![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
ermeni VAHŞİLİKLERİ
Ermeni Zoru Balayan’ın “Ruhumuzun Canlanması” kitabında Hocalı’da Ermenilerin yaptıkları ile ilgili yazdığı satırlar. (Vanadzor, 1996. s. 260-262)
“…..ancak sadece halkının kalbi sökülen ve acının ateşine atılan Ermeni bu satırlardan gurur ve memnuniyet duyabilir. Ben de vatandaş namusunun ve kutsal erkek görevinin emri ile bu kötü koku yayan Moğol çocuklarıyla hesaplaşıyordum. Tutuldukları bodruma biz Haçatur’la girdiğimiz zaman askerlerimiz bir çocuğu pencereye çivilemişlerdi bile. Çok fazla gürültü yapması diye Haçatur ağzına öldürülen annesinin kesilmiş göğsünü soktu. Daha sonra bu 13 yaşındaki Türk’e atalarının çocuklarımıza yaptıklarını yaptım. Kafasından göğsünden ve karnından derinsi söktüm. Yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk uzmanlığım doktor olduğu için hümanistim ve bu yüzden bu çocuğa yaptıklarımdan dolayı mutluluk duymadım. Ancak ruhum en azından halkımın acınsın %1’den öç aldığım için ruhum dolup taşıyordu. Haçatur vücudunu parçalara ayırdı ve bu Türkün kökü olan köpeklere attı. Akşamleyin aynı şeyi üç Türk’e daha yaptık. Ancak ben bir Ermeni vatansever ve vatandaşın sorumluluğunu yerine getirdim. Haçatur da çok terledi. Ben onun gözlerinden ve diğerlerinin gözlerinde intikamın ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Daha sonra çocukluk dostum mayor Süren şöyle dedi: “Biz hayvan değiliz. Ancak soğuk kalpli olmalıyız. Türk cellatların eliyle öldürülen kurbanların ruhları sakinleştirilmelidir.” Ertesi gün biz kiliyse giderek 1915 ölenlerin ruhları için dua ettik. Dün gördüğümüz kirden ruhlarımız arındırması için dua ettik. Ancak biz Hocalı’yı, vatanımızın bu parçasını işgal eden bu otuz binlik kirden arındırmayı başardık. Daha sonra Süre’nin evinde karısı cemruk koyarken Haçatur yorgun bir sesle şöyle dedi. “Ermeniler vatan toprağını özgürleştirmeli ve Ermenistan’ın büyüklüğünü canlandırmaya devam etmelidir. Göklerde bunu hesabımıza yazacaklar ve vicdanımız atalarımız karşısında temiz olacak. Zira biz sorumluluğumuzu yerine getirmiş olacağız” ve ben bunu kabul ettim. |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Doğu'da Ermeni Zulmü Gören Vatandaşlarımızın İfadeleri
1326 (1910) doğumlu Sarıkamış’ta oturur Ahmet oğlu Ismail COŞKUN’un ifadesidir: Çık bu Soğanlı Dağı’na de ki: Ey bu dağın toprağı, ne kadar insan kanıyla yoğruldun? ...tek Ermeni köyü olan ve bizim köye komşu olan Pertus Köyü’nü muhafaza ettik. Bizzat bizim köyden gönüllü nöbetçiler gönderip, zarar ziyana uğramasınlar diye de bizim askere tembihte bulunduk. Onlara insanlık ettik. Burunları dahi kanamadı. Aslen Erzurum’a bağlı Oltu ilçesi Terpenek (Y. Çamlı) köyündenim. Doğum tarihim doğru olmayabilir. Köyümüze gelen nüfus memuru Osman Bey diye biri tevellüdümü tahminen yazdı. Seferberlikte Enver Paşa, bizim köyde bir gece Mukted Ağa’nın misafiri oldu. Enver Paşa, köye yaklaşınca köy ileri gelenleri O’nu karşılamaya gittiler. Güz mevsimiydi. Bizim köyde kıyamet gibi Türk askeri vardı. Askeri bando ve mızıka Yusuf Ağa’nın evinin üzerinde çalıyordu. Yer-gök inliyordu: İşte ben o zaman, 11-12 yaşlarında yardım. Seferberliği gide, gelmeye... Eğer seferberlikteki askerimiz duraydı, hiçbir düvel Türk’e karşı duramazdı. Çık bu Soğanlı Dağı’na de ki: Ey bu dağın toprağı, ne kadar insan kanıyla yoğruldun? Dağlar şehitten görülmez olmuştu. Dikenli Tabya (Eski Sarıkamış üstü, Bardız yolunda) ’ya yaz açılınca tomar tomar şehit gömülmüştü. Bu anlattıklarım Sarıkamış harekatımızla ilgili söyleyeceklerim, Ermenilere gelince: Bizim asker gelende, çevre köyler arasında; haşa sizden sonra olsun tek ermeni köyü olan ve bizim köye komşu olan Pertus Köyü’nü muhafaza ettik. Bizzat bizim köyden gönüllü nöbetçiler gönderip, zarar ziyana uğramasınlar diye de bizim askere tembihte bulunduk. Onlara insanlık ettik. Burunları dahi kanamadı. Sonradan bizim asker çekildi. Urus geldi. Erzincan’ı geçip, Kıran Dağları’na kadar ilerledi. Bir sene kaldı. Bir sene sonra Urus dağıldı, çekildi. Silah patlamadan kendi memleketine çekildi, gitti. Rus giderken haşa sizden sonra olsun, Ermeni’ye demiş ki: Ben çekildim. Bu memleket sana. Çalavuzlar sana. Top, tüfek sana. Türk’ün önünde dur. Türk’e galip gelirsen, bir beğlik alırsın. Galip gelmezsen, postun dabağa gider. ruslar’dan herşeyi elde eden ermeni, bilip, duyup gördüğümce Erzurum Şekerli Köyü. Kehkanı, Narman’ın köyleri Zerdenis, Tamrut, Ziğirüs, Sigrüs, Sigsor, Lüsbeyk, Bahçecik, Aydost, Sırdasor, Terpenk köylerindeki ahaliyi çok kırdı. Bizim köye gelince muhafaza ettiğimiz, koruduğumuz haşa sizden sonra olsun Ermeniler aynı hüsnü niyeti bize göstermediler. Bizim asker gelinceye kadar envai çeşit zulüm yaparak, bizim köyden isimlerini hatırlayabildiğim İbad oğlu Musa, Mehmet oğlu Veli, Sefer ve Veli gibi köylülerimizi köyün hemen yakınında öldürdüler. Bu isimlerini söylediğim kişileri Oltu’ya giderken kendilerine yol göstersinler diye köy muhtarı Recep Çavuş’un oğlu Muhted’den ı’ica ile istemişlerdi. Milli Şüra kurulunca köyümüz de bu teşkilata dahil olup, Milli Mücadele’ye katılmışlardı. Bizim köy ve çevre köylerde halk birlik olup, gizlice herkes çeşitli seviyelerde görev almıştı. alintidir______ |
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) | |
|
Otağ Yöneticisi
|
Alıntı:
__________________
|
|
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Tanrım bunları okudukça deliriyorum sinirden yaptıklarınıza çok pişman olacaksınız intikamımız çok kötü olacak.
__________________
Türban mı örtüyor sizin iğrenç günahlarınızı?
