![]() |
|
|
#16 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Atatürkün bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor:
Çankaya Köşkünün bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atanın geçeceği yolu kapatıyordu. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşıya geçti. Derhal atıldım: - Emrederseniz derhal keselim Paşam! Bir an yüzüme baktı, sonra: - Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin! |
|
|
|
|
|
#17 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Atatürk, 1936 da bir lise öğrencisine şunları yazdırmıştır:
"Garb senden, Türkten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün garb, nihayet teknikte bir tefevvuk gösteriyorsa ey Türk çocuğu, o kabahat da senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir." |
|
|
|
|
|
#18 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Bir gün Müslüman memleketlerinden birinde (Mısırda) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemali görmeye gelmişti.
Kendisine: -"Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?" diye sordu. Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal: -"Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?" diye sordu. Adamcağız yüzüne bakakaldı. -"Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonumuzun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya..." -"Benimle olmaz beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne vakit halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o zaman gelip beni ararsınız |
|
|
|
|
|
#19 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
ESENLIKLER!
ESG OLSUN,YUCE TURKUN BOZKURTLARNA, EZIZ GARDASIM VAR OL ,
BIZLER YENI GUNEY AZERBAYCAN TURKLERI COK YUCE TURUN TARIXIN BILMIRUK, BIZLER BU FORUMDAN YENI ATSIZCILARDAN COKLI SEY ORENDUK, VAR OLUN, MIN YASAYIN,EZIZ GARDASLAR BU YAZMALARIN DEVAMIN SIZ EZIZ BOZKURT GARDASLARIMIZDAN BEKLEIYRUK.NE MUTLU TURK DOGANA |
|
|
|
|
|
#20 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Cumhuriyet'in ilânından sonra Istanbul'da bir resepsiyon verilir. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ateşeleri de davet edilir.
Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat Ingiliz ateşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz. bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver Mustafa Kemal'e şöyle der: - Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal'in Çanakkale'de babasını öldürdüğünü söyledi. bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der: - Git sor bakalım babasının Çanakkale'de ne işi varmış? |
|
|
|
|
|
#21 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Yıl, 1933; mevsim, kış. Yer, Ankara tiren istasyonu. Akşam üstü.
Gazi, yurt gezisine çıkacak, gar dolup taşıyor onu uğurlamaya gelenlerle. Gazi trene bineceği sırada bir köylü kalabalığı yararak koşa koşa onun yanına ulaşmayı başarıyor, ayaklarına kapanıyor. Yaverleri, ilgililer köylüyü tutup götürmek istiyorlar. "-Bırakın!..." Kendisi eğilip kaldırıyor köylüyü. "-Nasılsın yurttaşım?" "-İyiyim Paşam, iyiyim." "-Senin iyiliğine memnun oldum. Benden ne istiyorsun?" "-Hayır Paşam, bir şey istemiyorum." "-Niçin geldin öyleyse?" "-Seni gördüm, kendimi tutamadım, ayaklarına kapanmak istedim." "-Yok, sen benden bir şey istiyorsun, söyle bana yapacağım." "-Sağlığından başka bir isteğim yok Paşam." "-Ben biliyorum senin istediğini, sen benimle kucaklaşmak istiyorsun." Köylü yoksul, üstü başı dökülüyor, üstelik giysileri kirli. Gazi, sarılıyor köylüye, kucaklıyor onu, bağrına basıyor, yanaklarından öpüyor. O sırada orada kalabalık arasında bulunan Feridun Cemal Erkin diyecektir ki: -"Etrafıma baktım, herkes mendili çıkarmış ağlıyordu." (...) + + + O, Cumhuriyet'in 3. yıldönümünde tribünlerden inip, çevresindeki asker çemberini kaldırtıp, yaverini de uzaklaştırıp halkla birlikte, ellerini iki vatandaşının omuzlarına dayamış yürürken duyduğu mutluluğu tatmak isteyecekti hep. Halk nasıl da kendiliğinden onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı o gün. Epeyi yürümüşlerdi öylece. "-Artık otomobile binseniz..." demişti birileri. Onlara dönüp demişti ki: "-Sen belki ömründe sevmişsindir. Fakat hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele âşığın Türk milleti olursa!..." Ve eklemişti: "-Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın..." (...) + + + Aradan yıl geçecek... Cumhuriyet'in 12. yıldönümü için dövizler hazırlanmış: "Atatürk bizim en büyüğümüzdür", "Atatürk bu milletin en yükseğidir", "Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı" ,,,,,,,,böyle sürüp gidiyor. Atatürk, bunları tek tek gözden geçirmekte ama, hiçbirini beğenmeyerek hepsinin üstünü çizmekte... Kalemi eline alarak asılacak dövizi kendi yazacak: "Atatürk bizden biridir." |
|
|
|
|
|
#22 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Köylünün birinin gazete kagidina sardigi tütünü içmeye çalisirken eli
yanmis,"Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmisti.Mahkemeye çikarilacakti. Atatürk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi. |
|
|
|
|
|
#23 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ögrenince epey sinirlenmis, "Ne de güzel halkçılık ama" demisti. |
|
|
|
|
|
#24 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Ilk mecliste bir oturum sirasinda üyelerden biri laikligin ne manaya
geldigini anlamadigini söyleyince Gazi çok sinirlenmis ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermisti: "Adam olmak demektir hocam,adam olmak!" |
|
|
|
|
|
#25 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Fransiz tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin
duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille anlatmisti:"TÜRKİYE`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar". |
|
|
|
|
|
#26 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
TRT-INT’te her cumartesi saat 15.30’da ATAMTÜRK adıyla yapılan bir yayın var. ATA’nın çeşitli yönleriyle ilgili uzman kişilerle karşılıklı söyleşi yapıyoruz.
