![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Avşar Beg
|
İran Afşarları
İran Afşarları
İran tarihin en eski devirlerinden beri Türklerin yaşadığı bir bölgedir. M.Ö. VII. asırda Sakaların Kafkaslardan inerek İran’a akınlar yaptıkları ve bir kısmının Azerbaycan’da yerleştikleri bilinmektedir. Daha sonra bölgeye Hunlar, Oğuzlar, Kıpçaklar, Peçenekler, Hazarlar, Sabirler gibi Türk boyları gelip yerleşmiştir. Bununla birlikte İran’a bugünkü çehresini veren Türk göçleri İslamiyet'in kabulü sonrası olmuştur. Abbasiler zamanında başlayan Türk ağırlığı Gazneli ve Selçuklular ile artmış, Moğol istilası sonrası ise bu yerlerin demografik yapısı Türklük lehine değişmiştir. Bu durum 1925 yılına kadar sürmüş, Fars asıllı Pehlevilerin iktidara gelmesi ile Türk egemenliği sona ermiştir. Buna rağmen İran’da hiç olmazsa nüfusun % 35’ini hala Türkler oluşturmaktadır. İran gerek tarihteki konumu ve gerek siyasi münasebetleri yönünden oldukça önemli bir bölgedir. Burası Fars kültürü etkisi yoğun olmakla birlikte, Türk boylarının hakimiyet mücadelesinin geçtiği ve kıyasıya vuruştuğu bir saha olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir ortamda hakimiyeti ele geçirip İran tahtına oturmak elbette kolay iş değildir. a. Kara-Koyunlu ve Ak-Koyunlu Devleti’nde Afşarlar: Daha XII. asırda İran’ın Huzistan Eyaletindeki Avşarlar, Şumla idaresinde bir beylik kurmuşlardı. 14. Yy’da ise Batı İran’da yaşayan Türkmenlerin başında bulunan Celaleddin Tayyib Şahın Avşar olduğu tahmin ediliyor. Bu devirlerde Avşarlar yalnızca Huzistan ve Fars eyaletlerinde kalmayarak orta ve batı İran’ın muhtelif yerlerine dağılmışlardı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile İran ve Azerbaycan bölgelerinde iki ayrı güç olarak ortaya çıkan Kara-Koyunlu ve özellikle Ak-Koyunlu Devletlerinde de Avşarların faaliyette bulunduğunu görüyoruz. İlhanlılar ve Celayirliler devrinde Türkmenlerin mühim rolleri olmadığı halde; Karakoyunlular ile Akkoyunlular’da Afşarların mühim bir mevkii vardı. Kara-Koyunlular’da Anadolu’dan gelen Afşarlar ile Gence ve Berdaa bölgesindeki Karamanlıları sayabiliriz. Ak-Koyunlular’da ise Afşarlar daha etkindir. Bunlar, Halep Afşarları’dır. Kuzey Suriye Afşarlarından Kutbeğililer’in henüz 1407 yılında Ak-Koyunlu birliğine katıldıklarını biliyoruz ki onların hemen tamamı bir müddet sonra Huzistan’a göçeceklerdir. XV. asır sonlarına doğru bu ülkede yeniden Afşarlara rastlanır ki; bunlar Akkoyunlu fethi neticesi Anadolu’dan gelmiş Afşarlardır. Uzun Hasan Bey ’in henüz Ak-koyunlu hükümdarı olmasından önce, onun yakın adamlarından birisi olan Mansur Bey, Kuzey Suriye Afşarlarına mensuptu ve kalabalık bir Afşar gurubuna sahipti. Uzun Hasan’ın İran’ı fethi üzerine emrindeki Avşarlarla bu ülkeye gelmiş, kendisi Huzistan’ın güneyindeki Kuh-Giluye valiliğine getirilmişti. 1457 yılında Ak-Koyunlu Uzun Hasan ile Kara-Koyunlu Cihan Şah’ın kumandanı Tarkan Oğlu Rüstem arasında yapılan savaşta Ak koyunlu ordusunda Kutbeğililer ve Gündüzlü’den Mansur Bey’de vardı. Uzun Hasan’ın Fatih ile yaptığı Otluk-Beli Savaşında da Afşarlar, Ak-Koyunlu safında savaştılar. Uzun Hasan’ın oğlu Fars valisi Halil Mirza’nın 1476’da yaptırdığı resmi geçitte Mansur Beyde vardı. 1497’de tahtı ele geçirmek isteyen Muhammedi Mirza, Şiraz’ı Pürnek Kasım Bey’den alıp Mansur Beye vermişti. Pürnekler ile Afşarlar arasında yapılan savaşları Afşarlar kazanmışlardı. Muhammedi Mirza ile Sultan Murat arasında yapılan bir savaşta Avşarlardan Piri Bey ölmüştü. Mansur Bey daha sonra Akkoyunlu Sultan Murat ve Ebu’l-Feth Beyin hizmetinde bulunmuştur. Akkoyunluların yıkılması üzerine Mansur Bey Safevi hizmetine girecektir. b. Safevi Devleti’nde Afşarlar Şah İsmail Devri (1501-24) : Safevi devletinin kurucusu İsmail, İran Erdebil’de bulunan Safevi Ocağı şeyhi Cüneyd’in torunudur. Şah İsmail, Safevi Devletini kurarken yanında Ustacalu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Dulkadır, Afşar (Urmiye-Van gölleri arasından gelen), Kaçar, Varsak Türkmenleri ile Karacadağ sofuları bulunuyordu. İsmail’in yanında bulunan bu Afşarlar, müfrit Şia akidesini benimsemişlerdi. Fakat diğer Afşar oymakları henüz Sünni inançlarını koruyorlardı. Bunlar ancak şah İsmail ve haleflerinin İmamiye Şiiliğini resmi din olarak kabul etmelerinden sonra Şiileşmişlerdir. Safevi Devleti’nin kuruluşundan sonra İran’a yeni Afşar oymakları gelmiştir. İran’daki büyük Afşar varlığını da Anadolu’dan gelen bu Afşar oymakları meydana getirmiştir. Şah İsmail, 1501’de Şirvanlıları ve akabinde Akkoyunluları yendi ve devletini kurdu. 