|
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Hocalı'da Yaşanan Vahşete Yabancı Basın ve Şahitler Ağzından Tanık Olun
Ermeni Terörünün Tarihsel Kronolojisi 26 Şubat günü Türk dünyası ve Azerbaycan için en acılı günlerden biri olmanın yanısıra aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla siyah bir sayfadır. Bundan 16 yıl önce, yani 26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Hocalı kentinde sivil halka karsı ermeniler tam anlamıyla bir katliam yapmışlardır. Bugün sözde soykırım iddialarıyla Türkiye'yi suçlayan Ermenistan'ın Devlet Başkanı Robert Koçaryan'ın direktifleri doğrultusunda ermeniler Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde 7 bin kişilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı kentini ele geçirmek için 25 Şubat gecesi katliam gayesiyle harekete geçmiştir. Hocalı'nın işgali sonucu sivil, eli silahsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından katledilmiştir. Resmi verilere göre, o gece 613 kişi hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürülmüştür. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla caninin kurtarmıştır. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen oksuz kalmıştır. ermeniler şehitleri özel acımasızlıkla, gözlerini oyularak, kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını keserek öldürmüştür. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlarımız diri diri toprağa gömülmüştür. Hatta şehitlerin bir çoğunun cesetleri yakılmıştır. Xocalı Soyqırımı Azerbaycan xalıqının XX esrde üzleşdiyi dehşetli facielerden biri de Xocalı soyqrımıdır. Xocalı faciesi Xatın, Lidisa, Oradur soyqırımı kimi insanlıq tarixine düşmüş qanlı olaydır. 1992-ci il fevralın 25-den 26-a keçen gece Ermenistan silahlı qüvveleri, Azerbaycanın Dağlıq Qarabağ erazisindeki ermeni silahlı desteleri, keçmiş SSRİ-nin Xankendinde yerleşen 366-cı motoatıcı alayının şexsi heyetinin ve texnikasının bilavasite iştirakı ile Xankendi ile Esgeran arasında yerleşen Xocalı şeherini zebt ederek, Azerbaycan xalqına qarşı soyqırım siyasetini heyata keçirmişdir. Xocalının işğalı zamanı bir gecede dinc ehaliden 613 nefer, o cümleden 63 uşaq, 106 qadın, 70 qoca xüsusi amansızlıqla, işgencelerle öldürülmüş, insanların başları kesilmiş, gözleri çıxarılmış, hamile qadınların qarınları süngü ile deşik-deşik edilmişdir. Hücumda hemçinin mayor Oqanyan Seyran Muşeqoviçin (Seyran Oqanyan hazırda Dağlıq Qarabağda ermenilerin qeyri-qanuni rejiminin «müdafie naziri»dir) komandanlığı altında 366-cı alayın 2-ci batalyonu, Yevgeni Nabokixinin komandası altında 3-cü batalyonun, 1 saylı batalyonun qerargah reisi Çitçyan Valeriy İsayeviç ve alayda xidmet eden 50-den artıq ermeni zabit ve praporşik iştirak etmişdir. («Xocalının işğalına dair istintaq materiallarından») Şeher ehalisinin bir hissesi zorakılıqdan qaçıb qurtarmaq isteyerken evvelceden düzeldilmiş pusqularda qetle yetirilmişdir. Rusiyanın «Memorial» hüquq-müdafie merkezinin melumatına esasen, dörd gün erzinde Ağdama Xocalıda qetle yetirilmiş 200 azerbaycanlının meyidi getirilmiş, onlarla meyidin tehqire meruz qalması faktı aşkar edilmişdir. Ağdamda 181 meyid (130 kişi ve 51 qadın, o cümleden 13 uşaq) mehkeme-tibbi ekspertizasından keçirilmişdir. Ekspertiza zamanı müeyyen edilmişdir ki, 151 neferin ölümüne gülle yaraları, 20 neferin ölümüne qelpe yaraları sebeb olmuş, 10 nefer küt aletle vurularaq öldürülmüşdür. Hüquq-müdafie merkezi diri adamın baş derisinin soyulması faktını da qeyde almışdır. Xocalı soyqırımı şahidlerinin ifadelerinden: Ermeniler terefinden qetle yetirilmiş azerbaycanlı uşaqların sinesi yarılıb ürekleri parçalanmış, ekser meyidler ise tike-tike doğranmışdır. Heyderov Camal Ebdülhüseyn oğlu - «Qaraqaya deyilen yerin yaxınlığındakı fermanın 2 kilometrliyinde eybecer hala salınmış xeyli azerbaycanlı meyidi var idi. Qetle yetirilmiş uşaqların sinesini yarıb üreklerini parçalamış, ekser meyidleri ise tike-tike doğramışdılar». Heyderov Şahin Zülfuqar oğlu - Naxçıvanik kendi (Xocalı) yaxınlığında 80-e yaxın meyid görüb. Meyidler qorxulu veziyyete salınmış, başları kesilmişdir. Milis mayoru Elif Hacıyev, yaxın qohumları Selimov Fexreddin, Selimov Mikayıl da qetle yetirilenler arasında olmuşdur. Hümbetov Celil Hümbeteli oğlu - Ermeniler onun gözü qarşısında heyat yoldaşı Füruze, oğlu Muğan, qızı Simuzer ve gelini Südabeni güllelemişler. Paşayeva Kübra Adil qızı - Ketik meşesine girende ermenilerin mühasiresine düşmüşdür. Gizlendiyi kolluqdan heyat yoldaşı Paşayev Şura Tapdıq oğlu, oğlu Paşayev Elşad Şura oğlunun güllelenmesinin şahidi olmuşdur. Emirova Xezengül Tevekkül qızı - Xocalı işğal olunan zaman ermeni silahlıları onun ailesini bütünlükle girov götürmüşdür. Ermeniler Xezengülün anası Rayanı, 7 yaşlı bacısı Yeganeni ve xalası Göyceni gülleleyib, atası Emirov Tevekkülü ise benzin tökerek yandırmışlar. Eliyeva Zoya Eli qızı - 150 nefere qeder adamla 3 gün meşede qalıb. Meşede Zoyanın yanında Ehmedova Dünya ve onun bacısı Gülxar donaraq ölmüşdür. Mustafayeva Kübra Eliş qızı - «Ermeniler bizi girov götüren kimi yanımdakı altı neferi yerindece güllelemişler». Kerimova Seide Qurban qızı - «12 neferle birlikde girov götürüldük. Ermeniler qızım Nezaketi, Tapdığı, Seadeti, İradeni işgence ile öldürmüşler». Necefov Eli Hocalı'da Yaşanan Vahşete Yabancı Basın ve Şahitler Ağzından Tanık Olun Ermeni Terörünün Tarihsel Kronolojisi 26 Şubat günü Türk dünyası ve Azerbaycan için en acılı günlerden biri olmanın yanısıra aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla siyah bir sayfadır. Bundan 12 yıl önce, yani 26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Hocalı kentinde sivil halka karsı Ermeniler tam anlamıyla bir katliam yapmışlardır. Bugün sözde soykırım iddialarıyla Türkiye'yi suçlayan Ermenistan'ın Devlet Başkanı Robert Koçaryan'ın direktifleri doğrultusunda Ermeniler Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde 7 bin kişilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı kentini ele geçirmek için 25 Şubat gecesi katliam gayesiyle harekete geçmiştir. Hocalı'nın işgali sonucu sivil, eli silahsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından katledilmiştir. Resmi verilere göre, o gece 613 kişi hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürülmüştür. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla caninin kurtarmıştır. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen oksuz kalmıştır. Ermeniler şehitleri özel acımasızlıkla, gözlerini oyularak, kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını keserek öldürmüştür. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlarımız diri diri toprağa gömülmüştür. Hatta şehitlerin bir çoğunun cesetleri yakılmıştır. Xocalı Soyqırımı Azerbaycan xalıqının XX esrde üzleşdiyi dehşetli facielerden biri de Xocalı soyqrımıdır. Xocalı faciesi Xatın, Lidisa, Oradur soyqırımı kimi insanlıq tarixine düşmüş qanlı olaydır. 