, siyaset ve ahlak getirememesi, toplumu geçmişinin içine hapsetti. Peki, Osmanlı’nın son yüzyılında ve İttihatçılar zamanında neler yaşanıyordu? Cumhuriyet bu İttihatçılardan neleri miras aldı? Batılılaşma neydi? İttihatçılık, Cumhuriyet’in zihniyetini nasıl etkiledi? Atatürk’ün İttihatçılarla ilişkisi nasıl sürdü? Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliği neydi? Atatürk’ün liderliği nasıldı? Neden demokrasi ve hukuk cumhuriyetin bir parçası olamadı? Tek Parti döneminde nasıl yönetildik? Bütün bunları araştırmacı-yazar Sevan Nişanyan’la konuştuk. Amerika’da Yale Üniversitesi’nde felsefe okuyan, Columbia’da siyaset bilimi masterı yapan Sevan Nişanyan’ın son olarak Yanlış Cumhuriyet isimli kitabı yayımlandı. NEŞE DÜZEL: Yeni bir kitabınız çıktı. Yakın tarihle ilgili bildiklerimizin neredeyse tümünü sarsan iddialarınız var. Siz Osmanlı’nın son yüzyılının bir gerileme ve çöküş dönemi olduğunu kabul etmiyorsunuz. Sizce Osmanlı’nın son yüzyılını nasıl tarif etmek gerekir? SEVAN NİŞANYAN: Türkiye’de bugün hâlâ yaşayan reformların yüzde 80-90’ı Osmanlı’nın 1830’lardan sonraki döneminde yapıldı. Batı’nın sadece kurumları değil, kültürel davranışları da benimsendi bu dönemde. Tiyatro ve resim hayata girdi. Kadın haklarında radikal reformlar oldu. Şaşırtıcı bir gerçektir ki, Türkiye’de kız lisesi Fransa’daki ilk kız lisesiyle aynı tarihte açıldı. Bu ülkede, 1920-1950 arasında Batılılaşma durakladı. Atatürk döneminde mi durakladı? Evet. Batılılaşma, 1923-50 arasındaki Tek Parti Dönemi’nde durakladı. Toplumun Batı’ya yaklaşımında, Batı’yla ve oradaki fikir akımlarıyla ilişkisinde ise radikal bir gerileme oldu. Gerçi Medeni Kanun’un kabulü Batı’yla bütünleşmede adımdır ama, Türk hukukunun Batı’dan tercümelerle reforme edilmesi Tazimat’la başladı. Osmanlı yarı teokratik bir devletti. Cumhuriyet’le teokratik olmayan bir devlete geçildi. Bu, Batılılaşma yolunda bir adım değil midir? Bu teokratiklik konusunu ciddiye almıyorum. Çünkü Osmanlı devleti öteden beri örfî, askerî bir devlet oldu. Osmanlı pragmatik bir mantıkla yönetildi. Bakın... 1918’den itibaren Batı ülkelerinde kadınların toplumdaki rolüyle ilgili bir patlama oldu. Bizde bu değişim önce İstanbul’da yaşandı. 1918-21 yıllarında kadınlar birden bire tesettürü bıraktı. Ankara ise buna inanılmaz bir taassupla karşı çıktı. Ankara 1920, 1921 ve 1922 yıllarında tesettürü savundu. Ve 1922’de Ankara rejimi tüm ülkeye hâkim olduğunda, kadın haklarına ve giyimine ilişkin oldubittilerle karşılaştı. Atatürk, bu yeni döneme büyük bir esneklikle ve hızla intibak etmeyi başardı. Siz, cumhuriyetin ilk 20, 30 yılının da taşraya çöküş getirdiğini söylüyorsunuz. Nasıl bir çöküşten söz ediyorsunuz? 19. yüzyılın ikinci yarısında Şemdinli’den Edirne’ye bu memlekette çok zevkli bir sivil mimari doğmuştu. Güzel evler, banka binaları, saat kuleleri, camiler, kiliseler yapıldı. 1920-1950 arasında ise taşrada sadece eciş bücüş sefil bürokrat evleri yapıldı. Bu toplum sanki cilalı taş devrinden çıkıyormuş gibi bina yapmayı ve şehir yaşamını 1950’lerden sonra sıfırdan öğrendi. Bunda Türkiye’nin Türkleştirilmesinin ve Müslümanlaştırılmasının payı yok mu? Hiç şüphesiz. Enkaz edebiyatı yapılmamalı. Almanya 1950’de tekrar Avrupa’nın en zengini oldu ama bizimkiler başaramadı. Gayrimüslim esnaf ve zanaatkârın nüfustan eksiltilmesi, Türkiye’nin bugün dahi altından kalkamadığı bir yıkıntı bıraktı. Bakın... 