E. Tuğgeneral Atilla Başaran ile İNSAN ATATÜRK’ü konuşacağız. Ön söyleşide anlattığı olay: “Sakarya Savaşı günlerinde Başkomutan Mustafa Kemal cepheyi denetliyor... Bir asker matarasındaki suyla abdest almaktadır... Üstü askeri uyarır: ‘O su içmen için, abdeste harcama!’ Mustafa Kemal uyarıyı duyar ve der ki: ‘Bu askerlerin hepsi imanlı insanlardır. Savaşacak ve belki şehit olacaklar. Allah’ın huzuruna abdestli olarak gitmek istiyorlar. Engel olmayın’ Sonra bir matara alır ve ‘gel oğlum!’ diyerek abdest suyunu döker... Erin abdest almasını sağlar...” Gözleriniz nemlendi mi? BAŞKA BİR OLAY Atatürk yaklaşan Nazist tehlikeye karşı Balkan Paktı´nı kurar... Paktın üyelerinden Yugoslavya Kralı 2. Aleksandır ve eşi Ankara’ya gelirler. Akşam yemeğinde Kral, Ata’ya tarihi bir gerçeği açıklar: “Ekselans! Bu İngilizler İzmir’e asker çıkarma ve Anadolu’yu istila işini Yunanlılardan önce bize önerdiler. Ben kabul etmedim. Sizi görünce ne kadar doğru yaptığımı daha iyi anlıyorum.” Ata, Kral’a vekarla karşılık verir: “Öyle mi majesteleri? Büyük bir tehlike atlatmışsınız... Size çok geçmişler olsun...” Kıssadan hisse mi? Bir milleti, bir halkı, bir topluluğu, bir davayı temsil makamında oturanlar temsil ettiklerinin onurunu korumak için dik durmak zorundadırlar. Alçakgönüllülük kişilikle ilgilidir. Makam sahibi makamının hakkını verecektir. Bir insan bir makama gelmişse, yine günlük hayatında ve insani ilişkilerinde alçakgönüllü olabilir. Olması da üstünlüktür. Ancak! Halkın huzurunda, temsil anında başkalarına karşı makamın ağırlığı korunmalıdır. Bir de, kime alçakgönüllü, kime vakur davranılacağı da iyi bilinmelidir. Dışa karşı olabildiğince alçakgönüllü ve ezilgen, içe karşı büyüklenici ve saldırgan tabiatlılardan gerçek önder olmaz. ATA´YI İYİ TANIYALIM Hepimiz öncelikle Cumhuriyetimizin kurucusunu iyi tanımalıyız. Nereden başlamalı derseniz, önce NUTUK’u okumalı derim. Sonra “ATATÜRK’ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR VE ATATÜRK’ÜN BÜTÜN YAZDIKLARI”na ne dersiniz?.. |
|
|
|
|
|
#27 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Bir Bedevinin Kehaneti
İtalyanlar uzun süredir elde etmek istedikleri Trablusgarp'a (Bugünkü Libya) 1911 yılında saldırmışlardı. Osmanlı Ordusu Anavatanı'ndan uzakta çarpışıyordu. Bu sıralarda bir grup subay da savaşa katılmak için Bingazi şehrine gidiyordu. Bunların arasında Mustafa Kemal de bulunuyordu.
