![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Osmanlı nın TÜRK katliamları...
OSMANLI KATLİAMLARI
Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır. Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır. İdrîs-i Bitlîsi (Ö.8 Kasım 1520) “Selim Şah-Nâme” adlı eserinde; başta Diyarbekir olmak üzere Kürdistan memleketinde “Kürt Beyleri ve Kürt taifesinin mülk, millet, mezhep ve irsi bağlarının” nasıl güçlendirdiğini anlatırken, şehir ve yöre adlarını tek tek vererek Kızılbaş Türkmenleri de nasıl katlettiklerini “Allah’ın ve Padişah’ın yanında olan bir Molla olarak” zevkle ve kana susamış bir vampir edasıyla anlatmaktadır. Kürtler “dirlik ve birliklerini” İdrîs-i Bitlîsi’ye borçluyken, Türkler ise, Yavuz Selim ile İdrîs-i Bitlîsi’nin yaptıklarını lanetle anmışlardır. Yavuz döneminde Osmanlı yönetiminde görev alan İdris Bitlisi ve Bıyıklı Mehmet Paşa ile Kürt Aşiret Ağaları’nın durumları için; bugün Kürt gruplarından KOMKAR belgeli olarak şöyle demektedir ki çok ilginçtir: "1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarının bölünmesini kolaylaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen şöyle diyor: -Bey öldüğünde, eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarınca oğlu bir ise, O'na kalacak, eğer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, aralarında paylaşacaklardır. Uzlaşmazlarsa, Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacaklar ve mülkiyet yoluyla bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutaarrıf olacaklardır. Eğer Bey, varissiz, akrabasız ölmüş ise, o zaman eyaleti, hariçten ve yabancılardan hiç kimseye verilmiyecek, Kürdistan beyleri ile görüşülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin Beylerinden veya Beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse, ona tevcih edilecektir. (Hükmi Şerif, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E. 11960 sayı-İstanbul) Kürt-Osmanlı Andlaşması'nın mimarı İdris'tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. İkisi de 1520'de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, İdris'e; -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne Mekadonlu komutanlar gelmeye başladı. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Şeref Han'dan alıp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katıyor ve Ulame'yi başkomutan olarak atıyor. Aynı Sultan, 1535'ler de Bağdat seferini yaptıktan sonra Kürtleri tanımaya başlıyor veya bunlarsız bir şey yapamıyacağını anlayarak, babasının Amasya'da imzaladığı anlaşmaya yukarda verdiğim arşiv numaralı Hükm-i Şerif-i yayınlıyor. Neticeye baktığımızda, Kürt hükümdarları, çoğunlukla topraklarını bölmemiş ve statülerini 1850'lere kadar getirmişlerdir.” Yavuz Selim’in önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türkler’den temizlerler ve yaklaşık olarak YÜZ BİN Kızılbaş Türk’ü katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517’de Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devleti’nin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler. Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçe’yi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay “Osmanlıca” denen yazı dili hakim olur. Bu nedenle Prof.Dr. Faruk Sümer; Safeviler için Osmanlılar’dan daha fazla Türktür demektedir. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir zamandır. Ama Türkler açısından bir şey değişmez. Yine bu dönemde zülüm, şiddet ve katliamlar devam eder. Kürt kökenli Ebussuûd Efendi (1545-1574)’in Şeyhülislâm olmasıyla ve 30 yılda verdiği fetvalarla “Osmanlı toplum yaşamını” belirler ve Kızılbaş Türkmen katliamı, “Sünni Şeriatı”na göre meşruluk kazandırır. Yedi Kızılbaş öldürene “Cennetin Anahtarı” verilir. Bugün Sünni din adamları tarafından huşu ile anılarak “evliya mertebesi”ne çıkarılan Ebussuûd Efendi, Türk katliamcısı, yobaz, lanet okunacak bir zalim ve cellattan bir kişiden başka birşey değildir. Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa 6.12 1606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 155 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür. Aman dileyen insanlara Kuyucu Murat Paşa’nın yanıtı; “Vurun şu pis Türk’ün başını” olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Paşa üç yıl terör estirir. Köprülü Mehmet Paşa (1656-1661) Celali ayaklanmaları bastırmak ve eşkıya tedibi adı altında; Anadolu Türkmenlerini kırımdan geçirmiş sağ kalanlara da zülüm yapmıştır. Osmanlı Vak’a-Nüvisleri ( tarihçileri) Naima ve Hoca Sadettin Efendi gibileri; kitaplarında katliamları ballandıra ballandıra anlatmaktalar ve Türkler için; “nadan” yani “kaba Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk” ifadesini kullanmaktadır. Başka kitaplarda ise; ‘Türk iti şehre gelince farisice ürür.’ yazmaktadır. Osmanlının ünlü şairi Nef’i ise “Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır.” Demektedir. Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde; “Sakın Türk’ü insan sanma Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur. Türk’ün başını keserken sakın gam yeme Baban da olsa Türk’ü öldür.” Demektedir. Tüm bunlara karşın Türk Bayat boyundan Alevilerin ulu ozanı Fuzuli (1480-1566) bir deyişinin son beytinde şöyle diyor: “Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den” Gökten Allah tarafından dahi indirilse Türklerin dünyada yeri olmadığını; Arap ve Acemler hakim olduğunu belirtir ve Şiirlerinde Osmanlılara sitem eder ve kafa tutar. Alevi Türkmen aşıkları, ozanları diline ve töresine sahip çıkar ve şiirlerinde dilendirir, yöre yöre gezerek halkı bilinçlendirirler. Dedeler ve Babalar da Türkçe ibadet yaparak örf ve gelenekleri yaşatarak bugünlere getirirler.
__________________
"Yendiklerinizle dost olamazsınız" Cengiz Han |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Eline sağlık değerli ırkdaşım,çok güzel bir yazı,fakat bu yazının kaynağını da belirtirsen çok sevinirim,sebebi ise bu yazının bir çıktısını alıp osmanlı aşığı,arap sevdalısı kendinden geçmiş ırkdaşlarıma okutmak.
|
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
yazı bir araştırmadır, özel arşivimden..orada ne yazıkki kaynakları belirtmemişim...
__________________
"Yendiklerinizle dost olamazsınız" Cengiz Han |
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
|
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Evet andam kaynak belirtirsen iyi olur ...
belki sanane vs. diceksin ama ben bu duruma düştüm ve bana ayit olan bir kimlik resimi için nekadar uğraştım.. sonunda geri aldım ama artık kullanmıyorum... Sonuçta bir emek var.. |
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Her ülkede bir asli unsur olur. Geçmişten günümüze bu böyledir. Türk yurtlarında asli unsur her zaman Türkler olmuştur. Örneğin Gök Türkler. Gök Türklerde, Türklerin Türk olmayanlarla evlenmesi yasaktı. Bu evliliği yapabilme hakkı sadece Kağan'lara aitti ama yabancı (Türk olmayan) bir kadınla evlenen Kağan'ın çocuğu tahta çıkıp Türk Yurduna baş olamıyordu. Türklerin arasına, Türk kökenli olmayan hiç bir düşünce, görüş, anlayış, felsefe vs. giremiyordu. Fakat Orta Asya'dan buralara gelip yabancılarla içli dışlı olunca işler değişti.
Bu değişikliğin bedelini ödeyenlerin başında, Osmanlı zamanında yaşayan alevi Türkmenler gelmektedir. Alevi Türkmenler, özünde şu felsefeyi benimsemişlerdir; "müslümanlık Türk kökenli değildir, Türk töresinde de Türk kökenli olmayan bir din kabul edilemez." Bu anlayışla bir nevi müslümanlığın Türkçesi olarak adlandırılabilecek olan alevilik inancını benimsemişlerdir. İbadetleri Türkçedir, kendilerinden olmayana (Türk olmayana) da kız vermezler. Kız da almazlar. Osmanlı'da asli unsur müslümanlıktır. Din, lastik gibi sünebilen, her yola yollanabilen ve her yöne çekilebilen bir kavram olduğundan, her göze uyan camsız bir gözlüğe benzer. Osmanlı'da da bu sayede ne kadar arap, acem, fars, gürcü vs. varsa baş tacı ilan edilmiş ve sırf müslümanlığın sünnilik kolundan olmadığı için çok Türk'e zulmedilmiştir. Şimdi bunları unutmak mümkün değildir. Eğer Ulu Önder Atatürk, ümmet anlayışını yıkıp millet esasına dayanan bu devleti kurmasaydı, öyle görünüyor ki daha çok ceremesini çekecektik. |
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
teşekkür ederim kandaşım
__________________
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. |
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Bilgiler için teşekkür ederim ırktaşım.