1915’te Van’ın yarısı Kürt değil Türkmüş. Eğer yapı ustasını, gazete yayıncısını, bankacısını, manifaturacısını yok ederseniz, medeni şehir yaşamının alt yapısını kaldırırsanız, orta ve üst sınıf Türklerin de yaşama koşulları ortadan kalkar. Nitekim bunlar Ankara’ya göçtüler ve geride bir enkaz kaldı. Anadolu’nun çöküşü budur işte! Sizin Atatürk ile ilgili de sarsıcı iddialarınız var. Atatürk’ün liderliğini nasıl tanımlarsınız? Olağanüstü cesur, yaratıcı, zeki bir şahsiyet. Fakat ne yazık ki bu deha ve güçlü kişilik ardında çok olumlu bir performans bırakmadı. Atatürk mutlak iktidarı terk edebilirdi, etmedi. Orta ve üst kadroların büyük bölümünü şahsi ağırlığı altında ezdi, yok etti. Ülke, siyasi kadro azlığıyla karşılaştı. Ayrıca şahıs putlaştırılmasına dayanan kült, Türkiye’ye bugün bile altından kalkamadığı bir manevi, kültürel ve siyasal yıkım getirdi. Mustafa Kemal, 1926’dan itibaren memleketin her meydanına kendi heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. Şehir meydanlarına kendi heykelini diktiren ilk cumhuriyet lideri olmak gibi ilginç bir özelliğe sahip oldu dünya tarihinde. 1920-30 arasında kurulan birçok otoriter rejim yıkılırken Atatürk’ün hâlâ saygınlığını ve etkisini korumasını nasıl açıklıyorsunuz peki? 1946-50 arasında yapılmış bir mutabakatla açıklıyorum. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı ertesinde demokrasiye bir mutabakat yaparak geçti. Demokrat Parti ile CHP arasındaki uzlaşmaya göre, Tek Parti Dönemi’nin uygulamaları sorgulanmayacak, devri sabık yaratılmayacak ve belirli şeyler yüceltilecek, kutsallaştırılacaktı. O tarihte, Türkiye’de demokrasiye geçişin esas yönlendiricisi ABD’ydi ve dönüşümün gemiyi fazla sallamadan yapılması kanaatindeydi. Türkiye 1920’ler, 1930’lar totalitarizmini gömmek için 1940’larda ve 50’lerde bir hesaplaşma yapamadı. Portekiz, İspanya, Yunanistan 1970’lerde geçmişleriyle hesaplaştılar, Türkiye hala hesaplaşmadı. Din konusunda Kemalist devrimin Sovyetler’e yakın radikallikte olduğunu söylüyorsunuz. Niye böyle düşünüyorsunuz? 1920’lerin ve 30’ların dünyasında, ‘diktatörlük rejimi’ pek çok ülkeye hâkim oldu. Bunların din kurumuna yaklaşımları farklılık gösterdi. İtalya’daki faşist model Katolik kilisesini bir müttefik olarak gördü. Alman Nazizmi, din kurumunu siyasetin kenarına itti. Sovyet modeli ise dini yok etmek istedi. Türkiye dini tamamen yok etmedi ama dinin kurumsal alt yapısını (tarikatlar, medreseler, vakıflar) çökertmeyi denedi. Dini devlet baskısı altında dar bir alana hapsetmeye, Arapça eğitimini ve eski yazıyı kaldırarak, Kuran’ın referanslarını toplumdan silmeye çalıştı. Böylece toplum devletin onayladığı tercümelerle yetinecekti. Atatürk’ün kurduğu CHP’nin ilkeleri arasında demokrasi yok. Sizce demokrasi Atatürk’ün daha sonraki hedeflerinden biri miydi? Hayır. Öyle olsaydı, bunun bir izi olurdu. Fazla güçlenmiş olan İnönü’ye karşı, İnönü’yü sevmeyen kişilerden oluşan göstermelik bir muhalefet partisi olan Serbest Fırka kurduruldu 1930’da. Ama üç ayda halk öyle ilgi gösterdi ki bu partiye, iş, bütün rejimi çökertecek bir alt üst oluşa dönüştü ve parti kapatıldı. Atatürk iktidar olduktan ve diktatörlüğünü kurduktan sonra, tüm söylev ve demeçleri külliyesinde, ki binlerce sayfalık metinlerin hepsini okudum, demokrasi kelimesi sadece altı yerde geçer. İkisi, yabancı basına verdiği demeçtedir. Diğer dördü de ‘demokrasi iyi ama’ türü cümlelerdir. Türkiye’de demokrasi 1923’te başlamadı, aksine kesintiye uğradı. Anlamadım... 1923’te kurulan rejim demokrasi değildir. Bakın... 1876’da Birinci Meşrutiyet’le Meclis açıldı. Serbest tartışmalar ve mebus seçimleri yapıldı. 1908’den itibaren de siyasi partiler kuruldu, 1908,1912 ve 1913’te seçimler yapıldı. Cumhuriyet ise demokrasiyi kesintiye uğrattı. 