![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Türkmen Şairi Nesrin ERBİL
Erbil, 1939 “Nasıl Kerkük yolları birden boyandı kana Merhamet bilinmeden nasıl kıyıldı cana Sevin artık Kerkük’üm müjde getirdim sana Bak zulümler üstüne ne güneşler doğuyor Bak karanlık günleri ak ışıklar boğuyor” Türkmen diyarı Erbil’in bugüne kadar yetiştirdiği pek çok aydınlar arasında çağdaş Türkmen edebiyatının kadın şairlerinin öncülerinden sayılan Nesrin Erbil; 1939 yılında Erbil’de doğdu. Sağlık nedenlerinden dolaysı İlk Okulu son sınıftayken terk etmek zorunda kaldı. Liseyi dışarıdan bitirdi. Evli bir erkek çocuk annesidir.Bu güne kadar Bağdat’ta yaşamaktadır. İnci tanesi gibi kullandığı sözcükler kendisine has bir üslup kazandırmıştır. İngilizce ve Almanca’yı özel kurslarda öğrenen kadın şairimiz Nesrin Erbil, babasının kendisine miras bıraktığı kitaplarından yararlanarak, şiir ve edebiyat yolunda yeteneğini geliştirmekte kendisine büyük katkısı olmuştur. Gerçek sevgi, ayrılık, keder, meçhule özlem gibi konular şiirlerinde yar almaktadır. ”Yoğurtçu Kadın” adlı şiiri Nesrin Erbili’in 1957 yılında serbest yazdığı ilk şiiridir. Şair, yaşadığı sıkıntılı günlerdeki duygularını ince bir sezişle şiire yansıtmıştır. Nesrin Erbil, 1957 yılında ilk defa İngilizce yazdığı “Her Şey Sevgi için” başlıklı şiiri, Amerikanın “Mozik” kentinde düzenlediği yarışmaya katılarak birinciliği kazanmıştır. Bu Ödül; Nesrin Erbil ve Irak Türkmen edebiyatı tarihinde büyük önem taşımaktadır. Şair Nesrin Erbil şiir dışında resim sanatıyla da yakından ilgilenmektedir. Eserleri: 1.Deniz Rüyası. Ankara, 1969 2.İki Şehir. İstanbul, 1998 3.Geleceğim. Erbil, 2004 EL SÜRMEYİN Her dostluğa uzayan Parmaksız bile olsa Bu el bizim telimiz Birliğine el sürmeyin Barını eller yemişse bile Bu bağ bizim bağımız Çep çevre bizi saran Dalına el sürmeyin Ne renkte bakarsa baksın Kor bile olsa Bu göz bizin gözümüz Karanlığına el sürmeyin Can ile ,yürek ile Elden uzak dilden uzak Petek petek topladık sevgimizi Balına el sürmeyin Önünü tutmayın ayımızın,günümüzün Bırakın alabildiğine parlasın Aydınlığına el sürmeyin Renk renk perde, perde Bitmemiş ağıtlarını anlatan Bu şarkı bizim şarkımız Hoyratına el sürmeyin Hor adımlarla sessizliği bozmayın Gidin başka uzaklığa gidin Burası bizim yurdumuz Kutsallığına el sürmeyin Nesrin ERBİL Bağdat, 2003 *** İKİ ŞEHİR İki şehir bilirim Candan bağlı Yürekten dağlı Bir “Altın köprü”yle Kalpleri bağlı Biri mavilikler içinde Öbürünün yanar ufukları Geceler onları boğmazsa Güneşli günlere varacaktır Görecekler ümitli ışıkların Doğuşunu Şafakla beraber Silinecek acılar Kurtulacak iki şehir Serap ümitlere koşmaktan Nesrin ERBİL *** DERTLİ KUŞLAR Ey rüzgarların esiri yaşıyan kuşlar Geldiğiniz yerler güzel olmalı Hazin nağmelerinizde gariplik var Derdini taşıyan derdimi taşıyan Siz Üzüm dolu bağlardan geldiniz Hurma dalı avutmadı sizi Yarım kalan hatıralarımdan Yeşil bir masal uzanır Mavi bir çocuk gülümser