Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı > TOPLUMSAL KONULAR > Toplumsal Konular > Spor > Spor > Türkçülük Ve Spor > Spor (Genel)

Spor (Genel) Tüm Spor dallarıyla ilgili haberler, etkinlikler

Yeni Konu aç  Yanıtla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 04.05.2008, 16:41   #1 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Töregene Katun adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 03.05.2008
İletiler: 39
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Okçuluk

TÜRK OKÇULUĞU

Gerçek bir ata sporu olarak tarihimiz içinde yer alan, tüm dünya ülkelerinin ciddi araştırmalar yaptıkları Türk Okçuluğu, son 5 yılda hızlı bir sportif kalkınma modeli sergileyerek, bu yönü ile bir örnek oluşturdu. Yapılan ciddi planlama ve spor teşkilatımızın sağladığı önemli destek sayesinde bugün Türk Okçuluğu ülkemizi yurtdışında en iyi şekilde temsil etmenin gururunu duymakta. Dünyanın hemen her köşesinde yarışan okçularımız, özellikle son 14 yıl içinde aldıkları başarılı sonuçlar sayesinde, var olan olanaklarla çok iyi şeyler yapılabileceğini kanıtladılar.








Osmanlı Ordusu içinde özel bir yere sahip kılınan okçuluk adeta bir sanat kolu olarak kabul edildi ve Fatih Sultan Mehmet’ ten itibaren tüm padişahlar okçuluk sporu ile bizzat meşgul oldular. Fatih Sultan Mehmet’ in 1453 yılında İstanbul’u fethinin hemen ardından kurulan Ok Meydanı, ok talim yeri olarak bu sanat koluna ayrıldı. Zaferden zafere koşarak Osmanlı İmparatorluğu’ nu ayakta tutan, orduların Viyana kapılarına kadar dayanmasını sağlayan savaş gücünü Türk akıncılarının okçuluktaki maharetine bağlayabiliriz. Osmanlı yaşamında yüzyıllar boyunca önemli bir yer işgal eden Okçuluk hakkında, çeşitli kütüphanelerimizde 60 civarında el yazması eser bulunmakta, ancak bu eserlerin eski yazı ile yazılmış olmaları incelemeyi güçleştirmektedir.
Tarihsel belgeler incelendiğinde, Türklerde okçuluğun M.Ö.5000 yıllarında başladığı ve okçuluk ile ilgili kuralların konulup, uygulanmasının Oğuzlar ile gerçekleştiği görülür. Türk kavimleri süresince, Sümerler, Elamlar, Akadlar,

İskitler, Hunlar, Avarlar ile devam eden okçuluğa yakın ilgi, Oğuzların müslümanlığı kabulünden sonra da gelişerek Osmanlılar'ın devrine kadar ulaştı.







Osmanlılar döneminde, okçuluğu ciddi kurallara bağlayarak yarışma esası içine alan ve tesis kuran hükümdar, daha önce de belirtildiği gibi Fatih Sultan Mehmet’ tir. Her ne kadar Fatih’ ten önceki bazı hükümdarların dönemlerinde çeşitli okçuluk yarışmaları yapılmış ise de, okçuluğun bir esasa bağlanarak ciddi bir şekilde ele alınması, saha ve tesislerin oluşturulması Fatih Sultan Mehmet’ in emri ile başladı. İstanbul’ un fethinden sonra Kasımpaşa semtinde kurulan ve bugün ancak çok az bir bölümü korunabilen Ok Meydanı, Fatih’ in bu spora verdiği önemi açıkça belirtmektedir. Fatih’ ten sonraki hemen tüm hükümdarlar bu sahayı genişletip, ek tesisler yaptılar, diğer şehirlerde de sahalar kurdular. II. Beyazıt döneminde bununla da yetinilmeyip, okçular özel olarak himaye edildi, okçuluk malzemeleri ile uğraşan sanatkarlar bir araya toplanarak, bunlara her türlü imkan sağlandı. Hatta, bu amaçla hemen-hemen tüm sanatkarlar İstanbul’ a getirildi ve II. Beyazıt’ ın kendi adına yapılan Beyazıt Camii’nin arkasında inşa edilen “Okçular Caddesi”ndeki “ Okçular Çarşısı “ kuruldu. XV. ve XVI. Yüzyıllarda İstanbul’ da sayıları 500’ ü bulan ok ve yay imal eden atölye ile, özel olarak okçuluk eğitimi yapılan okulların bulunduğu gerçeği dikkate alınacak olursa, bu spor dalında ne denli zengin bir geçmişe sahip olduğumuz kolayca anlaşılacaktır.
Bu devirde, bir okçu için rekor taşı anıtı dikilebilmesi için, okun en az 660 m.(1000 kez) atılması gerekirdi. Önce, rüzgara göre atış yönü tayin edilerek, atışın başlama noktasına bir taş (ayaktaşı), sonra da okun eriştiği noktaya bir anıt taş (menzil taşı) dikilirdi. Yukarıda da belirtildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’ nda hükümdar ve sadrazamların birçoğu okçu idi.
Bunların içinde özellikle Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa’ nın (1618 ) Okçuluk Tarihi içinde özel yeri bulunmaktadır. Mustafa Paşa Sadrazamlığı sırasında okçulukla ilgili bir kanun (ferman) yayınlayarak bu spora verilen özel önemi vurgulamıştı.


