Ulu Türkçü Nihal Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihal Atsız Otağı > TÜRKLÜK VE TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE HER ŞEY > Türklük ve Türkçülük İle İlgili Her şey > Türk - Turan Tarihi > Türk - Turan Tarihi
Kayıt ol Yardım Bozkurt Listesi Andaç Arama Bugünkü İletiler Otağları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 13.12.2005, 23:56   #1 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: 13.12.2005
İletiler: 22
Safkan_Türk_Kizi Rss Beslemesi
İslamiyetten Önce Türk Devletleri:

İslamiyetten Önce Türk Devletleri:

Türklerin kurduğu en eski devlet olan Hun İmparatorluğu, aynı zamanda, Türk askerî teşkilat ve idareciliğinin de ilk örneğidir. Osmanlılar zamanı dahil olmak üzere, bütün tarih boyunca Türk teşkilatının baş kaidesi olan, sağ ve sol ikili nizam, Hunlar tarafından kurulmuştur. Hun ordusu, on bin, bin, yüz ve on kişilik gruplar halinde, onlu sisteme göre oluşturulmuştu. Keçe çadırları içinde oturuyor ve besledikleri koyun, at ve sığır sürülerinden elde ettikleri ile geçiniyorlardı.

Hunlar, M.Ö. 3. yüzyılın sonlarında, Sarı Irmağın kıvrım yaptığı alana gelerek, Çin içlerine doğru akınlara başladılar. Çinliler, bu Türk kavminin süvarileri karşısında tutunamayıp, ağır yenilgilere uğradılar. Böylece Çin hakimi olan Ti-şin hanedanı, Çin Seddini tamamlamaya çalıştı.

Türk kavimlerini toplayıp, imparatorluk halinde birleştiren ilk büyük Hun hükümdarı, Teoman Yabgu'dur (M.Ö. 220). Teoman Yabgu'dan sonra, Hun tahtına oğlu Mete Yabgu geçti. Mete Han zamanında yapılan fetihlerle, Hun İmparatorluğunun toprakları, Hazar Denizinden Japon Denizine kadar uzandı. Bu topraklarda, çeşitli Türk kavimlerinin yanısıra, diğer Altaylı kavimler de yaşıyordu. Mete devri, Hun İmparatorluğunun en parlak devri oldu (M.Ö. 209-174).

Mete Han'dan sonra gelen yabgular zamanında, Çinlilerle ilişkiler arttı. Özellikle evlenme yoluyla, Türk ve Çin hükümdar aileleri arasında yakınlıklar doğdu. Bu yakınlıklar, Hunların iç işleri bakımından bir çok karışıklıklara yol açtı. Buna rağmen Hun İmparatorluğu, M.Ö. 1. yüzyıla kadar üstünlüğünü devam ettirdi. Bu yüzyıda ise, Türk beyleri arasında taht kavgaları gittikçe arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak, Türkleri zayıflatmayı bildiler. Neticede Hunlar, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Bunlara, Güney ve Kuzey Hunları da denir. M.S. 3. yüzyılın başlarında, başka bir Türk kavmi olan Siyerpiler, Hunlarla iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda Moğolların ve bazı Türk boylarının da yardımıyla, Hunların hakimiyetine son verdiler. Büyük Hun İmparatorluğu, tarihte bilinen eski imparatorlukların en büyüğüydü.

Siyerpiler'le yaptıları savaşları kaybettikten ve Asya'daki Büyük Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra, Hunların bir kısmı, Dinyeper nehriyle Aral Gölünün doğusu arasındaki bölgeye yerleştiler ve 4. yüzyılın ortalarına kadar orada yaşadılar. Çin'den gelen Hun kitleleriyle çoğalan ve uzunca bir süre sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlenen bu Hunlar, iklim değişikliği ve geçim şartlarının bozulması sebebiyle, bu tarihten itibaren Batı'ya göç etmeye başladılar. O tarihlerde, Karadeniz kuzeyindeki düzlükler, bir Cermen kavmi olan Gotların işgali altındaydı. Don-Dinyeper nehirleri arasında Doğu Gotları (Ostrogotlar), batısında ise Batı Gotları (Vizigotlar) bulunuyordu. Daha batıda Transilvanya ve Galiçya'da Gipidler, bugünkü Macaristan'da Tisa Nehri havalisinde Vandallar vardı. Hun başbuğu Balamir'in idaresinde, hayret edilecek bir hareket kabiliyeti ve gelişmiş bir süvari taktiğiyle hareket eden Hunlar, Önce Doğu, sonra da Batı Gotlarla karşılaştı. Yerlerinden kopan bu kavimler, batıya doğru hızla akarak, Roma İmparatorluğu topraklarını, Kuzey Karadeniz'den İspanya'ya kadar her tarafı alt üst ettiler. Böylece, Avrupa'nın etnik manzarasını değiştiren ve tarihte Kavimler Göçü denilen hadise meydana geldi. Âni ve şiddetli Hun darbelerinin, beklenmedik şekilde ortaya çıkan Hun akıncı birliklerinin, Doğu Avrupa kavimleri arasında uyandırdığı dehşet, Batı dünyasında büyük yankılar yaptı. Hunlar aleyhine, Latin ve Grek kaynaklarından inanılmaz rivayet ve hikâyelerin çıkmasına ve yayılmasına sebep oldu.

