![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
KISACA ŞANLI TÜRK TARİHİ
Ve dediler ki bir gün; binlerce yıl aldı senin yolculuğun. Bir suyun sesi vardı bir de rüzgarın sesi vardı bir de rüzgarın tarihe tarih denmeden önce. “ol” dendiğinde çamur kıpırdandı. Balçığa gün vurdu, ışığa çıkmak istedi canlı. Suyu emdi kuru toprağa kök saldı, güneşi emdi göğe dal saldı. Balçıkta kalanlar vardı. Işığı görmek istedi göz verildi, ışıktan kaçmak istedi akıl verildi. Aklıyla övündüğü gündü tarihin başladığı gün. Aklını yönetenler o gün bir destan yazdılar. “TÜREYİŞ DESTANI” dediler adına. Yazıları kitapları yoktu çocuk belleklerine yazdılar destanı. Ama isimleri vardı. Diline geleni taşa kazımayı öğrendiğinde tarih, ismini de yazdı. Dağ eğildi de üzengi oldu asıldık. Çeliği pek tutacak suyumuz vardı. Toynaklarında kıvılcımlı nalları atlarımızın, sağrılarında çok bilişli ak kızlarımız, oğlanlarımızla bir oynaştı pusatlarımız… Yanı başımızda er kuruşlu evdeşlerimiz, kısraklarımızda bir nakışlı eğerlerimiz, kopuzlarımızda iç çekişli türkülerimiz… Yol tuttuk, iz sürdük, yurtlandık… Destanın başında OĞUZ KAĞAN’DI adımız. Gün doğumunu sırtlayıp yürüyüverdik ATTİLA koyduk destanımızın adını…
BUMİN ve İSTEMİ Atalarından birlik öğüdü görmüş BİLGE ve KÜL TEGİN. Dirlikmiş birliğin ödülü: “BEN TANRI’DAN OLMA TÜRK BİLGE HAKAN SÖZLERİMİ İYİCE İŞİTİN; ÖNCE SİZ KARDEŞLERİM, OĞULLARIM, BİRLEŞİK BOYUM VE İLERİDE GÜN DOĞUSUNA, GÜNEYDE GÜN ORTASINA, GERİDE GÜN BATISINA, KUZEYDE GECE ORTASINA KADAR HALKIM… TÜRK MİLLETİ İÇİN GECE UYUMADIM, GÜNDÜZ OTURMADIM. KARDEŞİM KÜL TEGİNLE ÖLESİYE YİTESİYE ÇALIŞTIM, ÇABALADIM. HALKI ATEŞ VE SU GİBİ BİRBİRİNE DÜŞMAN ETMEDİM. ÇIPLAK HALKI GİYİMLİ KILDIM, FAKİR HALKI ZENGİN KILDIM. GÜÇLÜ DEVLETİ OLANDAN, GÜÇLÜ HAKANI OLANDAN DAHA GÜÇLÜ KILDIM. TÜRK MİLLETİNİ DÜŞMANSIZ KILDIM… EY TÜRK MİLLETİ İŞİT: ÜSTTEKİ MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE, ALTTAKİ YAĞIZ YER DELİNMEDİKÇE SENİN DEVLETİNİ VE YASALARINI KİM BOZABİLİR? ! Çökmedi mavi gök, delinmedi yağız yer… Güneş yaktı toprağı, güneş yaktı suları… İnsan göğe bakındı, insan yere bakındı… Tanrı beni unuttu mu, Tanrı beni unuttu mu? Bir lokmaya bin ağız açıldı, bir lokmaya ölüyorlardı… “GÖÇ GÖÇ” diyen kuşlar uyuyorlarmış. Gagaları kanatlarına gömülmüş tekin. Gün beyleri oturdu, danıştılar. Bir susuz kara aygırlarına, bir sütü kesik analarına, bir meyve vermez ağaçlarına, bir kıraç yere bakındılar… Su isterdiler, Tanrı’nın suyundan bir yudum su… Bakır bakışlıydı güneş… Demir göz alıyordu… Çocuğun kirpiğinde toz, kadının saçında beyaz, adamın