Bugün aslı Topkapı Müzesi arşivinde bulunan bu ferman Spor ile ilgili ilk kanun olma özelliğini taşımaktadır.
Hayvan boynuzu, sinir vb.. organik maddeler ve ahşap malzemenin sentezi ile imal edilen eski Türk yaylarının inanılmaz teknik güçleri, bugün dahi okçuluk tekniği ile yakından ilgilenen A.B.D., Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinin teknik adamlarını hayretler içinde bırakmaktadır. Günümüzde ileri teknoloji ile üretilmiş yaylarla 250 m. mesafeye zorlukla ok atılırken, eski Türk yaylarıyla 1000 - 1200 m.’lere ok atılabilmesi bu hayretin en önemli nedenini oluşturmaktadır.


Okçuluk tarihimize dikkatli bir göz atıldığında, Fatih Sultan Mehmet’ ten II. Beyazıt’ a uzanan dönemin ciddi bir “ Planlama Dönemi “ olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. II. Beyazıt’ tan II. Selim’ in ölümüne kadar geçen süre ise, “ Gelişme Devri “ olarak kabul edilmektedir. II. Selim’ den III. Selim’ e kadar olan dönemde de hükümdarlar okçuluk ile özel olarak ilgilendiler. Ancak, II. Selim’ in tahta geçmesinden II. Mahmut’ un ölümüne kadar geçen süre “Yeniden Yükselme Devri” olarak tarihe geçti. Bu dönem II. Abdülhamit’ in tahta çıkmasına kadar devam eder. II. Abdülhamit’ den V. Mehmet’ in ölümüne kadar geçen süre ise okçuluk için “Duraklama ve Gerileme Devri”dir. Padişah Vahdettin’in dönemi (1918-1920) okçuluk sanatkarlarının ellerindeki sanatı bırakarak başka işlere yöneldiği ve bu iş ile ilgilenenlerin 3-5 kişiye kadar düştüğü bir dönemdi.


Cumhuriyet Döneminde Türk Okçuluğu


1923-1937 yılları arasında, eski Türk okçularının ailelerinden gelen üç beş kişi, aralarına hevesli gençleri de alarak İstanbul’un çeşitli semtlerinde ok atışları yaptılar. Ve bu sporu yürütmeye çalıştılar. Türk okçuluk tarihinin efsanevi ismi **********’ın ikinci kuşak İbrahim ve Bekir Özok ile türk okçuluğuna ilk kitabı armağan eden Mustafa Kani’nin torunu Vakkas Okatan, bu spora yakın ilgi duyan Prof. Necmettin Okyay, Hafız Kemal Gürses ve yine o devrin Beyoğlu Vakıflar Müdür ve Milli Sporlar Federasyonu Başkanı Baki Kunter’in girişimleri sonucu kurulan “Okspor Kurumu” adındaki kulüp, Cumhuriyet Dönemimizin ilk ciddi atılımı oldu. İstanbul Beyoğlu Halkevi’nde Ulu Önder Atatürk’ün direktifleri ile ve milli sporumuz okçuluğun canlandırılması amacıyla 1937 yılında kurulan bu kulüp Atatürk’ün ölümünden sonra himayesiz kaldı ve dağıldı. İlk bayan okçumuz Betür Diker’ dir.
1931 yılında Uluslar arası Okçuluk Federasyonu (FITA) kuruldu. Türkiye 1955 yılında 16. üye olarak katıldı. Tüm dünyada okçuluk sporunun gelişimi için oldukça disipline bir çalışma içinde bulunan FITA’nın bugün 80’e yakın üye kuruluşu bulunmaktadır. Kore,Rusya, İtalya, Japonya gibi büyük rekortmen sporculara sahip ülkeler bizden çok sonra bu kuruluşa üye oldular.
Cumhuriyet dönemimizde okçuluğun yok olmaya yüz tuttuğu yaklaşık 15 yıllık bir süreyi takiben, eski okçulardan Bahir Özok’un oğlu Fazıl Özok 1953 yılında devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar ile temas sağlayarak, desteğini aldı ve okçuluk sporu o yıllarda, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü bünyesine alınarak Atıcılık Federasyonu’na bağlandı. 8 Mart 1961 tarihinde ise, Atıcılık Federasyonu’ndan ayrılarak bağımsız bir federasyon haline geldi.
1923 yılında TİCİ bünyesinde kurulmuş olan Okçuluk Federasyonu, 1962’den sonra faaliyetlerini bağımsız bir federasyon olarak sürdürmeye başlamış ve ilk federasyon başkanlığına Fazıl Özok Getirilmiştir. Paris’te yapılan 1962 Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda, Yücel Cavkaytar, gençler kategorisinde şampiyon olarak uluslar arası alanda önemli bir başarı elde etmiştir. Aynı şampiyonada Cemal Değirmenciler de büyükler uzun mesafe atışında Avrupa Şampiyonu olmuştur.