1992-ci il fevralın 25-den 26-a keçen gece Ermenistan silahlı qüvveleri, Azerbaycanın Dağlıq Qarabağ erazisindeki ermeni silahlı desteleri, keçmiş SSRİ-nin Xankendinde yerleşen 366-cı motoatıcı alayının şexsi heyetinin ve texnikasının bilavasite iştirakı ile Xankendi ile Esgeran arasında yerleşen Xocalı şeherini zebt ederek, Azerbaycan xalqına qarşı soyqırım siyasetini heyata keçirmişdir. Xocalının işğalı zamanı bir gecede dinc ehaliden 613 nefer, o cümleden 63 uşaq, 106 qadın, 70 qoca xüsusi amansızlıqla, işgencelerle öldürülmüş, insanların başları kesilmiş, gözleri çıxarılmış, hamile qadınların qarınları süngü ile deşik-deşik edilmişdir. Hücumda hemçinin mayor Oqanyan Seyran Muşeqoviçin (Seyran Oqanyan hazırda Dağlıq Qarabağda ermenilerin qeyri-qanuni rejiminin «müdafie naziri»dir) komandanlığı altında 366-cı alayın 2-ci batalyonu, Yevgeni Nabokixinin komandası altında 3-cü batalyonun, 1 saylı batalyonun qerargah reisi Çitçyan Valeriy İsayeviç ve alayda xidmet eden 50-den artıq ermeni zabit ve praporşik iştirak etmişdir. («Xocalının işğalına dair istintaq materiallarından») Şeher ehalisinin bir hissesi zorakılıqdan qaçıb qurtarmaq isteyerken evvelceden düzeldilmiş pusqularda qetle yetirilmişdir. Rusiyanın «Memorial» hüquq-müdafie merkezinin melumatına esasen, dörd gün erzinde Ağdama Xocalıda qetle yetirilmiş 200 azerbaycanlının meyidi getirilmiş, onlarla meyidin tehqire meruz qalması faktı aşkar edilmişdir. Ağdamda 181 meyid (130 kişi ve 51 qadın, o cümleden 13 uşaq) mehkeme-tibbi ekspertizasından keçirilmişdir. Ekspertiza zamanı müeyyen edilmişdir ki, 151 neferin ölümüne gülle yaraları, 20 neferin ölümüne qelpe yaraları sebeb olmuş, 10 nefer küt aletle vurularaq öldürülmüşdür. Hüquq-müdafie merkezi diri adamın baş derisinin soyulması faktını da qeyde almışdır. Xocalı soyqırımı şahidlerinin ifadelerinden: Ermeniler terefinden qetle yetirilmiş azerbaycanlı uşaqların sinesi yarılıb ürekleri parçalanmış, ekser meyidler ise tike-tike doğranmışdır. Heyderov Camal Ebdülhüseyn oğlu - «Qaraqaya deyilen yerin yaxınlığındakı fermanın 2 kilometrliyinde eybecer hala salınmış xeyli azerbaycanlı meyidi var idi. Qetle yetirilmiş uşaqların sinesini yarıb üreklerini parçalamış, ekser meyidleri ise tike-tike doğramışdılar». Heyderov Şahin Zülfuqar oğlu - Naxçıvanik kendi (Xocalı) yaxınlığında 80-e yaxın meyid görüb. Meyidler qorxulu veziyyete salınmış, başları kesilmişdir. Milis mayoru Elif Hacıyev, yaxın qohumları Selimov Fexreddin, Selimov Mikayıl da qetle yetirilenler arasında olmuşdur. Hümbetov Celil Hümbeteli oğlu - Ermeniler onun gözü qarşısında heyat yoldaşı Füruze, oğlu Muğan, qızı Simuzer ve gelini Südabeni güllelemişler. Paşayeva Kübra Adil qızı - Ketik meşesine girende ermenilerin mühasiresine düşmüşdür. Gizlendiyi kolluqdan heyat yoldaşı Paşayev Şura Tapdıq oğlu, oğlu Paşayev Elşad Şura oğlunun güllelenmesinin şahidi olmuşdur. Emirova Xezengül Tevekkül qızı - Xocalı işğal olunan zaman ermeni silahlıları onun ailesini bütünlükle girov götürmüşdür. Ermeniler Xezengülün anası Rayanı, 7 yaşlı bacısı Yeganeni ve xalası Göyceni gülleleyib, atası Emirov Tevekkülü ise benzin tökerek yandırmışlar. Eliyeva Zoya Eli qızı - 150 nefere qeder adamla 3 gün meşede qalıb. Meşede Zoyanın yanında Ehmedova Dünya ve onun bacısı Gülxar donaraq ölmüşdür. Mustafayeva Kübra Eliş qızı - «Ermeniler bizi girov götüren kimi yanımdakı altı neferi yerindece güllelemişler». Kerimova Seide Qurban qızı - «12 neferle birlikde girov götürüldük. Ermeniler qızım Nezaketi, Tapdığı, Seadeti, İradeni işgence ile öldürmüşler». Necefov Eli Ağami oğlu - «Ermeniler qaçan adamları mühasireye alaraq 30-40 neferi yerindece güllelemişler». __________________ Ağami oğlu - «Ermeniler qaçan adamları mühasireye alaraq 30-40 neferi yerindece güllelemişler». __________________ |
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Birinci Dünya Savaşı'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kismi da Mısır'ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, agır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi... Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in işine gelmiyordu. Cünkü, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karşılarına cıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Cünkü gözler yanmıştı... Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar... Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. |
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Otuz dört yaşındaki Vügar Zahiroğlu KARABAG`İN Fuzûlü ilcesinde dünyaya gelmiş. Canından çok sevdiği vatanını geride bırakmanın vermiş olduğu acı, ona da, Karabağ’la ilgili şiirler yazdırmış. Babasının kabrinin düşmanların elinde kaldığını, hiç olmazsa onun kabrini ölmeden bir kez olsun görmek istediğini belirten Vügar Bey, kışın soğuğunda, karlı gününde, babasının halini sormaya geldiğini ifade ederken, hayatın, yarasını dağladığını, bundan dolayı da yarasının yaman sızladığını ifade eder. Kendisinin uykularını kaçıran, dünyayı yaşanmaz hale getiren bu duygulardan kurtulmak için, her zaman zor günlerinde elinden tutan, dertlerinin dermanı olan Karabağ’da medfun bulunan babasına anlatır. Babası çağırdığında vatanına dönemediği, gidip onun sıkıntılarını alamadığı için hayıflanırken, onunla birlikte ölemediğinden dolayı babasının kendisini affetmesini ister. Şiirinde, hasretten, babasının mezarının buz tuttuğunu, şeytanların babasının kabrinde ateş yaktığını dile getirir: Kışın ayazında karlı gününde, Gelmişim halini soram ay ata! 18 Hayat bin dağ çekti yaram üstüne. Yaman sızlar yaram ay ata! Hasretten baş taşın buz bağlamış, Şeytanlar içinde ateş yakmış. Derler baban tenha kalmış, Gelmişim yanında kalam ay ata! Susmaz Vügar’ınam, bir danış, bir din, Ağlayım gözümün yaşına ısın. Koy bakıp sızlayım men yetim yetim. İsterim gadanı alam ay ata! Çağırdın bir zaman gelemedim, Son kere yüzünü göremedim, Bağışla seninle ölemedim. Yalanmış bu dövran, yalan ay ata! Anam çadırdadır, Hikmet askerde, Bense sürünürem köyde kentte, Gel topla aileni, olak bir yerde. Yolunu gözlüyor anam ay ata! Bu gece gözüme uyku girmedi, Kalkıp yatağımdan kaçmak istedim, Özünden kanatlı havalı bir kuş gibi, Öz toprağıma uçmak istedim. Kolay sökülen, anamın gözünün yaşı tökülen, Çiçekli ömrüne kışı dökülen, Kolay uçulan taşı sökülen, Atamın kabrine uçmak istedim.
|
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Azerbaycan-Dağlık Karabağ Hocalı Katliamı Tanığı! .. (2) İnci Azeroğlu
