![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
ENVER PAŞA
![]() 1880’de İstanbul’da sıradan bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver için, yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her yönüyle inceden inceye işlenmiştir. “Enver Paşa” adlı eseriyle bu konuda inceleme yapan Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’yı 1908-1914 arası döneme bakarak “1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey, işte bu kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu imparatorluğun tek söz sahibi olan, genç, inançlı, muhteris, daha doğrusu hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak sahnededir.” tanımlar. 1908’de Genç Türkler İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’ Paşa'nın hızlı yükselişi 1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında Albaylığa, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa yükselmesi ile başlar. Kabineye Harbiye Nazırı olarak girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da bu safhaya rastlar. Enver Paşa kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti. Enver Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin Cemal Paşa anılarında “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu...” der. Halbuki Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal Paşa’ya teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu sefer gerçekleştiğinde ise Kanal Türk cesaretiyle dolmuştu. Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felaketti. 90.000 askerden10.000’in sağ kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu. Hayatında Alay kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı olacağına inanıyordu. Enver Paşa Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir bu. Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı bir vasiyet bırakır. Hükümete “Planım, Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile arkalarına düşerek ricata mecbur etmek ve bu suretle XI. Kolordu ve Süvari Fırkasıyla takibolunan düşmanı karşılayıp, tamamıyla mahvetmekti. IX. Ve X. Kolordu ve Süvari Fırkasını bekliyorum. Gelir de yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman zayıflamış kıtaatımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit Ordu mahvolmuş demektir. Şimdiye kadar asker ve zabitler hiç kusursuz harbettiler. Her manevrayı yaptılar. Eğer Allah da yardım ederse, muvaffakiyet katidir. Eğer muvaffak olmazsam, son neferimle beraber öleceğim. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptığımı sanıyorum ve öyle ölüyorum. Yaşasın dinim, vatanım, Padişahım. Eğer geride kalanlarıma yardım etmek isterseniz, refikam!Sultan Efendi hazretlerinin muhassısatı kafi değildir. Kendisinin müreffehen yaşaması için hiç olmazsa, Başkumandanlık muhassısatımın kendi muhassısatına zammı ve ebeveynimin temini refahı ile, rahmeti ilahiyeye mazhariyetim için birkaç hayır yapılmasını rica eder ve tealisine çalışmaktan başka bir maksat beslemediğim din ve milletimin tealisine dua eder, tanıyanlara selam ederim. Yaşasın Müslümanlık ve Osmanlılık ve Osmanlıların Padişahı Sultan Mehmet Han!” Enver “Servet namına bir şeyim yoktur. Mamafih ne varsa, Refikam Sultan Efendi hazretlerine bırakıyorum.” Enver Sarıkamış felaketinden sonra orduya katılıp görev almak için Sofya’dan gelen M. Kemal ile Enver arasında şu konuşma geçer : “Biraz sonra Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver Paşa, zayıf düşmüş, rengi solmuş bir haldeydi. Söze ben başladım : Biraz yoruldunuz. Yok, o kadar değil. Ne oldu? Çarpıştık. O kadar... Şimdi vaziyet nedir? Çok iyidir!.. Enver Paşa'yı daha fazla üzmek istemedim. Kendi işime sözü getirdim : Teşekkür ederim. Numarası 19 olan bir tümene beni kumandan tayin buyurmuşsunuz. Bu tümen nerdedir. Hangi kolordu ve ordunun emrinde bulunuyor? Ha, bunun için belki Genelkurmayla görüşürseniz daha kati malumat alabilirsiniz. Pekiyi, o halde siz daha fazla rahatsız