1923’teki İkinci Meclis seçimlerinde milletvekili listelerini Cumhurbaşkanı iki kişinin yardımıyla şahsen hazırladı ve seçime sadece bir liste girdi. 1946’ya kadar ki dört seçimde de aynı şey yaşandı. Bırakın demokrasiyi... Bir toplumda demokrasiden daha derin bazı siyasi değerler vardır. Mesela... Kul kültürü, yani biat kültürü toplumda azalıyor mu artıyor mu? Toplumsal yapı, devletin tecavüzlerine karşı bir bel kemiğine kavuşuyor mu? Toplumun adalet anlayışı gelişiyor mu? Tek parti dönemi bu açılardan bir felaket oldu. Atatürk’ün Padişah Vahdettin’le ilişkisi hep sorgulanır. Sizin görüşünüz ne bu konuda? Aralarındaki büyük yakınlaşma, Vahdettin veliahtken gerçekleşti. Mustafa Kemal’in beklentiler içinde bulunduğu ve Enver’le arasının bozuk olduğu biliniyordu. Mustafa Kemal, kasım 1918- mayıs 1919 arasında İstanbul’da çok yönlü temaslarda bulundu ve Vahdettin tarafından, Anadolu’da askerî diktatörlük kurma anlamına gelen, Osmanlı tarihinde görüşmemiş yetkilerle donatılarak genel müfettiş sıfatıyla Anadolu’ya gönderildi. Bandırma vapuruyla İngilizlerden kaçtı falan, bunlar yalandır. Atatürk’ün Enver paşayla ilişkisi nasıldı? Aralarında derin bir rekabet ve çekememezlik vardı. Enver Paşa’yla yaşıttı ve aynı çevrelerden geliyordu. Enver Paşa genç yaşta fiilen diktatör olmuştu. Belki de 1916-1917 yıllarında kurulması tasarlanan bir cumhuriyetin lideri olmuştu. Enver, cumhuriyet kurmayı düşündü mü? Evet. O döneme ait bilgilerde var bu. Enver’in cumhuriyet kurmayı tasarladığı, meşrutiyete son verip kendi şahsi diktatörlüğünü ilan etmek istediği ama Talat Paşa’nın buna engel olduğu anlatılır. Unutmayın ki 1910’ların dünyasında cumhuriyet kelimesi diktatörlüğün kod adıdır. Bu durumda bizde cumhuriyet, padişahlıktan diktatörlüğe geçiş miydi? Evet. Sadece Türkiye’de değil. Macaristan, Rusya, İspanya’da böyledir. Kurulu bir düzenin ve kurumsal dengelerin temsilcisi olan ‘meşruti monark’ı devirip, onun yerine hiç kimseye karşı sorumlu olmayan tek bir sivil şahsın geçmesi ve tüm yetkileri elinde toplamasıydı cumhuriyet. 1910’lar dünyasında cumhuriyet, demokrasiye doğru atılmış bir adım değildi. Şahıs diktatörlüğüne atılmış bir adımdı. Zaten en demokratik ülkelerin çoğu cumhuriyet değildir. Siz Falih Rıfkı’ya dayanarak, Atatürk’ün Enver Paşa’yı devirmeye hazırlanan Cemal Paşa’ya katıldığını söylüyorsunuz. Atatürk, Enver’i devirmek mi istiyordu? Çoğu yazar bunu yazdı. 1916 ve 1917’de bir dizi darbe teşebbüsünün yapıldığına dair ipuçları var. Mesela Yakup Cemil darbesi... Yakup Cemil yakalanıp idam edildi fakat evraklarında, darbeden sonra oluşturulacak hükümetin önderliğine M. Kemal’in getirileceğine dair belgeler bulundu. Arıca M. Kemal de anılarında söz ediyor. Suriye’de bulunan Cemal Paşa’nın hükümeti devirmeye ve Alman ittifakını bitirmeye dönük girişimlerinin olduğunu fakat sonra korktuğu için vazgeçtiğini anlatıyor. Cumhuriyetin dünyayla ilişkisine de farklı bakıyorsunuz. Batılıların o dönemde Türkiye’yi bölme amacının olmadığı kanaatinde misiniz? Evet. Osmanlı İmparatorluğu’na son vermekte kararlıydılar ama Türk nüfusun çoğunluk olduğu her yerde bir Türk egemenliğinin kurulmasını istiyorlardı. İmparatorluğun Türk nüfusa sahip olmayan yerlerini, tüm Arabistan’ı ve belki de Kuzeydoğu’da ve Güneydoğu’da bazı toprakları ayırmayı düşündüler. Yani Ermenistan sınırını, Kürtleri ve Batı’daki Rumları ne yapacaklarını bilemediler. Bugünkü bakış açısından bakarsanız bu bölmektir ama o gün için bölmek değildir. Türk nüfusun çoğunlukta olduğu yerlerde bütünlüklü bir