![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Son Başbuğ Atatürk'ten anılar ve Atatürk'ü doğru anlamak
![]() Aşağıdaki anekdot, Atatürk'ün ağzından kaleme alınmıştır: Karargâhı ( Eceabat İlçesi ) Yalova'da bulunan Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa telefonla beni aradı. Konuşmamıza aracılık eden Kurmay Başkanı Kâzım Bey idi. Sorduğu şu idi: "Durumu nasıl görüyorsunuz ve nasıl tedbir almayı düşünüyorsunuz? ". Durumu nasıl gördüğümü ve nasıl tedbirler almak gerektiğini çoktan bütün ilgili olanlara belirtmiştim. Hepsi cevapsız kalmıştı, dedim ki; - "Durumu nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Şimdi alınabilecek tek bir tedbir kalmıştır!" - O tedbir nedir? - Bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur! Alaylı bir sesle, - Çok gelmez mi? - Az gelir ! dedim. Telefon kapandı. 8/9 Ağustos gecesi saat 21:50'de bana Anafartalar Grubu Komutanlığına tayin edildiğimi bildirdiler. Gerçi böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildir. Fakat, ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu yüklendim! Daha önce kararlaştırdığım saldırıyı kendim yöneterek düşmanın üstün kuvvetlerini gerilettim. 10 Ağustos sabahı tan yeri ağarırken düşman üzerine süngü ile atılmak için hazırladığım asker saflarının önüne geçerek kuvvetlerimi düşman üzerine attım. Düşman ortalık ağardıktan sonra Conkbayırı'nı denizden ve karadan büyük çapta toplarla dövmeye başladı. Bütün Conkbayırı dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkülle sonunu bekliyordu. Etrafımız şehitler ve yaralılarla doldu. Olan bitenleri seyrederken, bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimdeki saati paramparça etti. Etime giremedi. Yalnız deride bir kan lekesi bıraktı. Bu parçalanmış saati sonra bu günün hatırası olarak Liman Von Sanders Paşaya verdim. O da aile armalı saatini bana hediye etti. |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
"Zaferini tebrik ederim Paşam!"
![]() Sakarya muharebelerinin sonlarına doğru idi. Erkân-ı harp zabiti cepheden alınan son malûmatı umutsuz bir ses tonu ile, kaburgaları kırık olduğu için yatakta yatan Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal'e okuyordu. Malûmat meyanında, cephe kumandanlarından biri Seyit Gazi veya Döğer'in şark veya şimalinde düşmanın taze kuvvetler aldığından ve yeni bir düşman fırkası görüldüğünden bahsediyordu. Paşa kaşlarını çatarak " Hayır! Orada düşman fırkası olamaz ve yoktur! Yazınız, iyi baksınlar ! " dedi. Başkomutan, raporu verenin, Yunan cephesinin bir kanadından diğer kanadına geçen kuvvetleri yeni kıtalar sanmış olduğunu anlamakta gecikmedi. Bu aktarma ancak bir çekilme hareketi olabilirdi. Erkân-ı harp zabiti dışarı çıktıktan sonra Başkomutan İsmet Paşaya dönerek ; " Zaferinizi tebrik ederim Paşam! Hemen karşı taarruz emri veriniz!" dedi. Erkân-ı harp zabiti gittikten sonra orada iki saat daha kaldı. Öğle yemeği yenilirken zabit tekrar geldi. "Haber aldım, filhakika orada düşman fırkası yokmuş efendim!" dedi. Cephedeki kumandan gözle görülen bir düşman fırkasından bahsederken, Gazi Paşa yattığı yerde, altı yüz kilometre uzaktan, orada düşman fırkası olmadığım görüyor ve ihtar ediyordu. |
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Yerine Çavuş gönderirim !"