1503’te Akkoyunluları tekrar yenerek ortadan kaldırdı ve Irak, Fars, Kirman’ı ele geçirdi. Uzun Hasan’ın en yakın adamlarından olan ve Akkoyunluların kuruluş, yükseliş ve yıkılışına şahit olan Mansur Bey, diğer bazı Akkoyunlu beyleri gibi Şah İsmail’e itaatini arz ederek Kızılbaş tacını giydi ve Şiraz valiliğine getirildi. Bir müddet sonra Fars valisi (1505) oldu. Mansur Bey ailesi Şah Abbas devrine kadar Kuh-Giluye vilayetini idare etmişlerdir. Ferah valisi Ahmet Beğ Sultan, Özbek hükümdarı Şeybek Han üzerine yapılan Horasan Seferine (1511) katılan Dana Muhammet Beğ (savaşta öldü), 1513’teki ikinci Horasan Seferinde adı geçen Şahruh ve Osmanlı ile yapılan Çaldıran Savaşında (1514) “şah benim” diyerek kendisini feda eden ve Şah İsmail’in öldürülmesini önleyen Sultan Ali Mirza, Şah İsmail devrindeki diğer Afşar emirleridir. Tahmasb Devri (1524-76) : İsmail’in ölümünden sonra oğlu Tahmasb başa geçti. Tahmasb devrinde Avşarlar, Kuh-Giluye ve Huzistan’da yaşıyorlardı. Bu dönemde boylar arasında kıyasıya iktidar kavgası yaşanıyordu. Mücadelelerden Tekelilere karşı birleşen ve Şah’ın desteğini alan Ustacalu, Dulkadırlı, Rumlu ve Afşarlar galip çıktılar. Tekelü ve Şamlılar gözden düşerken, Kaçar ve Afşarların itibarı arttı ve yükselerek en önemli boylar arasına girdiler. Avşarların Kuh-Giluye ve Huzistan gibi merkezden uzak yerlerde yaşamaları daha mühim rol oynamalarını engellemişse de çabuk yıpranmalarını de önledi. Bu devir Afşar emirlerine gelince ; en önemli emir, Tahmasb’ın en muteber merkez emiri olan Sevindik Han’dır. Sevindik Han, henüz Şah İsmail devletini kurmaya çalışırken onun yanındaydı. 1538’de Tahmasb’ın Şirvan Fethi’ne katıldı. Şirvan’ın başına Tahmasb, kardeşi Alkas Mirza’yı getirmişti. Ancak Alkas Mirza bağımsızlık için başkaldırdığında (1546) onu iknaya giden Sevindük Han’dı. (Alkas Mirza daha sonra Osmanlı’ya sığındı ve Safevilere karşı savaştı. 1548’de Şirvan’ı ele geçirerek Afşar Mehmet Beyi yenmiş ve Kum şehrini zaptetmişti. Alkas Mirza’nın yakın adamı Muhammet Beğ de Avşar idi. Bugün Malatya’da Alkasoğlu adında bir köy vardır.) 1548’de Sevindük’ün Şeki üzerine yürüdüğünü görüyoruz. 1551’de Kiş kalesini fethe gönderildi. 1552-3’te Sevindük Han, idaresindeki ordu ile Erciş’i aldıktan sonra Gevar bölgesini yağmaladı. Osmanlı ile Safeviler arasında Amasya Barışı (1555) yapılacağı sırada Osmanlı veziriazamının mektup yazdığı Tahmasb’ın önde gelen 4 kişisinden birisiydi. Safevilerin Horasan emirlerinden Mustafa Sultan, Firuz-Kuh’ta Özbekler tarafından öldürüldü (1527-8). Sincap Sultan (1550) ile Dana Beğ oğlu Allah Kulu Beğ’de (1556) Horasan’da dirliklere sahiptiler. Sevindik Beyin oğlu Hüseyin Bey, Horasan’ın muhtelif sancaklarında valiliklerde bulunuyordu (1562’den sonra). 1532-3’te Mansur Beğin soyundan Halil Han’ın kardeşi Gazi Han, Şiraz valisi idi (1539-40’da öldü). Kuh-Giluye valisi Mansur Beğ oğlu Elvend Han, Osmanlıların Irakeyn Seferinde (1534) Tebriz’i almaları üzerine şehri kurtarmaya geldiyse de yenildi. Ertesi yıl itaatsizlik gösterdiği için öldürüldü (1535) ve yerine Şahruh unvanı ile Mansur Beğin torunu ve Hasan Sultan’ın oğlu Muhammedi Beğ getirildi. Şahruh Sultan (1542) ve Mahmut Han’dan (1548) sonra Kuh-Giluye valisi Mansur Beğ ailesinden Mehmet Han idi (1548-9). 1550 olaylarında adı geçen Rüstem Beğ’de 1557’de Kuh-Giluye valisidir (1558’de Aba üzerine gönderildi ve savaşta öldürüldü). 1536-7’de Kirman valiliğinde Şahkulu Sultan’ı görüyoruz (1564-5’te hala görevde). 1548’de Osmanlı sınırına saldırılar düzenlenmiş, Şahkulu da Van Gölü kuzeyi ve Murat nehri boyuna (Boz-Ulus ve Kara-Ulus üzerine) yağmaya gönderilmişti. Bunlar Ahlat’ı yağmalayıp 5 bin at, 100 bin koyun, 50 bin sığır getirdiler. Şahkulu, 1552’de Osmanlı’ya karşı yapılan harekatta Irak bölgesini yağmalamış, 1553-4’te Van, Vastan, Erciş ve Adilcevaz’ı yağmaladı. 1554’te ise Dav-Eli’ni yağmaya gönderilmişti. 1569-70’te Kirman valisi Yakup Beğ’dir. 1539-40’ta Huzistan’da Avşarların başı olan Kan Kara lakaplı Çulu Beğ oğlu Mehdi Kulu Sultan, Şuşter hakimi idi Aynı yıl itaatsizlik ettiği için üzerine Afşar Haydar Kulu Sultan gönderilmiş, Şah’ın emri ile kardeşi Sevindik Beğ tarafından öldürülmüştür. Sevindik Beğ Şuşter’e hakim olduysa da 1541-2’de Huzistan valiliği Haydar Kulu Sultan’a verildi. Daha sonra Şuşter ve Dizful valiliği Ebu’l-Feth Sultan’a verildi. Ebu’l-Feth Sultan, 1554’te Osmanlı’nın Nahçıvan’ı yakıp yıktıktan sonra, Tebriz’i vurması üzerine Osmanlı’ya saldırdı ancak yenilerek geri çekildi. Şuşter’deki diğer Afşar hakimleri ise Keçel Afşar, Hasan Bey, Seyyid Bey, Rüstem Sultan Araşlu, Seyf Bey, Muhammet Sultan, Şahverdi Sultan, Ali Sultan, Ahmet Sultan, Hüsrev Sultan, Şahverdi Han Gündüzlü’dür. 1546’da merkezde bulunan Dulkadırlılar ile Afşarlar arasında çatışma çıkmış ve Afşarlardan Sevindik Beğ, Şahkulu Sultan, Mahmut Han olayı yatıştırmıştı. 