Meçhul yollara Bir gemi yelken açar Ve şimdi esmer bir güneş doğarken Esmer havalar üzerine Güç oluyor yaşamak Her bekleyişten uzak Hayal mı olacak Hilâl dolu gecelerden beklediklerimiz Sen ey Azeri kuşum Eski günlerden kalma ümitlerim Git vazgeç de gelme de Unut deme Nesrin ERBİL *** ŞEY “Bir şeyler söyle”derdin “Herhangi bir şey” benimse söylemek istediğim Birçok şeyler vardı Şimdi o şeyler Tek şeyde toplanıyor O şey öyle bir şey ki Şey gibi Nesrin ERBİL *** Şehitleri Anarken Ey şanlı toprak sensin dedemin yadigarı Senin uğrunda gitti gençleri ihtiyarı Sen ey Cahit İhsan ‘an Emelîn diyarı Nice Atalar uyur senin şanlı sinende Kerkük’ün Temmuz günü mahşer olurken yazı Doldurdu semasını ana baba avaz Bir Emel gitti diye Kerkük’ün durmaz nabzı Yüz Emeller yetişir bir Emelin izinde Kanlı eller bu imanı yıkar mı sandın Türkmen olan meşakkatten bıkar mı sandın Genç şehitler hatıradan çıkar mı sandın Nice volkanlar söndü bak bir günün içinde Unutmayız erlerim senin şanlı yadını Dinle yetim yavrunun canhıraş feryadını Bak diyor’ Yemin ettik hiç silmeyiz adın ‘ Yatarken sinende Kasım benimsin sen hep benim Ey altın topraklara uzanmış mert şehidim Vermem Kerkük’ü ele buna Allah şahidim Yatarken sinende Kasım benimsin sen hep benim Kaldır başını bir bak gençlerim hep izinde Son nefeste Salah ‘a sarılırken kardeşi Sararken yurdumu baştan hainler ateşi Sönse de bir an içindir hiç batar mı güneşi Sönmez güneşin Kerkük parlayacak her yerde Nesrin ERBİL *** KERKÜK ŞEHİTLERİNE Sen Cennet Kapısını Müjdeleyen şehidim Sen yakın geleceği aydınlatan ümidim Kahraman Cahit korkma ırkının devamı var Sana bütün dostların ananın selamı var Anarken Kasımları sızlamada her yanım İntikam hırsıyla coşup hep taşmada kanım Sinende Atalarım İhsanlarım yatarken Kerkük geçemem senden bende nabzın atarken Senin uğrunda cana fedayı bileceğiz Senin için savaşıp senin için öleceğiz Kanlı eller Vururken mert kalpli mert Osman’ı Yazmıştı şehitliği alnına temiz kanı Emelin duvağına gelincikler bezendi Şehitler ona şahit Cennete ilk girendi Baharı bitirmeyen Nihat cık hasret oldu Er Nihat şehit Nihat hep allara büründü Son lahza annesiydi Cihadına sarılan Kan mıydı çiçek miydi genç göğsünde açılan Salah diyor ‘Ben gittim Kerkük’üm sen bin yaşa’ Selam olsun kanımdan bütün asil kardeşe Ey Kerkük ‘ün uğrunda varsın bütün kanım aksın Sen benimsin daima benimle kalacaksın Kerkük ‘ün Kerkük’ün vatan Kerkük’ün Sinende şehitler yatan Kerkük’ün Nesrin ERBİL *** ATAM VE ORDUYA SESLENİŞ Resmin bile ayaklandı Kerkük’ün feryadına Türkmeneli düşmesin hor ellerin yadına İleri diyen sesin titresin çakalları Hepimiz seninleyiz, ant içmişiz adına Erbil’i soyuyorlar mezardan başlayarak Yakıyorlar soyunu kin ile çakmak çakmak Yiğit, yavru, anneler sesleniyorlar sana Allah aşkına kurtar kalmadı başka sığnak Telafer’in feryadı geldi mi kulağına Kan selleri doluyor otuna ocağına Yavruların gözleri donmuş toprak altında Gençleri