Hunlar, 378 yılı baharında Tuna'yı geçtiler ve Romalılardan direniş görmaksizin Trakya'ya kadar ilerlediler. Bu arada daha büyük bir Hun kütlesi, Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya yöneldi. Bu ikinci akıncı kolu, Güney Anadolu'dan Suriye'nin Akdeniz kıyılarına ve Kudüs'e kadar yıldırım hızıyla ilerledi. Sonbahar'da aynı yoldan Azerbaycan'a döndü. Batı'da ise Balamir'in oğlu Ildız'ın komutasındaki Hun süvari birlikleri, Bizans İmparatorluğunu barışa zorladı. Ildız'dan sonra hun tahtına geçen Karaton ve Rua zamanlarında da Bizanslılar, Hunlara vergi ödedi. Rua'nın 434'te ölmesi üzerine devletin başına Attila geçti. Attila zamanında Hunların hakimiyeti, Volga Nehrinin doğusundan bugünkü Fransa'ya kadar uzandı. Yönetimleri altında, çeşitli Türk boyları da dahil olmak üzere kırkbeş kavim yaşıyordu. Bunların çoğu, şimdiki Avrupa milletlerinin dedeleridir. Bizans, Hunlara verdiği vergiyi üç katına çıkardı. Attila, 451'de Hristiyan dünyasının merkezini zaptetmek üzere, yüz bin kişilik ordusuyla Roma önüne geldi. Ancak, Attila'nın önünde diz çöken ve Roma'nın kendisine boyun eğdiğini bildiren papa, kentin kurtarılmasını sağladı.

Attila'nın ölümünden sonra tahta çıkan oğulları İlek, Dengizik ve İrnek dönemlerinde, Hun birliği parçalandı. Ayaklanan Cermen kavimleriyle yapılan savaşlar, Hunları yordu. Sonuçta Orta Avrupa'da tutunmanın zorluğunu gören İrnek, Hunların büyük kısmı ile, Bizans'tan geçiş izni alarak Karadeniz'in batı kıyılarına döndü. İrnek idaresindeki Hunların, önce Güney Rusya düzlüklerinde görülen, sonra Balkanlarda ve Orta Avrupa'da birer devlet kuran Bulgarlarla Macarların oluşumunda büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır. Geleneklere göre, Bulgar Türk Devletinin kurucusu Dulo sülalesiyle Macar kabilelerini Tuna boyuna getirerek orada yerleştiren Arpad Hanedanı, İrnek'i ata tanımaktadırlar.

Hunların büyük kısmı, Volga'dan batıya geçerken, onlardan bir kısmı olduğu ileri sürülen Ak Hunlar 4. yüzyılda Batı Türkistan'a göçerek, burada Ak Hun devletini kurmuşlardı. Ak Hunlar, 441 senesinde Semerkant, Buhara ve Belh çevresini ele geçirerek, İran Sâsânî Devletiyle komşu oldular. Bir süre sonra Horasan'a sefer düzenleyen Türkler, Sâsânî hükümdarı Şehinşah Firûz'u mağlup ettiler. Ak Hunlar, bu parlak zaferden sonra tam bir asır Türkistan ve Afganistan'ın kudretli hâkimi olarak hüküm sürdüler. 6. Asrın başlarında Ak Hunlar, ülkelerini Göktürklere bırakmak zorunda kalarak, onların tâbiiyeti altına girdiler.