![]() Sakarya muharebeleri sırasında bir kibrit kıvılcımından atı ürkünce, Atatürk yere düşüp kaburgalarını kırmıştı. Başkomutan cephede, oradan oraya sedye ile dolaştırılıyordu. Savaşın kritik bir anında, yukarıdaki anekdotta adı geçen hemen karşı taarruz emri verildikten çok kısa bir süre sonra, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa ( Çakmak ) odasına geldi. Kolordu Komutanı Kemal ettin Sami Paşadan bahisle ; "Kendisini taarruza kaldıramıyoruz. Emri doğru bulmuyor. Sedye ile de olsa telefon başına kadar gidip konuşabilir misiniz ? "dedi. Sedye ile telefon başına giden Başkomutan, Kolordu komutanına hitaben ;" Taarruz olacaktır ! Sen olmazsan yerine bir çavuş gönderirim, gene taarruz ettiririz.! " dedi. Mustafa Kemal Paşanın biraz sertçe olan sesini tanıyınca Kemal ettin Paşa, " Ya... Böyle mi tensip buyurdunuz, emredersiniz ! " dedi. Kolordu taarruza geçmiş ve sonuç alınmıştır. |
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
"Emrim kemiklerinin orada gömülmesidir!"
![]() Sakarya savaşı sırasında bir defa, İsmet Paşayı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa (Tengirşek), lüzumu halinde, geri çekilmenin nereye kadar ve nasıl olacağı hususunda bilgi alamayınca, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istediğini söyler. Telefonu Mustafa Kemal'e verirler ; - "Beni aramışsınız, buyurun!" - "Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani, geri çekilme lâzım geldiği vakit istikametimiz ne olacaktır?" Pek kızan Mustafa Kemal, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana :"Paşa ,paşa! Gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir!" der. Başkomutan, o meşhur "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı şehit kanı ile sulanmadıkça, o yer terk edilemez !" emrini Yusuf İzzet Paşa ile yaptığı bu telefon görüşmesinden sonra vermiştir. |
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
"Eğri bıçaklarla hücum etsinler!"
![]() Sakarya muharebeleri sırasında düşman hatlarımızda tehlikeli bir gedik açmış, genişletiyordu. Bu gedik hemen kapatılmalı, düşman süngü hücumu ile geri çevrilmeli idi. İhtiyat kuvvetlerinin hemen oraya gönderilmesini istedi. İhtiyat kuvvetimiz kalmadığı cevabını verdiler. Yalnız, Giresunlu Osman Ağanın çetesi vardı. Onların da süngüleri yoktu. Mustafa Kemal Paşa : "Süngüleri yoksa bellerinde bıçakları vardır, düşman üzerine atılacaklar, onu eski yerine kovacaklardır!" diye haykırdı! Bu kahraman çocuklar eğri bıçakları ile Yunanlıları eski yerlerine kadar sürmüşlerdir. |
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
"O halde düşmanı 20 km içinde tepeleyin!"
![]() Büyük Taarruz öncesi Afyon'un Çay ilçesinde Kolordu ve Ordu Komutanları toplanmış, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşanın ( Çakmak ) saldırı plânını dinliyorlardı. İsmet Paşa saldırı plânına karşı olduğunu beyan etti. Atatürk' ün Harp Okulu'ndan tabiye hocası, çok sevdiği, takdir ettiği ve kendisine "Hocam" diye hitap ettiği Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyledi. Mustafa Kemal: - Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Hocam ? - Evet! - O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız! Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşada bizim geri teşkilâtının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyleyince ; - Bizim geri teşkilâtımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı? - Hayır Paşam ! - O halde düşmanı yirmi kilometre içinde tepelemek zorundayız! İkinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa ise, cepheye henüz yeni geldiğinden, bir fikri olmadığı cevabını verir. Bu arada, belki ikisi arasında bir tertip eseri olarak, Fevzi Paşa " Madem ki, Ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum !." diye istifasını verir. Mustafa Kemal de, Genel Kurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de Baş Komutanlık görevinde kalamayacağını belirtir. Telaşa düşen İsmet Paşa şöyle der ; "Efendim bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa, hepinizin emrinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz ! " Taarruz sürpriz bir şekilde kuzeyden değil, güneyden, dağlık bölge üzerinden yapılır ve sonuç kesin zaferdir. |
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Enver Paşanın O’nun için söyledikleri
![]() 1917 Çanakkale savaşlarından sonra Doktor Nazım ve bir başka nüfuzlu İttihat ve Terakki üyesi komutan aralarında konuşmakta iken, Enver Paşa birden içeri girince susmuşlar. Başkumandan ( Enver Paşa) merakla: "Herhalde bana dair bir şeyden bahsediyordunuz? Söyleyin bakalım! demiş. "Mustafa Kemal'in niçin terfi ettirilmediğini konuşuyorduk !" cevabını vermişler. Enver Paşa: "İşte!" demiş ve cebinden Çanakkale kahramanını tuğgenerallik rütbesine çıkaran tezkeresini göstermiş, sonra şunu ilâve etmiş : "Ama biliniz ki, O hiç bir şeyle memnun olmaz! General olur, korgenerallik ister! Korgeneral olur, orgenerallik ister! Orgeneral olur, müşirlik ister! Müşir yapsanız, bununla da yetinmez, Padişahlık ister!" Şevket Süreyya Aydemirin hatıralarında yazıldığı üzere, Mustafa Kemal'e Enver Paşanın bu sözleri nakledildiği zaman kahkahalar ile gülerek cevabı şu olmuştur; 'Ben, Enver'in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim!" |
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Sivas Lisesindeki Çaycı'ya sözleri
![]() Atatürk İstiklâl savaşı için Anadolu'ya geçtikten ve Erzurum Kongresini topladıktan sonra, Sivas'a dönmüş, orada ikinci Kongreyi açmıştı. Bu sırada lise binasında yatıyor, çalışıyor, toplantılar yapıyordu. En basit ihtiyaçlarını bile temin edecek halde değildi. Bazı geceler, sabahlara kadar küçük petrol lambasının cılız ışığında çalışıyordu. Bir aralık, Padişahın O'na Lise binasından çıkmasını emrettiği, baskın yapılacağı, yakalanıp asılacağı hakkında şehirde haberler dolaşmağa başladı. Atatürk'ün hizmetini basit, fakat temiz ruhlu fedakâr bir Türk genci yapıyordu. Bu delikanlının babası gizli gizli ve sık sık geliyor, oğluna; "Etme, eyleme, evine dön, bugün yarın şehir basılacak! Mustafa Kemal ve arkadaşları yakalanacak ! Onlar her şeyi göze almışlar, sen aileni düşün!" diyordu. Atatürk, bu geliş gidişin farkına vardı. Bir gün delikanlıyı yanına çağırdı ve sordu: - "Sık sık sana gelen kimdir?" - "Babam !..." - "Ne istiyor?" Delikanlı her şeyi anlattı. O zaman Atatürk, ona doğru biraz daha ilerledi, elini omuzuna koydu ve dedi ki; "Hizmetinden memnunum, fakat baba hakkı büyüktür. Mademki, razı olmuyor, git! Git, fakat babana söyle ki, vatan elden giderse evladın ne hükmü kalır?" Çaycı delikanlı hizmete devam etti. |
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Birdirbir oyununda başını eğmedi
![]() Çocukluk ve ilk gençliği hikâyesini bitirmeden önce Mustafa Kemal'in çok onurlu olduğunu söyleyelim. Mahallesinde sokak oyunlarını seyreder, fakat katılmazdı. O zamanki arkadaşlarından birinin anlattığına göre bir gün komşu çocukları birdirbir oynuyorlarmış. Kendisini de çağırmışlar: "Gel, sen de oyuna" demişler. Mustafa " Peki!" demiş ve olduğu yerde ayakta durmuş. Arkadaşları "Ama eğil ki, atlayalım!" demişler. Mustafa başını sallayarak: "Ben eğilmem! Üstümden böyle atlayabilirseniz, atlayın!" diye cevap vermiş. |
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Alman İmparatoru ile tokalaşırken...