devlet oluşturma niyetindeydiler. ABD ve İngiltere, Türkiye’de demir leblebi gibi bir rejimin bulunmasının dünya dengeleri açısından doğru olacağı kanaatindeydiler. Osmanlı gibi istikrarsız bir yapı istemiyorlardı. Cumhuriyetin Batı uygarlığıyla ilişkisi nedir? İkirciklidir. Biz İkinci Mahmut’tan beri bir yandan ‘Batı’ya mecburuz’ diyoruz, diğer yandan da ‘Batı düşmandır, emperyalisttir, kâfirdir, bizi sömürür’ diye düşünüyoruz. Cumhuriyetin bilinçaltında yatan derin bir yaranın ifadesidir bunlar. Ziya Gökalp’lerden, Ömer Seyfettin’lerden beslenen bir ırkçılık ve gâvur düşmanlığı kültürüyle biz bir yandan düşmanız Batı’ya... Bir yandan da gıptayla, kıskançlıkla bakıyoruz ona. 1920’lerden beri böyle acayip bir zihniyetin makasına sıkıştı Türkiye. Sizce harf devrimin sonuçları kötü mü oldu? Microsoft çağında Latin alfabesi kullanmak büyük nimet ama... Bunun Türkiye’de okuryazarlığı artırdığı doğru değil. İbrani yazısını kullanan İsrail’de okuryazarlık Türkiye’den daha yüksek. Harf devriminde amaç, Batılılaşmak değil, eski yazıyı yasaklayarak Türkiye’nin geçmişiyle bağlarını koparmaktır. Bu ülkenin dokuz yüz yıllık kültürel geçmişiyle bağları, halka on beş gün süre verilerek tek bir hamlede koparıldı ve sıfırdan başlayan bir toplum haline getirildi. Elli sene boyunca üniversite dahil hiçbir yerde insanlara eski yazı öğretilmedi. Bir toplumun kendi geçmişi hakkında tam ve mutlak bir cehalete indirgenmesidir bu. Türkiye diğer İslam ülkelerine kıyasla birçok açıdan çok gelişmiş. Bunda Atatürk’ün ve Kemalizm’in hiç rolü yok mu? Sanmıyorum. Türkiye 14. yüzyıldan itibaren İslam dünyasının en gelişmiş, en güçlü ve Batı’ya en yakın en ülkesi oldu. Siz laikliğin aslında bir tasfiye hareketi olduğunu da iddia ediyorsunuz. Niye? Cumhuriyet’in laiklik politikası gerçek bir laikliği gerçekleştirmedi. Dinin, devlete karşı nispi özerkliğini ve devletin mutlak gücünü kısıtlayabilme potansiyelini yok etmekten ibaret oldu. Çünkü amaç laiklik değildi. Amaç mutlak iktidardı. Yani iktidarı kimseyle paylaşmamaktı. Amaç, cumhuriyeti kuran şahısların iktidarıydı. Biz Batı uygarlığının değerlerine bir türlü ulaşamadık. Sizce bunun sebebi ne? Esas hata 1946-50’de yapılan Kemalizmi yüceltme mutabakatıydı. 1920’lerde dünyada rüzgârlar totaliterlik ve diktatörlük yönünde esiyordu. Ama 1945-46’da bu ülkenin önünde bir fırsat kapısı açıldı. Çünkü dünyada demokrasi rüzgârları esmeye başladı. Ama Türkiye ‘Benim totaliter geçmişim yücedir, tartışılamaz’ dedi. Oysa diktatörlüğü reddetmeden demokrasiye geçmek mümkün değildir. Nitekim Tek Parti Dönemi’nin ruhu darbelerle hep geri geldi. İttihatçı totaliter ruhtan kurtulamıyoruz. Atatürk milliyetçiliğini nasıl tarif edersiniz? Atatürk milliyetçiliği Kurtuluş Savaşı yıllarında İslami cihat anlayışı üzerinden hareket etti. 1924’te ise İslam unsurunu çıkardılar ve yerine ‘vatan millet Sakarya’ diye bir siyasi amentü kurdular. Bu amentü, ‘Kurtuluş Savaşı, Atatürk, 29 Ekim, halifenin kovulması, düşmanın denize dökülmesi’ gibi bir dizi semboldür. Bu amentüyü kutsayana vatandaş, kutsamayana vatan haini dediler. Atatürk milliyetçiliği denen ve çok modern, çağdaş ve sol zannedilen şeyin özü, en klasik anlamıyla 1920’ler faşizmidir. İtalya’da 1920’deki rejim bu ideoloji üzerine kuruldu. Vatandaşlık haklarını bir siyasi amentüye bağlama düşüncesi çok tehlikelidir. Çünkü bu siyasi amentüye boyun eğmeyeceğine dair en ufak kuşku duyulan kişi vatan hainidir, Gayrimüslimlerin kovulmasının, mülklerine el konulmasının temelinde Atatürk milliyetçiliği yatar. 