M.S. 3. yüzyıl başlarında, Türklerin Tabgaç Hanedanı Kuzey Çin'de güçlü bir siyasî teşekkül meydana getirerek, Asya Hunlarının yerini aldı. Tabgaç hakimiyeti, hükümdar Kuei zamanında (385-409) Pekin'e kadar uzandı. Bu durum, Tabgaçların Çin'le çok fazla yakınlık kurmalarına ve onların hayatlarına alışmalarına yol açtı. O kadar ki, bazı Tabgaç yabguları, Çinlilere hayranlıkları yüzünden kendi halklarını ve kültürlerini hor gördüler. Bu durum Tabgaçların Çin kültürü ve Çin kalabalığı içinde eriyip gitmelerine sebep oldu. Onların yerine 4. asrın sonunda, iktidar, Avar hanedanının eline geçti.

Avar Türkleri, önceleri Hun ve Tabgaç hanedanlarının hakimiyeti altında yaşıyorlardı. Tabgaç iktidarının zayıflamasıyla Orta Asya hakimiyetini ele geçiren Avar Hanedanı, 4. yüzyıl sonundan 6. yüzyıl ortasına kadar devam etti. Avar kağanları hem doğuda, hem batıda fetihler yapmışlar, esas olarak Çin'le uğraşmışlardır. Avar Devleti, Onabay Kağan zamanında Göktürklerin isyanı üzerine yıkıldı (552). Göktürkler karşısında uğranılan başarısızlık üzerine, Avar kitleleri batıya doğru çekildiler.

558 yılında, Sabar hakimiyetini yıkıp, Kafkaslara doğru ilerlediler. Buradaki İranlı Alanları egemenlikleri altına aldıktan sonra, Bizans'a elçi gönderek yıllık vergi ve kendilerinin yerleşebilecekleri arazi istediler. Bu arada Dalmaçya'da ve Balkanlar'da geniş çaplı bir fetih hareketine giriştiler. Bizans İmparatoru, Avar akınını durdurmak maksadıyla, Aşağı Tuna havzasında, başta Antlar olmak üzere, bazı Slav ülkelerinde bir set kurmaya çalıştı. Fakat 562'de bu engeli rahatlıkla aşan Avarlar, Bizans'la sınırdaş oldular. Avrupa içlerine büyük akınlarda bulundular. Bizans İmparatorunun vergi ödememesi üzerine Orta Karpatlara girdiler. 568'de, bugünkü Macaristan'ı tamamen hakimiyetleri altına aldılar. Böylece Orta Avrupa'da büyük Avar İmparatorluğu kuruldu. Devletin sınırları, Elbe Vadisi ve Alp Dağlarından Don Nehrine kadar uzanıyordu.

Avar Hakanlığının ikiyüz yıl kadar süren hakimiyeti devrinde en mühüm askerî teşebbüsleri, İstanbul'u kuşatmalarıdır. 619 ve 626 yıllarında iki defa olmak üzere, Sâsânîlerle ortak yapılan bu kuşatmalar çok şiddetli geçti. Surlar önünde çarpışmalar günlerce sürdü. Ancak Avar ordusu kuşatmadan, donanması olmadığı için bir sonuç alamadı. Güç şartlar altında çekilmek zorunda kaldı. Avarların, Bizans başşehrinde büyük heyecan uyandıran özellikle ikinci harekâtı, tarihî birtakım hâtıralar da bıraktı. Avarların çekildiği gün, Bizans'ta bayram ilan edildi ve kiliselerde âyinler asırlarca devam etti. Diğer taraftan İstanbul kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması, Avar Hâkanlığının îtibarını sarstı. Tâbi kavimler başkaldırmaya ve dağılmaya başladılar. Uzun mücadeleler neticesinde, Balkanlar Bulgaralara, Tuna-Sava bölgesi Hırvat-Sloven gibi Slav kabilelerine, Bohemya sahası da Çeklerin atalarına terkedildi. Zayıflayıp küçülmesine rağmen Avar Hakanlığı, yaklaşık 170 yıl daha varlığını korudu. Fakat, 791'den itibaren Frank İmparatorluğunun amansız hücumları sonunda tamamen ortadan kalktı(805). Parçalanan Avar grupları, Doğu Macaristan ve Balkanlara dağılıp kısa zamanda Hristiyanlaşarak ve dillerini unutarak yerli halk içinde eridi.

Türk sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak kullanan ve onu bütün bir millete ad olarak vermek şerefini kazanan Göktürk Kağanlığı, Doğu Sibirya'daki Yakut Türkleriyle batıdaki Oğur (Bulgar) Türklerinin bir bölümü dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri, kendi idarelerinde birleştirdiler.