yaşlıları düşmüş namert ağına Tuz’dan Kifri’den gelen avazlara kulak ver Çekilen acıları çekemez her yiğit er Tek bir bayrak altına sığınalım diyorlar Sönmeden ocağımız üstümüze kanat ger Bugünkü ordu yine senin evladın, canın Dürüst kalbinde tek sen, kanında kükrer kanın Seni bu gün bekleriz, vaadetme yarınları Ey Türk milleti gaflet uykusundan uyanın. Nesrin ERBİL 01.11.2004 SÖNMESİN OCAĞIMIZ Atam yurdu kurarken ayırmış mıydı bizi Kırmış mıydı bağları kopmayan ülkemizi Niye her taraf sessiz niye bir şey diyen yok Niye gözlerin uzak susuşun zehirli ok Köyler iller konaklar art arta ekleniyor Bize buradayım diyen gür sesin bekleniyor Canavar pençelerden gölgemizi sakladık Gizlice kalbimizi kalbine adakladık Vurulmasın çay kuşum özgür kumrularımız Elletmem toprağımı onunla ağır taşım Ciğerimi dolduran yeni havanla yüksek başım Perde perde yükselen sesim seninle özgür Ey gençlik yabanları yurdumdan dışarı sür Kavuşsun yar eline elimiz atağımız Tütsün bacalarımız, sönmesin ocağımız Tütsün,tütsün yükselsin karışsın toroslara Benzesin düğünümüz ondokuz Mayıslara Doğunca yüzümüze yıllar beklenen şafak Sert adımlarla bir gün titreyince bu toprak Kırarım bentlerimi kükreyen lodos gibi Müjdelerim doğuşu otuz Ağustos gibi Nesrin ERBİL *** GELECEĞİM Varsın yol vermesin dağlar, sınırlar Sana giden yollrı ateşler ayırsa Sel sel uzansa uçurumlar Ormanlar yeşil yeşil çevremi bağlasa Hışım hışım Dağınık saçlarıma dolaşsa rüzgar Yaban kuşlar etrafımı kuşatsa Katar katar El ele verse yıldızlar Bulutlar şimşek şimşek ayırsa Yılmayacağım Ve bir gün Gözlerinde unuttuğum gözlerimi Almaya geleceğim. Nesrin ERBİL **** LALELI KALE BÜYÜK İNSAN İHSAN DOĞRAMACI YA Dert yükü altında baş eymiş dallar Yollar dağılmış , yıkılmış bağlar Yaban konuşulan diller iğneli Sahipsiz kalan mezarlar ağlar. Kunyanın kaynağı derdini söyler Kim bu suyun içen, içeren kimler ? Susmuş bülbüller, güller açmıyor Toprağı hoyratça basılmış inler. Dilimi bilmeyen renksiz kişiler Geçmişe çizilmiş izleri siler Derdini çarığa yüklemiş dede Tutsak bülbüllerin şarkısın dinler Hasret içinde kaynarken buram , buram Ver elini elime başlasın bayram Laleli kaleden çöl minareden Sana, Gökbürü’den,Erbil,den selam Nesrin ERBİL ** ANA VATANA SİTEM Vatansızım alnıma yazılmış kara yazı Yaralı anaların göğe vardı avazı Toprağı ana kokan vatan kokan can kokan Buraya Kerkük derler Türkmeneli’nin nabzı Umutsuz bir bekleyiş sarartmış benzimizi Yabandan esen rüzgar kurutmuş genzimizi Öne geçilmez hızla uçurumlara kaydık Ne feryatlar duyuldu ne tuttun elimizi Türkmeneli layıktır diline atasına Kır kondurmaz ne yöre ne kutsal yuvasına Unutmaz tuz ekeni dolmamış yarasına Sadıktır kutsal kalmış dede hatırasına Dinlenmeyen avazlar yararken tan yerini Dalarken gözümüze zulmetin en derini Bize buradayım diyen sesin duyulacak mı Hor eller kirletmeden temiz ilkelerini Bilmiyorum bizlerden sorulan suç günah ne Dizilirken asılsız zalim bin bir bahane Kutsal kapını