![]() |
|
|
#16 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) III
Bir Avuçtular Çıktılar erce meydanlara Kendilerini meydanlara attılar Ata yadiğari dolma tüfekleriyle Kazmalarıyla kürekleriyle Yerle - göğü Birbirine kattılar Tuttular saçlarından güneşi Yerden yere çaldılar Olanca öfkelerini Güneşten çıkardılar Çekilmediler cepheden Etten duvarlar örüp Toprağa çakıldılar Ne silahları vardı ne mermileri Bir orduya karşı Bir avuçtular Bir çift güvercin gibi kanatlanıp Gökyüzüne uçtular Bize şimdi Bir masal gibi gelir O yiğitler-öyle savaştılar Tanrı'ya kavuştular -Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından Türkocağı Yayınları Şubat/98 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#17 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) IV
Çiçeklendi Namlular Çiçeklendi namlular Menevişlendi Kurtuluşun türküsü Yeryüzüne-gökyüzüne Dağa-taşa-dala-yaprağa Nakış-nakış işlendi Onlar Ölümsüzlüğe bir kez daha İnandılar Sandılar Bir kan çanağıydı güneş Sandılar Yarin yanağıydı güneş Sandılar Yiğitler yunağıydı güneş Işığında yıkandılar Uçmağa doğru Uzandılar Gördüler Gök çığrık Ölüm sağıyordu gökten Gördüler Mermiler yağıyordu gökten Gördüler Melekler ağıyordu gökten Tek-tek melekler Yeryüzüne indiler Yiğitlerin etrafına Bir barikat ördüler Öldüler Gök ışığı sağmak için Öldüler Karanlığı boğmak için Öldüler Yeniden doğmak için Gökyüzüne yükseldiler Gönüllere gömüldüler Tanrı katındadır otağları Onlar erişilmez şehitlerdir. -Utku Türküleri (Maraş Destanı) kitabından K.Maraş Türkocağı yayını Şubat/98 |
|
|
|
|
|
#18 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) V
Cepheden Bir Kesit Pusat sesleri Yankılanır dağlarda Her taraf barut kokusu Cepheyi dolaşır Aslanbey Yoktur ölümden korkusu Ön cephede bir kadın Yanında mavzeri Çapraz kuşanmış fişekliği Gelmiş oturmuş cepheye Gökten ağmış gibi Beyazlar giyinmiş Savaş meleği Belli ki bir sıkıntısı var Kenetlenmiş dişleri Dizlerine vurur Yumruk olmuş elleri Sorar Aslanbey 'Bir sıkın mı var bacım? ' Kadın döner usulca Utanır-kızarır yüzü Yüzünde tamu'nun öfkesi Soluk soluğa sesi 'Sıkıntıma sen çare değilsin bey Biraz ilerde Ayşe bacı var cephede Onu bana gönder Bir iyilik yapacaksan Bu yeter.' Az sonra cepheden Bir bebek sesi yükselir Çeteler Toplanırlar başına İlk ezan okunur kulağına Üç defa adı söylenir Adı 'ZAFER' olsun denir Daha ilk kez Memeyi vermeden daha Daha ilk kez Yavrum demeden daha Daha ilk kez Kucaklamadan daha Kara bir kurşun sesi Dalga-dalga kuşattı cepheyi Kuşattı her yeri Kuşattı karanlıklar Dağı-taşı-göğü-yeri Ağızları bıçaklar açmaz oldu Yalnız Bir top kuş kalktı Yükseldi Tamu: cehennem Utku Türküleri (Maraş Destanı) kitabından K.Maraş, Şubat/1998 |
|
|
|
|
|
#19 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) VI
