![]() |
|
|||||||
| Türk Dili ve Edebiyatı Türkçemiz, Türk Atasözleri, Edebi Yazılar vb. |
![]() |
|
|
Konu Bağlantısı | Seçenekler |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Türkçe söyleşi
Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
1964 Sivas doğumluyum. Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim. Yeni Türk Dili alanına yüksek lisans ve doktora yaptım. Hâlen Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Türkiye Türkçesi ve dilbilim dersleri vermekteyim. Çalışmalarınız hangi alandadır ve alanınızla ilgili ne gibi çalışmalar yaptınız? Çalışmalarım -daha çok- Türkiye Türkçesinin dilbilgisi üzerine olmakla birlikte Eski Anadolu, Osmanlıca ve Kıpçak Türkçeleriyle de ilgilidir. Alanımla ilgili Türkçe Sözdizimi kitabı yazdım. Türkçenin bilgisayar dili olabilmesi anlamına gelebilecek olan yapısal çözümlenişini esas alan çok sayıda makale yazdım. Bu makalelerde, Türkçeye has kuralları yine Türkçenin kendisinden hareketle tespit etmeye çalıştım. Dili tanımlayabilir misiniz? Dil, en geniş anlamda insanlar arasında iletişim kurmaya yarayan sistemlerin ortak adıdır; ancak, dar anlamda bu sistemlerden insanın kendi sesine dayanan Türkçe, İngilizce, Arapça ve Farsça gibi konuşma veya kulak dilidir. İnsanın kendi sesini iletişim aracı olarak kullanabileceğini keşfetmesi insanlık tarihinde yapılmış en önemli keşiftir. Yapılan diğer tüm keşiflerden daha önemlidir. Günümüzde, çok sınırlı sayıda cümle üretilebilen beden diliyle iletişim kurmaya çalıştığımızı ve sesimizi de sadece boğumsuz kelimeler olan ünlemler için kullandığımızı düşünün. İletişim gerçekleşebilir miydi? Çok önemli diye ders kitaplarında anlatılan ateş, tekerlek, matbaa, buhar makinesi gibi icatlar yapılabilir miydi? Bütün bu gelişmelerin ve düşüncemizde oluşan hemen her türlü anlamı, konuşma dili sayesinde rahatça diğerlerine aktarabilmemiz yatmaktadır. Bu açıdan dil, -bilimsel ve çok özel kullanım alanları hariç olmak üzere- konuşma dili anlamına gelmektedir. Sizce bugün Türkçe yozlaşma tehlikesi içinde midir? Maalesef, evet. Türkçe bugün büyük bir yozlaşma tehlikesi içindedir. Bu tehlikeyi tarih biliminin verdiği dersler sonucunda dilbilimciler görmüş ve Türkçeyi gelecek yüzyıllarda ölecek diller arasında zikretmektedirler. Belki Türkçe konuşan kişi sayısı bakımından dünyada altıncı sırayı alıyorken nasıl olur da ölü bir dil hâline gelebilir diye düşünebilirsiniz; ancak, Türkçe, ne aydınımızın ne de halkımızın zihin ve kalbinde olması gerektiği değere sahiptir. Bir dilin nasıl gelişebileceği ve nasıl korunabileceği üzerine hiçbir fikrimiz yok. Dilin konuşucu için ne kadar önemli bir değer olduğuna dair toplumsal bir bilinç söz konusu bile değildir. Hâl böyle olunca Türkçenin içinde bulunduğu yozlaşma maalesef onu gelecekte ölü diller sınıfına sokacaktır. Yahudiler bugün ölü bir dil konumunda olan İbraniceyi canlandırmış; onu dünya dili yapmakta hızla ilerliyorken bizler atalarımızın çok mükemmel olarak yaptığı ve yüzyılların öldüremediği bu dili son derece hor