1550 olaylarında Pir Kulu Beğ (şairdi) ve Muhammet Beğ’in adı geçiyor. Araşlu Avşarının başı olan Aslan Beğ, 1567-8’de Lala Sultan Ahmet Mirza ile Gilan Seferine katıldı. Aynı sefere katılan İskender Beğ’e Gilan’da dirlik verildi. Tahmasb öldüğü sırada Afşar emirleri şunlardı : Aslan Sultan Araşlu, Kuh-Giluye’de 10.000 çadır Avşarın başı Mansur Beğ ailesinden Halil Han, Save valisi Mahmut Sultan, Kirman valisi Yakup’un kardeşi Yusuf, Hezarcerib valisi İskender Beğ (Mansur Beğ ailesinden olup sonradan Kuh-Giluye valisi oldu), Horasan’daki Ferah ve Esfuzar valisi Yeğen Sultan ile yine Horasan’da bir yerin valisi Hüsrev Sultan Köroğlu. İsmail II. (1576-77) ve Muhammet Devri (1577-87) : Tahmasb ölünce, Türkmen, Rumlu ve Afşarlar İsmail Mirza’yı desteklediler. Haydar ile yaptığı taht kavgasını Aslan Sultan Araşlu’nun da desteklediği İsmail (1576-77) kazandı. Bunun üzerine Haydar’ı desteklemiş olan Ustacalulara karşı kıyım başladı. Ferah valisi Sevindik Beğ oğlu Hüseyin Sultan'da Ustacalu Şahkulu’yu öldürdü. Bu dönemde Avşarların büyük emiri Halil Han da merkezde bulunuyordu. İsmail’in ölümü üzerine bacısı Perihan Begüm, Afşar Kulu Beğ’in de bulunduğu 8 kişilik bir heyetin yardımıyla ülkeyi 2,5 ay idare etti. Sonunda büyük emirler toplanarak Muhammet’i (1577) şah ilan ettiler. Halil Han’ın teklifi ile boylar arasındaki rekabetin önlenmesi kararlaştırıldı. Boylar liderlerini seçip açıkladılar. Afşar’ın başı Korucubaşı Kulu Beğ seçildi. Veli Han, Kirman; Halil Han’da Kuh-Giluye valisi oldu. Osmanlı’nın Şirvan’a saldırması üzerine yapılan başarısız savaşlarda (1578) Kulu Beğ de vardı. Bu sırada tekrar hortlayan boy ihtilafı Kulu Beğ tarafından yatıştırıldı. 1580’de Kuh-Giluye’de Kalender adlı bir kişi, kendisinin Şah II. İsmail olduğunu ileri sürüp Lurlardan kalabalık bir kitle topladı ve bölgenin hakimi Afşarlar üzerine yürüdü. Halil Han’ın oğlu Rüstem Beğ’i öldürerek Afşar’ı perişan ettiler. Merkezde bulunan Halil Han, hemen bölgeye geldiyse de öldürüldü ve Afşarlar çok zor duruma düştü. Halil Han’ın yeğeni İskender Beğ, bölgeye vali atandı ve Dulkadırlıların yardımıyla Düzmece İsmail yakalanıp öldürüldü. Bu olaydan sonra Avşarın bir kısmı Halil Han’ın oğlu Şah Kulu’nun etrafında toplandı. Şah Kulu, İskender Beğ’i öldürdü ve bölgeye hakim olduysa da karşısına akrabası Abdullatif Beğ oğlu Hasan Beğ çıktı. Uzun süre mücadele ettiler. Düzmece İsmail’in dördüncüsü Gurlular arasında çıktı ve Ferah valisi Hüseyin Sultan ile kardeşi Ali Han Sultan’ı öldürerek Horasan Avşarını perişan ettiler. Ferah valiliğine atanan Yeğen Sultan, sefere hazırlanırken Düzmece kendi adamları tarafından öldürüldü. Şah’a karşı taht kavgasına girişen Abbas Mirza’yı destekleyenlere karşı Horasan seferine Kirman valisi Veli Han memur edildi (1583). Ancak, Şah’a isyan edenler Kulu Beğ sayesinde ceza almadılar. Üstelik cezalandırılmalarını isteyen vezir Selman, Kulu Beğ tarafından öldürüldü. İsyancılara arka çıktığı için Kulu Beğ, Sebzevar valiliğinden azledildi. 1585’te Osmanlı’nın Tebriz’e girmesi üzerine yapılan savaş esnasında öldürüleceğini anlayan Kulu Beğ, kardeşi Cabbar Kulu ile Osmanlı’ya sığındı. Hamza Mirza ile Tahmasb Mirza arasındaki taht mücadelesinde Keçel Mustafa, Hamza’ya isyan etti. Kazvin’de oturan Usalu ve Eberlü Afşarları Tahmasb’a karşı geldilerse de üzerlerine ordu gönderilip tedip edildiler. Hamza Mirza öldürülünce Kirman valisi Veli Han, oğlu Yezd hakimi Bektaş Han, Isfahan’daki Araşlu Avşarı, Türkmen ve Dulkadırlıların da desteği ile Abbas Mirza’yı hükümdar ilan ettiler. Daha sonra aralarında Alplu Avşarının lideri İsmail Han’ın da bulunduğu emirler Abbas’ı tahta çıkardılar. Bu dönemde Avşarların yurtları İran’ın güneyi idi ve batıdan doğuya doğru bir şerit gibi uzanıyordu (Kuh-Giluye, Isfahan, Kirman, Ferah, Esfuzar). Şah Muhammet öldüğünde Araşlu’nun bir kısmı ile Usalular Kazvin civarında oturuyordu. Kirman, Veli Han’ın, Yezd, Bektaş Han’ın, Eberkuh (Yezd’in güneyindedir), Kulu Beğ oğlu Yusuf Han’ın idaresindeydi. Kuh-Giluye’de ise Şahkulu ile Hasan Han arasındaki rekabet devam ediyordu. Yine Kuh-Giluye’de Araşluların başı Aslan Sultan’ın oğlu Tahmasb Kulu Han vardı. Abbas Devri (1587-1628) : Şah Abbas Türkmen boyları arasındaki rekabet ve devletteki etkinlikleri yüzünden bu unsuru itaat altına almak zaruretini gördü. Bu yüzden tahta çıkmasının hemen sonrası Afşar Korucubaşı Yusuf Han’da dahil Türkmen beylerin çoğunu öldürttü. Daha sonra Afşar, Dulkadır, Kaçar, Bayat ve diğer boylarının eski yerlerinde kalabalık yaşamalarına son verip onları İran içinde dağıttı. Böylece Kuh-Giluye bir Afşar yurdu olma özelliğini kaybetti. Ardından Osmanlı gibi devşirme sistemi kurup Türk olmayanları devletin üst kademelerine ve hatta bir kısmını Türk boylarının başına getirtti (Mesela Gürcü Cemşit Sultan, Abiverd’deki Eberlü Avşarı’nın; Nevruz Sultan, Karabağ’daki Cevanşirler’in başı idi). Bu dönemde Afşar emirlerine gelince; Yusuf Han, Abbas tarafından Korucubaşılığa getirildi. Ancak Mürşid Sultan’a suikast düzenleyince hapse atıldı. Korucubaşılık ise İskender Beğ’in kardeşi Bedir Han’a verildi. Bedir Han, Esterabat valisi oldu (1589) ve korucubaşılık Veli Han’a verildi. Veli Han’dan boşalan Kirman valiliği de oğlu Yezd hakimi Bektaş Han’a verildi. Veli Han’ın çabaları sonucu Yusuf Han hapisten kurtulup tekrar Eberkuh valiliğine gönderildi. 1590’da Araşluların başı Aslan Sultan oğlu Tahmasb Kulu, Hemedan valisi oldu ve Nihavend’i Osmanlılardan geri almak için sefer yaptıysa da başarı elde edemedi. 