O sohbetten sonra hepimiz gözlerimizi kapayıp uyumaya çalıştık. Ama ben hala çok korkuyordum. Babama sığınıp uyumaya çalıştım. Bir az sonra düşündüm ki, herhalde uyumuşumdur. Çünkü bu dehşet kâbustan başka bir şey olamazdı. Sanki her şey kâbustu da uyanınca su içince geçecekti. Akşam uyuduğum gibi babam yanımda annem yanımda uyanacaktım. Ama... - Dediğinde birden öğretmenimizin hıçkırık sesleri duyuldu. O Samire kadar yanıklı ağlıyordu. Belki de onun da akrabalarının Hocalı’da şehit oldukları içindir… Hiç biri rüya değilmiş. Hepsi gerçeğin kendisiymiş. Gök gürlüyor, şimşekler çakıyor, etrafa ışık saçılıyordu; insanlar bağırıyor, ağlıyor,'Tanrım, yardım et! Bizi koru bu vahşi canavarlardan! ' diye imdat diliyorlardı. Gözlerimi açtım. O duyduğum seslerin ne olduğunu anlamak için pencerenin kenarında durup dışarıyı seyretmeye çalıştım. Kendimi kaybetmiştim. Gördüklerim insanlık dışı hareketlerdi. Bir az önce duyduğum gök gürlemesi değilmiş, tanklardan, toplardan, tabancalardan, silahlardan atılan ateşlermiş, Allah’tan yardım isteyenler yaralanıp, yığılıp bir yere kalanlarmış. Elimde olsa hepsini kurtarırdım. Hepsinin peşinden koşardım. Ermeni canilerini şehrimizden çıkarırdım, ama hiç birini yapmaya gücüm yetmezdi. O zamanlar küçücük çocuktum. Hiç büyük bile olsam komşularıma, arkadaşlarımın ailelerine, arkadaşlarıma, akrabalarıma esas da aileme yardım edemezdim... -deyip sanki o anları tekrar yaşıyormuş gibi kendi de istemeden bağırdı. - Caniler, vahşiler... Öldürdüler öğretmenimi öldürdüler ailemi öldürdüler, herkesi bütün insanları vahşicesine öldürdüler, mahvettiler gençlerin, kadınların, çocukların hayatını... -bu sözü feryatlı anlatışı duyduktan sonra hepimizin tüyleri ürperdi. Birbirimizin yüzüne bakıp, daha da hönkürerek ağladık. Çoğumuz sanki o anları yaşıyormuşuz gibi bir birimizin elinden tuttuk. Samire ise, sanki yine o günmüş de onu da öldüreceklermiş gibi hissettiği için öğretmenimin elini sıkıca tuttu. Öğretmenim Samire’nin elini okşayarak, özel bir sevgiyle ona yaklaştı ve devam etmesini istedi. Samire, artık kendini kaptırmıştı olaya. Yine de feryatlı şekilde anlatmaya başladı. Şehrimiz dağılıyordu, her taraftan ateşler yükseliyordu, herkes birbirine bakıyordu, herkes şaşırıp kalmıştı. Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Zaten şaşırmaya bile zaman vermedi ermeni canileri. Kaçıp canını kurtarmaya çalışanlar hiç kendileri de anlamadan arkadan atılan kurşunla yere yığılıyordu. Uçan evlerin altında kalanların feryatlı yardım dileyişi hiç bir zaman kulaklarımdan gitmedi, hocam.'baba, baba' diye deli gibi bağırarak bütün odaları gezdim. Hiç bir yerde bulamadım onları. Düşündüm ki, dışarıya çıkmışlardır. Arkalarınca gitmek istedim. Kendimi dışarı atmak istediğimde komşumuz Rıza amcayı gördüm. Beni tutup, bırakmadı. 'Kızım gitme öldürürler' dedi. Kendisi ile alt kata indirdi. Ve dedi ki, biraz burada saklanalım, görelim sonumuz ne oluyor? İnşallah hayırlı olur. Orada küçük bir pencere vardı. Yanan evlerin, insanların ışığından dışarıyı görmek oluyordu. Gece olmasına rağmen her taraf alevlerle ışıklanıyordu. Dışarıya çıkan, kaçmak isteyen kadınları, erkekleri, çocukları çıktıkları yerde kurşuna diziyorlardı. Bazılarını evlerin alevlerine atıp yakıyorlardı. Durup seyredip haz alıyorlardı. Bir komşumuz vardı. Sekine teyze diye... Onun küçük bir kızı olmuştu. Çocuğunu kucağına alıp kaçmaya çalışan Sekine Teyze’yi bir ermeni iti yakaladı. Çocuğunu zorla elinden alıp göğe kaldırıp yere fırlattı. Çocuğun kafatası deydi ne paramparça oldu. Annesinin gözleri önünde böyle yaptılar. Özel bir işkenceydi bu. Sekine Teyze ayağa kalktı nefretle eli silahlı ermeniyi dövmeye başladı. Ama ermeni onu çok kötü dövdü. Sonra kini soğumadı, bir de üzerine ateş açıp öldürdü. Bu durum beni çok sarstı. İstemeden 'Sekine teyzeyi öldürdüler. Rıza amca, bizi de öldürecekler de mi? Kaçamayacağız de mi? Babamlara ne oldu, Rıza amca? ' deyip masumlukla onun ne diyeceğini bekledim. Rıza amca ağlıyordu. Ama beni teselli etmeye çalışıyordu. O ise hiç bir şey demiyor ağlıyordu. Ben de ağlıyordum. Ama hala babama ne olduğunu bilmiyordum. Belki de babama ne olduğunu bilmek istemiyordum. Çünkü Rıza amca cevap vermedikten sonra hiç ısrar etmedim. Hiç bir daha sormadım. Her halde çocuk da olsam anlamıştım olup biteni. Artik bizim evimiz taraflarda ateş sesleri kesildi. Ah-nâlâlar diğer taraflardan geliyordu. Rıza amca dedi ki, hadi kızım, şimdi çıkalım. Belki bir yolla kaçıp kurtulabildik. Dışarı çıktık. Ama öyle korkunç şeyler gördüm ki... Dışarıda cesetler bir birinin üzerine yığılmıştı. Giderken birden yerdeki cesedin elbiselerine gözlerim takıldı, yan yana annemle babamın cesetlerini gördüm - bu sözleri söylerken onu görmeliydiniz. Bu kelimeleri söylemek yürek ister. Hepimiz Samire’nin gözyaşlarını izliyor, kendimiz de ağlıyorduk. Ama bu sözlerden sonra Samire daha başka ağlamaya başladı. Sanki içindeki kaç yılın anne, baba hasreti idi bu gözyaşları birikmiş hasret gözyaşları idi. Ağladıkça Samire öğretmene bakıyordu. Çocukların hiç birine bakmıyordu. Annesinin elbisesinden tanımak her insan için kolay olmayabilir. Hem de her insanin yüreği dayanmaz. Öğretmenimiz de Samire’nin derdine ortak oldu onu kucakladı ve suyu ona doğru uzattı. Samire yudum yudum sudan içti. Sanki boğazından geçmiyormuş gibi zorlanarak içti suyunu... Ve devam etti yanıklı sohbetine; - Annemi, babamı gördüğümde hemen üzerlerine atladım. İlk önce hangisi için ağlayacağımı şaşırdım. Yüzlerine baktım, ama korktum yüzlerinden. Annemin saçları ve kafasının derisi yoktu. Babamın ise yüzünü ne ile ise, çizmişlerdi. Tanınmaz haldeydiler ikisi de. Sonra da en az her birine 10 tane kurşun atmışlardı. İkisinin de cesedine sarılıp ağladım. Rıza amca da bir müddet kenarda durup seyretti ağlayarak, sonra kızım gidelim dedi. Baktım onlara intikamınızı elbet bir gün alacağız dedim ve Rıza amcanın elinden tuttum. Gecenin kalan zamanını dağıtılmış, yandırılmış evlerin aralarına, nehir kenarına, ormanın içlerinden gittik. Ben artık tamamen yorulmuştum. Hele üşümediğimi demiyorum. Ayaklarımı soğuktan hissetmiyordum. Ama aklım annemle babamın cesedindeydi diye hiç ayaklarımın donmasını düşünmüyordum. Sadece oradan kurtulmak ve 'ONLARIN İNTİKAMİNİ ALMAK İSTİYORDUM! ' Belki de benim sağ kalmama neden olan tek şey buydu. Benim artik yorgunluktan yavaşladığımı gören Rıza amca dedi, Yavrum bir az çabuk gel, hem o tarafa gitmeyelim bizi ermeniler görer ve hemen öldürürler. Gel bu taraftan ormanın içlerine taraf gidelim. Buraları benden iyi bilen yoktur. O gece gözlerim daha neler görmedi. Aman Allah’ım, artık sabah oldu. Kanlar içinde açıldı sabah. Uzakta ormanın o tarafında Hocalı şehrinden mucize gibi kaçıp Canını kurtaran çocuklar, kadınlar, yaşlılar, erkekler deste deste bir az ileride görünmeye başladı. Destelerden birini akrabamız Kerim amcanın ailesine benzettim: kendisi, Nise Teyze, 8 yaşlı oğlu Nizami ve benim birinci sınıf arkadaşım Yasemin. Birden, nerlerdense, gözükmeyen yerlerden, silah sesleri gelmeye başladı. Dere ile, dağın eteği ile yürüyen her kes yere yığıldı. Yine de ah-nâlâlar göklere yükseldi... Yine de haraylar kalktı. Hâlâ yardıma gelen bir insan, yardım elini uzatan birileri yoktu. Tepelerde saklanmış kan içen ermeni cellâtları ellerinde silahlar, koştular yaralıların üzerine. Kiminin kafasını kestiler, kiminin kafasının derisini soydular, saçlarını kopardılar, kiminin kulağını burnunu kestil |
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
O dediğin Moğol çocukları senin soyunu kurutacak adi köpek soyu.İntikam yemini ediyoruz.Topunuz kızıl tamuyu boylayacaksınız.Ama önce içimizdeki ermenilerden başlayacaz.
__________________
Hülagü Han'ın izinde... |
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Hocalı, Karabağ’daki şanlı direnişin en önemli kalelerinden biriydi! .. Hocalı halkı, kendilerini defalarca “Karabağ’dan defolun” diye tehdit eden Ermenilerin bütün baskılarına rağmen, ata topraklarını terketmemek için mücadele ediyordu! .. Ermeni, emperyalizmi almıştı yine arkasına! .. Azerbaycan Türkü ise yine yapayalnızdı! ..