kullanarak öldürme yolunda hızla yol alıyoruz. Bu yozlaşmanın önüne geçebilmek için yediden yetmişe herkesin dil bilinci kazanması gerekmektedir. Ne gibi etkiler dilin yozlaşmasına neden olur? Dilin yozlaşmasına neden olan en önemli etken, aşağılık kompleksidir. Bu kompleks sonucunda, dünyada hakim kültür olmuş uluslara öykünmenin bir sonucu olarak o ulusun dilinden kelimeler ödünçlemeye başlarız. Dilde sıklıkla kullanılan kelimeler, içerdiği seslerden dolayı yabancı dile karşı içte bir sevgi oluşturur. Daha ileriye giderek o dilden dilbilgisi kuralları almaya başlarız. Artık ana dilimiz kullanımdan düşmüş olur. Türkçe okuma yazma bile bilmeyen halkımızın kırdıra kırdıra “ADSL”nin seslendirmesini Türkçe olarak “a-de-se-le” yapmak yerine İngilizce olarak “ey-di-es-el” şeklinde yapmaları yozlaşmanın ulaştığı aşamayı göstermesi bakımından sadece bir örnektir. Dilin yozlaşması ile ilgili diğer önemli bir etken de, Türkçeyi kullanan aydınların toplumda öne çıkmak ve isim yapabilmek için yabancı kelime kullanma hayranlığıdır. Okuduğumuz ve dinlediğimiz Türkçe içinde geçen pek çok yabancı kelime bu nedenle dile girmiştir. Bilim alanında çalışanlarımızın kolaycılığa kaçarak alanlarıyla ilgili terimleri Türkçeleştirmeden aldıkları gibi aktarıyor olmaları herkesin zihninde şu yargıyı ister istemez oluşturuyor: “Türkçe ile bilim yapılamaz; zira, felsefeden tıp bilimlerine, fizikten kimya, müzikten resime kadar hemen her bilim alanında terimlerin hepsi batı illerinden alınmadır. O hâlde, eğitim kurumlarında bilimde ilerleyebilmek için batı dillerinden birinde eğitim yapılmalıdır.”. Bu ülkede bu fikrin YÖK başkanlığı yapmış kişiler tarafından da dillendirilmiş olduğu hafızalardan silinmiş değildir. Halkın ticaret yapabilmek için Türkçeyi feda etmeleri ve ticaret merkezlerini yabancı kelimelerle doldurmaları diğer önemli bir etkendir. Tüccarımız ticarethanelerinin tabelalarını bile yabancı kelimelerle adlandırıp Türk sokaklarını yabancı bir ülkenin sokaklarına çevirebilmektedir. Dil bilincini almış olan bir İngiliz ise Türkiye’de ayakkabılarını satacak olan kişiden ayakkabı kutusu içine İngilizce Kullanım Kitapçığı koymayı şart koşabilmektedir. Türkçenin gelişmesini olumsuz yönde etkileyen diğer unsurlar nelerdir? Türkçenin gelişmesini olumsuz etkileyen diğer sebepler arasında az okuyan bir toplum oluşumuz gelmektedir. Hem az okuyoruz hem de bilinçli bir okuma gerçekleştirmiyoruz. Okuduğumuz kitaplarda geçen bilmediğimiz kelimelerin anlamlarını sözlüklerden öğrenip cümleler içinde kullanma ve o kelimeleri içselleştirmek gibi bir alışkanlığımız yok. Böyle olunca da çok az sayıda kelime kadrosuyla iletişme çabası içinde kıvranıyoruz. Hâliyle bu, dilin gelişimini etkilemektedir. Bir dilde ne kadar çok darbe olursa o dil o kadar geriye gider. Gelişmesi mümkün olmaz. On birinci yüzyıldan itibaren Arap ve Fars kültürü doğrultusunda yozlaştırdığımız Türkçe, Atatürk’le birlikte uzun ve bilinçli bir uğraş sonunda kendine gelebilmiştir. Dili hastalıktan kurtarabilmek için