Göktürklerin tarih sahnesine çıktıkları sıralarda, Altay Dağlarının doğu eteklerinde, toplu bir halde, geleneksel sanatları olan demircilikle uğraştıkları ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri bilinmektedir. 552'de Juan-Juan Devletinin çökmesi üzerine Göktürklerin boy beyi Uluç Yabgu'nun oğulları Bumin ve İstemi Kağanlar, Ötüken merkez olmak üzere devleti kurdular. Avar Kağanlığını yıktılar. Bumin Kağan, devletin doğu bölgesine, İstemi Kağan da batı bölgesine hükümdar oldu.

Doğu Göktürkler, siyasî bakımdan hep Çin'le karşı karşıya geldiler. Çin'le sık sık savaşlar yapılıyor, arada uzun sürmeyen barış dönemleri geliyordu. Doğu Göktürk Devletinin başına Bumin Kağan'dan sonra sırasıyla, İstemi Kağan, Kara Kağan, Muskan Kağan, Tapo Kağan, İşbara Kağan, Çur Bağa Kağan, Tulan Kağan, Bilge Tardu Kağan, Türe Kağan, Şipi Kağan, Çuluk Kağan ve Kara Kağan geçti. Bu Göktürk kağanları da önceki Türk hükümdarları gibi, Çinli prenseslerle evleniyorlardı. Çinliler ise zaman zaman gönderdikleri elçilerle, zaman zaman da bu Çinli hâtunlar sayesinde Göktürk ülkesinde siyasî karışıklıklar ve parçalanmalar meydana getirebiliyordu. Nitekim Çinli İçing Hâtunla evlenen Kara Kağan, onun etkisinde kalarak Çin'e savaş açtı (630). Yapılan savaşlardan birinde Kara Kağan esir düştü ve Türkler, Çin hakimiyetini tanımak zorunda kaldılar.

Göktürklerin en buhranlı zamanında açılan bu savaş, Kara kağan ve onbinlerce Türkün esareti ve devletin yıkılmasıyla sonuçlandı.

582'de Doğu Göktürk Hakanlığından kesin olarak ayrılan; Ötüken, Batı Moğolistan, Aral Gölü havalisi, Kaşgar, Mâverâünnehir ve Merv'e kadar Horasan sahaları üzerinde hakim bulunan Batı Göktürk Hakanlığının hakimiyeti de uzun sürmedi. Tardu Kağan'dan sonra ülke, şehzadeler arasında taht kavgalarına sahne oldu. Nihayet 630 yılı Doğu Göktürklerinin olduğu gibi Batı Göktürklerinin de Çin hakimiyeti altına girdiği bir devir oldu.

630-680 yılları arasındaki 50 yıllık zaman, Göktürrklerin bağımsızlıklarını kaybettikleri bir mâtem devresi oldu. Her ne kadar Orta Asya'da Türkler varlıklarını, dil, inanç ve geleneklerini korumuşlarsa da, müstakil bir devletten mahrumiyet, Göktrükler için haysiyet kırıcı bir ıstırap kaynağıydı. Kitabelerden anlaşıldığına göre, Göktrükleri bu felâkete düşüren sebepler üç noktada toplanmaktadır:

1. Sonra gelen devlet adamlarının kötü idaresi. "Kağan bilge imiş, cesur imiş; buyrukları bilge imiş, cesur imiş. Beyleri de kavmi de iyi imiş, böylece ülkeyi tutup töreye göre tanzim etmişler. Sonra kardeşler, oğullar kağan olmuş, küçük kardeş büyük kardeş gibi olmadığı, oğul babası gibi olmadığı için, bilgisiz kağanlar tahta oturmuşlar, buyrukları da bilgisiz, fena imiş... Türk beyler, Türk adını atmışlar, Çin beylerinin adını almışlar. Çin hakanına boyun eğmişler, elli yıl işlerini güçlerini ona vermişler."

2. Türk kavminin yanlış tutum ve davranışı. "Türk budunu... Sen aç olduğun zaman tokluğunu düşünemezsin, tok olduğun zaman açlık nedir bilmezsin. Bu sebeple hakanın iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap, bitkin düştün. Müstakil hanlığına karşı kendin yanıldın. Doğuya gittin, batıya gittin, kutlu yurt Ötüken'i terk ederek gittiğin yerlerde ne yaptın? Su gibi kan akıttın. Kemiklerin dağlar gibi yığıldı. Türk budunu, kendi hakanını bıraktı, hüküm altına girdi. Hüküm altına giren Türk budunu öldü, mahvoldu."