1591’de itaatsizlik ettiği için öldürüldü. Bir müddet sonra oğlu güçlü emirlerden Zehr-i Mar Sultan’da öldürüldü. Bektaş Han büyük hayaller peşinde koşunca bertaraf edilip Kirman önce Yusuf Han’a sonra tekrar Veli Han’a verildi. Bu civardaki bir kasaba da Alplu’dan İsmail Sultan’a verildi. Bu ikisi 1593’te Özbeklerle yapılan savaşa katıldılar. İsmail Sultan, Kazerun valisi Emir Han Kuh-Giluye’ye atanınca (1595) onun yerine Kazerun valisi oldu. Bundan sonra 1835 yılına kadar Kazerun hanı olan Avşarların Alplu obasından olduğu söyleyelim. Kuh-Giluye’de hakimiyet kavgası veren Abdullatif Beğ oğlu Hasan Han ile Halil Han oğlu Şah Kulu, Şah Abbas’ın huzuruna geldiler. Abbas’ın tahriki ile Hasan Han, Şah Kulu’yu öldürdü ise de 1595’te kendisi de öldürüldü. Kazerun hakimi Emir Han, Kuh-Giluye valisi atandı. Bunun üzerine Gündüzlü ve Araşlular Ramhurmuz’da toplanarak Ebu’l-Feth Beği kendilerine han seçtiler ve Lurlar ile Huvayza Araplarının katılımıyla isyan ettiler (1597) ancak Fars valisi Allahverdi tarafından şiddetle bastırıldı. Başlarına devşirme biri atandı. Avşarların buradaki hakimiyetlerine son verilip bir müddet sonra yurtlarından çıkarıldılar. Bir bölümü Horasan’a, bir bölümü de Urmiye’ye gitti. Yerlerinde kalanlar ise Arapların devamlı baskıları sonucu başka yerlere dağıldılar. 1840 yılında geriye kalanlar Doruk’tan çıkarılarak Kengaver, Esed-abat, Urmiye taraflarına gittiler. Bunlardan küçük bir kısım Şuşter ve Dizful’da kaldı. Bugün Şuşter civarında yaşayan Gündüzlü Afşarları, bu Kuh-Giluye Afşarlarının torunlarıdır. Bu devirde Luristan, Kuh-Giluye’de Araşlu, Şuşter’de Gündüzlü, Yezd, Kirmanşah, Musul, Urmiye’de İnallu (İmanlu), Horasan’da Alplu, Köse Ahmetlü, Kırklu’lar yaşıyordu. Şah Abbas devrine kadar kuvvetli Afşar kabileleri en çok Huzistan, Fars, Luristan, Kuh-Giluye, Kazerun, Kirman, İsfahan, Yezd, Save ve Horasan taraflarında yaşıyor; Afşar reisleri Safevi Devleti tarafından çok defa mahalli idarelerin başına geçiriliyor, Özbek ve Osmanlılara karşı da Safevilerin başlıca kuvvet kaynağını teşkil ediyorlardı. Abbas, Afşar kuvvetlerini kırıp, merkezi idareyi kuvvetlendirdikten sonra Afşar emirlerinin ehemmiyeti de azalmıştır. Nitekim Abbas öldüğünde Afşar’dan sadece üç emir vardı. Bunlar, Urmiye hakimi Kasım Sultan oğlu Kelb-i Ali Sultan (İmanlı’dan), Ferah ve Esfuzar hakimi Er-Doğdu Han (Alplu’dan), Kaverud hakimi İmam Kulu Sultan (Usalu’dan) idi. Abbas devrinde Afşar oymakları şunlardı : a. Gündüzlü : Bunlar Halep Türkmenleri arasındaki Gündüzlü Avşarının koludur. Kuh-Giluye ve Huzistan’da yaşıyorlar. Mansur Beğ ile gelenler bunlardır. Mansur Beğ de Gündüzlü Avşarından idi. Bir kısmı Horasan’da Abiverd tarafına, bir kısmı da Araşludan bir bölük ile beraber Urmiye’ye gönderildi. b. Araşlu : Araşlu’nun bir yer adıyla ilgili olduğu görülüyor. Nitekim Şirvan’da Araş adlı bir kasaba vardır. Kuh-Giluye’de yaşayan Araşlılar, Mansur Beğ Avşarlarındandır. 1584-87’de Usalular ile birlikte Isfahan’da yaşıyordu. Başları önce Aslan Sultan sonra oğlu Tahmasb Kulu idi. Bir ara Hacı Mehdi Kulu Araşlu’nun başına geçtiyse de Tahmasb Kulu’nun oğlu Zehr-i Mar Sultan başa geçti. Abbas bu kişiyi öldürüp, Araşluları Huwar, Rey, Simnan taraflarına sürdü. Bir kısmı da Gündüzlü ile beraber Urmiye’ye gitti. c. Usalu : Isfahan’da yaşıyorlardı. Daha sonra Kaverud’a geldiler. Kaverud hakimi İmam Kulu Sultan bu obadan idi. ç. Eberlü : Kazvin’de oturuyorlardı. Sonra Abiverd’e gönderildiler ve başlarına devşirme Gürcü Cemşid atandı. Nadir Şah Abiverd’e gönderilen bu Eberlilerdendi. 18.yy’da Eberlüler’in bir kısmı Tarum ve Halhal’da yaşıyorlardı. Bu Afşarların Tarumi ve Halhali nispetini taşıdıkları anlaşılıyor. Nadir Şahın ölümü sırasındaki beylerden Musa Beğ de bu obadandı. d. Alplu : Halep Türkmenleri arasındaki Köpekli Avşarı’nın obalarından olan Alplu Avşarının bir kolu. Alplu’nun Gündüzlü ve İmanlı Avşarı kadar kalabalık olmadığı anlaşılıyor. Bu obadan İsmail Han, 1590’da Kirman’da bir kasabanın hakimi 1594-5’te Kazerun valisi idi. Şah Abbas’ın ölümü sırasında görevde olan üç Afşar beyinden biri ve Sistan’daki Ferah ve Esfuzar hakimi yine Alplu’dan Er-Doğdu Han idi. Sonradan İsmail Han, Er-Doğdu Han yerine Ferah valiliğine atandı (1602-05). e. İmanlu : Maraş’taki Dulkadırlı Eli’nin oymaklarından İmanlu Avşarının bir kolu. İran’a Abbas devrinde geldiler. Bilinen ilk emirleri Kasım Sultan’ın adı 1593-4’te geçiyor. Bu sırada Hemedan valisi idi. Kasım Sultan, Kirmanşah’ta Osmanlı’lara karşı emrindeki İmanlılarla beraber sınırları korumuş ve yapılan savaşta Uzun Ahmet Paşa’yı Lurların hakimi ile beraber esir almıştı (1603-4). 1623’te Musul’un fethine katılmış ve şehrin valiliğine getirilmişti. Ertesi yıl şehir veba salgını dolayısı ile boşaltılmış ve tekrar Osmanlı’ya geçmişti. Kasım Sultan’ın buradan gelip Urmiye, Sayınkale ve Sulduz’a yerleştiğini görüyoruz. 