1930’larda bu Atatürk milliyetçiliğinin üstüne bir de Türk ırkçılığı eklendi. Kemalizm’in, Orta Asya’dan yayılan Türk ırkının üstünlüğüne inandığını mı düşünüyorsunuz? İtalyan rüzgârının estiği 1920’lerde Ankara’nın söyleminde Orta Asya’nın adı geçmez. 1930’larda Alman rüzgârı eser ve Atatürk kendini olağanüstü bir şevkle, Orta Asya’dan tüm dünyaya egemen olmuş atalarımız efsanesine adadı. Tüm dünya dillerinin Türklerden türediği, dünyaya medeniyeti Türklerin götürdüğü söylendi. Türklerin Orta Asya’dan geldiği görüşünü paylaşmıyorsunuz. Türkler kim sizce? Eskiden Anadolu ve Rumeli’de oturan Türkçe konuşan ve Müslüman olan insanlar Türk sayılırdı. Hâlâ halk arasında geçerli olan tanım budur. Cumhuriyet döneminde Türk kavramıyla radikal olarak oynandı. Dinî içerik çıkarılıp yeri siyasi bir içerikle dolduruldu. Ama bu tutmadı. Orta Asya diye bir şey buna yamanmaya çalışıldı. Tarihle ilgilenen herkes bilir ki, Türkiye’nin bugünkü etnik kompozisyonunda Orta Asya unsurunun payı yüzde 10-15’tir. Anadolu’da yerli bir halk vardı. Peki... Kurtuluş Savaşı’nda dünyanın en güçlü ülkeleriyle savaştığımız görüşüne katılmıyor musunuz? Emperyalizme karşı savaştığımız yönünde hayret verici görüşü, 1960’larda Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli icat etti. Kurtuluş Savaşı, Türkiye Yunanistan savaşıdır. İkisi arasında büyük bir savaş yaşandı. Kurtuluş savaşı olmasaydı bağımsızlığımızı kaybetmez miydik sizce? Bir süre için kaybederdik ama 1918’de Amerika, İngiltere ve Fransa Türkiye’de sağlam bir devletin oluşmasını talep ediyorlar. Türkiye o tarihte yıkılmış ve ekonomik olarak tükenmiş olduğu için, bazı reformlar gerçekleşinceye dek bir vesayet altında tutulmasını da savunuyorlar. Bakın... 1945’ten sonra uygulanan modelin ta kendisidir bu. 1946’da Marshall Planı ve NATO’yla Türkiye Amerikan mandasına girdi. 1918’de konuşulan da farklı değil. Bir reform hükümeti kurulacak ve ülke belki 20 yıl Amerikan mandası altında bulundurulacak ve sağlam modern bir devletin oluşması sağlanacak. ‘Türkiye’nin maliye iradesine, ordusunu sağlamlaştırmaya, kara ve deniz yoluna ihtiyacı var’ diyorlar. 1918 ve 1919’da bu gündemdedir. Sevr gündemde değildir. Sevr de Türkiye’yi bölmez ya... Nasıl bölmez? Sevr’in maddelerinin büyük kısmı, Türkiye’nin üçlü bir uluslararası idare altına sokulmasıyla ilgilidir. Sevr, hükümranlığı Türklerden alır. Bir şeye dikkat etmek lazım. Kurtuluş Savaşı, Sevr’e bir tepki değildir. Sevr, Kurtuluş Savaşı’na bir tepkidir. Ankara’da Millet Meclisi açıldıktan bir ay sonra Sevr Anlaşması gündeme geldi. Siz hepimizin bildiklerinin tersini söylüyorsunuz. Bu iddialarınız için hangi kaynaklara bakmanız gerekti? O kitaplar bugün yasak mı? Değil. Sadece Atatürk’ün kendi yazdıklarını bir Japon turistin bakış açısıyla, onu ne yücelterek ne de küçülterek okursanız her şey ortadadır zaten... Taraf
__________________
bu memleket tarihte Türk'tü, buğünde Türk'tür ve ebediyyen de Türk olarak yaşayacaktır TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Genelkurmay belgelerine göre 1915'lerde 500 bin Türkiye Türk'ünü katleden; Hocalı'da ve Karabağ'da Azerbaycan Türklerine soykırım yapan insanlık düşmanı, barbar, vahşi, ilkel ve soysuz ermenilerin kılıç artıklarının torunu mu böyle demiş?
Taraf= Hainden, itten, köpekten, kansızdan, şerefsizden, gaspçıdan, kaçakçıdan, tecavüzcüden, fahişeden, eşcinselden; Türklük, Türkiye, Atatürk, Laik Cumhuriyet, Türk Silahlı Kuvvetleri vs. iyiliğe, insanlığa ve Türklüğe düşman olan ne varsa ona taraf olan, günü geldiğinde çıkaranlarıyla birlikte tehcir edilecek devşirmelerin şer paçavrası.