3. Çinlilerin bölücü ve yıkıcı propagandası. "Çin kavminin sözü tatlı, hediyesi güzel imiş. Tatlı sözü, güzel hediyesi, uzak kavimlari yaklaştırır imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmış. İyi, bilge kişiyi yürütmez imiş. Onun tatlı sözüne, güzel hediyesine kapılan çok Türk kavmi öldü."

Millet, kendisine de şöyle sesleniyordu: "Ülkeli bir kavim idim, şimdi ülkem nerede? Hakanlı bir kavim idim, hakanım nerede?" Bu düşünceler içindeki Türk prensleri, zaman zaman ihtilâl girişimlerinde bulundularsa da, hepsi kanlı bir biçimde bastırıldı. Bu hareketler arasında en hayret verici olanı, 639 yılında Kürşad'ın ihtilâl teşebbüsüdür. T'ang imparatorunun saray muhafız kıtası subaylarından olan Göktürk prensi Kürşad, Türk devletini diriltmek için, 39 arkadaşı ile gizlice anlaştı. Bazı geceler şehirde dolaşmaya çıkan imparator, yakalanarak kaçırılacaktı. Fakat plânın tatbik edileceği gece ansızın patlayan fırtına yüzünden, İmparator saraydan çıkmadı. Kararın geciktirilmesini mahzurlu gören Kürşad ve arkadaşları bu defa doğruca saraya yürüdüler. 40 Türk, sarayı ele geçirip, başkente hakim olmayı düşünüyorlardı. Yüzlerce muhafız telef edildiyse de, dışarıdan sevkedilen orduyla başa çıkılamadı. Bunun üzerine saray ahırlarından seçme atları alarak Vey Irmağına doğru çekildiler. Ancak, fırtına ve sel, köprüleri de yıkıp götürmüştü. Irmak kenarında Çin ordusuyla savaşa tutuşan Kürşad ve arkadaşları, birer birer ecel şerbetini içerek bu dünyadan göçtüler.

Kürşad liderliğindeki kırk yiğit başarısız kaldılarsa da, Türk milletinin kalbindeki sönmez istiklâl ateşini tutuşturdular. Onlardan sonra bu ateşle yanan Türkler, her fırsatta baş kaldırdılar. Birkaç kez daha başarısız ihtilâl girişiminden sonra, nihayet 682 yılında Kutlug Şad, etrafına topladığı Türklerle bağımsızlığını ilân etti. Dağılmış boyları bir araya topladı. Bu sebeple İlteriş ünvanını aldı. Çinli bir prensesle değil, bir Türk kızıyla evlendi. Bilge Han ve Kültigin adında iki oğlu oldu. Kutlug ölünce yerine kardeşi Kapagan Han kağan oldu. Yirmiiki yıl saltanat süren Kapagan Kağan'ın ölümünden sonra ülke karışıklıklar içinde kaldı. Bunun üzerine İlteriş Kutlug Kağan'ın oğulları Bilge Han ve Kültigin birleşerek idareyi ele aldılar. Bilge Han kağan, Kültigin ise ordu kumandanı oldu. Böylece Türk tarihinde ilk defa iki kardeş, devlet idaresinde birlikte hareket etmiş ve hiçbir kıskançlık duymadan birbirlerine yardım etmiş oluyorlardı. Bilge Kağan ile Kültigin, iç ve dış bütün tehlike ve tehditleri ortadan kaldırdılar. Başkaldıran herkese boyun eğdirdiler. Ülkenin, milletin ve devletin birliği sağlandı.

Göktürkler devrinin en önemli eseri, Orhun Âbideleri'dir. Göktürk yazısı ile yazılan üç âbide, 725-735 yılları arasında diktirilmiştir. Burada Bilge Kağan ile kardeşi başkumandan Kültigin'in ve Bilge Kağan'ın kayınpederi olan Vezir Bilge Tonyukuk'un bir ara Çin esaretine düşen Türk devletini yeniden kalkındırmak için gösterdikleri gayretler anlatılır ve gelecek Türk nesillerinin bu tecrübelerden faydalanmaları istenir. Ayrıca istiklâl fikri verilir. 745'te Göktürklerin yıkılması üzerine, Uygur hanedanı, büyük Türk Hakanlığı tahtına geçti. Uygurlar devrinde, Türkistan tamamen Türkleşti ve İranlı unsurlar, dillerini bırakarak eridi. Bir kısmı da batıya çekildi. 840'ta kuzeyden gelen Kırgızlar, Uygurları bugünkü Moğolistan'dan sürünce, Doğu Türkistan'a yerleştiler. İlk Uygur hakanı olan Kutluk Bilge Kül Kağan, atalarının inancındaydı.

