![]() |
|
|
#16 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Kahramanmaraş'ın, uzun yıllar boyunca dincilerin elinde olduğu doğrudur. Buna en çok kızanların başında herhalde ben geliyorumdur. Fakat bu ülkedeki her bir Türk insanını tek tek bilinçlendirebilirsek, emin olun o dinciler hiç bir Türk şehrine giremeyecektir.
__________________
|
|
|
|
|
|
#17 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Msn aracılığıyla tanıştığım Kahramanmaraşlı Türkçü şair Nihat Yücel Beğ'in ''Utku Türküleri Maraş destanı'' adlı şiirlerini müsadenizle buraya ekliyorum.
Utku Türküleri (Maraş Destanı) VIII Ben Toprak Anayım - Oğuz Alp PAKÖZ'e Muallim Hayrullah Hanifi Ağa ve bir çete Kar-kış kıyamet Üç atlı yola düşer Pazarcık'a giderler Yakup Hamdi Ağayı çadırında Ziyaret ederler İzzet-ikram Hoş-beşten sonra Söze başlar Muallim Hayrullah 'Memleketin hali malum Her yer işgal altında Yakup Hamdi Beğ Biz Baba burnu'nu tutacağız Yağıya Antep'ten Gelecek yardıma Engel olsan yeter Yeter ki yağı Yardım almasın' Yakup Hamdi beğ Suskundur, sözler Düğümlenir boğazında Bir türlü açamaz ağzını Neden sonra Yere dikerek gözlerini Elindeki maşayla Mangaldaki közü karıştırarak Biraz zaman kazanmak ister Sesi titrek ve usulcadır 'Ağalar' diye başlar söze 'Ben bir çoban parçasıyım Bu kadar güçlü bir yağıya Nasıl engel olurum Yetmez-gücüm kuvvetim Beni affedin Yemen'de-Çanakkale'de Kafkasya'da-Rumeli'de Kırıldı gençlerim Yanımda yalnız yaşlılar kaldı' Israrlar-tartışmalar Uzar-gider Sesler yükselir-sertleşir Bir sonuca ulaşılmaz Bir zorlu engeldir Yakup Hamdi beğ Bir türlü aşılmaz Umut kesilmiştir artık Ziyarete gelenler Tam kalkmayı düşünürlerken Yan çadırda Konuşmaları duyan Hacey Hatun Birden bir top güllesi gibi Çadırın ortasında dikilip Toprağa kök salmış Asırlık çınarlar gibi durur Sanki kalbinin atışları duyulur Gözleri çakmak-çakmak Gerilmiş yüz hatları Gök yüzünde av arayan Bir kartal gibi Açılmış kanatları 'Yakup Hamdi beğ, Yakup Hamdi beğ' Diye seslenir Gür sesi dalga-dalga Yankılanır çadırın ortasında 'Ben toprak Anayım Ben varım.' 'Beğ,beğ... Sen bu oymağın babası isen Bil ki ben de anasıyım Bu işe sen sarılmazsan Bil ki ben sarılacağım Baba evimden Çehiz diye getirdiğim Altınlarım-pusatlarım Keçilerim kınalı koyunlarım Kaz boyunlu atlarım Bu savaştan daha önemli Günlerde mi harcanacaklar Ben toprak Anayım Ben varım.' 'Ağzımı bıçaklar açmıyorsa Dalıp-dalıp gidiyorsa düşüncelerim Dizlerim tutmuyorsa Bir işe yaramıyorsa ellerim Yaşlılığımdan-yorgunluğumdan değil Suskunluğum korktuğumdan değil bunu böyle bil Öfkem-bilincim-gururum Gözbebeklerimde büyür ışıklanır Er meydanı zamanıdır bu zaman Yiğitler savaşır Korkaklar saklanır Ben Toprak Anayım Ben varım.' 'Ben bir ak güvercinim ak Kanatlarım kar gibi ak Ve bir tüy gibi yumuşak Gönlüm sular gibi berrak Dağlara ulaşan sesim Sana ulaşmaktan uzak Ve dağlar üstüme yıkılır Ben ölmem Ben Toprak Anayım Ben varım.' 'Ben ölürsem Üstümde yeniden Yeşerir umutlar Yeniden çimlenir tohumlar Tomurcuklar açar yeniden Her yıl yeniden doğarım Ben Toprak Anayım Ben ölmem Ben varım.' BEN TOPRAK ANAYIM Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#18 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) X