sakalında güneş sarısı… Rüzgara tuttular yüzlerini, gözlerini göğe diktiler de öyle yürüdüler. Taşları yalarken gökteydi bakışları. Ala çadırlılar azaldı, kor ocaklılar azaldı, kara aygırlar düşüp kaldı, kuru bebeler toprak oldu… Yağmuru bulduklarında uzun bir yoldan gelmişlerdi. Uzun bir savaşa durdular… Yağmurun sahibi vardı, paylaşmıyorlardı! “BEN SATUK BUĞRA HAN! EL ALDIM ATAM BİLGE KÜL KADIR HAN’DAN. UZUN YOLDAN YAĞMURA GELDİM, YAĞMURU DÜŞÜMDE GÖRDÜM, DUDAKLARIMA SERİNS ERİN DEĞİVERDİ, ALNIMI BİR AYDINLIK OKŞADI… YAĞMURU ALDIM PAYLAŞTIM. ALPTIM ALPEREN OLDUM… SOYUMA EL VERDİM, SOYUMA YASAMI VERDİM…” Rüzgarla koştu okları, nefesle yetti atları. Yandım deyene vardılar, yetiş deyene yettiler… Bir denizden bir denize bir nehirden bir nehire at sürerek çoğaldılar… EL ALDIM ATAM SELÇUK ATAMDAN UZUN YOLDAN GELDİM, MALAZGİRT’DE DURDUM. BEN ALPARSLAN HAN BİR KILICIM VAR BELİMDE BİR KISRAĞIM VAR ALTIMDA… Ve dediler ki bir gün demir dağı eritip Anadolu’da kıvılcımlanan ateşi söndürmek istemişler… Kor çeliğe su vermek gerekmiş. Çünkü kalkanlar çiçekten örülmemiş… “SELÇUK ATAM HEDİYESİ, ERTUĞRUL BABAM EMANETİ DOMANİÇ YAYLAĞIMA GELİN, SÖĞÜT KIŞLAĞIMA GELİN. MEĞER Kİ SARAYLAR KURDUNUZ, MEĞER Kİ ŞARAPLAR İÇTİNİZ, MEĞER Kİ ATLASLAR GİYDİNİZ, KAN RENGİ YÜZÜKLER TAKTINIZ ANADOLU ÇİLESİNDEN Kİ BİZ; Kİ KAYI BEYLERİ OĞUZ’UN TOPRAK DONUMUZU GİYERİZ, DEMİRE SU VERİR ÇALARIZ ÇELİĞİ MERMER OTAĞIMIZA. ÇÜN BİZ VAR İDİK, ÇÜN BİZ VARIZ… BEN ERTUĞRUL OĞLU OSMAN, ANADOLU BEYLERİNİN BEYİ OSMAN… HELE GELİN DEVLET-İ EBEDİ MÜDDET, SONSUZA KADAR ADALET, SONSUZA KADAR DEVLET, SONSUZA KADAR DEVLET, SONSUZA KADAR MİLLET !” Sancağa hilali nakşeden kim, denize karadan yürüyen kim, alevi semadan düşüren kim, çağ açıp çağ kapayan, toy kurup tuğlar diken, fethedip İstanbul’u TÜRK kılan kim? Armağan olsun elin sahibine, Ulubatlı Hasan’ı veren Anadolu’ya. Çün İstanbul onundur artık. Bu kapıdan yürüsün güneşe, bu kapıdan yürüsün geleceğe, batıdan doğuya, doğudan batıya ilmimizle geldik ilmimizle, inancımızla geldik inancımızla, kanunumuzla geldik kanunumuzla, adımızla geldik adımızla yaşayalım! Atam Oğuz’un oğulları durup oturmadı. Güneşi sırtlanıp batıya yürüdüler, serin rüzgarı göğüsleyip kuzeye yürüdüler, suyun kokusunu alıp güneye yürüdüler. Vedalaştıkları yerde tanıklar bıraktılar, tarihe tanık bekçiler bıraktılar… Dört yöne tanıklar bıraktık gün geldi dört yönden kuşatıldık… Can evimizden vurmaktı niyetleri, asırları hafızamızdan silmekti… Şah damarında cenge tutuştuk Osmanlı’nın… Tırnaklarımızla yırtıyorduk boğazımıza uzanan pençeleri… Demir