1625’te şehri yeniden almak için gönderilen emirler arasında Kasım Sultan’ın oğlu Kelb-i Ali Sultan vardı. Bundan Musul’u terk ettiği için Kasım Sultan’ın azledildiği veya öldürüldüğünü anlıyoruz. Kelb-i Ali Sultan 1627’de Urmiye valisi oldu. Bundan sonra Urmiye’de gördüğümüz Avşarların önemli bir kısmı İmanlu’dan, valileri ise bu Kasım Sultan’ın soyundandır. Bunlardan Hudadad Beğ Kasımlı ilk kez Beylerbeyi unvanını aldı. Bunlar o civardaki Kürt aşiretleri ile daima mücadele etmiş ve Sünni Osmanlılara karşı, Şii Safevilerin sınır bekçiliğini yapmışlardır. f. Çoban-Oğlu ve Kör-Oğlu : Bunlardan başka Avşarların Çoban-Oğlu ve Kör-Oğlu obalarının da varlığını görüyoruz. Ancak bunlarla ilgili bilgiler oldukça azdır. Kör-Oğlu obasından Horasan’da bir yerin valisi olan Hüsrev Sultan’ı tanıyoruz. Hüsrev Sultan, Herat’ta bulunan Afşar Hüseyin Sultan ile birleşerek Şah’a isyan etmiş olan Horasan Beğler-beğisi Ustacalu Şah Kulu Sultan’ı öldürmüştü. Çoban-Oğlu obasından ise 1588-89’da Horasan Seferine katılması emredilen Mehdi Kulu Han’ın adı geçiyor. Nadir Şah ’ın siyasi sahnede görünmek olduğu sırada (18. Yy ‘ın ilk yarısı) İran’da Afşarların dağılışı şöyleydi : Urmiye Afşarları : Urmiye Gölü batısı Selmas ve Uşniye arası, Urmiye şehri ve bölgesi ; İmanlu Afşarları, Kasımlı (İmanlu‘nun kolu, İmanlu Afşarlarının beyi Kasım Sultan’dan), Gündüzlü ve Araşlu (Kuh-Giluye’den gelme) oymakları, Mahmutlu Oymağı (Araşlu’nun kolu). Hamse Afşarları : Kazvin ile Zencan arası, Zencan şehri merkezdir. Kazvin’in güneybatısından başlar (Bura hala Afşar adını taşır) Afşar Sayınkale ve Sultaniye’ye kadar. Kuzeyde Aşağı ve Yukarı Tarum ile Halhal ‘da yaşarlar. Buradaki Afşar beyleri Hamseli, Tarumi, Halhali nispetiyle anılırlardı (18. Yy kaynakları). Çoğu Eberlü oymağı, Kutulu Afşarı (Eberlü’den). Kirman Afşarları : Kirman şehri ve bölgesi. Şah Tahmasb (16. Yy) devrinden beri yaşamaktadırlar, fakat hangi obaları olduğu bilinmemektedir. Horasan Afşarları : Herat’ın güneyinde Esfuzar bölgesi ve Siistan’ın Ferah bölgesi (Bugün bu bölgeler Afganistan toprakları içinde). Bazı obaları bilinmiyor. Gündüzlü ve Araşlu oymakları (Şah Abbas’ın Kuh-Giluye’den Abiverd’e sürdüğü Afşarlar). Bunun yanında Afşarlar, Huzistan (Gündüzlü), Kuh-Giluye (Gündüzlü ve Araşlu), Fars ve Kazerun ’da da yaşıyorlardı. Nadir Şah ve İranda Afşar İmparatorluğu (1736-1804) İran’da büyük bir hanedanlık kuran Nadir Şah; sadece Afşarların değil, Türk tarihinin de en büyük şahsiyetleri arasındadır. M.Ö. VII. Yy’da Alp Er Tunga ile başlayan Türk cihangirliğinin son temsilcisisidir. Nadir Şah, 22 Ocak 1688 yılında Horasan’ın Abiverd bölgesinde Deregez vilayetinin Destgird şehrinde doğdu. Afşarların Eberlü boyuna bağlı olan Kırklı obasından idi. (Kırklılar, daha 16. Yy’ın başlarında Horasan’da yaşıyorlardı) Babasının adı İmam Kulu’dur. Soyluluk geleneklerine bağlı göçebe topluluklarda yükselmek zor olduğu halde Nadir, başlangıçta bir çete reisi iken zekası, yüksek meziyetleri ve sayısız mücadeleleri sonucu Horasan’ın tanınmış emirlerinden birisi oldu (1725). I. Abbas’ın (1587-1628) ölümünden sonra Safevi devleti gerilemeye başlamıştı. Safevi hükümdarı Hüseyin Mirza zamanında, Afganlılar (Abdaliler ve Kalaç Türkleri) İran’a saldırıp, ülkenin doğu bölgelerini (Kandahar, Kirman, Isfahan) aldılar. Hüseyin Mirza’yı da tahttan indirip yerine geçtiler (1718-22). İran’daki karışıklığı fırsat bilen Ruslar, Derbent ve Bakü’yü işgal ettiler (1723). Bir müddet sonra Osmanlılarda ülkenin batı kısımlarını işgal ederek, İran Kürdistan’ı, Azerbaycan, Karabağ ve Gürcistan’ı ele geçirdiler (1727). Safevi hanedanını tekrar ihya etmek için orduya girerek Tahmasb’ın yanında yer alıp, Feth Ali Han’ın maiyetine giren Nadir, bir süre sonra Feth Ali’nin yerine geçti. 1725’te Meşhed’i Abdalilerden aldı. 1727’de Abdaliler arasındaki sürtüşmelere katılarak kendi istediği kişiyi başlarına getirdi ve onları egemenliği altına aldı. Bunun üzerine kendisine saldıran Afgan lideri Mir Eşref’i Mihmandost’ta yenerek (bu zaferden sonra Tahmasb Kulu unvanını aldı) başkent Isfahan’ı kurtardı ve Afganları ülkeden kovdu (1730). Tahmasb’ı da Isfahan’da tahta çıkardı. Afgan askerlerinin geriye kalanlarını ordusuna katıp Kızılbaş askerlerinin zaafa düşmesini önledi. Ardından Osmanlılarla savaştı ve Kuzeybatı eyaletlerini kurtardı (1730). Horasan’da çıkan bir problemi halletmek için buraya gitti ve duruma hakim oldu. Bu esnada Osmanlı İran’ı yenip bazı yerleri geri almış (1731) ve Şah bir antlaşma yapmıştı (1732). II. Tahmasb’ın kendisinin fikrini almadan Osmanlılarla yaptığı barış antlaşmasını ülke çıkarlarına aykırı bulduğu için tanımadı ve Tahmasb’ı azledip Horasan’a sürdü. Şahın yedi aylık oğlunu III. Abbas adıyla şah ilan ederek, kendisi de vezir ve ordu komutanı oldu (1732). Nadir Han, savaşa devam etti ve Osmanlıları 1735’te Arpaçayı Savaşında büyük bir yenilgiye uğratarak Safevilerin kaybettiği bütün eski topraklarını geri aldı (Antlaşma, Kasrı-Şirin Antlaşması-1639 esas olmak üzere 1736’da imzalandı). Aynı şekilde Ruslarla da başarılı savaşlar yaparak Gence Antlaşması (1735) ile Derbent ve Bakü’yü geri aldı. Aynı yıl eyalet valilerini ve ileri gelenleri Mugan’da toplayarak hizmetinin bittiğini ve Horasan’a dönmek istediğini söyleyince, toplantıya katılanlar