Yolda bir bedeviye rastladılar. Bu adam el falından çok iyi anladığını söyleyerek genç subayların fallarına bakmayı teklif etti. Hepsi avuçlarını gösterdiler. Talihlerini öğrenmek istediler. Sıra Mustafa Kemal'e gelmişti. Önce elini uzatmak istemedi. Arkadaşlarının ısrarı üzerine O da elini bedeviye uzattı. Sarışın subayın elini sert avuçlarına alan bedevi, bu elin çizgilerine bakar bakmaz, yerinden ayağa fırladı ve büyük bir heyecanla haykırmaya başladı: "Sen padişah olacaksın... Padişah olacak ve 15 yıl hüküm süreceksin..." Gülüştüler ve yollarına devam ettiler... Yıl: 1911'di... Aradan yıllar geçti. 12 yıl sonra Atatürk, genç Türkiye Devleti'nin Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyetin 14. yılının sonlarına yaklaşıldığında hastalığı iyice ilerlemişti. Karaciğerinin şiştiğini görenler: "İçme paşam" dedikleri zaman, O, Bingazi yollarındaki el falına bakan bedeviyi hatırlatarak güldü: "Arap vaktiyle söylemişti... Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecektir. Hesapça bu son senemizdir." Yıl: 1938'di... Daha sonra yanında bulunan Fuat Bulca'ya eğilip fısıldar: "Bingazi'deki falcıyı hatırladın mı. Bana 15 yıl hükümdarlık yapacaksın demişti... İşte 15 yıl Fuat... Vadem doldu..." Atatürk'ün sağlık durumunun endişe verici boyutlarda olduğunu bilen Fuat Bulca yutkunup, endişeyle O'nun yüzüne bakar: "Siz hani falcılara inanmazdınız Paşam?"der. Atatürk bunun üzerine Fuat Bulca'nın koluna dokunup, aynı odada bulunan Hasan Rıza ve Cevad Abbas'ı göstererek; yavaş bir ses tonuyla şunları söyler: "Bu sırrı sakın onlarla paylaşma... Aramızda kalsın..." |
|
|
|
|
|
#28 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Meclis'teki Masonlar, toplu olarak Reisi Cumhur ATATÜRK'ün yanına gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisi Cumhur'a hitaben: "Efendim, biz maiyeti devletinizdeyiz fakat siz meşrik-i azamimiz olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız." demiş. Reisi Cumhur,
"Peki bir şey soracağım, bana cevap verin de sonra. Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve bağlı bulunduğunuz kişinin adı nedir?’ "Biz Cenova'ya tabiiyiz ve reisimiz Barica Mişon cenaplarıdır." demişler. Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa, onlara hitaben şu sözleri söyler: "Haydi defolun buradan, cehennem olup gidin Yahudi uşakları. Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi, ben sizin gibi bir çift Yahudi’ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim Divan-ı Harbi Örfi’ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan!" |
|
|
|
|
|
#29 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Izmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk üstlerinde..
Ankara'ya hareket edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi gün kompartımanin kapısını çalar yaveri. Açar yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk. Yaveri: "Paşam bu ne hal? hiç uyumadınız herhalde.. Niye böylesiniz" der. "Ya çocuk.. Kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım, ağrıdı, setremi yastık yaptım, üşüdüm. Bende uyumadım kalktım" der. Yaveri: "Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan'ın verdiği tarihi cevap.... Der ki...: "Geç farkettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil, milletimin rahat uyuması". |
|
|
|
|
|
#30 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
VATAN UĞRUNA BİR KOCA, ÜÇ OĞUL, ÜÇ TORUN
Hacer Nine yine bunalmıştı. İçi içine sığmıyordu. Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti. Düşündükçe yüreği yerinden kopuyordu. Yetmiş yaşındaki bu kimsesizlik ona büsbütün koymuştu.
Kocasını Yemen'de kaybetmişti. Bir oğlu balkanlarda, ikisi de çöllerde kalmıştı. Bir gelini ile üç torunu vardı. Gelini hastalıktan öldü, torunlarının biri de büyük muharebede şehit düştü. Birisi İkinci İnönü'den dönmedi. En son torununu da Sakarya'ya gönderdi. Bir gün haber aldık ki en son delikanlısı da Duatepe Muharebesi’nde öteki ağalarının yanına göçüp gitmişti. Çok ağladı. Fakat “Sakarya kazanıldı” haberi gelince ağlaması durdu, gülmeye başladı. Ondan sonra vakit vakit böyle bunalırdı. Ve her bunalışında çarıklarını çeker, değneğini alır, Ankara'nın yolunu tutardı. Bu sefer de öyle yaptı. Saatlerce yürüdükten sonra ikindide Ankara'ya geldi, doğruca gitti, Büyük Millet Meclisi'nin kapısı önünde durup çömeldi. Aradan biraz vakit geçti, sordular:" - Nine ne istiyorsun? - Hiç, hiç bir şey. " - Ya neden burada duruyorsun? - Onun gözlerini görmek için çıkmasını bekliyorum. - O dediğin kim? - Gazi Paşa. Sonunda hikayesini anlattı, sonunda dedi ki; - İşte böyle, ara sıra çok bunaldıkça buraya gelirim. O Millet Meclisi'nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi bebeklerinde bütün ölenlerimin gözlerini görür gibi olurum. Sonra içime bir ferahlık dolar, kalkar köyüme giderim. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|