Uygurlar devrinde Türklük, bir din arayışına girdi. Aralarında Maniheizm, Budizm, hattâ Hristiyanlık yayıldı. Bu devirde Türkler yerleşik medeniyete geçerek, Doğu Türkistan'da pek çok şehir kurdular ve kurulu şehirleri genişlettiler. Uygur alfabesiyle binlerce eser tercüme edildi. Kâğıt ve matbaa kullandıkları için, bazı kitapları günümüze kadar ulaşan Uygurlar, bugünkü Moğolistan'ı kaybettikten sonra imparatorluk olmaktan çıktılar. Türkistan ve Kansu'da yaşayan bir Türk hânedanıyken 840'ta Karahanlı hakimiyetine girdiler.

468'den 965'e kadar, diğer bir Türk kavmi olan Hazarlar, Kuzey Karadeniz ve Kafkasya'da, kudretli, yüksek kültrülü bir hakanlık kurdular. Bir kısmı Müslüman olan Hazarların kağan denilen hakanları, daha çok musevî dinine girdiler ve bu dine giren yegâne Türk kitlesini teşkil ettiler.

Diğer taraftan, Avarlar'dan sonra 10. asırda Peçenekler, Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinde güçlü bir devlet kurdular. Peçenekleri takiben, Uzlar ve Kıpçaklar Avrupa'ya yerleşerek, Balkanlar'da bir müddet hakimiyet sürdükten sonra, Hristiyan olup Slavlaşarak Türklüklerini kaybettiler.

8. asırla 13. asır arasında yaşayan en tanınmış Türk kavimleri; Uygurlar, Kırgızlar, Kıpçaklar, Karluklar, Peçenekler ve Oğuzlardı. Uygurlar, Göktürkler zamanında Altay Dağlarının kuzeydoğusunda yaşıyorlardı. 745'te Göktürk hânedanına son vererek, kendi hânedanlıklarını kurdular. Göktürkler zamanında Baykal Gölü ile Yenisey arasındaki Sayan Dağları havalisinde yaşayan Kırgızlar, daha ziyade mavi gözlü ve sarışın idiler. 9. ve 10. asırda, Müslüman tüccarlar vasıtasıyla İslamı kabul ettiler. Kıpçaklar, Büyük Kıymek kavminin en önemli koluydu. 11. asrın ikinci yarısında Sirüderya Irmağının kuzeyindeki bozkırın önemli bölümüne hakim oldular. Moğol istilâsı sırasında esir alınan genç Kıpçak Türkleri, İslâm ülkelerine satılmıştır. Bunlar; Bağdat Abbasî halifeleri, Türkiye Selçukluları ve Eyyubîlerin hâssa ordularında hizmet etmişler ve 1250 yılında, Mısır'da asırlarca devam edecek olan Memlûk Devletini kurmuşlardır.

Karluklar, Göktürk İmparatorluğuna dahil en önemli Türk kavimlerinden birisiydi. Göktürkler zamanında Balkaş Gölü'nün doğu kıyıları ile Kara İrtiş Irmağı kıyılarında oturuyorlardı. 9. asrın ortalarından 13. asra kadar Ceyhun ve Tarım Irmağı ve Balkaş Gölü arasındaki Türk ülkelerini idare eden Karahanlı Hânedanı Karluk kavmindendir.