etmeyeyim. Genelkurmayla görüşürüm...” Enver Paşa için söylenebileceklerin başında onun duygusal ve aceleci kişiliği bulunur. Ama şu gerçeği de belirtmek gerekir: Enver Paşa yetkili olduğu andan itibaren kimilerini de küstürerek bir çok subayı emekliye ayırmış ve orduya genç ve dinamik bir ruh getirmiştir. Gerek siyasi hesaplaşmalar nedeniyle, gerekse yeniden teşkilatlanma çalışmaları amacıyla yapılan bu işlemde yaklaşık 2000 asker ordudan ayrılmıştı. Balkan harbinden yenik çıkmış olan Ordu, tüm yetersizliklere karşın başarı ve inançla mücadele etmiştir. Osmanlı Ordusu bütün bu şartlara rağmen tam 4 yıl 10 ayrı cephede aynı güçle savaşı sürdürmüştür. Zaten bunun içindir ki yorumcular Enver Paşa’yı Büyük Kumandan olarak değil, güçlü bir Ordu teşkilatçısı olarak değerlendirirler. 1.Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve Osmanlı’yı Sevr Antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından Kasım 1918’de Enver Paşa ülkeyi terk ediyordu. 1922 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt dışında çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nın Pamir eteklerinde Çegan tepesinde vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve yalnız bir adamdı |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Enver Paşa son derece cesur biri idi. Herkesin kabul ettiği üzere onda korku mefhumu yoktu. Ölüme inanmaz, yalnız ecele ve kadere inanırdı. Daha doğrusu bir kader adamıydı. Cepheleri teftişinde en ileri hatta gidip orada açıkta durmaktan zevk alırdı.
Enver Paşa çok otoroterdi. Ondan, kendisiden korkulan adam diye bahsetmek yerinde olur. Kabul edilen yaygın bir kanaate göre, Enver Paşa' dan istisnasız herkes korkardı. Hatta Yakup Cemil gibi biri ve arkadaşı Sadrazam Talat Paşa'da buna dahil... Enver Paşa hakkında İsmet İnönü şu söyleri söylemiştir: Enver Paşa şahsi meziyetleri ile yi bir asker, iyi bir subay, iyi bir insanın tasavvuf edemeyeceği kadar nasibi olmayan bir kişiydi. Enver Paşa Sarıkamış bozgunu sırasında da bir Harbiye Nazırı idi. Sarıkamış'a kadar orduyla gitmesinede gerek yoktu. Komutan olarak ordunun başına birini atamak onun göreviydi. Ama diğer mevkiidaşları gibi İstanbul'da ayaklarını uzatıp sıcak makamında keyfetmek varken o Sarıkamış'a kadar gitmiş savaş alanından asla kaçmamış 11. Kolorduya ulaşabilmek için Bardız’a hareket etmiş üstelik yolda kurşunda yemiştir. Ordunun başındaki korkan Hasan İzzet Paşa ise Enver Paşa'ya ben bu savaşın mesuliyetini alamam paşam deyince Enver Paşa savaşın bütün mesuliyetini üzerine almış ve ordu kumandanı Hasan İzzet Paşa'yı da İstanbul'a geri göndermiştir. Enver Paşa Kurtuluş Savaşı sırasında ise Atatürk’e defalarca "Gerekirse bir er olarak yardıma hazırım." şeklinde mektup yazmıştır. Yalnız bu önerisi Atatürk tarafından reddedilmiştir. Bir sonraki mektubunda ise yurda eninde sonunda geri döneceğini bunu kimsenin engellemeyeceğini, eğerki bir suçu varsa hertürlü şekilde hesaplaşacağını yazmıştır. Enver Paşa yine Kurtuluş Savaşı döneminde sevmediği Bolşeviklerle dahi pazarlık yaparak Anadolu hareketine silah desteği aramış. Kurtuluş Savaşı' nı yönetenlere mektup yazıp her türlü desteği vereceğini, asker gönderebileceğini (Rus askerleri), gerekirse er olarak dahi cephede savaşabileceğini belirtti. Ama kimse onun mektuplarına cevap dahi yazmadı... Milli dava de saf bulamayan Enver Paşa ise Doğu Türkistan' ın bağımsızlığı için savaşırken Rus mitralyözünün kurşunuyla şehit olmuştur. Enver Paşa eğer bana birgün ölmek nasip olursa en çok cephede ölmek isterim demiştir. O bir Savaşçıydı!.. |
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Ağustos ayı, Türk Milleti’nin zaferler ayı. Ama aynı zamanda büyük Türk kahramanlarının da şehit oldukları bir ay. 4 Ağustos 2001 tarihinden itibaren Türk Dünyası Kültür Merkezi’ni süsleyen büyük Türk kahramanı Enver Paşa’nın resimleri de işte böyle büyük bir kahramanın anısını yaşatmaya çalışıyordu.