onun şah olmasını ve yeni bir hanedan kurmasını istediler. Nadir Han’ın mensubu bulunduğu aşireti ve çevresinde topladığı Türk boyları hep Sünni olmasından dolayı; müfrit Şia akidelerinden vazgeçmeleri ve Ebubekir, Ömer, Osman ve Aişe’ye sebbolunmasının (sövme) yasaklanması şartı ile kabul edeceğini söyledi. İran halkı bunun üzerine İmam Cafer Sadık’a (Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam’ın hocası) bağlanan Caferiye mezhebini kabul etti ve Nadir Han’ın şahlık töreni yapıldı (8 Mart 1736). Böylece fiilen 1722’de çökmüş olan Safevi Devleti son buldu ve İran’da Afşar hakimiyeti başladı. Rusya’nın, Avusturya ile ittifak kurup Osmanlı’ya saldırmaları üzerine batısının güvende olduğunu görüp doğuya yönelmiş ve 1737 yılında meşhur Hindistan Seferine çıkmıştır. 1738’de Kandahar’ı alır ve yakınında Nadirabad kentini kurdurur. Çevredeki Beluçistan, Zemindaver ve Belh bölgelerini de ele geçirerek Buhara’ya da hakimiyetini kabul ettirir. Daha sonra Gazne ve Kabil’i fetheder. Celalabad ve Peşaver’den sonra Lahor kenti de Nadir’in eline geçer. Nadir Şah Lahor’dan Hint-Türk hükümdarı Babürlü Muhammet Şah’a gönderdiği mektupta kendisinin bir Türkmen olduğunu ve aralarında “il nispeti” bulunduğunu söyleyerek savaşmadan egemenliğini tanımasını ister. Ancak olumlu yanıt alamaz. Nihayet 1739’da Karnal Savaşı’nda Hint-Türk devleti devrin en ünlü komutanı olan Nadir Şah’a ve en iyi yetiştirilmiş ordusu olan Afşar ordusuna yenilir. Nadir Şah, başkent Delhi’ye girer ve 10 Mart 1739’da adına hutbe okunarak, Hindistan padişahı ilan edilir, paralar onun adına bastırılır. Nadir Şah bu seferden büyük ganimetlerle dönmüş (200 milyon rupi değerinde) ve İran’ın üç yıllık vergisini bağışlamıştır. Bu seferi sonunda Keşmir ve Tibet sınırından Sind ırmağına kadar olan bütün Hint toprakları, Afganistan ile Buhara ve Hiva bölgesini ele geçirmiş bulunuyordu. Türk ırkının yetiştirdiği son cihangir olan Nadir Şah, Hindistan dönüşü Türkistan’a yönelerek Harezm bölgesini itaati altına aldı (1740). Başkenti Isfahan’dan Meşhed’e taşıdı. 1741-2’de Kafkasya üzerine yürüdü ve Dağıstan’a kadar geldi, burada kendisine bir suikast düzenlendi. Ayrıca Harezm ve Belh’te isyanlar çıktı. Asayişi sağladıktan sonra tekrar Osmanlı ile savaşa başladı (1742-46). Bağdat ve çevresini yağmalayarak (1743) Kerkük ve Erbil’i ele geçirdi, Musul’u kuşattıysa da almayı başaramadı. 1744-5’te Kars’a saldırdı ve Osmanlı ile çetin savaşlar oldu. Sonunda barış yapıldı (1746). Nadir Şah’ın İran tarihindeki rolü; İran’ı Rus, Afgan ve Osmanlı Devletlerinin eline geçmekten kurtarmasıdır. Bununla birlikte sert ve acımasız tutumu ile halkını yoksulluk içerisine düşürmüştü. En yakınları olan oğul ve yeğenlerini bile korku ve dehşet içerisinde bırakmıştı. Bunda kendisine yapılan suikastların etkisi vardı. Üstelik ömrünün son yıllarında delilik belirtileri görülüyordu. Nadir şah, aleyhindeki bu korku ve nefret havasının farkındaydı ve son zamanlarda ülkenin bir çok yerinde ayaklanmalar baş göstermişti. Bunların birinin başında yeğeni Ali Kulu Han bizzat bulunuyordu. Nadir Şah, bu ayaklanmalardan birini bastırmaya giderken Fethabad’da bir gece çadırında uyurken emirleri tarafından öldürüldü (20 Haziran 1747). Ölümüyle birlikte İran’da çok büyük karmaşalar başlamış ve devletinin batı kısmı Kaçarlar, doğu kısmı ise Afganların eline geçmiştir (Afganistan devleti’nin temeli). Nadir Şah’ın ölümü sonrası bir kısım Afşar obalarının Anadolu’ya göçtüklerini biliyoruz. Bunlardan Maraş bölgesine iskan edilen Nadirli Aşiretini sayabiliriz. Türklük şuuru son derece kuvvetli olan Nadir Şah, Osmanlı hanedanına, kavminin en asil ve şerefli hanedanı gözüyle bakıyor, Hindistan hükümdarı Muhammet Şah’ı kendisi gibi Türkmen olduğu için mevkiinde bıraktığını söylüyordu. Özbek Hanlarını, soyunun en büyük hanedanlarından birinin mensupları olduğunu ifade ediyordu. Nadir şah, taşıdığı bu milli şuurunun tesiri ile oğullarından birisine Cengiz Han ismini koyduğu gibi, torunları arasında Oğuz Han, Yıldız Han, Oktay Han, Timur Han adlı şehzadeler görülmektedir. Nadir Şah, Türklüğün eski kültür içinde yetiştirmiş olduğu birinci sınıf devlet adamı ve komutanlarının sonuncusudur. O, başta Osmanlı ve Hint-Türk devleti olmak üzere hemen herkesle münasebetlerinde hep Türkçe konuşmuş ve Türklük davası gütmüştür (Hint-Türk Devleti’nin önde gelen adamlarından Çin Kılıç Han, Hint-Türk hükümdarı Muhammet Şah’a, Nadir Şah ile Türkçe konuşmasını tavsiye etmesi bu bakımdan önemlidir). Türklüğü açıktan açığa ve bir dini kisve kullanmadan bayrak yapmış ilk büyük Türk hükümdarıdır. Türklerin mezhep ayrılığına düşmelerini önlemek, Sünni-Şia ayrılığını ortadan kaldırarak Türk birliğini kolaylaştırmak yolundaki uğraşları ne İran ne de Osmanlılar tarafından takdir ve kabul görmemiştir. O, Osmanlılarla yaptığı barış görüşmelerinde bir ilim heyeti göndermiş Caferiliğin beşinci mezhep olarak kabulü ve Kabe’de onlara ibadet yeri tahsis edilmesi gibi hususlarda çok ısrar etmiş, fakat başaramamıştır. Abbas