![]() Mustafa Kemal, Veliaht Vahdettin'in maiyeti ile birlikte Almanya seyahatinde idi. Kaiser Wilhelm Veliahtı otelde ziyaret edecekti. Hikâyeyi Gazi Mustafa Kemal'in ağzından dinleyelim: Kaiser'in Veliaht hazretlerini, ziyarete gelmekte oldukları bildirildi. İmparatorun istikbaline şitap ettik. Kaiser salona dahil oldu. Hep beraber oturduk , İmparator hakikaten centilmence konuşuyor, sadık, vefakâr Osmanlı Devletinin çok kıymetli bir Alman müttefiki olduğundan ve bilhassa Başkumandan Vekili Enver Paşa Hazretlerinin bu dostluğun kıymet ve yüksekliğini anlayarak çalıştığından, Alman Başkumandanlık ve Erkân-ı Har biyesinin bu güzide zata fevkalâde emniyet ve itimat beslemekte olduğundan bahsediyordu. Ben, Vahdettin'in sağında idim. Naci Paşa, tam karşımızda bulunuyordu. İmparator solunda idi. Takriben şu sual Naci Paşa lisanı ile Vahdettin tarafından İmparatora soruldu: "Türkiye'nin Almanya'ya sadakat ve vefasından, yakın âtide Alman müttefiklerinin saadete kavuşacaklarından bahseden beyanatı Şahaneleri, Osmanlı Devletinin yarınını düşünmek vaziyetinde bulunan âcizlerinde büyük bir inşirah ve teselli uyandırdı. Ancak, vaziyeti umumiye yi anlamak ve tetkikten sarfınazar ederek, bir noktayı daha vüzuhlu anlamak ihtiyacındayım. Türkiye'nin kalbgâhına tevcih olunan darbeler tevkif olunmaksızın ilerlemektedir. Eğer bu darbeler muvaffak olursa, Türkiye mahvolacaktır. Bu darbeleri tevkif için kâfi teminat ifade eden beyanatınızı dinleyemedim. Lütfen bu hususta beni biraz tenvir ve tatmin buyurur musunuz?" Bu sual üzerine İmparator oturduğu sandalyeden derhal ayağa kalktı. Şöyle bir hitapta bulundu : "Türkiye'nin muhterem Veliahdı, anlıyorum ki, sizin zihninizi teşviş edenler var. Ben Almanya İmparatoru size âtiden, muvaffakiyeti âti yeden bahsettikten sonra şüpheniz kalır mı, kalmalı mı?" Yanında oturduğum Veliaht derhal müspet cevap vermekle beraber, endişesinin zail olmadığını da ilâve etti. İmparator, kalktığı sandalyeye oturmadı ve bizi terk edeceğini nezaketle ima etti. Salonun kapısına doğru yürüdü. Vahdettin ve arkasından bizler, Kaiser'i salonun kapısından dışarı çıkarttık. Kaiser sola doğru giden bir koridordan yürüyecekti. Ben, Kaiser'in hoşuna gitmediğimi anladığım için makûs koridora doğru ve biraz uzakta durdum. İmparator, Veliahdın ve müteakiben ona yakın bulunan Naci Paşanın ellerini sıkarak uzağında bulunan bana baktı ve müteveccih olduğu koridor istikametinde yürümeğe başladı. Benim elimi sıkmamıştı. İmparatorun hakkı vardı. Veliaht'ın herhangi bir Generalin elini sıkmak için O’nun ayağına mı gelecekti? Lâzım değil midir ki, bu General, İmparator tarafından eli sıkılmak şerefini ihraz için biraz istical etsin? Bu kusurumu itiraf ederim! Bilmem neden durgun, harekete iktidarsız, sabit ve dalgın bir vaziyet almıştım. İmparator iki üç adım yürüdükten sonra tekrar geri döndü, bana yaklaştı: "Af edersiniz, sizin elinizi sıkmamıştım!" Elimi uzattım, çok nazik ve âlicenaba ne iltifatlarına mazhar oldum. |
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
"Burada ev sahibi biziz!"