Kurtuluş Türküleri ÖNÜNÇ Bir sancıysa bendeki Bir sancıysa sendeki Bizde ki bir sancıysa Kurtuluşun muştusudur bu sancılar I Bir sabah Alaca karanlıklarda Pusatlardan boşalan Kahkahalarla Kalkmaktır kurtuluş II Parıldayan namlulardan Doğaya Yeni bir gözle Bakmaktır kurtuluş III Utku meşalesini Doruklara Dişle-tırnakla-kanla Takmaktır kurtuluş IV Ülke için-ülkü için Uçmağa varan Savaşçılara Bir mavi türkü Yakmaktır kurtuluş V Çoşkun uçarsular gibi Çoşkuyla gürül-gürül Bağımsızlığa-sonsuzluğa doğru Akmaktır kurtuluş VI Yüreklerden yüreklere Dolaşan kutlu ışığı Canla-kanla Yakmaktır kurtuluş SONUNÇ Bir sancıysa yüreğimdeki Bir sancıysa yüreğindeki Yüreğimizdeki bir sancıysa Kurtuluşun muştusudur bu sancılar Bu sancıyla büyür Türkeli'm Bu sancılarla doğar Büyük Türkeli'nin Muştusudur bu sancılar - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1998 |
|
|
|
|
|
#20 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) VII
Çuhadaroğlu Ali'nin Türküsü 'Ali'yi sorarsan on yedi yaşında Mavzerle vurdular arkın başında Çeteler toplanmış ağlar başında Uyan Ali'm uyan gör neler oldu Sevdiğin Maraş'a Fransız doldu Uyan Ali'm uyan yaran çok mudur Düşmandan intikam alan yok mudur Bağrına saplanan yoksa ok mudur Uyan Ali'm uyan gör neler oldu Sevdiğin Maraş'a Fransız doldu' Ağıt Bir türküydü Bir deli taydı zaptedilmez Işık çoğalırdı sesinde Gökten bir yıldız gibi kaydı Bir baskın gecesinde Yağıydı Dur durak bilmiyordu Basıyor-vuruyor-öldürüyordu Daha dayanmak zor geldi Daha sabretmek Ant içti Çuhadaroğlu Ali Kısasa kısas dedi Aldı tüfeği eline Mercimek tepede üç yağı gördü Yaraladı birini İkisini öldürdü Yağılır her yerde Çuhadaroğlu'nu arıyor Kurda-kuşa soruyordu Toplandılar yaşlılar Bir karar verildi Çuhadaroğlu Ali Yağılardan uzak Bertiz'e gönderildi Bertiz'in dağları Buruşuk bir çarşaf gibidir Göğe uzanır tepelerde Çam ağaçları Taa... aşağılarda Kıvrıla-kıvrılan akan Ceyhan nehri İkiye böler tepeleri Çuhadaroğlu Ali Bir düş gördü Bertiz'de Düşünü hayra yordu Bertiz'de Anlattı Çuhadaroğlu Ali 'GÖĞÜN MEMELERİNDEN IŞIK SAĞDIM DÜN GECE KARANLIKLAR AKLANDI BEN BİR AY'DIM DÜN GECE NİKAH KIYDIM YILDIZA HER YANIM IŞIKLANDI' Boş durmadı Bertiz'de Çete topladı Sarıçukur köyünden Çam dalı gibi yiğitleri topladı Sanki birer güneşti onlar Güneşe birer eşti onlar Ayaklarında yırtık Çarıkları vardı Ne karınları tok Ne üstleri pekti Savaşın çilesini Böyle yiğitler çekti Ve bir gün Sabah erkenden Ahır dağlarından Birer kartal gibi süzülüp Ağır-ağır indiler şehre Oluk-oluk kan akan Bir nehre Avuçlarında sımsıcak Ondan bir parçaydı silah Et ve tırnak misali Dediler ki baskına Giderken vurulmuş Arkbaşında Çuhadaroğlu Ali Daha on yedi yaşında Çuhadaroğlu Ali Hâlâ on yedi yaşındadır Birliğin-dirliğin Hâlâ savaşındadır Bir türküydü Bir deli taydı zaptedillmez Işık çoğalırdı sesinde Gökten bir yıldız gibi kaydı Bir baskın gecesinde - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1988 |
|
|
|
|
|
#21 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) VIII