devrinde etkinliklerini yitirdiğini gördüğümüz Afşarlar, Nadir Şah sayesinde tekrar eski önem ve güçlerine kavuşmuşlardır. Huzistan’da Tayyib Han Afşar (1742) ve Muhammet Rıza Han Kırklı (1745) valilik yaptılar. Fars valisi Emir Han Kırklı, Fars serdarı Kelb-i Ali Han, Feth Ali Han Araşlu (1748-9), Saru Han, Allah Verdi Beğ Kırklı ile Kasım Han Kırklı önemli beylerdi. Nadir Şah’ı öldürenler arasında Kırklı, Gündüzlü, Eberlü gibi Afşar oymaklarına mensup kişilerin olması bununla açıklanabilir. Nadir Şah’ın ordusunu oluşturan unsurların başında Afşarlar gelmekteydi. Nadir’in ölümünden sonraki karışık dönemlerde etkin olan Afşar Beylerinden Fars vali ve serdarı Feth Ali Han Araşlu Urmiye’ye yerleşerek Tebriz ve Meraga’ya hakim oldu (1764-5 öldürüldü). Oğulları Cihangir Han ve Muhammet Reşid Beğ Isfahan’da hakimdiler. Kardeşi Masum Ali Han ise Fars serdarı idi. Ayrıca Isfahan hakimi Emir Gune Han Eberlü, Hamse hakimi Zülfikar Han’ı sayabiliriz. Mihrali Han oğlu İsmail Beğ de Huzistan’daki Avşarların başına geçmişti. Nadir şah’ın ölümünden sonra yerine yeğeni Ali Kulu Han, Adil Şah unvanıyla tahta geçti (1747). Adil Şah, Nadir soyundan bütün erkekleri öldürtüp yalnız torunu Şahruh’u soy sönmesin diye sağ bıraktı. Adil Şah, Nadir Şah’ın hazinesine el koyup emir ve askerlerine dağıttı. Nadir’in Horasan’a sürdüğü Bahtiyari, Zend ve diğer bazı olmakların ülkelerine dönmesine izin verdi. Zend’lerin dönmesi Kerim Han’ın ortaya çıkması ve Zend devleti’nin kurulmasına sebep oldu. Adil Şah, kardeşi İbrahim’i Irak valiliğine gönderdi. Ancak bir müddet sonra İbrahim kendisine karşı isyan etti. Yapılan savaşta Adil Şah yenildi ve İbrahim tahta geçti (1748). İbrahim’in kazanmasını sağlayan Nadir Şah’ın halası oğlu ve Azerbaycan valisi Aslan Han idi. İbrahim, Aslan Han’a güvenmediği için O’nu ve kardeşi Saruhan’ı öldürttü. Bunun üzerine Horasan emirleri Nadir’in hayattaki tek torunu on dört yaşındaki Şahruh’u tahta çıkardılar (1748). İbrahim, Şahruh üzerine yürüdü ise de yakalanıp öldürüldü. Anne tarafından Safevi sülalesine mensup Mar’aşi şeyhi ve Meşhed’deki mukaddes yerlerin mütevellisi Seyyid Muhammet, halk ve askerler tarafından sevildiği için Şahruh rakip görerek onu öldürmek istedi. Ancak, emirler Seyyid’i Şah Süleyman unvanı ile tahta çıkardılar (1750). Şahruh kör edilip hapse atıldıysa da, Şahruh’un komutanı Yusuf Ali, Şah Süleyman’ı öldürdü (hükümdarlığı kırk gün sürdü) ve Şahruh’u tekrar tahta çıkardı. Ancak, Kürt Cafer Han ve Arap Mir Alem Han, Yusuf Ali’yi öldürüp Şahruh’u tekrar hapsettilerse de birbirlerine düştüler (1751-53). Afgan beyi Ahmet Şah Abdali bu karışıklıklardan yararlanarak bu iki kişiyi bertaraf etti (1749) ve Şahruh’u kendisine bağlı kılarak tekrar tahta çıkardı. Horasan’a hakim oldu (1753-55). İç karışıklıklardan yararlanan Kerim Han Şahruh’u kendine bağlayarak Zend Hanedanını kurdu (1760-79). Ahmet Şah, tekrar İran’a geldiyse de Şahruh’un oğlu Nasrullah Mirza başarılı müdafaa yaptı ve antlaşma yapıldı. Ahmet Şah, İran’ı ele geçirmenin kolay olmadığını fark edip bu politikasından vazgeçip ülkesine döndü (1770). Nasrullah Mirza yetenekli değildi ve kendisini saydıramadı. Kerim Han’a sığındı. Altı yıl sonra Meşhed’e gelip şehri 1784’e kadar idare etti. Şehre Nasrullah’tan sonra kardeşi Nadir hakim oldu. Bu arada ülke oldukça küçülmüştü. Nadir’in hükümdarlığı, Meşhed’de 1796 yılına kadar sürdü. Babası Şahruh hayatta idi. Zendlerden sonra İran’ın büyük bir kısmını ele geçiren Kaçar Ağa Muhammet Şah Meşhed’e geldi (1796) ve Şahruh tarafından karşılanarak şehir teslim edildi. Ağa Muhammet, Şahruh’a ailesiyle birlikte Mazenderan’da oturma izni verdi. Bu sırada Şahruh öldü. Nadir ise Herat’a sığınmıştı. Ağa Muhammet’in ölümüyle tekrar Meşhed’e hakim olduysa da (1797) Kaçar ordusu tarafından yakalanıp oğulları Abbas ve İbrahim ile beraber öldürüldü (1804). Tahmasb Mirza, Muhibb-i Ali Mirza, Halik Virdi Mirza kör edildiler. Rıza Kulu Mirza, Mustafa Kulu Mirza Fars’ta ikamete mecbur edildiler. Böylece Afşar hanedanı son buldu. Avşarların bu acıklı sonunu kendilerinin hazırladığı malumdur. Nadir Şah’tan sonra yetenekli kimse çıkmadığı için Avşarların İran’daki başarıları Nadir Şah’a münhasır kalmıştır. Nadir Şah ile yeğenleri Adil ve İbrahim Şahlar ve torunu Şahruh para bastırmışlardır. Afşarlar, Kaçarlar zamanında devlete karşı sadakat ve bağlılık göstermişler, Kaçar ordusunun önemli bir unsuru olarak iç isyanların bastırılmasında ve dış düşmanlar ile savaşılmasında önemli görevler görmüşlerdir. Karabağ Hanlığı (1748-1828) Karabağ, Azerbaycan’da Kür ve Aras ırmakları ile Gökçe Göl arasında bulunan ve Arran diye anılan bölgenin Türkçe adıdır. Bu bölge tarihi boyunca Türk topluluklarının gelip yerleştiği ve yurt tuttuğu bir yerdir. Azerbaycan sahasında yaşayan Azeriler; XI. yy. başlarından XIV.yy.’a kadar bu bölgeye gelip yurt tutmuş Oğuz Türklerinden oluşmaktadır ve bunların çoğunluğu da Yıvalar ve Afşarlar tarafından teşkil edilmektedir. Sav Tekin yönetimindeki Türkler, Müneccimbaşı’nın