Kayabaşı'nda Bir Ev - Mustafa ASLANTÜRK'e Kayabaşı'da bir ev Evde bir kadın Vakit akşamı geçti Ocakta tarhana çorbası Yanında iki küçük çocuk Vakit akşamı geçti Yüreği tetiktedir Elif'in İki de bir koşar pencereye Yoldan geçenleri takip eder Yürüyüşünden bilir Memed'ini Vakit akşamı geçti Gözleri yoldadır Elif'in Nerde kaldı Memed'im Bu kadar geç kalmazdı Acaba Bir sıkıntı Kara saplı Ağulu bir hançer olur Gelir saplanır yüreğine Elif'in Acabalar çoğalır yüreğinde Karabasanları kovmak ister Yüreğinden Elif Karabasanlar bir at olur gem almaz Gelir üstüne-üstüne Elif'in İnceciktir Elif Elif bu yükü kaldıramaz Beklerken kapı çalınır Tak-tak-tak-tak-tak Eyvah! Bu Memed'imin çalışı değil Bir sızı gelir oturur yüreğine Kımıldayamaz Çocuklar daha kücüçüktür Kapıyı açamaz Nasıl indiğini bilmez Ahşap merdiveni Ya yapacağını bilmez Eli ayağına dolaşır Daha bir adım atabilmez Soluk soluğadır nefesi Kalbi göğsünden Fırlamak üzredir Kötü bir haber alacağını sanır Biraz göğsünü tutar dinlenir Kapı bir daha çalınır Tak-tak-tak-tak-tak Neden sonra Tutunarak duvara Geçer kapının ardına Sıkıca bağlar şeşini İçinde bir endişe vardır Sanki yitirmiştir eşini 'Kim o' diye seslenir Usulca ve titrek-titrek Kalbi gibi sesi de ürpermektedir Yıl kadar uzun Bir sessizlik olur İkinci kez 'Kim o' diye seslenir Elif usulca Sanki kendisi duyar sesini Sesi öylesine usulcadır Gelenler 'Yabancı değiliz bacım Memed'in arkadaşlarıyız Memed yaralandı da...' Gerisini duymaz Elif Kapının arkasına Bir külçe gibi yığılır kalır Dünyalar başına yıkılır Elif'in Mermiler göğsüne sıkılır Elif'in Gözleri kararır ve döner başı Ağıtı o zaman yakılır Elif'in Elif sen ki Maraş'ın destan kadını Bell ki- şimdi kimse bilmez adını Sahip çıkamadık affedin bizi Memed'lerin kurtardılar budun'u - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#19 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) XI
Senem Ayşe - H. Ali ÖZTURAN'a Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan Saçaklardan buz sarkıyor Bütün şehir toz-duman Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan Duraklı'da Ahşap bir evin ahırında Toplandılar Çocuklar-kızlar-kadınlar Savaş devam ediyordu Yüreklerde bir korku Kimden-nasıl haber gelecek Hiç kimse bilmiyordu Bir sesle irkildi Senem Ayşe Kocası savaşıyordu Dalmıştı düşünceye 'Senem Ayşe-Senem Ayşe' Seslenen komşusuydu Bir şeyler söylüyor Anlaşılmıyordu Çağırdılar dışarı Dışarda kalabalık vardı Başından aşağı sanki Kaynar sular döküldü Kalkamadı ayağa Bir anda yaşlanmış gibi Beli büküldü Yığıldı yere Kilime sarılmış Bir şehit vardı avluda 'Vurulan Ramazan mı? Niçin bir başkası olmasın...' Düşündüğünden utandı Kilimden kan sızıyordu daha 'Açın' diye bağırdı 'açın' 'Yüzünü görmek istiyorum açın' Ramazan'ın yüzünü açtılar İnanmak istemiyordu Ramazan'ın vurulduğuna Senem Ayşe kapandı Üstüne Ramazan'ın Ağladı-ağladı-ağladı Kargışladı yağıyı Sonra birden bire kalktı doğruldu Kimse görmesin istiyordu Gözyeşlarını Sildi gözyaşlarını yeniyle Dimdik durdu Avlunun ortasında Sanki on beş yaşların Dinginliği vardı üzerinde Dönerek avludakilere seslendi 'Kocam vurulduysa Yerini ben alacağım Abasını-yeleğini-poşusunu Şalvarını tez bana getirin Öcünü alacağım Ramazan'ımın Yağıya kan kusturacağım Susturacağım Topun-pusatın-barutun gürültüsünü Yağıyı ben pusturacağım' Giysilerini-mavzerini Aldı Ramazan'ın Giyinmek için ahıra girdi Kanlarını sildi mavzerin