25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece, Ermeniler ‘ağır silahlarla’ donatılmış olarak ansızın girdiler Hocalı’ya! .. Önlerinde ‘tanklar’, ‘toplar’, omuzlarında ‘roketatarlar’, ‘makinalı tüfekler’ ellerinde ise ‘kalaşnikoflar’ vardı! .. Önce asırlara meydan okuyan kasabanın ‘bütün binalarını’ yakıp yıktılar! .. Ardından harabe haline gelen binaların enkazları arasında ‘insan avına’ çıktılar! .. Neye uğradıklarını şaşırmış bir halde, can havli ile sağa sola koşuşturan masum insanları, ‘kadın, çocuk, genç, ihtiyar demeden’ birer birer kurşuna dizdiler! .. Takvim yaprakları, 27 Şubat’ı gösterdiğinde Hocalı yeryüzünden silinmişti! .. Fırsatını bulanlar gecenin karanlığından yararlananak kaçmış, kaçmaya vakit bulamayanlar ‘uluslararası terörizmin’ kurbanı olmuşlardı! .. Hocalı’da ‘etnik temizlik’ tamamlanmıştı! .. * * * Osmanlı İmparatorluğu’nu sırtından hançerleyen Ermeniler, 1915 yılında Doğu Anadolu’da baskın yaptıkları köylerde, ‘hamile kadınların’ karınlarını yararak bebekleri dışarı çıkarmışlar, ele geçirdikleri kundaktaki bebekleri, ‘diri diri tandırlarda pişirerek’ zorla annelerine yedirmeye çalışmışlardı! .. Ermeni hükümetinin ‘milli kahraman’ ünvanı verdiği kaatillerden Zori Balayan, 1996 yılında yazdığı “Ruhumuzun canlanması” isimli kitapta, Hocalı’daki insanlık dışı mezalimi bakın nasıl anlatıyor: - “Biz çete üyesi Haçatur’la zaptedilmiş evlerden birisine girdiğimizde, bizim askerlerin 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilediklerini gördük. Haçatur, çocuğun bağırmamasını için anasının kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Sonra ben bu Türk çocuğa, onun babalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Karnının, başının, göğsünün derisini soydum. Sonra Haçatur, çocuğun cesedini doğradı ve köpeklere dağıttı. Akşam aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Kendi halkımın intikamının yüzde birini bila aldı isem ne mutlu bana.” * * * |
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
1992 yılı 26 Şubat günü bulunduğumuz asrın en ağrılı acılı günlerinden biridir bizler için. O sabah duyduklarımız ve televizyonlardan izlediklerimiz hayatımız boyunca hiç unutamayacağımız sahnelerdi. Atalarımızın, babalarımızın nice emekler sarf ederek taş taş üste koyarak inşa ettikleri Azerbaycan’ın en güzel kasabalarından biri olan Hocalı insanlarıyla beraber yerle bir olmuşlardı. Daha 1990’lı senelerde başlayan çilemizin en unutulmaz günü.
Azerbaycan’ın nadide yurdu Karabağ ile başladı gara bahtımız. Yandık tutuştuk. Acımızı paylaşacak dost aradık. Maalesef hudut dostu olarak adlandırdığımız bazıları düşman oldular. Cumhuriyetimizi bir kırmızı bayrak, orak ve çekice değiştirenler, tarihî düşmanlarımızı yıllardır “kardeş halk” diye tanıtmışlardı. Oysa ay yıldızlı üç renkli bayrağımız ne güzel yakışmıştı odlar yurdu vatanımıza. Hep ezilen halkımız bir daha ezildi. Seneler sonra yine üç renkli bayrağımızı çekti azatlık savaşçılarımız güzel semalara. Bu bayrağın yerini kara bulutlarla kaplamaya çalıştı düşman. Hâlâ uzaklaştıramadık bu bulutları. Açık semalarımızda gök kuşağı gibi rengârenk dalgalandı bayrağımız. Geçtiğimiz günlerde Ufuk Ötesi’nin de büyük desteğiyle İstanbul Vefa Lisesinde 20 Ocak şehitlerini anma töreni davetiyesinde yazdığımız “Rus ordusu tarafından Azerbaycan’da şehit edilmiş kardeşlerimizi anma günü” ibaresindeki “Rus” kelimesi ne yazık ki bir çok Rus canlısı vatandaşımızı rahatsız etmiş ve radyolarda bile bunu dile getirmişlerdir. Bu vahşetleri, bu vahşilikleri, bu zulmü yapanlar Rus değil miydi? “Hocalıya giren 366. Alay değildi” diye iddia edebilir misiniz? Hâlâ kan kokuyor vatanımızın toprakları. Yandı analarımızın yüreği. İçine bir dert oldu şehit babalarının evlat kaybı. Hocalı’da yaşananlara sadece seyirci kaldı dünya. Ellerinde uyduruk “soy kırım” belgeleriyle gezenleri ağırlayıp, destekleyen Avrupa zalim gözlerini kapatmıştı o gün. Neredeydi Rusları “baş tacı” yapanlar? Onların kardeş dedikleri hiç acımadan katlederken halkımız neredelerdi? Bu gün bizleri “Rus Ordusu” yazdık diye suçlayanlar o günlerde Rusların koynundan çıkmıyorlardı. Yetmez mi artık? Dostumuzu düşmanımızı ayırabilecek kadar gelişmedik mi? Bizden olmayıp bizimle olanlar dostumuz sayılmaz. 20 Ocak unutulmadan 20 Şubat geliyor. Hâlâ her ay Ermenistan’la sınır bölgelerimizde bir çok askerimiz şehit edilmekte. Oysa bir takım vatandaş bunların bize düşman olmadığını iddia etmeye çalışmakta. Hocalı, tarihimizin kanla yazılmış satırlarında, yanan bir yurttur. Bu kelimenin bizlere ne anlattığını ifade etmek çok zordur. Hocalı soy kırımı. tarihin, insanlığın affetmeyeceği vahşiliklerden birinin yapıldığı gerçek bir insan avıdır. Bu yaşananlar sadece Hocalıda yaşayan Azerbaycanlı kardeşlerimizin değil insanlığın ezildiği, yerlerde süründüğü, kadınların, kızların, çocukların ve yaşlı insanlarımızın acımadan vahşice katledildiği bir tarihtir. Kanında vatan ve milletin acısını, ağrısını paylaşanların yas günüdür. Sadece şehit babalarının değil, tüm babaların yaralı günüdür. Dünya Türklerin Ermenilere karşı soy kırım yaptığını kabullenmenin kapısındayken, Ermeni ve Ermeni yanlısı tarihçiler gözleri önünde baş veren bu hadiseleri görmezlikten gelmekte. Hocalıda yapılanları soy kırım kelimesiyle anlatmak tam anlamıyla yetersiz kalır. Arazisi 922 kilometre kare olan, 11.544 nüfusu olan bir ilimize 366 numaralı zırhlı birlik, yüzlerce vahşi Rus askeriyle yan yana Ermeni askerleri bir gecede, ansızın tecavüz ettiler. Facianın kan dolu, vahşet dolu manzarasını unutmadık. O gece düşman 613 kişiyi birden katletti. Öldürmeden, diri diri yaktılar, vücutları kesildi. İşte Hocalı faciası bu yüzden bu kadar içimizi yandırmakta. 196 kadın... Analarımız, bacılarımız sadece tecavüze uğramakla kalmadı vücutlarında sigara söndürüldü, derileri soyuldu. Dünyada eşi beraberi (benzeri) görülmemiş vahşilikler yaşandı. Hamile kadınların vücutları kesilerek daha doğurmadıkları yavrularıyla beraber katledildi. 83 kardeşimiz daha hayatlarının çocukluk çağındayken şehit edildi. İşkenceye maruz kalarak minik gözleriyle dünyaya göz yumdular. 200’den fazla insanın talihinden hâlâ haber yok. O gece1.275’ten fazla insan Hocalıdan esir alınarak Ermeni kamplarına götürüldü. 480 kişi özürlü vaziyette yaşam mücadelesi vermekte. Bu gün Bakü etrafında bir milyonun üstünde insan yıllardır çadırlarda hayatla mücadele ediyor. Zor şartlarda yaşam savaşı veriyor. Bir gün doğdukları yurtlarına geri dönme umuduyla yaşamaktadırlar. Bir çoğunun aile fertleri gözleri önünde kurşuna dizildi. 20 asırda defalarca Ermeniler tarafından halkımıza saldırılar olmuştur. Unutkanlığımızdan olsa gerek ki bunları da zamanla unuttuk. Sovyetler döneminde “dost” olduk. Bununla kalmayıp hatta bazıları yakın akraba bile oldular. |
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) |
![]() |
Hocalı soykırımına gelinen süreci tarihsel bağlamda ve Karabağ sorunu açısından ele almak gerekmektedir. Tarih boyunca çeşitli devletlerin hüküm sürdüğü Azerbaycan 19.yy.ın ikinci yarısında Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak ikiye ayrılmıştır. 1828 yılında İran ile Rusya arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Karabağ da dahil olmak üzere Azerbaycan’ın kuzeyi Rusya’ya bırakılmış, Güney Azerbaycan ise İran’ın egemenliği altına girmiştir. Söz konusu tarihte Karabağ bölgesinin demografik yapısında Türkler büyük bir çoğunluğu oluşturmaktayken (yaklaşık olarak % 95) Kuzey Azerbaycan’ın Rusya’nın denetimine geçmesiyle birlikte bölgeye sistematik bir Ermeni göçü başlamış ve dünyanın birçok bölgesinden gelen Ermeniler Karabağ’a yerleştirilmiştir. Sovyetler döneminde Stalin’in 1923 yılında Karabağ’ın yukarı kesimlerine yerleştirdiği Ermenilerle bölgenin demografik yapısı değiştirilmeye çalışılmıştır. Bu tarihten sonra Rus ve Ermeniler Karabağ’ın yukarı kısmını Dağlık Karabağ şeklinde telaffuz etmeye başlamıştır. Karabağ’ın tamamında nüfus olarak Azerbaycan Türkleri ağır basarken Dağlık Karabağ olarak adlandırılan bölge dışarıdan gelen göçlerle birlikte Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bir yer haline getirilmiştir. Bazı akademisyen ve yazarlar bu gerçeği bilinçli bir şekilde göz ardı ederek Karabağ sorununda Ermenistan’ı haklı çıkarma gayreti içerisine girmişlerdir.