Ben Toprak Anayım - Oğuz Alp PAKÖZ'e Muallim Hayrullah Hanifi Ağa ve bir çete Kar-kış kıyamet Üç atlı yola düşer Pazarcık'a giderler Yakup Hamdi Ağayı çadırında Ziyaret ederler İzzet-ikram Hoş-beşten sonra Söze başlar Muallim Hayrullah 'Memleketin hali malum Her yer işgal altında Yakup Hamdi Beğ Biz Baba burnu'nu tutacağız Yağıya Antep'ten Gelecek yardıma Engel olsan yeter Yeter ki yağı Yardım almasın' Yakup Hamdi beğ Suskundur, sözler Düğümlenir boğazında Bir türlü açamaz ağzını Neden sonra Yere dikerek gözlerini Elindeki maşayla Mangaldaki közü karıştırarak Biraz zaman kazanmak ister Sesi titrek ve usulcadır 'Ağalar' diye başlar söze 'Ben bir çoban parçasıyım Bu kadar güçlü bir yağıya Nasıl engel olurum Yetmez-gücüm kuvvetim Beni affedin Yemen'de-Çanakkale'de Kafkasya'da-Rumeli'de Kırıldı gençlerim Yanımda yalnız yaşlılar kaldı' Israrlar-tartışmalar Uzar-gider Sesler yükselir-sertleşir Bir sonuca ulaşılmaz Bir zorlu engeldir Yakup Hamdi beğ Bir türlü aşılmaz Umut kesilmiştir artık Ziyarete gelenler Tam kalkmayı düşünürlerken Yan çadırda Konuşmaları duyan Hacey Hatun Birden bir top güllesi gibi Çadırın ortasında dikilip Toprağa kök salmış Asırlık çınarlar gibi durur Sanki kalbinin atışları duyulur Gözleri çakmak-çakmak Gerilmiş yüz hatları Gök yüzünde av arayan Bir kartal gibi Açılmış kanatları 'Yakup Hamdi beğ, Yakup Hamdi beğ' Diye seslenir Gür sesi dalga-dalga Yankılanır çadırın ortasında 'Ben toprak Anayım Ben varım.' 'Beğ,beğ... Sen bu oymağın babası isen Bil ki ben de anasıyım Bu işe sen sarılmazsan Bil ki ben sarılacağım Baba evimden Çehiz diye getirdiğim Altınlarım-pusatlarım Keçilerim kınalı koyunlarım Kaz boyunlu atlarım Bu savaştan daha önemli Günlerde mi harcanacaklar Ben toprak Anayım Ben varım.' 'Ağzımı bıçaklar açmıyorsa Dalıp-dalıp gidiyorsa düşüncelerim Dizlerim tutmuyorsa Bir işe yaramıyorsa ellerim Yaşlılığımdan-yorgunluğumdan değil Suskunluğum korktuğumdan değil bunu böyle bil Öfkem-bilincim-gururum Gözbebeklerimde büyür ışıklanır Er meydanı zamanıdır bu zaman Yiğitler savaşır Korkaklar saklanır Ben Toprak Anayım Ben varım.' 'Ben bir ak güvercinim ak Kanatlarım kar gibi ak Ve bir tüy gibi yumuşak Gönlüm sular gibi berrak Dağlara ulaşan sesim Sana ulaşmaktan uzak Ve dağlar üstüme yıkılır Ben ölmem Ben Toprak Anayım Ben varım.' 'Ben ölürsem Üstümde yeniden Yeşerir umutlar Yeniden çimlenir tohumlar Tomurcuklar açar yeniden Her yıl yeniden doğarım Ben Toprak Anayım Ben ölmem Ben varım.' BEN TOPRAK ANAYIM |
|
|
|
|
|
#22 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) IX
Son sözleri Allah Allah Çığrıktan korkusu yokmuş Başı karlı yüce dağmış Evini kendisi yakmış Gök maviden ışık sağmış Çığrıktan korkusu yokmuş Gök maviden ışık sağmış Kanı-canı olmuş katkı Pusatlanıp gökten ağmış Kanla kazanılmış utku Gök maviden ışık sağmış Kanla kazanılmış utku Bütün gönülleri sarmış Yokmuş bundan özge tutku Yiğitler uçmağa varmış Kanla kazanılmış utku Yiğitler uçmağa varmış O ne kadar kutlu günmüş Toprağı kan ile karmış Bir ışıktan ata binmiş Yiğitler uçmağa varmış Bir ışıktan ata binmiş Tutmuş altın yelesinden Bağrındaki sızı dinmiş Gök tutuşmuş nefesinden Bir ışıktan ata binmiş Gök tutuşmuş nefesinden Yer-gök sarsılıpta durmuş Kuşlar uçmuş kafesinden Zamanı yeniden kurmuş Gök tutuşmuş nefesinden Zamanı yeniden kurmuş Başlamış o kutsal bengi Güneşi kalbinden vurmuş Yer-gök olmuş ateş rengi Zamanı yeniden kurmuş Yer-gök olmuş ateş rengi Elinde ışıktan silah Görmemişler böyle cengi Son sözleri Allah Allah Yer-gök olmuş ateş rengi Son sözleri Allah Allah Tepeden tırnağa hınçla Vurulmuşta dememiş ah Zamanı bölmüş kılınçla Son sözleri Allah Allah -Utku Türküleri (Maraş Destanı) kitabından K.Maraş, Şubat/1998 |