parmaklıkları kırıp suya gömerken, TARİHE MUSTAFA KEMAL ADINI YAZDIK… Atlılar… Atlılar hiç uyumadılar… Kara kalaklarını alınlarına düşürdüler… Yolun sonuna baktılar, gördüler… Arkadaşlarını yol üstünde bir ağacın yamacına, kandaşlarını buz tutmuş siperlerde, çocuklarını öfke yutmuş düşman elinde, analarını iki eli açık Tanrı’ya bıraktılar. Babalarıyla zaten cephede helalleştilerdi. Hiç ağlamadılar, hiç uyumadılar. Bir soğuktan gözleri yaşardı bir de alevli güneşten… Ant içmişlerdi! Titrek elleriyle Sevr’e gidip kelle kurtarmak için imza atanlara, zavallı canı için ata yurdunu İngiliz’e, Yunan’a, Fransız’a, İtalyan’a peşkeş çekenlere, utanmadan dönüp gelenlere hesap sormak için ant içmişlerdi. Rütbelerini İstanbul’da bıraktılar… Artık MUSTAFA KEMAL’ in ordusuydular, TÜRK’ ün ordusuydular… Değil mi ki son kurşununu kuşaklarına saklayıp, kurşunu yoksa yabasını sırtlayıp, orağını, tırpanını bileyip kuvva oldular, artık halkın ordusuydular, Ankara’nın ordusuydular, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’ nin ordusuydular… Rütbelerini BAŞKOMUTANDAN aldılar… Ve dediler ki bir gün; dönüp geriye baktığında meçhul gölgeler görmeyeceksin… Yol yürünmüş, ayak izlerin kalmıştır. Kurdun gölgesi batıya uzandığında ayağında zincir yüklü soydaşımı anlattım oğluma… Diline pranga vurulmuş ozanların türküsü için hayır diledim… Manas’ı çığırırken neden ağlıyorlar anlattım gücüm yettiğince. Ergenekon niye yasak bir bir anlattım oralarda… Başkomutanın özgürlük aşkıyla hatırladım ata topraklarımı… Toprak Kızıl Elmaya uyandığında, dile gelip konuştu: “BİR AĞACA ÖZ SU VERDİM.” dedi. “DALLAINA SU SIZDIRDIM, SIZAN ÖZÜN KOKUSUNDA TANIŞASINIZ” diye. Bir ağacın yaprağı sararıp dökülse de dibine düşer. Bir ağacın yapraklarıyız biz. Yazı kışı birlikte yaşadık, birlikte yaşarız. Ve dediler ki; köşebaşlarındaki pusular güneş altındadır. Yol arkadaşlarından geride kalanlar da olacak, hala ayağına takılanlar da… Batıya çıkan yolu yürüyüp gelen sensin, kuzeyde üşüyen, güneyde terleyen sensin, doğudan gelen de sen değil miydin? Geldiğin yolda senin için işaretler var… Şimdi daha hızlı yürümelisin! Yoluna bakıp üzülme, yoluna çıkana bakıp umudunu yitirme! Bugüne kadar her şey yazıldı, şimdi sen yazıyorsun… Tarihi en büyük Türk’le MUSTAFA KEMAL ATATÜRKLE yazıyorsun… Ve dedi ki; TARİH YAZMAK, TARİH YAPMAK KADAR ZORDUR… NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE! |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Cevaplar | Son İleti |
| HARBİYE MARŞI ve ŞANLI TÜRK ORDUSU | GÖKBAYRAK | Youtube Genel | 0 | 23.11.2007 13:00 |