__________________
Türk, Tanrı'nın; Atsızcılar da Türk'ün öfkesinden yaratılmıştır. |
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) | |
![]() |
Alıntı:
Çıkmam gerekiyor saygılarımı sunuyorum. Esen kalın. TENGRİ TÖRKİ KIL GELSİN
__________________
bu memleket tarihte Türk'tü, buğünde Türk'tür ve ebediyyen de Türk olarak yaşayacaktır TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR |
|
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Güzel bir noktaya değinmişsin İLBEY,birileri kesinlikle boş durmuyor.Son sözü çok önemli kendi liderime ve tarihime tarafsız bakacakmışım! çünkü yazdıkları başka türlü bir kalıba girmez.Üzerimizde oynanan oyun tam olarak bu TÜRKLÜĞÜMÜZÜ KAYBETTİRME operasyonu......
__________________
ASİL TÜRK KEDER ETME GÖNLÜNE BAK GÜNEŞ YİNE YÜKSELİYOR DOĞUDAN BİR HAYKIRIŞ GÜRLEMİŞ GELİYOR ASYADAN EY VATAN TOPRAK ALTINDA YATAN BAK TÜRKLER GELİYOR YİNE AVRASYADAN |
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Şimdi buraya sayfalarca yazılır da bir aklı kıtı ciddiye alıp da cevap vermeye bile değmez, Başbuğ Atatürk ve cumhuriyetimizle ilgili osmanlıyla ilgili söylediği neredeyse bir tek kelime bile gerçekleri yansıtmayan hiç bir bilimsellik taşımayan bir yalan çöplüğü ve çöplükte yayınlanmış. Nerde cumhuriyetten kuyruk acısı olan devşirme osmanlı tebası var bugünlerde öter oldular, oldular da ne fayda Türk'ün gönlünde Başbuğu hayatında cumhuriyeti ve onun koruyucusu kahraman ordusu varken daha çok boş öterler günleri geldiğinde cevaplarını alırlar.
__________________
|
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Bazıları gelip otağımızda ermeni, sevan nişanyan'ın sitesinden örnek vermiyorlar mı , insanın çıldırası geliyor.Gerçi hepsi gereken yanıtı alıp, def ediliyor; ama görsünler şu "etimolojik sözlükçüyü".. Onun sözlüğüne bakıldığında öz Türkçe sözcüklerin çoğu yabancı kökendenmiş gibi gösterilir; çünkü adam bariz bir cumhuriyet ve Türklük düşmanı, aynı zamanda da bir halt olamadığı için tam bir eziktir.Etimolojik sözlük adı altında Türk dilini kötüler.
Doğunun çöküşü demiş bir de..Hiçbir şeyin çöktüğü yok.Sorun yalnızca kürtler ile ermeniler gibi düşman etnik döküntüler ve bunların destekçilerinin yol açtıklarıdır.
__________________
![]() |
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) | |
|
Otağ Yöneticisi
|
Alıntı:
Bu arada, bir daha gazetelerde de okuduğumuz yazıları kendi yorumunu katmadan olduğu gibi, kopyala-yapıştır yaparak buraya taşıma. Bir haberin can alıcı paragraflarını aldıktan sonra yorumunla birlikte otağa ekle.
__________________
Türk, Tanrı'nın; Atsızcılar da Türk'ün öfkesinden yaratılmıştır. |
|
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Büyükanıt Paşamızın sorduğu soru gerçekten cevaplanmaya muhtaçtır: Taraf gazetesini kimler finanse ediyor? Bu gazetenin ordu düşmanlığı ve aleyhtarlığı artık had safhaya ulaşmıştır. Bir değil, iki değil. Sürekli aynı şeyi yapıyor. Ciddi bir uyarıda bulunulmadığı takdirde, bu gazetenin ordu aleyhtarlığının devam edeceği su götürmez bir gerçektir.
Hiç ortada yokken birden böyle çıkıp, herkese tanıtılan Taraf'ın arkasında, şu geçen gün affedilip Türkiye'ye gelişinin yolu açılan yobazbaşının olabileceğini düşünüyorum. |
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Piyasaya bol miktarda dezenformasyon sunuluyor, yanıltıcı ve saçma bilgilerin geçtiği çok sayıda gazete haberi ve konuşma dinliyoruz. Bu rahatlığa anlam veremediğimi, küçük bir kağıt parçasına not etmekle birlikte bu olayın aslında tek temsilcisi olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyetin temel taşlarını yıpratmak, yok etmek için düzenlendiği açıkca belli olan bu tür özel siparişlerin yapımcısı aslında başımızda bulunan hükümettir. Bu rahatlığın oluşmasını sağlayanların, kendilerine dokunan konularda bu kadar rahat bir ortam sağlamadığını gözlerimiz ile hepimiz gördük. Bir takım kişilerin, planladığı ve hayata geçirdiği bir dizi operasyon zincirini hep beraber izliyoruz. Ne yaptılar, hafızamızı bir tazeleyelim.