|
|
|
|
|
#23 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) X
Kayabaşı'nda Bir Ev - Mustafa ASLANTÜRK'e Kayabaşı'da bir ev Evde bir kadın Vakit akşamı geçti Ocakta tarhana çorbası Yanında iki küçük çocuk Vakit akşamı geçti Yüreği tetiktedir Elif'in İki de bir koşar pencereye Yoldan geçenleri takip eder Yürüyüşünden bilir Memed'ini Vakit akşamı geçti Gözleri yoldadır Elif'in Nerde kaldı Memed'im Bu kadar geç kalmazdı Acaba Bir sıkıntı Kara saplı Ağulu bir hançer olur Gelir saplanır yüreğine Elif'in Acabalar çoğalır yüreğinde Karabasanları kovmak ister Yüreğinden Elif Karabasanlar bir at olur gem almaz Gelir üstüne-üstüne Elif'in İnceciktir Elif Elif bu yükü kaldıramaz Beklerken kapı çalınır Tak-tak-tak-tak-tak Eyvah! Bu Memed'imin çalışı değil Bir sızı gelir oturur yüreğine Kımıldayamaz Çocuklar daha kücüçüktür Kapıyı açamaz Nasıl indiğini bilmez Ahşap merdiveni Ya yapacağını bilmez Eli ayağına dolaşır Daha bir adım atabilmez Soluk soluğadır nefesi Kalbi göğsünden Fırlamak üzredir Kötü bir haber alacağını sanır Biraz göğsünü tutar dinlenir Kapı bir daha çalınır Tak-tak-tak-tak-tak Neden sonra Tutunarak duvara Geçer kapının ardına Sıkıca bağlar şeşini İçinde bir endişe vardır Sanki yitirmiştir eşini 'Kim o' diye seslenir Usulca ve titrek-titrek Kalbi gibi sesi de ürpermektedir Yıl kadar uzun Bir sessizlik olur İkinci kez 'Kim o' diye seslenir Elif usulca Sanki kendisi duyar sesini Sesi öylesine usulcadır Gelenler 'Yabancı değiliz bacım Memed'in arkadaşlarıyız Memed yaralandı da...' Gerisini duymaz Elif Kapının arkasına Bir külçe gibi yığılır kalır Dünyalar başına yıkılır Elif'in Mermiler göğsüne sıkılır Elif'in Gözleri kararır ve döner başı Ağıtı o zaman yakılır Elif'in Elif sen ki Maraş'ın destan kadını Bell ki- şimdi kimse bilmez adını Sahip çıkamadık affedin bizi Memed'lerin kurtardılar budun'u - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1998 |
|
|
|
|
|
#24 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) XI
Senem Ayşe - H. Ali ÖZTURAN'a Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan Saçaklardan buz sarkıyor Bütün şehir toz-duman Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan Duraklı'da Ahşap bir evin ahırında Toplandılar Çocuklar-kızlar-kadınlar Savaş devam ediyordu Yüreklerde bir korku Kimden-nasıl haber gelecek Hiç kimse bilmiyordu Bir sesle irkildi Senem Ayşe Kocası savaşıyordu Dalmıştı düşünceye 'Senem Ayşe-Senem Ayşe' Seslenen komşusuydu Bir şeyler söylüyor Anlaşılmıyordu Çağırdılar dışarı Dışarda kalabalık vardı Başından aşağı sanki Kaynar sular döküldü Kalkamadı ayağa Bir anda yaşlanmış gibi Beli büküldü Yığıldı yere Kilime sarılmış Bir şehit vardı avluda 'Vurulan Ramazan mı? Niçin bir başkası olmasın...' Düşündüğünden utandı Kilimden kan sızıyordu daha 'Açın' diye bağırdı 'açın' 'Yüzünü