1982 yılında Okçuluk Federasyonu kapatılarak atıcılık federasyonuna bağlanmış, ancak 1983 yılında yeniden kurularak başkanlığına, Dr. Uğur Erdener getirilmiştir. Aynı yıl İzmir’de ilk kez organize edilen Balkan Şampiyonası’nda okçularımız, bayanlar ve erkeklerde ikinci olma başarısını göstermişlerdir. 1985’te Atina’da yapılan Balkan Okçuluk Şampiyonası’nda Türk bayan takımı Balkan Şampiyonluğu’nu kazanırken, Elif Ekşi 50 m atışlarında Balkan rekoru kırmıştır. Elif Ekşi’nin başarıları 1986 yılında İspanya ve Kanada’da sürmüştür.
1990 yılında Okçuluk Bayan Milli Takımımız Barselona’da Avrupa 3. sü, 1991’de ise Zehra Öktem Kravkov’da Dünya 3.sü olmuştur. 1991’in Aralık ayında sisteme uygun olarak ilk kez İzmir’de Türkiye Salon Okçuluk Şampiyonası düzenlenmiş, 1992 Barselona Olimpiyat Oyunları’nda Bayan Milli Takımımız 6. lığı elde etmiştir. 1993’ün Eylül ayında Dünya Okçuluk Şampiyonası 54 ülkenin katılımıyla Türkiye’de ilk kez Antalya’da organize edilmiştir, Akdeniz Oyunları’nda Necla Babaş, Elif Ekşi ve Natalia Nasaridze’den kurulu bayan takımımız gümüş madalya kazanmıştır. 1994’de Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenen Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda Elif Altınkaynak, Elif Ekşi, Zehra Öktem’den oluşan Bayan Milli Takımı, ilk turda 246 puanla Avrupa Rekorunu da kırarak takım halinde üçüncü olmuş ve bronz madalya elde etmiştir. Aynı yıl Atina’da Balkan Şampiyonası’nda sporcularımız, 6 altın 4 gümüş 2 bronz madalya almış ve tüm kategorilerde Balkan şampiyonu olmuştur. 1995 yılında İngiltere’nin Birmingham kentinde yapılan Dünya Salon Okçuluk Şampiyonası’nda ise bayan okçumuz Natalia Nasaridze, iki dünya rekoru kırarak bronz madalya kazanmıştır. Nisan ayında ABD’de düzenlenen Uluslar arası Okçuluk Kupası’nda, bayan milli takımımız 14 takım arasından şampiyon olmayı başarmıştır.