Genç Türkler Hareketi’nin hürriyet kahramanı İsmail Enver, 1880’de İstanbul’da doğdu. Genç bir subayken, Temmuz 1908’de ihtilalin muzaffer bayrağı ile Makedonya dağlarından iniyordu. O artık ordunun ve milletin yıldızı idi. Bu yıldız, onun başkomutan olarak girdiği Birinci Cihan Harbine dek parladı. Savaşın bilinen seyri ve ülkenin içine düştüğü acılar, onun da kaderini belirledi. Kısa ve yoğun bir hayata sığdırılamayacak kadar zafer ve yenilgiyi bir arada yaşadı. Enver Paşa’nın yaşamını sonlandıran, Orta Asya’daki ümitsiz mücadelesi bile, tarihimizde benzeri çok olan bütün arayışların, bir başka büyük örneği olarak yer aldı. Bu hareketi her ne kadar gerçeklerle çelişse de, Türk insanının ruhuyla çelişmeyen bir çıkış, bir atılış olarak hatıralarımızda anıtlaştı. Enver Paşa, Orta Asya’ya koşarken, ona nice övgülerle, "Hakanların Hakanı, Padişahların en büyüğü" diye hitap edilmişti. Onun rüyalarını süsleyen; Gazneli Mahmut’ların, Babür Şah’ların, Timurların bile karşılaşmadıkları jeopolitik kanunlar, yaşanılan çağın ideolojik akımları, silahlı düşmanlardan daha tehlikeli ve güçlü olarak karşısına dikildiler. Üstelik; "Gökkubbe sağırdı. Buhara, Semerkant, Taşkent ufuklarında artık başka rüzgarlar esiyordu. Onun mihnetli günler yaşadığı Duşanbe çevresiyle, Kurgan-Tube, Baysun ve nihayet toprağa düştüğü Balcıvan illeri, geçmişe karşı hafızasızdı. Pamir dağları ise, haşmetli olmaktan ziyade, soğuk ve cesaret kırıcıydı..." (1) Enver Paşa canı gibi sevdiği Türkistan’da sürdürdüğü özgürlük mücadelesinde son ümitlerini de yitirmişti. Önünde Rus ordularınca gerçekler, ardında Pamir dağlarının doruklarınca temiz idealler arasında kuşatılmıştı. İdeal ile gerçeğin, artık aşılması mümkün olmayan sınırına varmış, yol bitmişti. Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa isimli eserinde, onun unutulmaz şahadet anını şöyle anlatır: "Şimdi 4 Ağustos 1922 tarihindeyiz. Kurban Bayramı’nın birinci günüdür... Enver Paşa, maiyetinde kalanların, evin önünde toplanmasını ve onların bayramını kutlayacağını söyler. Toplanılır. Kalan askerlerine dualarını, tebriklerini bildirecek ve kendilerine bir miktar para verecektir. Asker başlarına ise, kendilerinin de bildikleri gibi, onlara sunacak bir şeyi olmadığını söyleyecek ve bu müşterek mücadelelerin hatırası olarak kendilerine, kendi mühür ve imzasıyla birer belge, hatta rütbeler verecektir. Balcevan Beyi Devletment Bey de Enver Paşa’ya , altın ve gümüş işlemeli bir çapan, yahut ipekli cübbe ile bir sarık hediye etmiştir. Hulasa herkes bu hüzünlü Kurban Bayramının havası içindedir. Çünkü bilinir ki bu günler, artık son beraberlik günleridir. Arkadan ve çevreden ise düşman ilerler. Doğudaki Pamirler yol vermez karlı dağlardır. Kesilen kurbanların toprağa akan kanları, hala tazedir. İşte tam bu tören sırasındadır ki doğuda, vadinin dere-i Hakiyan kısmı ile Çeğan tepesi istikametinden silah sesleri gelir. Bu bir baskındır ve tören yerindeki kalabalık, baskıncıların makineli tüfek ateşleri altında eriyebilir. İşte o anda Enver Paşa, hemen atına atlar. Dört beşi Osmanlı Türklerinden olmak üzere 25 kadar atlı, hemen onu takip ederler. Doğru Çeğan Tepesi’ne yönelinir. Çegan, Abıderya suyunun kuzey sırtlarına