Farklı düşünen, kirli çamaşırlarını döken ve halka gerçekleri anlatmaya çalışanlar bir şekilde yok edildi. İktidara geldikleri andan itibaren, başlatılan dezenformasyon ve temel taşları yok etme operasyonun, kapatılma ihtimalinin kuvvetlendiği şu günlerde dozu iyiden iyiye arttı. Kaybedeceğini bilen, tüm güçüyle saldıran bir bokşör gibi son hamlelerini daha önce atmaya başladı. Başımızdaki hükümetten hesap sorulduğunda, taraf gibi gazetelerin sesi bülbül gibi kesilecek.. |
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Umudum Türk, Türklük, Türkçülük...
Otağınıza yeni üye oldum. Burada boş laf ile kimseyi meşgul etmek istemiyorum. İnternete de nadiren giren birisiyim. Her girişimde bu siteyi ziyaret ederim. Bunun sebebi ise ''Türk''tür. Türk adı, kavramı, kelimesi vs. Kısacası Türke dair ne varsa ilgi alanım olmuştur son zamanlarda. Bu sitede de Türk'e dair herşeye saygı var.
Siteye üye olmamın sebebi; son zamanlarda bana denk gelen bazı söylemlerin ve bu söylemlere inananların yeterince canımı sıkmasıdır. Bu söylemlere verebileceğim en son örnek ise, bugünkü taraf gazetesinde gördüğüm bir röportaj. Bu gazetedeki Neşe Düzel, sevan nişanyan adlı ermeni ile röportaj yapmış. Bu ermeninin söylediklerinden Ulu Önder Atatürk'e ve Türkiye Cumhuriyeti devletine de birçok hakaret vardır. Artı, röpartajdaki bir bölümde ise, Orta asyadan gelen Türklerin anadoludaki sayısının %10-15 civarı olduğu belirtilmekte. Yani anadoluda yaşayanların sadece çok azı Türkmüş! İşte bu iddialar son zamanlarda internette de çok dolaşmaya başladı. Nadiren girebildiğim bu sanal alemde bunları görebiliyorum. Kısacası, sizlerden ricam: Bu saldırılara karşı sanal alemde daha çok mücadele etmenizdir. Çünkü sitede bugüne kadarki izlenimlerim, içinizde birçok bilgili kardeşimin mevcut olduğu yönündedir. Kızıllar, ümmetçiler, ülkücüler bütün sitelere yayılmış ve ellerinden geldiğince kendi fikirlerini savunup, yayma çabasına düşmüştür. Bunlara karşı demir bir yumruk gerekli olmuş ve o yumrukta ancak sizlerin arasından çıkacaktır. Bu otağ bir kaynaktır. Bu kaynaktan beslenen yiğit kardeşlerim, umarım içinizden durumu müsait olanlar, Türklük düşmanlarının meydan bulduğu sitelere girer ve onları susturur. Türkiye'nin Türk ili olduğunu inkar edenlere en güzel cevabı vereceğinize eminim. Beni sorarsanız; ne şuyum ne buyum. Türkçü olmak isterdim ama bugüne kadar sadece tarihimizi okudum elimden geldiğince. Kendimi yeterli görmüyorum Türkçülük için. Hiç birşeyim ben. En azından, içimdeki Türk ateşini hep canlı tutmaktır en büyük hayalim. Belki o ateş, gün gelir biryerleri yakmağa lazım olur. Lakin şunu da biliniz ki; Milletin içinde arzuladığı ideolojinin Türkçülük olduğunu bilmeyen ve bu yüzden piyasadaki fikriyatcıklardan da birşey anlamayan birçok insanımız var. Olası bir Türkçülük harekatında ummadığınız kadar taraftar bulabileceğinizi düşünmekteyim. Umudum Türktür. Türk olduğunu iliklerine kadar hisseden Koca bir Millet. Beni belki atarsınız, belki de atmazsınız. Ne olursa olsun, canınız sağolsun. Esen kalın... |
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Seni neden atalım, otağımıza hoşgeldin.
|
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Arslan beğ değinmiş; Şimdi bu yazıyı ve yazanları ciddiye almak hatasına düşseydim. Tek tek tersini ispata muktedirdim. Ancak lüzum yok.
Ne tarih ne de sosyoloji biliminin verilerine dayanan bu söylemler Gökyelelibozkurt beğin söylediği gibi soysuz ermenilerin kılıç artıklarının düşüncesidir.
__________________
O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek. Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini; "Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.
|
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Umudum Türk kandaş, öncelikle hoş geldin. Yazınızı keyifle okudum. Alçak gönüllü tavrınızı takdir ediyorum. Boş laf ile kimseyi meşgul ettiğinizi düşünmüyorum.