böyle bir evrim gerekliydi; ancak bu, sekiz yüzyıl gibi uzun bir süre bir ulusun deneyim ve tecrübelerin gelecek kuşaklara iletilememiş olması anlamına da gelmektedir. Bugün bizler büyük söz ustalarına sahipken onların büyük deha ürünü sözlerini gündelik iletişim esnasında kullanamıyorsak elbette büyük bir mirastan faydalanamıyoruz demektir. Sadece Türkçe için değil bütün diller için söylenebilecek bir gerçek vardır: “Konuşma dili insanoğlunun pek çok deneyiminin bir neticesidir. İletişim kanalları içinde bulduğu en güzel yoldur.”. Biz, bugün bu gelişimi tam tersine işletmekteyiz. Yani, en ilk iletişim şekli olan, kısa kısa boğumsuz seslerin -ünlemler- eşlik ettiği jest, mimik, vücut gibi gösterge dilini konuşma dilinin yerine koyduk. Bu da, konuşma dilinin rafa kaldırılması anlamına gelmektedir, bir bakıma. Dilimizin karşılaştığı tehditlerle nasıl başa çıkabiliriz? Öncelikle toplumsal bir bilinç oluşturulmalıdır. Eğitimcisi, öğrencisi, bilim adamı, sanatkârı, tüccarı ile mutlu olabileceğimiz bir çevrenin kendimizi anlatabildiğimiz ve kabul ettirebildiğimiz bir çevre olduğu gerçeğini sürekli dillendirmeliyiz. Uluslararası kültürün öğesi olmuş bir dili bilinçsizce kabullenmek yerine o ulusların hangi aşamalardan sonra o duruma geldiğini düşünerek -yani, onlar gibi olmak yerine onları takip ederek- hareket etmeli ve kendi kültür çevremizi tüm dünyada kabul edilir bir seviyeye getirmeliyiz. Her kiminle konuşuyorsak konuşalım konuştuğumuzda dinleyicimizin Türkçe öğretmeni olduğumuzu bilerek Türkçeyi iyi ve doğru kullanmalıyız; ki, benimseyeceğimiz ve severek kullanacağımız bir dil oluşsun. Bir dilin bilim dili olabilmesi için hangi özellikleri taşıması gerekir? Bir dilin bilim dili olabilmesi için herhangi bir özelliği taşıması gerekmiyor. Bir dil varsa, o dilde bilim dili olma özelliği de var demektir. Geriye, bilim adamlarının bilimini kendi diliyle yapmaya istekli olması kalmaktadır. Türkiye’de maalesef bilim adamları Türkçeyle bilim yapmaya istekli davranmadıkları için suç Türkçeye yüklenmektedir. Türkoloji alanında bile terimler hep batı dillerinden alıntıdır. Kaldı ki, eklemeli bir dil olan Türkçe, kelime türetmeye, terim oluşturmaya en elverişli dillerden biridir. Dilin yapısı ve zenginliği açısından Türkçeyi değerlendirir misiniz? Dili iki ayrı grupta ele almak gerekmektedir: Dilin yapılışı ve kullanılışı. Yapılış, yapı demektir. Türkçe yapıcıları tarafından mükemmel yapılmış -yani, yorumlanmış- bir dildir. Bu açıdan bakıldığında çok sitemlidir. Kullanılış ise o dilin kurallarının tespiti ve tespiti yapılan kurallar doğrultusunda kullanılmasının sağlanmasıdır; ancak, bu konuda dili yapan atalarımız kadar başarılı olduğumuzu söylemem mümkün değildir. Türkçe istisnaları oldukça az ve matematiksel bir yapıya sahip olan yegâne bir dil olmasına rağmen hâlâ yorumlanmış iller arasında değildir. Yani, Türk dilcileri tarafından tartışmasız kabul gören bir dilbilgisi henüz yazılamamıştır. Kullanıcıları yüzyıllardır Türkçeyi kullanmadığı için zenginliği anlamına