Kokladı-okşadı-öptü önce Giysileri-mavzeri Ramazan'ın kokusu vardı Sonra Yeleğini-abasını giydi Saçlarını topladı Başına bir poşu sardı Çekti kanlı şalvarı beline Kuşandı fişekliği Bu savaşta artık o da vardı Artık bir daha o ahırlara Uğramadı Senem Ayşe Kadınların saklandığı Evlerin ahırlarında Onun ne işi vardı Cepheydi artık onun yeri Cephede Onunda bir yeri vardı Topladı yiğitleri başına Gündüz demedi gece demedi Öcünü aldı Ramazan'ın Yağı gidinceye kadar Savaş bitinceye kadar Uğraştı-didindi Hiç yüksünmedi Ve hiç bir şey beklemedi Kurtuluş'ta onunda Karınca kararınca Alınteri-emeği vardı Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan Saçaklardan buz sarkıyor Bütün şehir toz-duman Savaşın beşinci günü Uçmağa vardı Ramazan - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#20 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) XII
Söyledi Elif Akşam helalleşip ayrılmıştık Bu gece bir baskına gideceklerdi Yalnız bunu biliyor Başka bir şey bilmiyordum İçim içime sığmıyordu Bir seviniyor Bir korkuyordum Oturuyordum pencere önünde Tedirgindim Tüylerim diken-diken oluyordu Uyku ağır basıyordu Uyuyamıyordum Tan vaktinde Eve getirdiler yiğidimi Giysileri kan içindeydi Özge yiğidimin Koç yiğidimin Gök yiğidimin Giysileri kan içindeydi Savaşın kan sıcaklarında Ayaz vardı havada Belli ki kar geliyordu Pusatlara el değmiyordu soğuktan Buzlar sarkıyordu kılınç gibi Toprak damlı evlerin saçaklarında Bir çift güvercin Gök kanatlı bir çift güvercin Uçtu uçacak gözlerinden Kara gözlerinden Şahan gözlerinden Gök yiğidimin Koç yiğidimin Özge yiğidimin Fatihalar-Yasinler Donmuş kalmış dudaklarında Görülmedi böyle ölümler Görülmedi böyle kıyımlar Kadın-erkek Genç-yaşlı Çocuk-çoluk Ölüm kol geziyordu Bu kentin sokaklarında II Öyle bir gündü ki o gün Kan beynime sıçrıyordu Çaresizlik içindeydim Çırpınıyordum Bir şey yapamıyordum Ne pusat vardı ne de mermi İki elim iki yandaydı Alkış için Sığınacak bir tek tanrım vardı Gökyüzü bir alçalıyor Bir yükseliyordu Daha yar sesi duymamış Daha yar saçı okşamamış Yiğitlerim sokaklarda Gün ortalarında-karanlıklarda Hain mermilerle Teker-teker ölüyordu III Cepheden her iyi haber geldiğinde Anaların-gelinlerin-kızların Yüzü gülüyordu Analarını sürekli izliyordu çocuklar Analarının yüzü güldüğünde Seviniyordu çocuklar Kendi elleriyle yaptıkları Tahtadan oyuncaklarıyla Yeniden oyuna başlıyordu Oyunu unutan çocuklar Gök yüzü ve çocuklar Mavi-mavi gülüyordu IV Cepheden her kara haber geldiğinde Korkunç ağıtlar kopuyordu Bütün pencerelerden Analar-taze gelinler-kızlar Saçlarını-başlarını yoluyordu O zaman durgunlaşıyordu çocuklar Bırakıyordu tahtadan oyuncaklarını Bir şeyler oluyordu ama Ne olduğunu anlayamıyordu çocuklar V Umut kesmemiştim tanrıdan Ama bağçemdeki çiçekler Aslanağızları-hanımelleri Ve yedi veren gülleri Yavaş-yavaş soluyordu VI Ağlamak istiyordum Ağlayamıyordum Sesim çıkmıyordu İçimde bir şeyler düğümleniyordu Her yıldız kaydığında Ürperiyordum Duyuyordum-biliyordum Anlatamıyordum Yüreğimden-içimden Bir şeyler sökülüyordu Ve Söyledi Elif’ler Biz bir uçarsuyduk Engel tanımazdık Bundan böyle Deli-dolu akmayacağız Gerdanımıza-kolumuza-kulağımıza Altınlarımızı-pusatlarımızı-takılarımızı Takmayacağız Avuçlarımıza-saçlarımıza Bu günden sonra kına yakmayacağız Ant içtik böyle biline Savaş bitene kadar Yağı buradan gidene kadar Artık evdeşimize bile Dönüp bakmayacağız 2002 Kurtuluş Savaşı Maraş Destanı Çalışmalarından Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#21 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) VI