görmek istiyorum açın' Ramazan'ın yüzünü açtılar İnanmak istemiyordu Ramazan'ın vurulduğuna Senem Ayşe kapandı Üstüne Ramazan'ın Ağladı-ağladı-ağladı Kargışladı yağıyı Sonra birden bire kalktı doğruldu Kimse görmesin istiyordu Gözyeşlarını Sildi gözyaşlarını yeniyle Dimdik durdu Avlunun ortasında Sanki on beş yaşların Dinginliği vardı üzerinde Dönerek avludakilere seslendi 'Kocam vurulduysa Yerini ben alacağım Abasını-yeleğini-poşusunu Şalvarını tez bana getirin Öcünü alacağım Ramazan'ımın Yağıya kan kusturacağım Susturacağım Topun-pusatın-barutun gürültüsünü Yağıyı ben pusturacağım' Giysilerini-mavzerini Aldı Ramazan'ın Giyinmek için ahıra girdi Kanlarını sildi mavzerin Kokladı-okşadı-öptü önce Giysileri-mavzeri Ramazan'ın kokusu vardı Sonra Yeleğini-abasını giydi Saçlarını topladı Başına bir poşu sardı Çekti kanlı şalvarı beline Kuşandı fişekliği Bu savaşta artık o da vardı Artık bir daha o ahırlara Uğramadı Senem Ayşe Kadınların saklandığı Evlerin ahırlarında Onun ne işi vardı Cepheydi artık onun yeri Cephede Onunda bir yeri vardı Topladı yiğitleri başına Gündüz demedi gece demedi Öcünü aldı Ramazan'ın Yağı gidinceye kadar Savaş bitinceye kadar Uğraştı-didindi Hiç yüksünmedi Ve hiç bir şey beklemedi Kurtuluş'ta onunda Karınca kararınca Alınteri-emeği vardı Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan Saçaklardan buz sarkıyor Bütün şehir toz-duman Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1998 |
|
|
|
|
|
#25 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Utku Türküleri (Maraş Destanı) XII
Söyledi Elif Akşam helalleşip ayrılmıştık Bu gece bir baskına gideceklerdi Yalnız bunu biliyor Başka bir şey bilmiyordum İçim içime sığmıyordu Bir seviniyor Bir korkuyordum Oturuyordum pencere önünde Tedirgindim Tüylerim diken-diken oluyordu Uyku ağır basıyordu Uyuyamıyordum Tan vaktinde Eve getirdiler yiğidimi Giysileri kan içindeydi Özge yiğidimin Koç yiğidimin Gök yiğidimin Giysileri kan içindeydi Savaşın kan sıcaklarında Ayaz vardı havada Belli ki kar geliyordu Pusatlara el değmiyordu soğuktan Buzlar sarkıyordu kılınç gibi Toprak damlı evlerin saçaklarında Bir çift güvercin Gök kanatlı bir çift güvercin Uçtu uçacak gözlerinden Kara gözlerinden Şahan gözlerinden Gök yiğidimin Koç yiğidimin Özge yiğidimin Fatihalar-Yasinler Donmuş kalmış dudaklarında Görülmedi böyle ölümler Görülmedi böyle kıyımlar Kadın-erkek Genç-yaşlı Çocuk-çoluk Ölüm kol geziyordu Bu kentin sokaklarında II Öyle bir gündü ki o gün Kan beynime sıçrıyordu Çaresizlik içindeydim Çırpınıyordum Bir şey yapamıyordum Ne pusat vardı ne de mermi İki elim iki yandaydı Alkış için Sığınacak bir tek tanrım vardı Gökyüzü bir alçalıyor Bir yükseliyordu Daha yar sesi duymamış Daha yar saçı okşamamış Yiğitlerim sokaklarda Gün ortalarında-karanlıklarda Hain mermilerle Teker-teker ölüyordu III Cepheden her iyi haber geldiğinde Anaların-gelinlerin-kızların Yüzü gülüyordu Analarını sürekli izliyordu çocuklar Analarının yüzü güldüğünde Seviniyordu çocuklar Kendi elleriyle yaptıkları Tahtadan oyuncaklarıyla Yeniden oyuna başlıyordu Oyunu unutan