gelebilecek olan kelime hazinesi maalesef diğer diller kadar geniş değildir. Bu da, dilin suçu değil dili kullanan bireylerin suçudur. Türkçe bilim dili olabilir mi? “Bilim dili olabilecek en mükemmel dil Türkçedir.” demem, Türk olduğum için faşistçe bir söylem olarak değerlendirilebilir belki; ama, bu sözü olabildiğince nesnel davranarak söylüyorum. Dillerin karşılaştırmalı yapısal tarihi henüz yazılabilmiş değil; ama, yeni ve eski şekilleriyle dilleri kabaca karşılaştıracak olursanız, eklemeli diller arasında sayılmayan Arapça, Farsça ve İngilizcede yeni yeni eklerin ortaya çıktığını ve gelecekte bu dillerin belki eklemeli diller sınıfına girebileceğini görürsünüz. On sekizinci yüzyılda Avrupa’da “İnsanlığın ilk dili hangisiydi?” sorusuna onca uğraştan sonra cevap bulunamayınca Leibniz: “Bu gereksiz tartışmaları bırakalım. Yarın Türkler de dilbilimde ileri bir seviyeye gelirlerse, onlar da insanlığın ilk dilinin Türkçe olduğunu iddia eder.” demiştir. Benim yukarıda söylediklerim Leibniz’i doğrulayacak kadar şovenistçe söylenmiş sözler değildir. Sadece, bir dilin geçmişine bakıp geleceği hakkında sezgide bulunmaktır. Sözün özü şudur; ki, Türkçe insanlığın ilk dili olmasa bile, diğer dillere göre ileri bir seviyededir ve diğer dillerin yapısal gelişme sonucunda ulaşacağı noktada durmaktadır. Dolayısıyla bilim dili olmayı çoktan hak etmektedir. O gücü kendimizde bulabilirsek Türkçe, elbette bilim dili olabilir, elbette müzik dili olabilir, elbette felsefe dili olabilir. Dilin millî birlik ve beraberlikte oynadığı rol nedir? Dil bireylerde düşünceyi geliştiren en temel araçtır. Dilimizle düşünür, düşündüklerimizi de dilimizle aktarırız. Ne kadar gelişmiş ve zengin bir dil ile düşünürsek o kadar üretici oluruz. Düşünen, üreten ve rahatlıkla bilgi paylaşımı yapan uluslar çok gelişmiş uluslardır. Ulusların her yönden gelişmiş olması ise iç kavgaların azalmış olması demektir. Dikkat ederseniz, basit kavgaların altında bile iletişimsizlik vardır. Hâkimlerin bir kararı çok farklı yorumlayabilmeleri ve farklı kararlar vermeleri dilin geliştirilmemiş olmasından kaynaklanır. Birbirini ve yazılı metinlerini iyi ve doğru anlayamayan yani sağlıklı iletişim içine giremeyen bireylerin oluşturduğu bir toplumda millî birlik ve beraberlikten bahsetmek çok zor olacaktır. Dışarıya iş göçü vermiş bir milletiz. Dışarıda farklı dil kültürü ortamında bulunan Türklerin Türkçe bayrağı altında bir grup oluşturabilmeleri ve siyasi görüş ayrılıklarına rağmen tek vücut olabilmeleri ve içerideki basit kavgalardan çok uzak bulunmaları dilin millî birlik ve beraberliğe olan katkısının bariz bir örneğidir. Bazı sözlü ve yazılı iletişim araçlarında Türkçenin doğru şekilde kullanılmamasının sebepleri ne olabilir? Bu durum, öncelikle her alanda olduğu gibi dil bilincinin bulunmaması ile açıklanabilir. Dil bilinci olmayınca doğrudan dile bağlı olan mesleklerde de dil layıkıyla kullanılamamaktadır. Basın mensuplarının Türkiye’de köklü bir geleneğe bağlı bulunmamalarını da bu durumun önemli