Oğuzlar, Türk câmiâsının belkemiğini teşkil eden en mühim ve en büyük koldur. Tarihteki en büyük ve en muhteşem devletleri onlar kurdular. Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlılar, Oğuzlar'ın birer koluydu
Safkan_Türk_Kizi adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.09.2007, 12:06   #2 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik tarihi: 04.09.2007
Yaş: 18
İletiler: 53
tugtekinalp Rss Beslemesi
derli toplu,cok guzel kaynak olmus.tesekkur ederiz.
tugtekinalp adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.09.2007, 19:41   #3 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Turak - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 11.06.2007
İletiler: 648
Turak Rss Beslemesi
Duzenbaz,sahtekar araplar o kirli zihniyetleriylen duzenimizi,toremizi,yasayisimizi,Gok Tengri inancimizi,geleneklerimizi,goreneklerimizi zehirlediler.Pis fikirlerini,
inanclarini ozumuze bulastirdilar.
__________________
TURKCU; başı dik, onurlu, korkulan, güçlü, saygın bir Türk devletini savunur. Türkiye'yi çaresiz, zavallı, güçsüz bir ülke olarak görmek isteyenlerle ve yanaşma-besleme-tetikçi-figüran bir ülke yapmak isteyenlerin karşısında her zaman Türkçüler olacaktır. Bu emanet bizim.. Bu emaneti sonsuza kadar koruyacağız.
Turk Oguz begleri, budun, esidin uze tenri basmasar asra yir telinmeser Turk budun ilinin, törüngün kim artati udaçı erti
Turak adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.11.2007, 16:09   #4 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Asena01 - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 18.09.2007
Yaş: 25
İletiler: 406
Asena01 Rss Beslemesi
Başka ırklara olan en ufak karışamanın sonuçlarının hep TÜRK için olumsuz olduğunu gösteren TÜRK DEVLETLERİ özellikle ibretlik olmuş. Dinlerin kabulüyle TÜRK'lüklerini kaybeden boylarımız da çok üzücü. Bilgi edinmeyi sağlayan yazınız için teşekkür ederim.
__________________
TÜRKSEN ÖĞÜN, DEĞİLSEN İTAAT ET.
Asena01 adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.11.2007, 05:15   #5 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Altar Alp - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 28.10.2007
Yaş: 26
İletiler: 565
Altar Alp Rss Beslemesi
Töresini kaybeden Türk kanını taşısa bile Türk değildir.
Arap hurafelerine inanıp töresini dışlayanlar mutlaka başka inançlarada saparlar.
Töresinden vazgeçmeyenler sapkın inançlara bulaşmazlar
__________________
Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatin gel beraber gülelim
Ölümüne, gamına, tipisine, karına...
Altar Alp adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.11.2007, 12:25   #6 (İleti Bağlantısı)
Çapulcu ülkücü olduğu için atılmıştır
 
Üyelik tarihi: 05.11.2007
Yaş: 22
İletiler: 6
AfsarTurk Rss Beslemesi
İslamiyet öncesi Türk tarihi yazısının son cümlesi için..

Esenlikler, Yanlız Osmanlı Devletini Türk saymam.. İlk 3 padişahı dışında hiç bir padişahı Türkkanı taşımayan, taşısa bile yarı rum vs olan, yüce TÜRKÜN öz dilini saraylarda yasaklayan, Anadolu halkına Türklüğünü unutturan, islamı Türk kültürünün üstüne koyan bir Devletin Türk olduğunu kabul edemeyiz bunu anca ilk okul kitaplarından tarih öğrenenler kabul eder..

Biz Göktürklerin, Oğuzların, Atillaların, Kürşatların, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün çocuklarıyız.... Türkün adını dünyaya arabın allahının askerleri olarak yayanlan fatihlerin yavuzların diğil........

ve biz bu Yüce insanların bize bıraktığı mirası hak ediyorsak eğer, Kendine Bozkurt diyen ve Bozkurt adını kirleten ocak çocuklarına Gerçek TÜRK'ün arabın allahından korkmayacağını öğretiriz..

'Ne Mutlu Türküm Diyene'

okuduğunuz için sağolun, esen kalın..
AfsarTurk adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2007, 13:49   #7 (İleti Bağlantısı)
Çapulcu ülkücü olduğu için atılmıştır
 
Türkoglutürk - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 07.11.2007
İletiler: 39
Türkoglutürk Rss Beslemesi
Amerika daki amca soyundan bahsedermisiniz?
http://www.usa-nation.blogspot.com/
Türkoglutürk adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2007, 15:57   #8 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
MutluCanTürk - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 01.11.2007
Yaş: 31
İletiler: 48
MutluCanTürk Rss Beslemesi
Alıntı:
Türkoglutürk´adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Amerika daki amca soyundan bahsedermisiniz?
http://www.usa-nation.blogspot.com/
Verdiğiniz adresteki bilgiler gerçekten güzel. Teşekkür ederim.
MutluCanTürk adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.11.2007, 18:19   #9 (İleti Bağlantısı)
Yalñuk oglı munsuz bolmas
 