Kurtuluş Türküleri ÖNÜNÇ Bir sancıysa bendeki Bir sancıysa sendeki Bizde ki bir sancıysa Kurtuluşun muştusudur bu sancılar I Bir sabah Alaca karanlıklarda Pusatlardan boşalan Kahkahalarla Kalkmaktır kurtuluş II Parıldayan namlulardan Doğaya Yeni bir gözle Bakmaktır kurtuluş III Utku meşalesini Doruklara Dişle-tırnakla-kanla Takmaktır kurtuluş IV Ülke için-ülkü için Uçmağa varan Savaşçılara Bir mavi türkü Yakmaktır kurtuluş V Çoşkun uçarsular gibi Çoşkuyla gürül-gürül Bağımsızlığa-sonsuzluğa doğru Akmaktır kurtuluş VI Yüreklerden yüreklere Dolaşan kutlu ışığı Canla-kanla Yakmaktır kurtuluş SONUNÇ Bir sancıysa yüreğimdeki Bir sancıysa yüreğindeki Yüreğimizdeki bir sancıysa Kurtuluşun muştusudur bu sancılar Bu sancıyla büyür Türkeli'm Bu sancılarla doğar Büyük Türkeli'nin Muştusudur bu sancılar - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#22 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) III
Bir Avuçtular Çıktılar erce meydanlara Kendilerini meydanlara attılar Ata yadiğari dolma tüfekleriyle Kazmalarıyla kürekleriyle Yerle - göğü Birbirine kattılar Tuttular saçlarından güneşi Yerden yere çaldılar Olanca öfkelerini Güneşten çıkardılar Çekilmediler cepheden Etten duvarlar örüp Toprağa çakıldılar Ne silahları vardı ne mermileri Bir orduya karşı Bir avuçtular Bir çift güvercin gibi kanatlanıp Gökyüzüne uçtular Bize şimdi Bir masal gibi gelir O yiğitler-öyle savaştılar Tanrı'ya kavuştular -Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından Türkocağı Yayınları Şubat/98 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#23 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) II
Kırk Işık Kız - Kurtuluş savaşında kırk gün Kuran okuyan kırk ışık kıza Kırk Kırk bakire Kırk bakire kız Kırk bakire kız kırk gün Kırk kutlu evde toplandılar Diz çöktüler secdeye kapandılar Huşu içinde sessizce kuran okudular Kırk kız kırk gün kırk ikindilere kadar Sabrı - acıyı ve kurtuluş umutlarını Ulu tanrıya açılan gök avuçlarıyla Ayet-ayet gökyüzüne dokudular Kırk bakire kız kırk gün Kırk bakire kız Kırk bakire Kırk Kırk Kırk bayrak Kırk bayrak kız Kırk bayrak kız kırk gün Zaman ve mekan dışı yaşadılar Küüt - küüt attı utku nabızlarında Savaş açtılar yağıya dillerinde kuran'la Bütün cephelerde ölümlere koşan kızlar Savaşan onlardı ellerinde kuran'la O günden beri hala dalgalanırlar Ufuklarda bayraklaşan kızlar Kırk bayrak kız kırk gün Kırk bayrak kız Kırk bayrak Kırk Kırk Kırk ışık Kırk ışık kız Kırk ışık kız kırk gün Bitmeyen karanlık geceleri Birer güneş olup aydınlattılar Kimdiler - nerde mezarları bilinmez Uçmağa doğru birer yıldız gibi aktılar Karanlıklar kuran'la ışıklandılar Yüreklerdeki utku ışıklarını Birer kandil gibi yaktılar Kırk ışık kız kırk gün Kırk ışık kız Kırk ışık Kırk Kırk Kırk gök Kırk gök kız Kırk gök kız kırk gün Gök utkuları muştuladılar Ölmezliğin sırrına ulaştılar Yüzleri bir tolunaydı kızların Kaşları bir gerilmiş yaydı kızların Her bir bir Asena'ydı kızların Demir dağları delip aştılar Gök çığrığı kargışlladılar Kırk gök kız kırk gün Kırk gök kız Kırk gök Kırk