ifadesiyle, Arran (Karabağ) ülkesinin bütün ova, nahiye, dağ ve kalelerine yerleştiler. Nasavi, Arran ve Mugan’daki Türkmenlerin yoğunluğunu anlatmak için “karınca gibi kalabalık” ifadesini kullanmıştır. Harzemşahlar döneminde ise Arran vilayetine “Türkmen Yığınağı” denilmektedir. Azerbaycan 1076 tarihinde kesin olarak Türk toprağı haline gelmiştir. Melikşah’ın ölümünden sonra Azerbaycan, Irak Selçukluları’nın eyaleti olarak önemli bir askeri güç haline gelmiştir. Bu bölgeden devletin kaderini etkileyecek olan büyük emirler çıkmıştır. Bunların en büyüğü Hasbeğ diye anılan Beğ Arslan’dır. Has Beğ, Azerbaycan’daki çok büyük nüfusa sahip olan Afşarların desteğini alabilmek için yakın ilişkilere girmiş ve Huzistan hakimi Afşar Beyi Şumla ile çok sıkı dostluklar kurmuştur. Daha sonraları Kara koyunlular, Ak koyunlular ve Safeviler devrinde buradaki Türkmen kitlesi varlığını korumuş ve hatta Anadolu’dan; Azerbaycan ve İran’a büyük Türkmen göçleri olmuştur. Bu göçler sırasında Anadolu Afşarlarının büyük bir kısmı bu bölgelere gelmiş; Kara koyunlular, Ak koyunlular ve Safeviler’in kuruluşunda büyük rol oynamışlardır. İşte Azerbaycan’da ve özellikle Karabağ bölgesinde yoğun olarak yerleşen Afşarlar tarafından Karabağ Hanlığı kurulmuştur. Ebulgazi Bahadır Han’a göre; Karabağ, Oğuz Han’ın üçüncü büyük oğlu olan Yıldız’ın büyük oğlu Afşar’ın torunlarından Cevanşir Kabilesinin Sarıcalı sülalesine aittir. Bu Türk sülalesinin Karabağ’daki köklerinin İslamlıktan öncelere kadar gittiği de bilinmektedir. Arran (Karabağ) hakimi ve Gürcistan hükümdarları olan Cevanşirler, Hülagu Han’ın Anadolu’ya getirdiği ve Azerbaycan’a yerleştirdiği, Timur’un ise Anadolu’dan Karabağ’a naklettiği Afşarlar ile birleşerek Otuz İki Cevanşir (32 boydan müteşekkil) adını almışlardır. Bu birlik içinde başka boydan Türklerde bulunuyordu. Bunlardan 8 boy Kıpçaklara mensuptu. III. Murat devrinde (1574-95) Safevilerden Osmanlı hakimiyetine geçen Karabağ, Nadir şah zamanında 1735 yılında Osmanlılardan geri alınmıştır. Fakat Karabağ’daki Cevanşir Afşar Türkmenlerinin Reisi Sarıcalı Ali Bey, Nadir Şah’a boyun eğmediğinden dolayı Horasan’a sürülmüştür. Daha sonra buradan firar eden Ali Bey, Karabağ Dağlarına gelerek İran’ a karşı savaşa devam etmiştir ve Karabağ Hanlığı’nın da kuruluşu bu zamanlara rastlamaktadır. Merkezi Şuşa olan Hanlık, kuzeyde Kür ırmağı ve Gence Hanlığı, güneyde Aras nehri, batıda Nahcivan, doğuda ise Kür ve Aras nehirleri arasındaydı. Penah unvanını alan Ali Bey, Şuşa’ya müstahkem bir kale yaptırmış ve bu kale İran saldırılarına karşı çok güçlü bir engel olmuştur. Penah Han, Gürcistan Krallığı, Gence Hanlığı ve Kaçarlardan Ağa Muhammet Şah ile savaşmıştır. Daha sonraları yerini oğlu İbrahim Halil’e bırakarak kendisi Şiraz’a gitmiştir. Güçlü bir kişilik olan İbrahim Halil Han, 1789’da Ermeniler tarafından çıkarılan bir isyanı bastırmış ve Sünni bir Türk olan Molla Penah Vakıf’ı baş vezir yapmıştır. Molla Penah Vakıf, Rus yayılmacılığı karşısında komşu Türk Hanlıkları ile bir birlik oluşturmaya çalışıyor ve aynı zamanda Osmanlı Devleti ile de iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Ancak İran’la münasebetleri iyi olmadığından dolayı; 1795 yılında Gürcistan’ı cezalandırmaya giden İran şahı Ağa Muhammet Han’ın saldırısına maruz kalmışlardı. Karabağ’dan geçerken büyük bir direnişle karşılaşan Ağa Muhammet, Şuşa’yı almaya muvaffak olamamıştır. 1797’de Şuşa’yı tekrar kuşatan şah, Hanlığın herhangi bir yardım alamaması üzerine Karabağ’ı ele geçirerek büyük katliamlar yapmıştır. Ilısu Hanlığına sığınan İbrahim Halil Han, iki ay sonra Karabağ’ı tekrar ele geçirmiş ve hızla gelişmekte olan Rus tehlikesine karşı tedbirler almaya başlamıştır. Osmanlı Devletinden beklediği yardımı alamayan Halil Han, İran’a yaklaşmış, ancak Ağa Muhammet’in Ruslar karşısında gerilemesi, 1801’de Gürcistan’ın, 1804’te Gence Hanlığının Rus işgaline uğraması üzerine Ruslarla anlaşmak zorunda kalmıştır. Bu anlaşmaya göre Ruslar, Şuşa’da bir garnizon bulunduracak, hanlık Ruslara vergi ödeyecekti. Fakat 1806 yılında çıkan kargaşadan yararlanarak bu durumdan kurtulmak isteyen İbrahim Halil Han, Ruslar tarafından katledildi. Yerine oğlu Mehdi Kulu Han geçmiştir. Rusya ise 1813 yılından itibaren Karabağ’a yerleşmek için çalışmalara başlamıştır. 1828 yılına kadar Rusya ve İran çekişmesine sahne olan Karabağ, Türkmen-çay Anlaşmasından sonra tamamen Rusların eline geçmiştir. Cevanşirlerin bir kısmı Osmanlı topraklarına göç edip Anadolu’da yerleşmişlerdir. Kaynak: Adnan Menderes KAYA "Avşar Türkmenleri" |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Cevaplar | Son İleti |
| İRAN HÜKÜMDARINDAN DERS.. | ümit | Türkçü Bakış | 5 | 25.11.2007 01:17 |
| İran: PKK sorunu diplomasiyle çözülmeli | Gökoğuz | Türkçü Bakış | 10 | 22.10.2007 20:25 |
| İran,Kuzey Irak'a Giriyor,Türkiye Neden Giremiyor | Boramir | Türkçü Bakış | 1 | 08.09.2007 13:36 |
| İran sınır ötesini yaptı Pekaka kamplarını topa tuttu | SANCAR1 | Türkçü Bakış | 11 | 13.07.2007 23:53 |