Uruz. - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Yaş: 26
İletiler: 156
Uruz. Rss Beslemesi
Ben bu konu ile ilgili kapanan otagda bir yazi okumustum
Bir arap bir Türk beyine dinini kabul ettirmek icin türlü savaslara giriyor ama sonuc alamiyor
en iyisi gidip tatli dille konusayim diyor
bizim bey soruyor din nedir falan filan
oda anlatiyor
bey diyorki bizim icin iyi degil diyor ve tek bir sancakla binlerce Türk atlisi geliyor bir meydana
güzel ve özlü birsöz söyleyip arabi ikna ediyor
böyle biseydi ama eski otagdaydi kaybettim bulamiyom bilen varmi acaba
Uruz. adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.11.2007, 02:26   #10 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
TÜRKÇÜ DEVRİM - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 27.07.2007
İletiler: 119
TÜRKÇÜ DEVRİM Rss Beslemesi
Türk özüne dönmeli derken Atsızcılar dışında herkesin aklına gelipte söyleyemedikleri şey Türk ırkının islamiyetten kurtulmasıdır.
Bu cesareti kandinde bulan Atsızcılar otağı yetkilileri Türkçülüğü tek başlarına temsil yetkisine sahiptirler benim kanımca. Bu yürek itiraf ediyorum bende yok.
Otağımızda yanan Türkçülük ateşi Türkün olmayan herşeyi yakıp viran edecektir.
Atsızcılar otağında olmaktan gurur duyuyorum..
TÜRKÇÜ DEVRİM adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.11.2007, 05:25   #11 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Altar Alp - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 28.10.2007
Yaş: 26
İletiler: 565
Altar Alp Rss Beslemesi
Atsızcılar Otağı Türklüğün ve Türkçülüğün gerçek anlamını hatırlatıyor.
Töre yi hatırlatıyor.Arap düşünceleriyle ve tüm dışdüşüncelerle beyinlerin donmaması için çalışıyor.
Tanrı bu otağı baki tutsun.
Ve tüm Türklerin bu otağla birlikte kalbine Türklük aşkı versin.
__________________
Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatin gel beraber gülelim
Ölümüne, gamına, tipisine, karına...
Altar Alp adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.11.2007, 07:19   #12 (İleti Bağlantısı)
Çapulcu ülkücü olduğu için atılmıştır
 
Türkoglutürk - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 07.11.2007
İletiler: 39
Türkoglutürk Rss Beslemesi
Alıntı:
Turak´adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Duzenbaz,sahtekar araplar o kirli zihniyetleriylen duzenimizi,toremizi,yasayisimizi,Gok Tengri inancimizi,geleneklerimizi,goreneklerimizi zehirlediler.Pis fikirlerini,
inanclarini ozumuze bulastirdilar.
Islam dini konusu cok karisiktir.
Bu blog da yeterince bilgi var
http://arabdini.blogspot.com/2007_08_12_archive.html

Ayrica Türkler birbirlerinden din sebebleriyle kavga etmemeli.
Türkoglutürk adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.11.2007, 15:14   #13 (İleti Bağlantısı)
Çapulcu ülkücü olduğu için atılmıştır
 
Üyelik tarihi: 10.11.2007
Yaş: 18
İletiler: 61
bozkurterman Rss Beslemesi
ben bir müslümanım ancak en az sizin kadar da Türkçüyüm Türk Irkçısıyım
ırkımın diğer ırklardan üstün olduğunu savunuyorum ...
bozkurterman adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.11.2007, 15:46   #14 (İleti Bağlantısı)
Maria Tokmakçı sahte adlı misyonerdirl
 
Üyelik tarihi: 05.08.2007
İletiler: 16
Ali Beg Rss Beslemesi
Ben müslüman falan değilim.
Arap dinini kabul etmem.Atalarımın Şamanizm'ini kendime örnek alırım.
Ali Beg adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.11.2007, 16:01   #15 (İleti Bağlantısı)
Alman ve Nazi özentisi olduğu için atılmıştır
 
IRKÇI ŞAMAN - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 25.10.2007
Yaşadığı Yer: İstanbul
İletiler: 63
IRKÇI ŞAMAN Rss Beslemesi
Alıntı:
bozkurterman´adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
ben bir müslümanım ancak en az sizin kadar da Türkçüyüm Türk Irkçısıyım
ırkımın diğer ırklardan üstün olduğunu savunuyorum ...
Hem Müslüman olup hem ırkçı olamazsın. Çünkü ırkçılık İslam'a göre günahtır.
IRKÇI ŞAMAN adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni ileti yazma yetkiniz etkindir.
İletilere cevap verme yetkiniz etkindir.
Eklenti ekleme yetkiniz etkindir.
Kendi iletisinizi değiştirme yetkiniz etkindir.

İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Geri uyarılar are Açık
Geri bildirim are Açık


Otağ Saati: 05:18 .




Atsızcılar @ 2005