çocuklar Gök yüzü ve çocuklar Mavi-mavi gülüyordu IV Cepheden her kara haber geldiğinde Korkunç ağıtlar kopuyordu Bütün pencerelerden Analar-taze gelinler-kızlar Saçlarını-başlarını yoluyordu O zaman durgunlaşıyordu çocuklar Bırakıyordu tahtadan oyuncaklarını Bir şeyler oluyordu ama Ne olduğunu anlayamıyordu çocuklar V Umut kesmemiştim tanrıdan Ama bağçemdeki çiçekler Aslanağızları-hanımelleri Ve yedi veren gülleri Yavaş-yavaş soluyordu VI Ağlamak istiyordum Ağlayamıyordum Sesim çıkmıyordu İçimde bir şeyler düğümleniyordu Her yıldız kaydığında Ürperiyordum Duyuyordum-biliyordum Anlatamıyordum Yüreğimden-içimden Bir şeyler sökülüyordu Ve Söyledi Elif’ler Biz bir uçarsuyduk Engel tanımazdık Bundan böyle Deli-dolu akmayacağız Gerdanımıza-kolumuza-kulağımıza Altınlarımızı-pusatlarımızı-takılarımızı Takmayacağız Avuçlarımıza-saçlarımıza Bu günden sonra kına yakmayacağız Ant içtik böyle biline Savaş bitene kadar Yağı buradan gidene kadar Artık evdeşimize bile Dönüp bakmayacağız 2002 Kurtuluş Savaşı Maraş Destanı Çalışmalarından |
|
|
|
|
|
#26 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
Ak Topraklar
- Malazgirt utkusunun 900. yıl dönümüne Bir sevinç kapladı bütün çeriyi Binyetmişbir Ağustos Günlerden cuma Dedi Başbuğ Ak topraklar Türk'ün olacak El açtılar erler alkış ettiler Tanrı'ya Ak topraklarda mutluluk-bolluk Ak topraklar ışıl ışıl gözlerde Kişiyi alır götürür Bır sır var ak topraklı sözlerde Yerleşip bir görklü yurt kurmak Ak topraklarda Türk'ün ülküsü Görünen başı dumanlı dağlar Ve ozanların ak topraklar türküsü Bir cenk türküsü yayıldı dudaktan dudağa Yayıldı türkmen konar göçer evlerinde Korkunun adı yok bitmeyen bir sevinç var Demir bilekli koca türkmen devlerinde Diz vurdular önünde Başbuğun Dediler buyruk ver vuruşalım doya doya Buyruk aldılar kutlu bir günde Dolu dizgin girdiler yağı saflarına Dedi Başbuğ yağı dört kat olsun ne çıkar Akan al kanlarımızla boğarız Biz ellibin türkmen yiğidi Bin kez ölsek yeniden doğarız Erce yaşadık şimdiye dek erce ölürüz Adımız yüszyıllarca erdemle anılır Bizden söz eder yarın torunlarımız Bizden onlara altın destanlar kalır Bir değil çok destan yarattılar Uçmağa vardılar birer birer Bize bir kutlu vatan bıraktılar Demir yumruklu erler Dokuzyüz yıl geçti o büyük utkudan Şimdi yurdum yolsuz-okulsuz-susuz Bir dirilişin sancısı var yüreklerde Binlerce gencim yarın için uykusuz O büyük utkudan dokuyüz yıl sonra Çaşıtlar artık bilinmiş bellenmiştir Yeniden fethi başlamıştır Türkeli'nin Ki fikirlerimiz beyinlerde döllenmiştir Ağustos/71 utku: zafer alkış: dua uçmağ: cennet çaşıt: casus |
|
|
|
|
|
#27 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
NE Kİ ÖLÜM
- Şehitlerimize -'VATAN HA EKMEĞİNİ AŞINI YEMİŞİM HA UĞRUNA KURŞUN' Yiğidim Aslanım Dalım-çiçeğim-gülüm Ne ki ölüm Elim-kolum-dilim Söyle yiğidim Ne ki ölüm Daha fidanken Daha çiçek açacakken Meyvaya duracakken daha Bebeğinin elleri Kalem tutacakken daha Sevgiyle yoğrulurken yüreğin Seni korkak sandılar yiğidim Seni yağı bellediler İki elleri kızılca kandaydı Bir alca kandırş Sağılır maviden Uçmağın muştusu taşınır Gurbet gurbet Turna kanatlarında Elim-kolum-dilim Dalım-çiçeğim-gülüm Söyle yiğidim Ne ki ölüm. Ağustos/06 Uçmağ: cennet Muştu: müjde,büşra Yağı: Düşman __________________ |