1988’de Karabağ’ın yukarısındaki Ermeni nüfusun yoğunluğunu ileri sürerek Karabağ üzerinde hak iddia eden ve faaliyete geçen Ermeniler, Sovyetlerin de bu konuda kendilerini desteklemesiyle birlikte Karabağ’a yönelik eylemlerini arttırmıştır. Sovyetlerden alınan askeri ve psikolojik destek Ocak 1990’da Bakü ve Karabağ’da kendini açık bir şekilde göstermiş ve 20 Ocak’ta Bakü’de yaşanan katliam bir kez daha bu konuda sabıkalı Ermenistan’ın katliamlar tarihine geçmiştir. Sovyetlerin dağılma sürecine girdiği 1991 yılında Ermeniler Karabağ bölgesindeki baskılarını arttırmış ve 3 Eylül 1991’de sözde Dağlık Karabağ Özerk Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Karabağ’ın merkez şehri Hankendi’nin 1992 Ocak ayında işgal edilmesinden sonra stratejik bakımdan çok önemli bir yerde bulunan 7 bin nüfuslu Hocalı kenti 26 Şubat’ta Ermeniler tarafından işgal edilerek halkı soykırıma maruz bırakılmıştır. Hocalı soykırımına gelinen süreç bu şekilde gelişmiştir. Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin Hocalı ilçesinde 1992 yılının 25 Şubat’ını 26 Şubat’a bağlayan gecede yaşanan soykırım dünya ve insanlık tarihine kara bir leke olarak düşmüştür. Tarihi soykırım ve katliamlarla dolu olan ve bu konuda oldukça deneyimli olan Ermenilerin, Rusların 366. Motorize Alayının da desteğini alarak planlı ve sistemli bir şekilde gerçekleştirmiş olduğu soykırımda resmi rakamlara göre 83’ü çocuk, 106’sı kadın olmak üzere 613 kişi hayatını kaybetmiştir. Vahşet dolu görüntülerin ortaya çıktığı Hocalı’da insanlar rakamların da gösterdiği gibi yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın imha edilmiş ve soykırım ‘Türk’ kimliği hedef alınarak gerçekleştirilmiştir. Kulakları kesilen, kafaları koparılan çocuklardan karnı deşilen hamile kadınlara, kafa derileri yüzülen erkeklerden öldürüldükten sonra yakılanlara kadar hemen herkes bu insanlık dışı olaylardan nasibini almıştır. Soykırıma uğrayan 613 kişiye yaralıları, rehin alınanları ve yerlerinden edilen yüz binlerce kişiye de eklersek yaşanan vahşetin boyutları çok uç noktalara varmaktadır. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'in “Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz.”[1] şeklindeki değerlendirmesi de bu durumun en büyük göstergesidir. Sovyetlerin dağılma sürecinde Ermenistan tek başına bunları gerçekleştirebilecek nitelikte güçlü bir orduya sahip bulunmamaktadır. Ermenistan’ın bu askeri başarılanın arkasında Arman Cilavyan’a göre Sovyet döneminden kalan askeri malzemelerin ve Rusya Federasyonu’nun el altından Ermenistan’ı desteklemesi bulunmaktadır.[2] Bu noktaya gelinmesinde gerek Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazandıktan sonra kurumsallaşmasını tamamlayamamış ve yeterli bir orduya sahip olamaması, gerekse Rusya Federasyonu’na bağımlı dış politika belirleyici olmuştur. Tüm çabalarına rağmen Muttalibov’un Rusya ile aynı kulvarda yürüme politikası, Rusya Ordusu 366. Alayının 26 Şubat 1992’de Hocalı katliamında aktif rol almasıyla çökmüştür.[3] İç siyasal istikrarsızlıklar da işin içine girince Hocalı’ya giden süreçte Ermeniler hedeflerine ulaşmak bakımından önemli mesafeler kat etmiştir. Muttalibov’un Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali karşısında dahi Rusya yanlısı politika izlemesi ve çözümü Rusya’da görmesi Hocalı soykırımını kaçınılmaz kılmıştır. Hocalı soykırımı sonrasında Azerbaycan’da Rus Ordusunun öncelikli olarak eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi(DKÖB) coğrafyasından çıkmasına yönelik talepler artmış ve Rus askeri birlikleri Ermenistan’a yerleşme gerekçesi ile bölgedeki üslerin boşaltarak Laçin koridoru aracılığı ile bölgeden çıkarken Ermenilerle birlikte 9 Mayıs 1992’de Şuşa’nın ve 17 Mayıs 1992’de Laçin’in işgali operasyonlarına katılmıştır.[4]Özellikle Ebulfeyz Elçibey’in 7 Haziran’daki devlet başkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından izlediği dış politika Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki nüfuzunu kırma noktasında etkili olmuştur. AHC lideri Elçibey’in Rusya ve İran’a karşı takındığı tavır, bu iki ülkenin Ermenistan’a destek vermesinde etkili olmuştur. Özellikle Rusya Ermenistan’ı Azerbaycan’a karşı baskı unsuru olarak kullanmış, İran da el altından Ermenistan’ı desteklemiştir. Ancak bu dönemde Hocalı soykırımının da dahil olduğu Karabağ konusunda ikili ilişkiler düzeyinde bir sonuç alınamamıştır. Dönemin T.C. Başbakanı Süleyman Demirel Bakü karşıtı bir politika izlediği gibi Elçibey’in yardım taleplerini de reddetmiştir. Azerbaycan 1993 tarihinden sonra gerek AGİT gerekse Türkiye’nin kurulmasına öncülük ettiği Minsk Grubu bağlamında sorunu uluslararası düzeye taşımaya çalışmıştır. Hocalı soykırımını uluslar arası açıdan ele aldığımızda ise karşımıza olayın niteliği hakkında tartışmalar çıkmaktadır. Dünya tarihinde her milletin soykırıma uğradığından yola çıkarak olayı sıradanlaştırmaya çalışan çevreler ‘soykırım’ kavramı yerine daha yumuşak ve ılımlı bir kavram olan ‘katliam’ kelimesini kullanmayı yeğlemektedirler. Hocalı’da yaşananların soykırım niteliği taşıyıp taşımadığı ise sorunun boyutunu daha farklı noktalara taşıması bakımından son derece önemlidir. Uluslararası hukuk açısından incelediğimizde bu tartışmalara açıklık getirecek en önemli uluslararası belge, 9 Aralık 1948’de imzalanan “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme”dir. Sözleşmenin 2.maddesi yoruma ve yanlış anlamaya yer bırakmayacak ölçüde açık ve nettir: “ Bu sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki aşağıdaki fillerden herhangi biri soykırım suçunu oluşturur. a) Gruba mensup olanların öldürülmesi; b)Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; c)Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek; d)Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak; e) Gruba mensup çocukları zorla başka bir gruba nakletmek.” Görüldüğü gibi sayılan fillerden yalnız birinin işlenmesi durumunda dahi olay ‘soykırım’ suçu kapsamına girmektedir. 2.maddenin a) ve b) bendindeki koşullar Hocalı’da yaşananların soykırım olduğunu göstermektedir. Soykırım Türk etnik varlığı hedef alınarak gerçekleştirilmiş, Türk etnik varlığı ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Azerbaycan Türkleri, bir insanın aklına gelemeyecek yöntemlerle barbarca öldürülmüş ve çoğu kişiye bedensel ve zihinsel anlamda zarar verilmiştir. 