![]() İstanbul'un işgal günleri idi. Başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas Salonu'nun bir köşesinde otururlarken, başka bir köşede oturan Mustafa Kemal nedense onların dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruştururlar. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı'nın en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleri'nden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde düğümlenen kitaplar ve yazılar o zaman bile azımsanamayacak kadar fazla idi. Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler, ama Mustafa Kemal'in cevabı hem nazik, hem kesindir: "Burada ev sahibi olan biziz ! Kendileri misafirdirler ! Onların bu masaya gelmeleri gerekir!" |
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Roma'da Mussolini'yi istasyona getirdi!
![]() İsmet İnönü İtalya'ya resmi bir seyahat yapacağı vakit, Atatürk: "Sen Türkiye'nin Başvekilisin. Mussolini de resmen İtalya'nın Başvekilidir. Arada hiçbir fark tanımayacaksınız" demişti. Yolda idik. İlk verilen programa göre Mussolini istasyona karşılamaya gelmiyordu. İnönü Roma'da yerleştikten sonra karşılıklı ziyaretler yapılacaktı. Atatürk'ün talimatı üzerine, Türk Heyeti eğer program değişmezse yarı yoldan memlekete dönüleceğini İtalyan protokolcülerine haber verdi. Trende bir telâştır, gitti! Roma'ya vardığımız zaman İtalyan Başvekili Mussolini, sırtında ceket atayı ve başında silindir şapkası ile Türkiye Başvekilini bekliyordu! |
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Kendini unutturmak isteyeceklere sözleri
Kendinden ne kadar emin olduğunun ifadesini Atatürk'ün ağzından bir kere daha dinleyelim:
"Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana taan edenler çıkabilir. Hattâ bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki, bu fikirler, Hind'den, Mısır'dan döner, dolaşır gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur!" 1937, |
|
|
|
|
|
#14 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Yugoslavya Kralı müteveffa Aleksandr, Balkan Atlantının imzasını takip eden günlerde memleketimize gelmişti.
Atatürkle sohbeti sırasında, şahsına ve Türk Milletine karşı duyduğu yakınlığı ve iyi hisleri ifade için dedi ki: "- Cihan Harbini takip eden mütareke günlerinde, İtilaf devletleri Yunanistandan evvel Türkiyeyi işgali bana teklif etmişlerdi. Fakat hiç tereddüt etmeden bu teklifi reddettim, bunun üzerine Yunanlıları tercihe mecbur kaldılar." Mustafa kemal muhatabının sözlerini sükunetle dinledi ve birden yerinden kalkıp, muhatabını şaşkınlık içinde bırakarak elini sıktı: "-Size ve milletinize geçmiş olsun Ekselans..." dedi. |
|
|
|
|
|
#15 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
İngiltere Krallığı makamını terkedip Windsor Dükü olarak kalmayı tercih eden İngiltere Kralı 8. Edward da Atatürkün misafiri olmuştu.
Neşeli bir akşam yemeğini takip eden sohbet sırasında, mevzu, Türk ordusunun savaş gücüne intikal etti. İngiliz hakikatçiliği ile, Mustafa Kemalin ne eşşiz bir kumandan olduğunu bilen misafiri, Atatürke o tarihte bir milyonluk insan gücü olan Türk ordusunun iki milyonla harp sahnesine çıkmasının, dünya barışı için "Ne güvenilecek kuvvet..." olduğunu söyledi. Atatürkün "iki milyon"u "bir milyon" olarak nezaketle tashihini de şu hayranlık duygusuyla tamamladı: "-Evet Atatürk... Bir milyon Türk ordusu, bir milyon da şahsen siz. Ben tahminimde hata etmedim." Başkumandanlık yıllarını hatırlayan Gazi, atavik gururu dünyaca malum olan haşmetli misafirinin bu nazik esprisinden elbette çok mütehassis olmuştu. Fakat ona Türk ordusu ve bilhassa hayatında en sevdiği varlık olan Mehmetçik için daha aydınlık bir fikir vermek istedi: "- Eğer, yurt ve dünya sulhu ve insanlık hürriyetleri için bir kuvvet dengesi olarak ihtiyaç olursa, bizim ordumuzun her ferdini bana layık gördüğünüz ölçü içinde ölçebilirsiniz. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|