Kırk Kırk umut Kırk umut kız Kırk umut kız kırk gün Tanrının adıyla başladılar Dua-dua Ayet-ayet Sure-sure Kuranı okudukça acunu unuttular Kırk kız kırk mavi kanatlı güvercin olup Gökyüzüne doğru kanat açıp uçtular El verdi gök erenler ellerine Gök erenler sırlarını açtılar Kırk umut kız kırk gün Kırk umut kız Kırk umut Kırk Kırk Kırk kurt Kırk kurt kız Kırk kurt kız kırk gün Bilediler öfkelerini bilinçle Yumruklarını gökyüzüne kaldırdılar Gök yüzünü öfkeyle- hınçla yumrukladılar Bakışları kurt bakışlı - özleri kurt soyundan Tanrı önünde önce dua ettiler sonra Yalın kılınç meydanlarda durdular Döllendi özlerde ak umutlar Kırk kurt kız kırk gün Kırk kurt kız Kırk kurt Kırk - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.maraş. Şubat.1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#24 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) IV
Çiçeklendi Namlular Çiçeklendi namlular Menevişlendi Kurtuluşun türküsü Yeryüzüne-gökyüzüne Dağa-taşa-dala-yaprağa Nakış-nakış işlendi Onlar Ölümsüzlüğe bir kez daha İnandılar Sandılar Bir kan çanağıydı güneş Sandılar Yarin yanağıydı güneş Sandılar Yiğitler yunağıydı güneş Işığında yıkandılar Uçmağa doğru Uzandılar Gördüler Gök çığrık Ölüm sağıyordu gökten Gördüler Mermiler yağıyordu gökten Gördüler Melekler ağıyordu gökten Tek-tek melekler Yeryüzüne indiler Yiğitlerin etrafına Bir barikat ördüler Öldüler Gök ışığı sağmak için Öldüler Karanlığı boğmak için Öldüler Yeniden doğmak için Gökyüzüne yükseldiler Gönüllere gömüldüler Tanrı katındadır otağları Onlar erişilmez şehitlerdir. -Utku Türküleri (Maraş Destanı) kitabından K.Maraş Türkocağı yayını Şubat/98 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#25 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) I Kurtuluş Destanı I Giriş -'Maraş bize mezar olmadan Düşmana gülzar olmaz.' Gebedir geceler ak sabahlara Sabahlar utkuyu koynunda saklar Mermiler sürülür gök silahlara Bir cehennem olur yollar sokaklar Çöktü karanlık gün ortasında/ Kesti maviliği bir kara çizgi/ Demek bu imiş yazgı/ Çığlık-çığlığa kaldı kuşlar/ Ölüm kapımızı çaldı kuşlar/ Savaşın en çetin bir yerinde/ Yiğitleri yitirdik/ Büyüdü karanlık daha bir büyüdü/ Silahlarla-süngülerle-kanlı çizmelerle/ Yılanlar-çiyanlar kaldırdılar başlarını/ Dilleri yılan dili/ Kan çanağı-baykuş bakışlı gözleri/ Saldırdılar gün ortasında/ Çığlık-çığlığa havalandı kuşlar/ Daha görülmemiş vahşetin böylesi/ Daha görülmez. Mahmuzlanır aydınlığın atları Çöker göğse göğün bütün katları Tanrı'ya açılır ak kanatları Koçyiğitler ölümleri kucaklar Bir ışık beklerim-bir haber/ Güvercin kanatlarında umutlarım/ Kanım durmaz damarımda/ Mağma sıcaklığında her yanım/ Volkan-volkan savrulur yanarım/ Bir sevgiliyi bekler gibi beklerim bir haber/ 'Haydi yiğitler' densin hele bir/ O zaman görün beni meydanlarda/ Ellerim büyür kocaman olur/ Bükülür yumruk olur/ Birer dağ olur-büyür yumruklarım/ İner yağı üstüne-bütün karanlıkların/ Bütün hainliklerin üstüne yumruklarım. Şaha kalkar zaptedilmez hıncımız Topa karşı ellerde kılıncımız Hiç dinmiyor bağrımızda sancımız Uçmağa vardılar bütün koçaklar Şuradaki ağaçlar-taşlar-evler uçmağa vardı/ Şuradaki ağaçlar-taşlar-evler tutsak/ Irmaklar yas tuttu/ Gökyüzünde bulutlar ağladı/ Bir uğursuz gün geldi-dayandı kapımıza/ Yağı içimizdeydi-yanı başımızdaydı/ Bunca yıl tuz-ekmek yedik/ Namusu namusumuzdu öyle belledik/ Yağıydı ama-kolladık gözledik/ Kimseye ezdirmedik/ Sonra hainlikleri çıktı ortaya/ Kalleşlikleri-kancıklıkları çıktı/ Yanyanaydı evlerimiz/ Evleri silah doluydu-cephane doluydu-tuzak doluydu/ Ve yaktık evlerimizi/ Evleri de yansın diye/ Bu acımız dinsin diye/ Yanan vatan sönsün diye. Dağımız ses vermez küskün ovamız Yakılmış yıkılmış gökçek yuvamız Gönüllerden eksilmesin duamız Yeniden tütecek bütün ocaklar Gök sustu-dağ-taş-orman-ağaç sustu/ Kuş sustu-böcek sustu/ Susmadı namlular/ Geceler-gündüzler boyu kan kustu namlular/ Kustu bütün iğrençliğini yağı/ Kustu kafatasının içindekini yağı/Yıllarca gizlediği-biriktirdiği kinini-öfkesini/ Salyalı kan köpüklü kuduz ağızlarından/ Ağızlarında utku türküleri/ Utkuların esrikliğinde başları/ Ve ardından vahşete başladılar/ Ne durdular-ne usandılar-ne yavaşladılar. Kazanında kaynatacak aşı yok Kimse bilmez mezarı yok taşı yok Savaşmayı bilir özge işi yok Gök maviyle bilenir gök bıçaklar Bir yangını8n ortasında kaldık/ Ne elde kaldı-ne avuçta/ Yer demir oldu-gök bakır/ Seslensek sesimiz ulaşmıyor dağlara/ Kendi yurdumuzda yetim-öksüz-yoksul kaldık/ Yıllarca sömürdüler-kanımızı emdiler/ Yapışkan pis sülükler/ Boşa gitti alın terimiz_göz nurumuz/ Başımıza dikildi-yağının en soysuzu-en haini/ Yeniden hazırlandık bir büyük kutsal savaşa/ Yeniden hiç savaşmamış/ Hiç yorulmamış-hiç vurulmamış gibi/ Sanki ilk savaşın heyecanı var içimizde/ Savaş bize özgü-savaş bizim işimiz. Şarapneller gökyüzünde savrulsa Koca dağlar üstümüze devrilse Tüm namlular göğsümüze çevrilse Bizi durduramaz gayrı yasaklar Yoğrulur kanım toprakla/ Binlerce yıldır/ Ben yoğrulurum toprakla/Şu ağaç benim etim-kanımdır/ Şu çiçek sevdiğimdir-canımdır/ Şu ırmak-şu taş-şu toprak vatanımdır/ Bir tek kalsam bile/ Yağı bastırmam üstüne/ Ağaçları-ırmakları-dağları-taşları küstürmem kendime/ Susturmam-dizginlemekm artık yüreğimdeki öfkeyi/ Öfkem yüreğimde çoğalır-katlanır artar/ Gün geçtikçe bilenir büyür/ Sığmaz olur içime deprenir durur/ Sonra bir mermi olur/ Vurur yağıyı can alıcı yerinden. Saçaklar buz tutmuş ayaz geceler Çocuklar ki 'Hürriyeti' heceler Parçalandı beşikteki bebeler Yakında bitecek kanlı şafaklar Kan gölleri büyür/ Geceyi böler silah sesleri/ Geceler yıl kadar uzar/ Geceler bitmez/ Kararmaz içimdeki umut-içimdeki ışık/ Bir kıvılcım olur-yüreğimde savrulur/ Yakar bütün yürekleri-yakar tutuşturur-kavurur/ Bir büyük yangın olur/ Kimse söndüremez/ Döndüremez bizi yolumuzdan/ Ne ölüm ne korku/ Ölüm ey şanlı ölüm/ Bin kere yeğsin tutsaklıktan/ Ve tutsaklığın utancıyla yaşamaktansa yiğittler/ Ve savaşa ve ölüme ve bağımsızlığa soyundular/ Perçinlediler gökyüzüne Türkün bağımsızlığını/ Açıldı bağımsızlığın gülleri öbek-öbek. Savaştan öncede sonrada bir hiç Serveti madalya evleri ker¤¤¤ Ganimet üleşti üç-beş tane ¤¤¤ Daha itibarlı şimdi kaçaklar Bütün ağızlar kilitli-bıçaklar açmaz/ Meydanlar dar gelir yiğitlerime/ Yiğitlerim meydanlardan kaçmaz/ Bir şafak vakti/ Daha gün ağarmamış-daha gün doğmamıştı/ Daha karanlıktı gece/ Daha ezanlar yeni okunmaya başlamıştı/ Önce abdest alıp Tanrının huzurunda durdular/ Sonra bir dev gibi doğruldular/ Ve silahları aldılar ellerine/ O kutlu ellerine/ O kurban olası ellerine/ Silahları kazmaydı-kürekti/ Ve onlar yağı üstüne yürüyen/ Bir tek el-bir tek yürekti/ Dayandı yiğitler-daha dayandı/ Karanlığı yırtmak için direndi/ Gönüllerinde kutsal utku/ Dudaklarında mavi türküler/ Uçmağa vardılar birer-birer/ BİZDEN ŞİMDİ SADECE BİR FATİHA BEKLER/BÜTÜN ŞEHİTLER. - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş, Şubat,1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#26 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) V