366 sayılı alayda yer alan 4 Özbek, 6 Kazak, 3 Kırgız ve 4 Tatar kökenli askerin de aynı dönemde alayda görevli Ermeni gruplarca öldürülmesi, genel hedefin Türk etnik varlığı olduğunu göstermektedir.[5] Ayrıca Hocalı soykırımı, uluslar arası hukukta saygın bir yere sahip “ Nürnberg Mahkemesi Kuruluş Senedinde ve Mahkeme Kararında Tanınan(kabul edilen) Uluslar arası Hukuk İlkeleri” metninin 6. ilkesinin ii) bendinin de c.fıkrasında tanımlanmış insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında da ele alınmalıdır.[6] Tüm bu belgeler Hocalı’daki vahşetin soykırım kavramı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca olayın insan hakları açısından değerlendirilmesi gereken bir başka boyutu vardır. Bölgede ilk incelemeleri yapan Memorial isimli Moskova merkezli insan hakları örgütünün tespitlerine göre “bu katliam ile insan haklarına ilişkin temel sözleşmelerin tamamı ihlal edilmiş ve insanlık suçu işlenmiştir.[7]Human Rights Watch da olayı insanlık dramı olarak nitelendirmiştir.[8] Uluslar arası kamuoyu olayı halen bir katliam veya dram/trajedi olarak yansıtmaya çalışmaktadır. Olayın soykırım olduğuna yönelik birçok görüntü kaydı, fotoğraf, görgü tanığı bulunmasına rağmen Ermenistan’a ve soykırımın emrini bizzat veren Robert Koçaryan’a karşı herhangi bir yaptırım uygulanmamaktadır. Rusya’nın 366. Motorize Piyade Alayı’nın da işin içinde olduğu kanıtlanmıştır. Rusya bunu inkar etmektedir ancak alaydan firar eden üç Rus askeri 3 Mart 1992’de düzenledikleri baskın toplantısında, “Hristiyan Ermeniler yanında Müslüman Azerbaycanlılara karşı savaşmalarının istendiğini”[9] itiraf etmiştir. Soykırımın yaşandığı tarihte bölgeye gelen yetkililer, yabancı gazeteciler ve araştırmacılar da olayı dünya basınına yansıtmışlar ve soykırım sonrası ortaya çıkan dehşet verici manzarayı bizzat kendi gözleriyle görmüşlerdir. Örneğin Dağlık Karabağ’ın Azerbaycanlı valisi Assad Faradzhev: “Kadınlar ve çocukların kafa derileri yüzülmüştü. Cesetleri seçmeye başladığımızda bize ateş etmeye başladılar.”[10] demiştir. Yine Ağdam’daki Milis şefi Rashid Mamedov: “ Cesetler koyun sürüsü gibi uzanıyorlardı orada. Faşistler bile hiç bunun gibi yapmadılar.” diyerek düşüncelerini dile getirmiştir. Bir Reuters fotoğrafçısı olan Frederique Lengaigne ise yine Ağdam’da cesetlerin iki tıra doldurulmakta olduğunu görmüştür. Bölgeye helikopterle giden Azerbaycan yetkilileri ve gazeteciler kafalarının arkası uçurulmuş üç çocuğu helikopter aracılığıyla geri getirmişler ve bazı cesetleri seçerken yine Ermeniler ateş ederek onları engellemeye çalışmıştır. Bu örnekleri uzatabiliriz ve bu konuda oldukça fazla görgü tanığı bulunmaktadır. Yine kameraya alınan görüntüler ve çekilen fotoğraflar soykırımın en önemli kanıtları arasında yer almaktadır. Bu ibret verici görüntüler olayı katliam ya da trajedi olarak görme çabası içerisinde olanları yeniden düşünmeye davet edecek yöndedir. Ortada bulunan tüm kanıtlara rağmen uluslararası kamuoyu olayı görmezlikten gelmektedir. İnsan hakları örgütleri, sivil toplum örgütleri ve demokratik oldukları söylenen birçok ülke olayı soykırım olarak değerlendirmemekte ve suçluların cezalandırılmasına yönelik herhangi bir girişimde bulunmamaktadır. Olay uluslararası hukuka göre suç teşkil etmektedir ve her iki ülke de Birleşmiş Milletler’e üye olmakla beraber ‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’yi imzalamıştır ve her iki üyeyi de bağlamaktadır. İlgili sözleşmenin 4.maddesi soykırım suçunu işleyenlerin, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler de olsa cezalandırılmasını öngörmektedir. Buna ek olarak 6. Madde, soykırım suçunu işleyenlerin suçun işlendiği ülkedeki devletin yetkili bir mahkemesi veya yargılama yetkisini kabul etmiş olan sözleşmeci devletler bakımından yargılama yetkisine sahip bulunan Uluslararası bir ceza mahkemesi tarafından yargılanmasını belirtmektedir. Bu konuda karşımıza çıkan en önemli örnek 11 Temmuz 1995’te gerçekleştirilen Serebrenitsa Soykrımı’dır. Birleşmiş Milletlere bağlı Uluslararası Adalet Divanı, Bosna-Hersek’in Serebrenitsa kasabasındaki olayın soykırım olduğuna karar vermiştir. Adalet Divanı kararını açıklamadan önce konuşan Mahkeme Başkanı Rosalyn Higgins, "Srebrenitsa'da işlenenlerin soykırım olduğuna karar verildi." [11]demiştir. Hocalı Soykırımı da Serebrenitsa Soykırımı ile benzeşmektedir. Böyle bir kararın alınması yönünde girişimlerde bulunulması ve olayın tarafsız bir biçimde incelenerek ‘soykırım’ olduğuna yönelik UAD’den bir karar çıkartılması halinde adalet yerini bulmuş olacaktır. Uluslararası Adalet Divanı’ndan Serebrenitsa konusunda çıkan karar her ne kadar soykırım olsa da ortada suçlu bulunmamaktadır. Yani, Serebrenitsa sadece soykırım kararının alınması bakımından Azerbaycan’a örnek olmalı ve bu konuda suçlu olan Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan ile diğer Ermeni ve Rus yetkililerin çıkan karar doğrultusunda cezalandırılması yoluna gidilmelidir. Hocalı Soykırımı’nın sorumlularının cezalandırılarak ortaya çıkarılması durumunda Ermenistan’ın Türkiye’ye yöneltmiş olduğu ve Hocalı ile kıyaslandığında herhangi bir somut belgenin olmadığı 1915 olaylarının soykırım olduğuna dair iddialar da ortadan kalkacak ve tüm dünya asıl suçluların kim olduğunu görecektir. Sonuç 1992 Şubat’ında insan aklının hayal edemeyeceği yöntemlerle imha edilmeye çalışılan Azerbaycan Türkleri, olayın üzerinden 16 sene geçmesine rağmen bu vahşetin acılarını hala unutabilmiş değildir. Yerlerinden edilen yaklaşık 1 milyon Azeri Türkü, öksüz ve yetim bırakılan çocuklar ve sakat kalan insanlar ortada tam anlamıyla bir insan hakları ihlali olduğunu göstermeye fazlasıyla yetmektedir. Ekranlarda sıkça rastladığımız insan hakları savunucularının ve sözde demokratların olaydan bir kelime bile söz etmemesi son derece düşündürücüdür. İnsan hakları ihlal edilenler ve mağdur olanlar Türkler olduğunda olaylar görmezlikten gelinmekte ve sıradanlaştırılmaya çalışılmaktadır. Hocalı Soykırımı’nın hukuki mücadelesinin yanında sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin de da bu olaya duyarlılık göstermesi ve bunu uluslararası topluma anlatması gerekmektedir. Türk Dünyası’nın tüm devlet yetkilileri bu konuda fikir birliğine vararak sorunun çözümü için işbirliği yapmalı, dünyanın hemen her ülkesinde yer alan Türk lobileri Hocalı Soykırımı’nı anma törenleri ve yürüyüşler düzenlemelidir. Gerek Birleşmiş Milletler gerekse diğer uluslararası örgütler nezdinde girişimlerde bulunularak Hocalı Soykırımı’nı tanıyan yasaların ilgili devletlerin meclislerinden geçirilmesine çalışılmalıdır. Bu konuda özellikle Azerbaycan ve Türkiye’nin ve diğer Türk devletlerinin öncülük ederek bu utanç verici soykırımı kabul ettirmeleri ve yetkililerin cezalandırılmasını sağlamaları, kendilerinin soykırımcı bir millet olarak suçlandığı bir zaman diliminde tüm asılsız hezeyanları ortadan kaldırmaya yetecektir. [1] United Nations General Assembly, Human Rights Questions, 30 Ocak 1996. Ayrıca bkz. http://www.un.org/documents/ga/docs/51/c3/ac351-9.htm [2] Arman Cilavyan, “ ’Ni Pugayte Çeçnu s Karabahom!’