Özetle belirttiğiniz gibi bu otağ her yönü ile Türktür, Türkçüdür, Atatürkçüdür. Bunlar taviz verilmez ana ilkelerdir. Bu ana ilkeler etrafında toplanmış olan Atsızcılar otağı benzeri olmayan, yegane oluşumdur. Bunu damarında Türk kanı taşıyan, dili Türk olan ve ülküsü Türk olan her Türk yiğidi kolaylıkla görebilir. Kandaşım taraf gazetesi isminde de çok açık anlaşılacağı gibi Türk'e, Türkçülüğe ,Atatürkçülüğe düşman olan kim varsa ona taraftır. Bu sebeple bu kevaşe gazetenin tek amacı Türk'le ilgili ne varsa ona saldırmak, küçük düşürmek, aşağılamaktır. Zaten seninde belirttiğin gibi bu kişiler Türk kanı taşımayan Türkün görkemli tarihi karşısında ezilen meczuplardır! Bu ezikliğin dışa vurumu da taraf gazetesinde ki kusmuk niteliğinde olan görüşümdür (röportaj). Kandaşım mücadelenin sadece bir kolu sanal alemdir. Bunun dışında sesli sohbet yoluyla tanışma fırsatı elde edebilmekteyiz. İşin en önemli kısmı sesli sohbet ile tanışıp kenetlenmektir. Ki sadece sanal alemde yazarak ulaşılacak sonuç hareketsiz bir kütledir. Kütlenin hareket etmesi içinde, sesli sohbet ile tanışıp kenetlenmek gerekir. Böylece Türkçülüğü uygulamaya döküp, Türk milletinin vicdanında ve aklında yer etmemiz için önümüzde ki birkaç engeli aşmış olacağız.. Belli başlı bazı sitelere girip yazmakla bir sonuç alınacağını sanmıyorum. Örnek; Komünist A sitesine giren B kişisi Türkçülüğü anlatmaya ve Komünistlerin pisliklerini ortaya dökmeye başladığı anda atılır. O başlığın birkaç saniye durması dahi mümkün değildir. Örnek; Nurcu X sitesine giren Y kişisi, Kürdi'nin kürtçülüğünü, kürdistan kurma amacını, Kuran'a ters olan İslam anlayışını yazdığı bir başlık açtığı an atılacaktır. Başlık kaldırılacaktır ya da yazının içeriği değiştirilip Allah'ı, İslam'ı, Muhammed'i, Kürdi'yi öven, göklere çıkaran, bir hale sokulacaktır. Türk, Türkçü, Atatürk düşmanı tüm sitelerde bu örnekler geçerlidir. Fakat tüm siteler böyle olmadığı için fikirlerimizi, doğrularımızı, ülke gerçeklerini yazabileceğimiz sitelerde de yazmaktan çekinmemeliyiz. En azından bu gibi birkaç sitede yazmanın gerekli olduğu kanısındayım. Kandaşım, “ne şuyum ne buyum” demişsin. Bence alçak gönüllü olduğundan bu şekilde yazmışsın. Eğer bu sitenin yolunu bulmuş ve zaman buldukça takip ediyorsan Türkçü olmadığını iddia edemezsin. Hepimiz Nihâl Atsız, Namık Kemal, Ziya Gökalp, İsmail Gaspıralı ve diğer ulu Türkçülerin seviyesinde olamayız. Fakat bunun için çabalamaktan da geri durmamalıyız. Gaspıralı'nın dediği gibi; "Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla...."İsmail Bey Gaspıralı |
|
|
|
|
|
#14 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Evet bir gözle bakarsan Cumhuriyet bir diktatörlüktü Atatürk'lü yıllarda, her şeyin üzerinde Türk çıkarları olan bir diktatörlük, ama biz Türk çocukları bundan şikayetçide değiliz, şikayeti olan ezik etnik döküntüler de kendilerini iyi hissedecekleri bir başka Cumhuriyete iltica etmekte özgürler. Ezikler Türk cumhuriyetini sizinle paylaşacağımızımı sanıyorsunuz ? Buna sadece gülerim.
__________________
"Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir." BAŞBUĞ ATTİLA |
|
|
|
|
|
#15 (İleti Bağlantısı) | ||
|
Yeni Üye
|
Alıntı:
Buyrun, Taraf'in yazar diye önümüze sürdüğü kanı bozuğun bir vukuatı: Alıntı:
Şu Ermeni çirkefinin yaptığı iş bir Türk soylu için inanılır gibi değil. Ama kanıbozuk işte, bunlarda karı koca tartışması böyle oluyor herhalde. Pislik! |
||
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| cumhurİyet , dİktatÖrlÜktÜ |
| Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Yanıtlar | Son İleti |
| CUMHURİYET | YÜZBAŞI YAMTAR | Yerli Filmler | 2 | 27.07.2008 19:07 |
| 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI'NIN 84.YILI TÜM TÜRK IRKI'NA KUTLU OLSUN | ATATÜRKÇÜ GENÇLİK KURT | Türkçü Bakış | 44 | 31.10.2007 20:53 |
| ATAMIZA BİR SALDIRI DAHA! CUMHURİYET SAVCILARI GÖREVİNİZİ YAPIN | ASLAN BASAT | Türkçü Bakış | 0 | 30.05.2007 20:20 |