Cepheden Bir Kesit Pusat sesleri Yankılanır dağlarda Her taraf barut kokusu Cepheyi dolaşır Aslanbey Yoktur ölümden korkusu Ön cephede bir kadın Yanında mavzeri Çapraz kuşanmış fişekliği Gelmiş oturmuş cepheye Gökten ağmış gibi Beyazlar giyinmiş Savaş meleği Belli ki bir sıkıntısı var Kenetlenmiş dişleri Dizlerine vurur Yumruk olmuş elleri Sorar Aslanbey 'Bir sıkın mı var bacım? ' Kadın döner usulca Utanır-kızarır yüzü Yüzünde tamu'nun öfkesi Soluk soluğa sesi 'Sıkıntıma sen çare değilsin bey Biraz ilerde Ayşe bacı var cephede Onu bana gönder Bir iyilik yapacaksan Bu yeter.' Az sonra cepheden Bir bebek sesi yükselir Çeteler Toplanırlar başına İlk ezan okunur kulağına Üç defa adı söylenir Adı 'ZAFER' olsun denir Daha ilk kez Memeyi vermeden daha Daha ilk kez Yavrum demeden daha Daha ilk kez Kucaklamadan daha Kara bir kurşun sesi Dalga-dalga kuşattı cepheyi Kuşattı her yeri Kuşattı karanlıklar Dağı-taşı-göğü-yeri Ağızları bıçaklar açmaz oldu Yalnız Bir top kuş kalktı Yükseldi Tamu: cehennem Utku Türküleri (Maraş Destanı) kitabından K.Maraş, Şubat/1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#27 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) VII
Çuhadaroğlu Ali'nin Türküsü 'Ali'yi sorarsan on yedi yaşında Mavzerle vurdular arkın başında Çeteler toplanmış ağlar başında Uyan Ali'm uyan gör neler oldu Sevdiğin Maraş'a Fransız doldu Uyan Ali'm uyan yaran çok mudur Düşmandan intikam alan yok mudur Bağrına saplanan yoksa ok mudur Uyan Ali'm uyan gör neler oldu Sevdiğin Maraş'a Fransız doldu' Ağıt Bir türküydü Bir deli taydı zaptedilmez Işık çoğalırdı sesinde Gökten bir yıldız gibi kaydı Bir baskın gecesinde Yağıydı Dur durak bilmiyordu Basıyor-vuruyor-öldürüyordu Daha dayanmak zor geldi Daha sabretmek Ant içti Çuhadaroğlu Ali Kısasa kısas dedi Aldı tüfeği eline Mercimek tepede üç yağı gördü Yaraladı birini İkisini öldürdü Yağılır her yerde Çuhadaroğlu'nu arıyor Kurda-kuşa soruyordu Toplandılar yaşlılar Bir karar verildi Çuhadaroğlu Ali Yağılardan uzak Bertiz'e gönderildi Bertiz'in dağları Buruşuk bir çarşaf gibidir Göğe uzanır tepelerde Çam ağaçları Taa... aşağılarda Kıvrıla-kıvrılan akan Ceyhan nehri İkiye böler tepeleri Çuhadaroğlu Ali Bir düş gördü Bertiz'de Düşünü hayra yordu Bertiz'de Anlattı Çuhadaroğlu Ali 'GÖĞÜN MEMELERİNDEN IŞIK SAĞDIM DÜN GECE KARANLIKLAR AKLANDI BEN BİR AY'DIM DÜN GECE NİKAH KIYDIM YILDIZA HER YANIM IŞIKLANDI' Boş durmadı Bertiz'de Çete topladı Sarıçukur köyünden Çam dalı gibi yiğitleri topladı Sanki birer güneşti onlar Güneşe birer eşti onlar Ayaklarında yırtık Çarıkları vardı Ne karınları tok Ne üstleri pekti Savaşın çilesini Böyle yiğitler çekti Ve bir gün Sabah erkenden Ahır dağlarından Birer kartal gibi süzülüp Ağır-ağır indiler şehre Oluk-oluk kan akan Bir nehre Avuçlarında sımsıcak Ondan bir parçaydı silah Et ve tırnak misali Dediler ki baskına Giderken vurulmuş Arkbaşında Çuhadaroğlu Ali Daha on yedi yaşında Çuhadaroğlu Ali Hâlâ on yedi yaşındadır Birliğin-dirliğin Hâlâ savaşındadır Bir türküydü Bir deli taydı zaptedillmez Işık çoğalırdı sesinde Gökten bir yıldız gibi kaydı Bir baskın gecesinde - Utku Türküleri (Maraş Destanı) Kitabından K.Maraş. Şubat/1988 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#28 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Utku Türküleri (Maraş Destanı) IX