düşer. Altta, Dere-i Hakiyan vadisi uzanır. Çeğan, Balcevan’a (yahut Belh-i Cevan) 15 kilometre kadar doğudadır. Tepede mevzilenmiş ve makineli tüfekleri bulunan bir düşman müfrezesine karşı aşağıdan, vadiden ve ancak atlar üstünde çekilmiş kılıçlarla, azlık bir nevi fedai süvari grubunun saldırıya geçişinin sonu bellidir. Ama Enver Paşa en öndedir. Atını yıldırım gibi sürer. Kılıcıyla havayı yararak koşar. Yanındakiler de ondan geri kalmazlar. Bir Kumandanın, bir Başkumandanın, bir baskın müfrezesine karşı en önde ve atla, kılıçla karşı çıkışı, askeri savaş usullerine sığmaz. Ama burada artık askerlik değil, yolun sonu, son hamle ve beklenen sonu arayış konuşacaktır. Bu son ise, ölüm ve şahadettir... Şimdi bütün yollar kapalıdır ve 1908’de Makedonya dağlarında başlayan serüven artık Himalaya dağlarının kuzey silsilelerini teşkil eden Pamir eteklerinde, yiğitçe sona erecektir. Öyle de olur. Ceğan tepesinde ve Kulikov kumandasında ateş saçan mitralyözlerin üzerine, yalın kılıçlarla hücum eden bu 25 kadar süvarinin akıl almaz saldırısı, karşı tarafta, hatta şaşkınlık da yaratır. Bu kılıçların altında yaralananlar, teslim olanlar bile olur. Öndeki mitralyöz susturulmuştur bile, ama ateş kesilmez ki. Daha arkadaki ikinci mitralyöz, ateşini, huzmesini, en önde ilerleyenlerin üzerinde yoğunlaştırır. Bunların en önünde de, Enver Paşa vardır. Böylece, çağdaş Mitralyöz, ortaçağın ünlü silahı olan kılıcı yener. Enver Paşa vurulur. Atından düşer. Onunla beraber diğerleri de yerlere serilirler. Paşanın kır atı Derviş, bütün bu tür sahnelerde olduğu gibi, efendisinin baş ucundadır. Ama mitralyözün şeritleri ateşlerini kusmaya devam ederler. Derviş de önce ön iki ayağı üzerine çöker. Sonra yana devrilir. O da son nefesini vermiştir. Çeğan tepesine arkadan kalabalık yardımcılar gelemez. Abıderya panik içindedir. Ama Doğu Buhara Beylerinin en vasıflısı, en sadık olanı ve en yiğidi olan Balcevan Beyi Devletment, köye biraz geç yetişmiştir. Paşasının Çeğan’a saldırdığını öğrenince, hemen atına atlar. Son sahneye yetişir. Ve Devletment Beyin de cesedi, bu tepede Paşasının biraz berisinde toprağa serilir." (2) Bu büyük kahraman asker, 42 yaşında, Türklük ideali uğrunda şehit düştüğü Türkistan topraklarında, diğer şehitlerle birlikte, Abıderya Suyu kenarında ve vadisindeki Abıderya köyünde, bir pınarın başındaki ceviz ağacının altına gömülür ve Türkistan, yeniden özgürlüğüne kavuşuncaya dek burada inatla bekler. İdeallerinin gerçekleştiğini görünce de, ebedi istirahatgâhına çekilmek üzere, İstanbul’a getirilir. Tören sırasında onu yeniden toprağa vermek üzere mezarına inen Ayvaz Gökdemir; bu büyük kahramana ait naaşın 70 yıldır hiç bozulmadan kaldığını görür. Şehitlerle ilgili olarak söylenen bir mucize daha gerçekleşmiş, Şehid Enver Paşa’nın naaşı da bozulmadan doğduğu yere dönmüştür... (1),(2) Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA, Şevket Süreyya Aydemir, 3.cilt, 1972 İstanbul ALINTIDIR. |
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Türkistan birliği için Ruslar'a karşı savaşım vermiş, göğüs göğüse çarpışmış, erkinlik savaşını örgütlemiş, Başkurtlar'dan Zeki Velidi Togan da Hatırlar'ında Enver Paşa'dan övgüyle söz eder.