bir aç sana yalvaranlara Dayansın başlarımız senin temiz kabene O zaman gün doğacak vatan eteklerine Demirsiz gül bağlanır çelik bileklerine Oklanırken göz dikilmiş gözler bağlarımıza Çekilir ay yıldızlı bayrak direklerine Telafer’le Mendeli Tuzhurmatu’lu kalkın Erbil Kerkük’ten erler geliyor akın akın Dikin sancağınızı kalelerin burcuna Bu zincir kopacaktır zgürlüğümüz yakın Bağlayın belinizi gökbörünün beline Kaptırın kendinizi mavilerin seline Sona ersin ayrılık bitsin artık bu hasret Hilallerle yıldızlar sarılsın birbirine DİLEK Birden bire nehirler birbirine boşalsa Zab ve Fırat suları coşkuyla bayramlaşsa Ellerimiz birleşse sınırlar kavşağında Vatan eteklerinde bahar gülleri Hasret sızısı sezdim gündüz dileklerinde Bir esaret damgası durur bileklerinde Sabahın melteminde birleşiyor dualar Solgun bir gülümseme bahar çiçeklerinde Uzansa çağırışın Fırat’ın sularına Boşalsa duyguların gönül aynalarına Kaldırılsa baskılar bu kutsal dilimizden Dönse göç ettirilmiş kuşlar yuvalarına TAŞALIM Gel seninle kırılmaz bağlarla bağdaşalım Yer yurdumuzu çalan soysuzla savaşalım Bitmeyen coşkularla denizlerden taşalım Yıllardır beklenilen hedefe ulaşalım Benim gönlümde inanç sende bu kuvvet varken Ağaracak tan yeri doğacaktır gün erken El ele tutuşuruz sınırları geçerken Pişmemiş kafalarda kavak yeli eserken Bu toprak senin yurdun fırsat verme düşmana Uzak durma yakın gel sesin ulaşsın cana Koynunda Anadolu elini uzat bana Zabı Fırat’a kalıp içelim kana kana ERİŞİLMEZ Gözlerime akseden her güzelde Seni görüyorum Ellerin erişilmez Biliyorum Avuçlarıma düşen her yaprakta Senin özlemin Alnımı serinleten rüzgarda sen varsın Çok uzaksın Dudakların duaları kilitli Kilitlerin ardındaki dertleri biliyorum Yıllara lanet okuyorum Kirpiklerimden akan yaşlara Seni soruyorum Alnımı kapanan kapılara dayıyor Ağlıyorum… Baba Bugün Yaradan Kan damlıyor yaradan Türkmenleri saklasın Seni meni yaradan MARŞIMIZ Oğuzlar çadırında asırlandı benliğim Erbil, Kerkük kalasın kolladı demir elim Selçuk, Atabeylerle tanrılaştı çedlerim Kır atları koşturan yılmayan ilhanlardan Kopmuşum bir ok gibi pas tutmayan yaylardan Ellerim Oğuzların elinde hançerleşir Akkoyunlu’lar seli Erbil’de mehterleşir Ak bahtım uzun Hasan belinde kemerleşir Karakoyunlu’ların akını çakmak çakmak Yükselir kara Yusuf elinde şanlı bayrak Seller misali nasıl aştıysa bendlerini Gün olacak Kerkük’e uzatacak elini Telafer’le Mendeli sana vermiş belini Uzan Allah aşkına ellerin bayraklaşsın Analar yavrularla yeni başkan kaynaşsın |
|
|
|
![]() |
| Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Yanıtlar | Son İleti |
| TÜRKMEN OĞLU | Özge Terken | Türk Şiiri | 4 | 11.07.2008 18:19 |
| YÖRÜK / TÜRKMEN SÖZLÜGÜ | TürkOğuz | Türk Şiiri | 5 | 20.01.2008 23:56 |
| KDP TARAFINDAN TUTUKLANAN ERBİL TÜRK'Ü EMİR İZZET NEREDE? | Kür Şad | Türkçü Bakış | 2 | 24.10.2007 11:19 |
| Türkmen katliamı | K_O_P_R_U_L_U | Türkçü Bakış | 14 | 13.07.2007 18:43 |