Son sözleri Allah Allah Çığrıktan korkusu yokmuş Başı karlı yüce dağmış Evini kendisi yakmış Gök maviden ışık sağmış Çığrıktan korkusu yokmuş Gök maviden ışık sağmış Kanı-canı olmuş katkı Pusatlanıp gökten ağmış Kanla kazanılmış utku Gök maviden ışık sağmış Kanla kazanılmış utku Bütün gönülleri sarmış Yokmuş bundan özge tutku Yiğitler uçmağa varmış Kanla kazanılmış utku Yiğitler uçmağa varmış O ne kadar kutlu günmüş Toprağı kan ile karmış Bir ışıktan ata binmiş Yiğitler uçmağa varmış Bir ışıktan ata binmiş Tutmuş altın yelesinden Bağrındaki sızı dinmiş Gök tutuşmuş nefesinden Bir ışıktan ata binmiş Gök tutuşmuş nefesinden Yer-gök sarsılıpta durmuş Kuşlar uçmuş kafesinden Zamanı yeniden kurmuş Gök tutuşmuş nefesinden Zamanı yeniden kurmuş Başlamış o kutsal bengi Güneşi kalbinden vurmuş Yer-gök olmuş ateş rengi Zamanı yeniden kurmuş Yer-gök olmuş ateş rengi Elinde ışıktan silah Görmemişler böyle cengi Son sözleri Allah Allah Yer-gök olmuş ateş rengi Son sözleri Allah Allah Tepeden tırnağa hınçla Vurulmuşta dememiş ah Zamanı bölmüş kılınçla Son sözleri Allah Allah -Utku Türküleri (Maraş Destanı) kitabından K.Maraş, Şubat/1998 Nihat Yücel |
|
|
|
|
|
#29 (İleti Bağlantısı) |
|
Ümmet çapulcusu olduğu için atılmıştır
|
Kahramanmaraş dışarıdan göç almadan kendi içinde büyüyen bir şehir olduğu için birazda dışarı kapalı kalmıştır. Otağdaki arkadaşların da kendi ağzından Kahramanmaraş'ı böyle bilmezdik demeleri bundan kaynaklanmaktadır.
Dışa kapalı bir şehir olmanın bazı avantajlarının yanında olumsuzlukları da vardır. Önceden beri Kahramanmaraş'ta kürtlere karşı bir tepki vardır ama bu tepki pkk öncesinden de vardı. Bunun sebebini araştırmadım hiç. Fakat şehir içinde kürtler ile ilgili bazı sözler vardır, o sözlerden birkaçı; ''Odundan ambar olmaz kürtden peygamber olmaz'', yani kürde hiç bir zaman güvenme... ''kürt ne bilir bayramı, har har içer ayranı'', yani kürt hiç birşeyden anlamayan cahilin tekidir... ''Yakana bit dadandırma, kapına kürt dadandırma'', yani kürt çok arsız ve yüzsüzdür, sakın yüz verme, gibi... Ayrıca şehir içinde eski Türkçe'ye ait birçok kelime halen kullanılmaktadır. Bunlar; Ede: abi, kardeş anlamında... (çok sık kullanılır) Çepel: Bulaşık, kirlenmiş gibi anlama gelir. İllengeç: yengeç için kullanılır. Püsük: kedi. Seğirtmek: saldırdı anlamında... Bu gibi aklımda kalan bazı kelimeler. Mavi gözlüler için ''Göğ gözlü'' ifadesi kullanıldığı gibi, mavi rengi de birçok kişi tarafından hala ''Göğ'' olarak ifade edilir. ''Tanrı canını ala'' veya ''Tenri cannını ala'' ya da ''Tanrı cancazını ala'' gibi bir beddua şekli de vardır. Bu bedduayı özellikle yaşlılar çok sık kullanır. Kahramanmaraşlıların şivesi bugünkü Azerbeycan lehçesine çok yakındır. Bunu Azerbeycanlılar bizzat kendileri söylemektedir. Özellikle Kahramanmaraşlı ihtiyarlar ile Azerbeycanlılar daha kolay anlaşabilirler. |
|
|
|