İlk başlarda biraz düşçü olduğunu söylese de Paşa ile konuşmalarının ardından daha gerçekçi hareket ettiğini, ancak ne olursa olsun Enver Paşa'nın Türkistan'ın erkinliği için savaşan bir kahraman olduğunu söyler. |
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Evet haklısın temir_tav ırkdaşım.
Enver Paşa bilgisiz ve art niyetli tarihçilerin yazıp çizdiği gibi Alman hayranı biri değildi. Sadece Almanların savaş stratejisini beğenen biri idi. Osmanlıda o zamana kadar kullanılan ama devamlı yenildiğimiz ve sonucunda da toprak kaybettiğimiz Fransız tarzı orduyu o dönem daha güçlü olan Almanların tarzına döndürmek istemiş. Orduda ıslahatlar yapmış orduyu gençleştirmiş ve orduya ilerici-milliyetçi mektepli subayları katmıştır. Savaşa Almanlar yanında girilmiştir. Çünkü O ve arkadaşlarıda biliyordu ki Osmanlı savaşa girmese girdiğinden 2 kat daha zarar göreceklerdi. Teklif önce İngilizlere sunulmuş onlar tarafından kabul görmemiş sonrasında Almanlar bizi yanlarına çekmişlerdir. O dönem Enver ve Talat Paşalar'ın amacı Osmanlı'nın kendi dönemlerinden önce kaybedilen topraklarını savaşı Almanların kazanacağına güvenip tekrar geri alma isteğidir. Başka hiçbir art niyet bulunmamaktadır. Yani kısaca İngiltere yanında savaşa girseydikte bu seferde o zamanın ileri gelenleri İngiliz hayranı olucaklardı... Yine aynı tarihçiler yakın tarihten söz açmak icap ettiğinde resmi tarih yazımının papağanı olmaktan ileri gidemezler. Ama geveledikleri klişe lafları sanki kırk yıl araştırıp düşünerek bulmuş gibide satmayı iyi bilirler. Atatürk ile Enver Paşa'ya kavgalı idiler,birbirlerini sevmezlerdi derler ve Enver Paşa'yı da genelde hep kötülenir. Resmi tarihin uydurduğu balonların başlıcası Başbuğ Atatürk ve Enver Paşaların gençliklerinden beri rekabet içinde oldukları, birbirleriyle kavga ettikleri yalanıdır. Yaşça akran olmalarından ve sırayla ülkenin mukadderatı üzerinde söz sahibi olduklarından dolayı iki lider şahsiyetin birbirleriyle rekabet halinde olmaları ve bu meyanda “kavga etmeleri” ilk bakışta “olabilir” gibi görünüyor. Ama işin aslı başka. Enver "Paşa" Harbiye Nazırı ve Başkumandan vekili iken Mustafa Kemal o zaman "Bey" olarak binbaşı rütbesini taşıyordu. O zaman mı kavga ettiler? Mareşal Son Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Paşa İstiklal Harbi’nden sonra ülkenin mukadderatına hâkim tek adam haline geldiğinde ise Enver Paşa hem iktidar mevkilerinin hem de vatan topraklarının çok uzağındaydı. Yoksa o zaman mı kavga ettiler? Yine aynı papağan tarihçiler Atatürk'ün Askerin siyasete karışmasının Türkiye’yi nasıl felakete sürükleyeceğini Balkan Savaşı’nda görmüş ve İttihat ve Terakki Fırkası’ndan bu yüzden istifa etmişti derler. Atatürk Ayrıca 1909’daki İttihat ve Terakki Fırkası Büyük Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katılmış, sonrasunda ise parti faaliyetleri içinde kendi isteğiyle aktif olarak yer almamıştır. İşin esasına bakacak