__________________
TÜRKSEN ÖĞÜN, DEĞİLSEN İTAAT ET. |
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
|
Atsız 0zaN
|
Atalarım bizzat bu katliamları yaşamışlardır.Ayrıntılı bilgi için teşekkürler ırkdaşım.
__________________
Soyumuza, devletimize, yurdumuza, mukaddesatimiza, serefimize fenalik etmis olan her millete, her dine, her rejime, fikre, topluma, kisiye düsmaniz.“Kinimiz Dinimizdir!” H.Nihal Atsız
|
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Osmanlı'nın tabiki eleştirilecek yönleri var ama bu yazdıkların osmanlının bir Türk devleti olduğu gerçeğini değiştirmez eleştirilecekler bence sadece şahıslar olmalıdır ozamanki osmanlı devlet adamları ile şimdiki türkiyedeki tayip arasında bir fark yok şayet o mantıkla bakarsak türkiyede türk devleti değildir tayyip bizzat kendi söylemiştir ben gürcüyüm eşim arap diye.Şimdi bu kasımpaşa devşirmesinin kuyucu murat paşadan farkı ne Nitekim osmanlı'nın Türk'lüğe hizmetleride azımsanmayacak kadar çoktur iyi araştırmak lazım.
Not:yazdıklarını bende savunuyorum sadece devletlerle şahısları karıştırmamak lazım bunu vurgulamak istedim.başmıza seçtiğimiz kişilerin yüksek Türk kanından olmasına dikkat etmeliyiz. |
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Osmanlının ihanetlerini defalarca yazıp çizdik. Senin gibiler anlamaz çünkü koyunsunuz. Türklüğe ihanet eden yüzbinlerce Türk'ü katleden bir hanedanın yönetiminde olan bir devlet Türk devleti de olsa bizim için muteber değildir. Arap dinli devşirmeci Osmanlı yok olmalıydı oldu da!
__________________
%100 Türk
|
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Osmanlı yı bir Türk evladı niye sever?
Osmanlı hiç bir zaman Türk ü yüceltmedi hep devşirmeleri ve arabın dinini yüceltti. Hiç bir zaman Türklük ülküsünü kendine önder etmedi.Hiç bir zaman Ortaasya ya dönmedi. Avrupalı karıları dölleyerek ırkımıza yakışmayanı yaptı. Uçkur imparatorluğu en sonunda hakettiği gibi bitti.Ve Türk ün şanlı komutanı Türk e yakışır bir devlet kurdu.
__________________
Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim. Seninle bu hayatin gel beraber gülelim Ölümüne, gamına, tipisine, karına... |
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) |
|
sadece Türk
|
sayın atabek. lütfen bu yazının kaynağını belirtir misiniz. yoksa kimse inanmıyor. birilerine anlatamadıktan sonra bu yazıları sadece birbirimize yazmanın bi mantığı yok. çünkü bizler burada zaten aynı fikre sahip insanlarız. ancak ne kadar insana gerçekleri gösterebilirsek o kadar başarılı oluruz diye düşünüyorum ben. lütfen kaynağı belirtin. bu çok önemli.