Kaynak


Bazı Resimler:


HUN TÜRKLERİNE AİT BİR YAY




OSMANLI YAYI




TATAR YAYI




AVAR TÜRKLERİNE AİT YAY




Macar'lardan Türk okçuluğu ile ilgili bir site buldum, siz kandaşlarımla da paylaşmak isterim: Grozer Traditional Recurve Bows Hungary
__________________
"Türk, Türk olduğu için asildir. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın bilincinde buluruz." BAŞBUĞ ATATÜRK.
Töregene Katun Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 04.05.2008, 16:52   #2 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Savaşçı_Türk adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 22.04.2008
Bulunduğu yer: Istanbul
İletiler: 57
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Evet okuçuluk Türkler için var olduklarından beri vazgeçilmez olmuştur. Çeşitli destanlarda, hikayelerde, vb. yerlerde de buna rastlamak mümkündür. Bugün de okçuluğumuzu savaş olarak korumak mümkün olmayacağına göre bir spor dalı olarak korumalıyız.
Savaşçı_Türk Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 04.05.2008, 19:29   #3 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
ALMİLAM91 adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 15.04.2008
Bulunduğu yer: KOCAELİ
İletiler: 174
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Mete Han zamanında Türklere askerlik eğitimi verirken havada uçan kuşları vurmalarını isterlermiş. Bir de bizim ıslıklı oklarımız çok meşhurmuş. Kozalağın içinden geçen ok çok korkunç bir ses çıkarırmış. Savaş sırasında da binlerce askerin aynı anda bu okları attığında çıktığı sesi ve düşman askerinde yarattığı etkiyi düşünemiyorum. Gerçekten tüfek çıktı mertlik bozuldu. Eskiden kılıç kalkan ok varmış. Savaşı zengin olan değil güçlü olan kazanırmış..

TTK!
ALMİLAM91 Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 04.05.2008, 19:35   #4 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Savaşçı_Türk adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 22.04.2008
Bulunduğu yer: Istanbul
İletiler: 57
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Alıntı:
ALMİLAM91 adlı Üyeden Alıntı İletiyi göster
Mete Han zamanında Türklere askerlik eğitimi verirken havada uçan kuşları vurmalarını isterlermiş. Bir de bizim ıslıklı oklarımız çok meşhurmuş. Kozalağın içinden geçen ok çok korkunç bir ses çıkarırmış. Savaş sırasında da binlerce askerin aynı anda bu okları attığında çıktığı sesi ve düşman askerinde yarattığı etkiyi düşünemiyorum. Gerçekten tüfek çıktı mertlik bozuldu. Eskiden kılıç kalkan ok varmış. Savaşı zengin olan değil güçlü olan kazanırmış..

TTK!
Evet keşke o zamanlar yaşamak bize de kısmet olsaydı da biz de o mertlik, yiğitlik dolu günleri görebilseydik, bugün parayı elinde bulunduranların yaptıkları akıl almaz şerefsizlikleri görmeseydik. Ama olmadı işte, yüce Türk ırkını korumakta bize de bu şerefsizlere karşı mücadele vermek düşüyormuş.
Savaşçı_Türk Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 10.05.2008, 13:18   #5 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Töregene Katun adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 03.05.2008
İletiler: 39
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Sadece eskiden kalma bir savaş tekniği değildir. Günümüzde okçuluk, Türkiye'de ve dünyada da gelişmekte olan bir spordur.








__________________
"Türk, Türk olduğu için asildir. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın bilincinde buluruz." BAŞBUĞ ATATÜRK.
Töregene Katun Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 27.06.2008, 22:23   #6 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
C* Ergenekon C* adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 26.02.2008
Bulunduğu yer: Antalya
Yaş: 29
İletiler: 318
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Soydaşlarım bir konuyu merak ettim. Yaş geldi otuza bu yaştan sonra bir spora ancak hobi amacıyla başlanır. Bu sporu yapan varsa beni bilgilendirebilirmi? Eğitimi nerede alabilirim? Federasyonu varsa her şehirde bir şubesi olacağını tahmin ediyorum. Malzemeleri nereden temin edebilirim? Ve fiyatları nedir? Ve ilk başlayana lazım olacak bilgileri verirseniz memnun olurum.
Esenlikler.
__________________
HER TÜRK ASKER DOĞAR
C* Ergenekon C* Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 05.07.2008, 11:35   #7 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
yalnız kurt77 adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 02.07.2008
Bulunduğu yer: BAŞKURDİSTAN
Yaş: 43
İletiler: 32
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
İyi sabahlar Kandaşlarım...
Ben bu sporu 1 sene kadar hobi olarak yaptım Yalova/YAFEM Derneği'nde...
En büyük faydası ise spor yapana hedefe odaklanabilmeyi, dikkatini o noktaya odaklayabilmeyi öğretiyor...

Saygılar...
yalnız kurt77 Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Yanıtla



Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Yanıt Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodu Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı


Atsızcılar @ 2005