-Prizıvayet Robert Koçaryan”, Nezavisimaya Gazeta, 27.1.2000. Aktaran, Erel Tellal, Güney Kafkasya Devletlerinin Dış Politikaları, Mülkiye Dergisi, Cilt:24, Sayı:225, s.90 [3] Araz Aslanlı-İlham Hesenov, Haydar Aliyev Dönemi Azerbaycan Dış Politikası, Ankara 2005, s.21. [4] A.g.e. s.35, Arif Yunusov, “Karabağ Savaşı”, Azerbaycan, 23 Ocak 1993. [5] Araz Aslanlı, Hocalı Katliamı, 27.02.2006. [6] Nazim Cafersoy, 14. Yılında Hocalı Soykırımı, 25 Şubat 2006. Ayrıca bkz. http://www.turksam.org [7] Araz Aslanlı, Hocalı Katliamı, 27.02.2006. [8] a.g.k. [9] a.g.k. [10] New York Times, Massacre by Armenians Being Reported, 03.03.1992. [11] Sabah Gazetesi, 26 Şubat 2007. Araz Akçora
__________________
" Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, başına geçireceği insanların kanlarındaki ve vicdanlarındaki cevheri asliyi tayin etmekten bir an uzak olmasın." Başbuğ M.K.Atatürk |
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Ermeniler 12 Yılda 523 Bin 955 Kişi Katletti Türkiye'de 1910-1922 Yılları Arasındaki 12 Yıllık Dönemde 523 Bin 955 Türk'ün Ermeniler Tarafından Katledildiği Bildirildi. Türkiye'de 1910-1922 yılları arasındaki 12 yıllık dönemde 523 bin 955 Türk'ün Ermeniler tarafından katledildiği bildirildi. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin yaptığı katliamlar ortaya çıkarıldı. Verilere göre, Ermeni çeteleri Anadolu'nun çeşitli kentlerinde 523 bin 955 Türk'ü katletti. Başta Fransa olmak üzere bir çok AB ülkeleri ile ABD'de Türkler'in Ermeniler'i katlettiği yönde yapılan açıklamalar arşivlerin meydana çıkmasıyla, Türklerin Ermeniler'i değil, Ermeniler'in Türkler'i katlettiğini ortaya çıkardı. Başbakanlık Devlet Arşivleri, 1910-1922 yılları arası Anadolu'da 523 bin 955 Türk'ün Ermeni çeteleri tarafından katledildiğini belgeleriyle ortaya koydu. Ermeni çetelerinin katliamları tarih, yer ve isim olarak tek tek açıklandı. Ermeniler, yıllardır sözde soykırımı iddialarıyla dünya kamuoyunu yanlarına çekmeye çalışırken, resmi belgeler ise Türkler'in katledildiğini gösteriyor. 1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin yaptığı katliamların tarih ve yerleri ile katledilen Türk sayısı ise söyle: '1910 Muş (10 ölü) , 21 Şubat 1914 Kars-Ardahan (30 bin ölü) , 1915 Van (44 ölü) , 1915 Van (150 ölü) , 1915 Bitlis (16 bin ölü) , 1915 Muş (80 ölü) , 1915 Bitlis-Hizan (113 ölü) , 1915 Van (5 bin 200 ölü) , Şubat 1915 Haskay (200 ölü) , Şubat 1915 Dutak (3 ölü) , Nisan 1915 Bitlis (29 ölü) , Nisan 1915 Muradiye (10 bin ölü) , Nisan 1915 Van (120 ölü) , Mayıs 1915 Van (20 bin ölü) , Temmuz 1915 Muş-Akçan (19 ölü) , Ağustos 1915 Müküs (126 ölü) , 9 Mayıs 1915 Bitlis (40 bin ölü) , 9 Mayıs 1915 Bitlis (123 ölü) , 15 Ocak 1916 Terme (9 ölü) , 1 Nisan 1916 Van-Reşadiye (15 ölü) , Mayıs 1916 Muş (500 ölü) , 8 Mayıs 1916 Van-Tatvan (bin 600 ölü) , 8 Mayıs 1916 Bitlis (10 bin ölü) , 8 Mayıs 1916 Pasinler (2 bin ölü) , 8 Mayıs 1916 Tercan (563 ölü) , 11 Mayıs 1916 Van (44 bin 233 ölü) , 11 Mayıs 1916 Malazgirt (20 bin ölü) , 11 Mayıs 1916 Bitlis (12 ölü) , 22 Mayıs 1916 Van (bin ölü) , 22 Mayıs 1916 Köprüköy-Van (200 ölü) , 22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü) , 22 Mayıs 1916 Van (8 ölü) , 22 Mayıs 1916 Van (8 bin ölü) , 22 Mayıs 1916 Van (80 bin ölü) , 22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü) , 23 Mayıs 1916 Of (5 ölü) , 23 Mayıs 1916 Trabzon (2 bin 86 ölü) , 23 Mayıs 1916 Van (300 ölü) , 25 Mayıs 1916 Bayezid (14 bin ölü) , Haziran 1916 Van-Abbasaga (14 ölü) , Haziran 1916 Edremit-Vastan (15 bin ölü) , 6 Haziran 1916 Satak-Serir (45 ölü) , 6 Haziran 1916 Satak (bin 150 ölü) , 7 Haziran 1916 Müküs-Serhan (121 ölü) , 14 Ağustos 1916 Bitlis (311 ölü) , 1919 Sarıkamış (9 ölü) , 1919 Tiksin-Ağadeve (5 ölü) , 1919 Nahçivan (4 bin ölü) , 6 Ocak 1919 Zarusat (86 ölü) , 21 Ocak 1919 Kilis (2 ölü) , 22 Ocak 1919 Antep (1 ölü) , 25 Ocak 1919 Kars (9 ölü) , 26 Şubat 1919 Adana-Pozantı (4 ölü) , 18 Mayıs 1919 Osmaniye (1 ölü) , 13 Haziran 1919 Pasinler (3 ölü) , 3 Haziran 1919 Iğdır (8 ölü) , Temmuz 1919 Sarıkamış (803 ölü) , Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü) , Temmuz 1919 Sarıkamış (695 ölü) , 4 Temmuz 1919 Akçakale (180 ölü) , 5 Temmuz 1919 Kağızman (4 ölü) , 7 temmuz 1919 Kars-Göle (9 ölü) , 8 Temmuz 1919 Mescitli (4 ölü) , 8 Temmuz 1919 Gülyantepe (10 ölü) , 9 Temmuz 1919 Kağızman (6 ölü) , 9 Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü) , 11 Temmuz 1919 Mescitli (20 ölü) , 19 Temmuz 1919 Bulaklı (2 ölü) , 19 Temmuz 1919 Pasinler (2 ölü) , 24 Temmuz 1919 Kars-Kağızman (9 ölü) , Ağustos 1919 Muhtelif köyler (2 bin 502 ölü) , 15 Ağustos 1919 Erzurum (153 ölü) , 15 Ağustos 1919 Erzurum (426 ölü) , Eylül 1919 Allahüekber (3 ölü) , 9 Eylül 1919 Ünye (12 ölü) , 14 Eylül 1919 Sarıkamış (2 ölü) , Kasım 1919 Adana (4 ölü) , 11 Kasım 1919 Kahramanmaraş (2 ölü) , 6 Kasım 1919 Ulukışla (7 ölü) , 7 Aralık 1919 Adana (4 ölü) , 1920 Göle (600 ölü) , 1920 Kars (3 bin 945 ölü) , 1920 Haramivartan (138 ölü) , 1920 Nahçivan (64 bin 408 ölü) , 1920 Nahçivan (5 bin 307 ölü) , Şubat 1920 Kars civari (561 ölü) , 1 Şubat 1920 Zarusat (2 bin 150 ölü) , 2 Şubat 1920 Suregel (bin 150 ölü) , 10 Şubat 1920 Çildir (100 ölü) , 28 Şubat 1920 Pozantı (40 ölü) , 9 Mart 1920 Zarusat (400 ölü) , 9 Mart 1920 Zarusat (120 ölü) , 16 Mart 1920 Kağızman (720 ölü) , 22 Mart 1920 Suregel-Zarusat (2 bin ölü) , 6 Nisan 1920 Gümrü (500 ölü) , 28 Nisan 1920 Kars (2 ölü) , 5 Mayıs 1920 Kars (bin 774 ölü) , 22 Mayıs 1920 Kars (10 ölü) , 2 Temmuz 1920 Kars-Erzurum (408 ölü) , 2 Temmuz 1920 Zengebasar (bin 500 ölü) , 27 Temmuz 1920 Erzurum (69 ölü) , Mayıs 1920 Kars-Erzurum (27 ölü) , Ağustos 1920 Oltu (650 ölü) , Ağustos 1920 Kars-Erzurum (18 ölü) , 15 Ekim 1920 Bayburt (bin 387 ölü) , 20 Ekim 1920 Göle (100 ölü) , 17 Ekim 1920 Pasinler (9 bin 287 ölü) , 18 Ekim 1920 T |