__________________
Türk'ün adını lekeledi.Kim mi? İşte bu: |
|
|
|
|
|
#14 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
OSMANLININ TURK YUTLARINA YATIRIM YAPMADIGI BASKENTINI BURSADAN EDIRNEYE TASIDIKTAN SONRA ANADOLUNUN YUZUNE BILE BAKMADIGI COK BUYUK BIR GERCEKTIR NEDEN ANADOLUDA OSMANLIDAN KALMA BIR TEK ESER YOKTUR NE VARSA SELCUKLUNUN ESERIDIR HEP YA RUMELINE HEP TE KUDUSE MEKKEYE ŞAM`A BAGDATA YAPMISTIR AMA SAVAS ZAMANI GELINCE TARIHINDE SADECE TANRIYA VE TANRININ YARATTIKLARINA INANAN ULU TURK MILLETINE SIGINMIS ASKER ISTEMIS YARDIM DILENMISTIR ATABEK KARDESIM BUTUR ARASTIRMALARI DEVAM EDEREK BIZLERI BILGILENDIREREK DOSTLARIMIZI VE DUSMANLARIMIZI BILMEMIZ YOLUNDA YARDIMCI OLMUSTUR ONA KENDI ADIMA VE TURAN ULKUSUNU YUREGINDE TASIYAN IRKDASLARIM ADINA SONSUZ TESEKKURLERIMI İLETIYORUM
|
|
|
|
|
|
#15 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
OSMANLI’DA ’’TÜRK’’ OLMAK;
_ Türklerin, ’’Osmanlı’’ ve ’’Osmanlıca’’ hakkındaki düşünceleri; ’’ Türk diline kimesne bakmaz idi Türklere hergiz gönül akmaz idi Türk dahi bilmez idi bu dilleri ( Sarayda konuşulan dil kastediliyor ) İnce yolu ol ulu menzilleri.’’ Aşık Paşazade ‘’Şalvarı şaltak Osmanlı Eyeri kaltak Osmanlı Ekende yok , biçende yok Yemede ortak Osmanlı’’ (Prof. Dr. Faruk Sümer’den aktaran Ş. Keçeli, 1995, s. 79 ) “Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den” (Türkler gökten Allah tarafından dahi indirilse Osmanlı’nın gözünde makbul olmaz.Arap ve Acem Osmanlı’nın nazarında muteberdir.) _ Osmanlının ’’Türkler’’ hakkındaki düşünceleri; ‘’Leş ve baş ile dolmuştu ordu yeri Az bulunur çok eşyalar ele girdi Kesti Türkmen boyunu Rum Padişahı Kederlere düşen Uzun(Hasan) haddin bildi.’’ (Hoca Saadettin Efendi Tacü’t-Tevarih/ 3. cilt s. 133, adlı kitabında Otlukbeli Savaşı’nı anlatıyor.) Naima Tarihi’nden; Türk-ü sütürk(azgın Türk) Türk-bed lika(çirkin yüzlü Türk) Etrak-ı bi idrak(anlayışsız,akılsız Türk) Nadan Türk(kaba,cahil Türk) (Tarih ve Toplum sayı 65, s. 10 ) Baki’nin Kanuni’ye sunduğu şiirden; ‘’Her tac olmaz fahr-u fena ehline sertac Türk ehlinüney hace başı biraz kabadır.’’ ( Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olmaz/Ey Hoca, Türk toplumundan olanın başı kabadır,sultan olma yeteneğinden yoksundur.) Nef’i’den; ‘’Türk’e, Hak çeşme-i irfanı haram etmiştir.’’ (Tanrı Türk’e irfan pınarını yasaklamıştır.) Divan-ı Hümayun katiplerinden Kadimi Hafız Çelebi’nin 1499 yılında yazdığı bir manzume; ‘’Devr-i daldan beri şahım eflak Zem olur alem içinde Etrak Vermemiş Türk’e Hüda hiç idrak Akl-ı evvel de olursa bi bak Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak’’ (Önceden beri benim şahım Tanrıdır./(Bilirim ki) tüm dünyada kötülenir Türkler/(Çünkü) Tanrı Türk’e hiç bilinç vermemiştir/Hele birde ukala olursa tümden pis olurlar/Baban da olsa Türk’ü öldür) ‘’Dedi ol kan-i kerem şah-ı celal Türk’ü katleyleyiniz kanı helal Daim oldubunların işi dalal Cümlesinden bunu ahzeyle misal Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak’’ (Bağışlar kaynağı ulular şahı olan Peygamber/Türk’ü öldürünüz onların kanı helal/(Çünkü) bunların işi sürekli kötülüktür/Bu yargı yalnız bir Türk için değil tüm Türkler için geçerlidir/Baban da olsa Türk’ü öldür) ‘’Türk’ü zannetme kim ola adem Türk ile durma oturma bir dem Şeker alsa eline Türk ola sem Şer-i Etraki kesüb hiç yeme gam Uktülü’t-Türk’e velev kane ebak’’ (Sakın Türk’ü insan sanma/Bir an bile olsa Türkle birlikte olma/Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur/Türk’ün başını keserken sakın gam yeme/Baban da olsa Türk’ü öldür) Hoca Saadettin Efendi Tac-üt Tevarih adlı eserinde anlatıyor; ‘’Padişah(Fatih), Uzun Hasan ile yapılan Otlukbeli Savaşı’ndan sonra ‘’Türkmen kellelerinden oluşan tepeleri dolaşmak üzere,ovayı şereflendirdiği vakit gördü ki,azep eri elinde bir pıçak,ölüler arasında dolaşıyor.’’Ne iş yapıyorsun?’’ diye sorduğunda ,azep ayıttı;’’Sultanım,Türkmen ölülerinin kulaklarında olan küpeleri alırım’’ dedi.Padişah da hafif gülümseyerek ‘’İşine devam et’’ diyerek yoluna gitti.’’ ‘’Osmanlı sarayında ‘’Türk’’ daima olduğu gibi ‘’kaba köylüyü’’ temsil eder.’’ ( S. Yeresimos, Kostantiniye ve Ayasofya Efsaneleri s. 114 ) Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede, "Türk iti şehre gelince Farisice ürer" denilmektedir.( Burhan Oğuz'dan aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 118.) Hırvat kökenli, Sadrazam Kuyucu Murat döneminde (1606-1611), 155.000 insan doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuşlardır. Aman dileyen insanlara Kuyucu'nun yanıtı "Vurun şu pis Türkün başını" olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Osmanlı'nın yetkilisi, öldürülen çocuk da Anadolu'nun evladı Türk’tür.(Naima Tarihi’nden) Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: "Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltiyamına derman yok." Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır. Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır: "Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler, ellerine fırsat geçerse yağmayı ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar."( Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.12.) 1912 yılında Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda; "Türk" deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu. 1913 tarihli "Mecmuai Ebuzziya" dergisinin 94. sayısında; "Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil, sadece Müslümanız. Buharalı hanlar bile kendilerini Türk saymazlar. Zira onların cetleri de vaktiyle Türkistan'ı zaptetmiş olan Araplardan başka bir şey değildir," Üniversite profesörlüğü de yapmış olan Ahmet Naim, 1913 yılında yazdığı "İslam'da Davai Kavmiye" adlı kitabında, Türk’e karşı savaş açmış ve "Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok,gerekli olan şeriatı öğrenmektir," demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise, Türk’e Türklük benliği vermek isteyenlere "soysuzlar" yakıştırmasında bulunmuştur.( Mustafa Coşturoğlu, a.g.y., s.278, 279.) "Türk" sözcüğü, Anadolu köylüleri için kullanılır olmuştur.( Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, s.22, 23, Cahen'den aktaran, Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s.1.) Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türk’e kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.(Hikmet Bayur, a.g.y., s.15.) İstanbul'un alınmasından 4. Murat'ın ölümüne dek geçen 187 yıl içinde, devşirmelerden 66, Türk kökenlilerden de 10 kişinin sadrazamlığa atanmış, aynı dönemde devşirmeler toplam 167 yıl, Türk kökenli sadrazamlar ise 17 yıl görev yapmıştır.(Hikmet Bayur, a.g.y., s.17.) Osmanlılarda, Ermenilere ’’millet-i sadıka’’, Araplara ’’kavm-i necip’’ denirken,Türklere; "Kaba Türk", "Anlayışsız Türkler", "Pis Türkler" gibi sıfatlar takılıyordu. (Özer Ozankaya, Türkiye'de Laiklik, İstanbul, 1990, s. 253.) Osmanlı yönetiminde Türk’e yaklaşım o denli aşağılayıcıdır ki, o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımı özetlemektedir: "Türk değil mi, Merzifon'un eşeği, Eşek değil, köpekten de aşağı." Koçi Bey, 4. Murat'a sunduğu risalesinde (küçük kitap) Türkler hakkında şunları yazıyordu: "...mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı, Türk, çingene, tatar, kürt, ecnebi, laz, Yörük, katırcı, deveci, hamal, ağdacı, yol kesen, yankesici ve diğer çeşitli kimseler..." "Harem-i Hümayuna kanuna aykırı olarak Türk ve Yörük, çingene, Yahudi, dinsiz, mezhepsiz, nice kallaş ve ayyaş şehir oğlanları girer oldu." Bu sözler yazılıp Türk olduğu söylenen Padişaha veriliyordu.(Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.145.) Abdülhamit'in Araplara ve İslamiyet’e dayanan siyaseti, Türk’ü, Türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında "Türk’üm demek, Türk’ten söz etmek büyük suçtu". (Esat Kamil Erkut, a.g.y., s.63) Devletin dayandığı kendi halkına bu denli yabancılaşmasından olsa gerek, Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı.( M.Rauf İnan, Atatürk'ün Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.) 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: "Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün 'Türk' veya Türkmen' olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin '’eşek kafalı'’ anlamında, '’Türk kafa’' diye homurdanırsın."( Ramsay'dan aktaran, Bernard Lewis, a.g.y., s.331.) 1. Selim (Yavuz), Sah İsmail'e; "... ben Sultan Beyazıt oğlu Sultan Selim, sen ki ey eşek Türk .." ( Sahabettin Tekindağ'dan aktaran, Baki Öz, Osmanlı'da Alevi Ayaklanmaları, Ant Yayınları, İstanbul 1992, s.;15. (Osmanlı vakanüvislerinin -zamanın olaylarını saptamakla görevli devlet tarihçilerinin- Türk’ü aşağılayan belgeleri için adı geçen yapıtın 69 uncu sayfasında kaynakları ile birlikte bir çok örnek bulunmaktadır.) Mekteb-i Sultaniye’ye Osmanlı’nın son yıllarına kadar Türk soylular alınmazdı. (M. Rauf İnan, Atatürk'ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.) Son Padişahı Vahdettin'in yayımladığı bu bildirilerden birisinde su tümceler yer almıştır; "Türkler dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk (kuşkulu...) ve mahlud beş-altı milyonluk cahil bir kitledir." Türkçe'si; "Türkler; dini, soyu sopu, yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür". (Vahdettin'in El Ahsam Gazetesinin 16 Nisan 1923 günlü sayısında Osmanlıca ve Arapça yayınlanan bildiriden.) Gelelim Yeniçerilere; Devşirme Yeniçeriler ( 10 bin asker,bu sayıda Yeniçerilerin en fazla olduğu Kanuni dönemine ait ) Türk soylu; Tımarlı sipahiler ( 162 bin asker ) Akıncılar ( 40 bin asker ) II. Abdülhamit döneminde Türklüğe yakınlaşmanın sebebine gelince… Çünkü ümmetçilik politikası iflas etmişti.Malum Arap ayaklanmaları… Osmanlıcılık politikası da iflas etmişti. Geriye ne kalıyordu? Yüzyıllar sonra aslında devletin asli ve kurucu unsuru Türkler. Şehzadelere tekrar Ertuğrul gibi isimler verilmeye başlandı.Saray muhafızları yüz yıllardır Arnavutlardan seçilirken ne hikmetse Karakeçililerden müteşekkil bir muhafız müfrezesi oluşturuldu. Osmanlı gayri-Türklere güvenilmeyeceğini çok geç anlamıştı. Bazı padişahların annelerinin soyu hakkında Türk soylu müverrih İlber Ortaylı’nın da hocası olan yine Türk soylu Prof. Dr. Halil İnalcık’ın ’’Tarihçilerin Kutbu’’ adlı kitabında ilginç bilgiler var.Ben söylemiyorum.Bu konuda tartışmasız dünyaca ünlü bir tarihçi duayenimiz söylüyor. Yukarıda yazan ve Türk’ü aşağılayan sözde şiir müsveddelerini bizzat bazı padişahlar bir kısmını ise saray müverrihleri,vakanüvistleri yazmış ve zamanın padişahlarına takdim etmişler. Türk soylu bir padişah söz konusu şiirleri kabul eder miydi acaba? ’’Sen ne diyorsun bre densiz bende Türk soyluyum.Tez vurun bunun kellesini.’’ der miydi acaba? Pusatlı Çeri'nin nihalatsiz.org otağında yazdığı yazısı. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Cevaplar | Son İleti |
| Osmanlı! | Turk1985 | Türkçü Bakış | 76 | 16.03.2008 03:56 |
| Osmanlı, Türklük ve Mehter Marşları | Gök Yeleli Bozkurt | Marşlar | 1 | 23.09.2007 11:59 |
| Kerkük!! (Gavim Gardaş Nerdesen!) - Katliamları Protesto Ediyoruz!!! | Atam_Türk | Kerkük | 5 | 24.08.2007 00:20 |