olursak, yüce önder Atatürk’ün askerin siyasete karışmasına karşı olduğu doğru. Ne var ki İttihatçılarla bu konuda fikir ayrılığı içinde oldukları iddiası pek inandırıcı değil. Resmi tarih yazımının bu iddiasına en dikkate değer cevabı Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, "ikinci adam" İsmet İnönü veriyor. "Hatıralar"ının birinci cildinde, 1908’den sonra ordu mensuplarının siyasetle meşguliyetine Enver Paşa’nın son verdiğini; siyasete iyice bulaşmış olanların ordudan ayrılmasını sağladığını; siyaseten en yakınında bulunan kişileri bile bu konuda kayırmadığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Ordu mensupları tarafından da itirazsız kabul edilen bu uygulamanın Enver Paşa’nın ciddi başarılarından ve hizmetlerinden biri olduğunu da ekliyor İnönü. Muhtemelen yüce önder Atatürk'ün 1909’dan sonra parti işleriyle meşgul olmaktan geri durması da, söz konusu kararla ilgili olmalıdır. Kemal Paşa ile Enver Paşa'nın ilişkilerine geri dönersek; Vaktiyle aynı sınıfı paylaşan bu iki idealist gençten ilki Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ve ilk yöneticisi olmuş; ve milleti O'na "ATATÜRK" demiştir.. Yüce önder Atatürk 1. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi sırasında görev aldığı her cephede, şartlar elverdiğince başarılı olmuş, Trablusgarp mücahidi, Çanakkale kahramanı, Ordu Komutanı, TBMM Reisi ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı ve tartışmasız çokbüyük bir komutandır... Enver Paşa, ise Teşkilat-ı Mahsusa gibi bir kurumu kurmuş içindeki kişilerle çok önemli mücadeler vermiş. Genelkurmay Başkanlığı ve Harbiye Nazırlığı, Başkomutan Vekilliği yapmış İttihat ve Terakki'nin Talat Bey ile birlikte 1 numaralı, 1.Dünya Savaşı sırasında ise bir numaralı adamıdır. Enver Paşa papağan ve bilgisiz tarihçilerimizin yazıp çizdiği gibi akılsız ve görüşsüz biri değil. Kendisi Askeri Okulda yüce Atamızın yedinci olarak bitirdiği sınıfı o ikinci olarak bitirmiştir. Ardından Makedonya'daki çete savaşlarında büyük başarılar elde etmiş ve yıldızı daha o günlerden parlamaya başlamıştır. Edirne'nin istirdadı ve Bingazi savunmasında önemli başarılar elde ederek liyakatini kanıtlamış, çok önemli bir kumandandır. Burada aktarmak istediğim bir şey var. Ziya Nur Aksun'un "Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı" kitabının , Nevzat Kösoğlu'nun yazdığı önsözünden bir bölüm: Daha önce Türkistan'daki durumu incelemek üzere gönderdiği Hacı Sami Kuşçubaşı'ndan gelen mektupta, buralardaki dağınıklık ve iç düşmanlıklara da işaret edilerek, bir şey yapabilmenin , yani buraları toparlayıp bir millî mücadele yürütmenin imkansız olduğu anlatılıyordu.Bu durum Enver Paşa'nın kararını değiştirmedi, ve ebediyyen her Türk çocuğunun hafızasında taşıması gereken şu müthiş cevabı verdi: "Yazdıklarınız doğrudur. Ancak Türkistan ile Osmanlı Türklüğünü arasındaki bağ uzun yıllardır kopmuştur. Eğer ben , Osmanlı ordularının baş komutanı