|
|
|
|
|
#28 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Bu güzel şiirleri bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
|
|
|
|
|
|
#29 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
AKINCILARIN TÜRKÜSÜ
-Afşın Beğ'e Haydin bre yiğitler akın başlasın Yağız atlar şaha kalksın kişnesin Kargı, kılıç şakır şakır işlesin Sadaklarda ok kalmasın vınlasın Ovalar ses versin yer gök çınlasın Gördükleri kılıç karfı ve kandır Rastgelen yağının hali yamandır Atının bastığı toprak vatandır At sırtında kılıç belde giderler Kalkan elde, kargı elde giderler Yakan bir ateş var sanki o kanda Birşey düşünülmez o heyecanda Nefes alıp vermek gibi bir anda Diyarı Rum baştanbaşa geçilir Yağı bir ekinmiş gibi biçilir Akıncı yağının gözünde korku Tutunamaz karşısında bir ordu Bir uçtan bir uca diyarı rumu Atının nalları altında tutsak Ölük yok başbuğun buyruğun tutsak Akınlarda nica canlar verilir Koç yiğitler meydanlara serilir Sanki bahçelerden çiçek derilir Akıncılar öyle gider akına Tanrım türkü kem gözlerden sakına Diyarı Rum Afşın beğ'e dar olur Sanki dünya yeni baştan var olur Akıncıya ancak ölüm yarolur Kan dökülen toprak yine can verir Naralar akına heyecan verir Tanrıya kavuşur onlar akında Diyarı Rum feth olunur yakında Biz yok isek gökteki her çakında Bırakalım akınları atları Sıyırıp atalım bu pusatları 1970 |
|
|
|
|
|
#30 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Nihat YÜCEL Şiirleri
ANADOLU ÜSTÜNE I
Anadolu bu yüz yıllardır öksüz yüz yıllardır ağlar Tanrıda küsmüş gibi yılın üç mevsimi kar Betonu görmemişler karasabanda bilirler demiri Üstü toprak evlerinin dört yanı kerpiç duvar Don tutar ektiğini üzümlere küf vurur Bakar tarlaya-bakar bağa adamın gözleri dolar Sonbahar gecelerinde yıldızsız gökyüzünden Turnalar geçer güneye katar katar Sabahın köründe kadın-erkek düşer yollara Diz boyunda dikenler parçalar ellerini ayaklarını taşlar Tam on nüfus var başında tam on delik boğaz Adamın derdi büyük başı dumanlı dağlar kadar Ne zaman gitseniz evlerine ne zaman Yine de ikram edecek bir şeyleri var Başka zaman uğramaz büyük adamlar ancak Seçimden seçime bir hal hatır sorar Siz bilmezsiniz anadolunun derdini bilemezsiniz O insanlar ne içer-ne yer-nerde yatar Doktor yok-yol yok-su-ışık-okul yok Yokluklar içinde yalnız varlıkları var Verir her şeyini verir bu memleket için Bu kadar yokluk içinde bile fedakar Ve koskoca bir kış için hazırlanan zahire Bir kaç çuval buğda-un-kuru üzüm-ceviz-nar Şükrederek yer bir kuru soğan ekmeği Verse verse bire beş verir kıraç tarlalar Mutluluk nedir bilinmez anadoluda Yirminci yüz yılda doğumdan gider kadınlar Beş on kuruşları varsa kırk düğümlü yağlıklarında Onu da doktor alır- ilaç alır- otel alır aç kalırlar Bitti sanmayın bu kadar değil söyleyeceklerim Daha var-daha var-daha vaaaaaar... Eylül/71 |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|