ve Padişahının damadı olarak gelir ve Türkistan'ın istiklali davası uğruna orada ölürsem , bu köprüyü kurmuş oluruz.." Her türlü tartışmanın ve siyasetin ötesinde, unutulmaması gereken bir şey var kanımca. Mustafa Kemal Atatürk ve Enver Paşa, aynı amacın, aynı sevdanın çocuklarıdır... Yine Kösoğlu'nun ifadesiyle, "Gerilimleri yüksek ve bağlanışları derin, Osmanlı'nın son neslinin birer ferdidirler. Vatan -millet gibi kavramlar bu neslin kendini veriş güzelliği ile Cumhuriyet nesillerine aktarılmıştır..." Biri Anadolu toprağında Oğuz Türklüğünün son büyük devleterinden birini kurmuş, Türk'ü diriltmiş, sancağı yerde bırakmamıştır.. Öteki ise sancağı yerde olan diğer Türkleri diriltmek için Türkistan'a geçmiş, bu uğurda ölmüştür... Ve bu iki insandan birini çok sevmek için, diğerinden nefret etmek gerekmemektedir!.. |
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Değerli kandaşım;
Enver paşa hayatının hiçbir döneminde asla Türkçü olmamıştır. Ruslardan(orada bile savaştığı tevatür) önce birtek Türk savaşında aktif yer almamıştır. Sarıkamıştan beterini; Çanakkalede bir seferde 150.000 Türk Yiğidini Liman V. Sanders'in itirazına rağmen taarruza zorlayıp katlettirerek(Atatürk sıtma yüzünden zorla İstanbula gönderildiğinde) becermiştir. Çanakkale'de toplam şehidimiz 240.000 civarı hesaplanmaktadır. Çanakkale savaşı'nın çok uzun sürmesi ve beklemeler yüzünden, birçok savaşan günlük tutmuş bir kısmı yayınlanmış(aşağı yukarı 500 kadar) ve hepside tamamen birbiriyle örtüşmektedir. Örneğin Liman Von Sanders'in anılarında Enver paşayı okuduğunuzda aynısını lord George'un Çanakkale kitabında buluruz, Şevket Süreyya ve daha niceleri hepside farklı nesiller olmalarına ve farklı delillerle o günkü durumlardan bahsederkan belkide tam örtüştükleri konu Enver paşadır. Enver paşa sentes peşinde koşan sıkı bir ümmetçiydi. |
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) | |
|
Otağ Yöneticisi
|
Alıntı:
Enver Paşa ile Atatürk'ün arasında kişisel sorunlar vardı ama Enver Paşa Atatürk'e mektup yazarak Anadolu'ya gelmeyi ve herhangi bir makam vs. istemeden Atatürk'ün yanında mücadele vermek istediğini bildirmiştir. Bunun yanısıra Enver Paşa, Anadolu'da bir şey yapma şansı kalmadığı için Türkistan'ın bağımsızlığı için oralara gitmiştir. Tabii bu büyük fedakarlığı Anadolucu sığ beyinler anlama yetisinden yoksundurlar. Enver Paşa, Pamir Dağları'nda zevk için mi canını verdi? Bir kişi, amacına ulaşır veya ulaşamaz ama o kişi ülküsü için çarpışmış bir de üstüne üstlük ülküsü uğruna canını vermişse, bu durum, o kişinin kahraman oluşunun tescillenmesine yeter de artar bir durumdur. Bu da Atatürk ile Enver Paşa'nın birlikte çekildikleri resimdir. ![]() Peki, "Türk'ün kuyusunu kazanın, mezarını kazarız." (Ermeniler için) "Kürtleri nerede bulursanız çoluk çocuk demeden öldürün." sözlerini eden birinin Türkçülüğü tartışılır mı? Bu sözleri kim etmiştir? Elbette ulu Turancı Koca Enver Paşa..
__________________
Türk, Tanrı'nın; Atsızcılar da Türk'ün öfkesinden yaratılmıştır. |
|
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Perinçeğin bile Enver paşa'dan övgü ile bahsetdiği şu günler de Enver paşaya sahip çıkmalıyız.Fikirlerinde hatalar olabilir ancak bu ulu bir Türk şahsiyetini karalamak için veyahut toptan silmek için bence yeterli değildir.
TTK |
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Bir rus filmi çekilmişti bir kaç sene önce Türk Hamlesi diye. bir türlü gitmek istememiştim o filme; bizdeki kara murat ve ya rambo filmleri gibidir diye düşünmüştüm bir rus çıkacak bütün Türk leri dövecek diye düşünmüştüm ama çok fena yanılmışım. Film de Enver Paşa inanılmaz karizmatik ve rusları mat eden bir Türk kahraman olarak çekilmiş.
Rusların bile övgüyle bahsettiğ bu mokutanımıza daha çok sahip çıkmalı ve saygı duymalıyız |
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Alman ve Nazi özentisi olduğu için atılmıştır
|
Evet Büyük Türkçü Enver Paşa ya sahip çıkmalıyız.Onuda ümmet bozukları sahiplenmeye kalkmasın.
|
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Asıl sinirlerimi bozan, Enver Paşa'nın cesaret ettiği şeyin on birini yapamayacak olanların hariçten gazel okuması oluyor. Enver Paşa, kafasındaki Turancılık ülküsü ile yola çıkmış ve bir uğraşa girişmiş. Sonunda başarılı olamadı ise de niyetinin güzelliği tartışılmaz bir gerçektir. Amacına saygı duymak kesinlikle gerekmektedir ve eğer amacını gerçekleştirebilseydi neleri hayata geçireceğini de iyi anlamak gerekiyor.
Öyle boş laflarla Enver Paşa'yı eleştirenlere ancak gülünür. Bir adamı eleştireceksen, önce onun yaptıklarından daha fazalsını yapman lâzımdır. |
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) | |
|
Türkçü
|
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) | |
|
Türkçü
|
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#14 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Enver Paşa okul kitaplarında hain olarak gösterilir neden bir Türkçüdür.Ruhu şad olsun.Türk ırkı için yaptı herşeyi doğru ya da yanlış Turan yapmak istedi olmadı Sarıkamışta 90000 can bıraktık vatana feda olsun.20. yy. bence liderler yy. olmuştur.20. yy. başlarında masonlarla olmayan 2 tane büyük Türkçü vardı.Biri Atatürk biri Enver Paşa
|
|
|
|
|
|
#15 (İleti Bağlantısı) |
|
Gün Gelir Turan Oluruz..!
|
Enver Paşa Turanın fikir babasıdır o zamanlar iki büyük Türkçü vardır birisi Mustafa Kemal Atatürk biriside Enver Paşa.Enver Paşa'ya hain denmekte Enver Paşa sadece ülkülerine göre hareket etti ve Türklük için şehit oldu....
__________________
Kür Şad'ın narasıyla indik Tanrı Dağı'ndan, Ruhumuzu doldurduk Orhun kaynağından... Bu kaynaktan içenin yüreği tunç olur, Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur! |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Cevaplar | Son İleti |
| "Sen hayaller kur yeterki Enver" Siir+Video | TÜRKLER | Türklüğe Hizmetleri Geçmiş Olan Ulular | 6 | 20.06.2008 14:49 |
| MUSTAFA MUĞLALI PAŞA | Gök Yeleli Bozkurt | Türklüğe Hizmetleri Geçmiş Olan Ulular | 14 | 09.05.2008 14:18 |
| Fevzi Çakmak Paşa | Attila_C* | Türklüğe Hizmetleri Geçmiş Olan Ulular | 14 | 03.05.2008 13:22 |
| MÜSTAKBEL GNL .KUR. BŞK. YAŞAR BÜYÜKANIT PAŞA | Gök Yeleli Bozkurt | Türkçü Bakış | 14 | 20.06.2006 12:13 |
| Kemal Paşa da olay | TANHAN | Türkçü Bakış | 0 | 23.05.2006 15:38 |