bir nedeni olarak saymak gerekir. Bu işi yapabilirim diyen herkese basın kurumlarının kapıları sonuna kadar açık. Bu, ister istemez ağız özellikleriyle haber sunan ve en sık kullanılan kelimenin telaffuzunu doğru yapamayan kişileri bile bu kurumlara taşımaktadır. Toplumda doğru olana değil de bozuk ve farklı olana değer verme hastalığı da buna eklenince “Acı var mı, acı?” türünden sorulara dil bilinci açık olan ve dile ilgi duyanlar “Evet, maalesef, hem de çok!” demekten öteye geçemiyor. Bir de, basın Türkçesinin doğru bir Türkçeye yaslanabilmesi Türkiye’de ilk orta ve lise düzeyinde öğrencilere iyi ve doğru Türkçe bilgilerinin verilmesi ile de doğru orantılıdır. Bu kurumlarda Türkçeyi layıkıyla öğretemediğimizi itiraf etmeliyim. Doğal olarak da bu kurumlardan beslenen diğer kurumlar olması gerektiği oranda ehil kişilerle çalışamamaktadır. Türkiye’de bazı eğitim kurumlarında yabancı dille eğitim yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz? Getirileri ve götürüleri neler olur? Yabancı dille eğitim yapılamaz; ancak, eğitim yapıldığı zannıyla diploma verilebilir. Tabi, aynı söylemi, gelişmemiş ve ileri düzeyde bir ana dili olmayan ülkelerdeki ana dili eğitimi için de söylemek mümkündür. Okullarınızda İngilizce eğitim veriyorsanız. Öğrencileriniz de sokağa çıktıklarında Türkçeyi konuşuyorlarsa ister istemez ikiye bölünüyor demektir. Netice itibariyle, Türkiye’de iseniz Türkçeyle ama gelişmiş bir Türkçeyle eğitim yapmalısınız. Şayet Türkçe değil de İngilizce eğitim vermek istiyorsanız, öğrencilerinizi ya İngiltere veya Amerika’ya göndereceksiniz ya da okullarınızı bu ülkelerde açacaksınız. Aksi hâlde araç olan dil, öğrencileri istenilen seviyeye taşımaktan çok uzak olacaktır. Türkçe üzerine yayınlanan dil kitaplarının içeriği hakkında ne düşünüyorsunuz? Dil üzerine yayınlanmış pek çok kitap bulunmaktadır; ancak çoğu birbirinin taklidi gibidir. Her düzeyde insanı dil konusunda bilgilendirebilecek ve onlarda dil bilinci uyandırabilecek nitelikte pek az kitap bulunmaktadır. Bu kitaplarda da daha çok ya sıklıkla yaptığımız dil yanlışlıkları ya da dile karşı toplum kesimlerinin yanlış tutumları ele alınmaktadır. Dil üzerine yapılan çalışmalar arasında önem arz eden birkaç kitap ismi sıralayacak olursanız neleri söyleyebilirsiniz? Dil üzerine -genellikle uzmanlaşmış kişileri ilgilendiren ve genele dönük bilimsel pek çok yayın arasından Nihat Sami Banarlı’nın Türkçenin Sırları, Necmettin Hacıeminoğlu’nun Türkçenin Karanlık Günleri, Faruk Kadri Timurtaş’ın Diller ve Türkçemiz, Mehmet Kaplan’ın Kültür ve Dil, Doğan Aksan’ın Türkçenin Gücü ve Anadilimizin Söz Denizinde, Dil Şu Büyülü Düzen, Şükrü Erata’nın Sachmalama Türkçe de Neymiş ve Oktay Sinanoğlu’nun Bye-Bye Türkçe’sini zikredebiliriz. Oktay Sinanoğlu’nun dil üzerine çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Oktay Sinanoğlu’nun hiç de üzerine vazife değilken asıl alanı yanında bir de dille ilgili çalışmalar yapıyor olmasını takdirle karşılıyorum. Kaç kişi, böyle asıl alanı dışında en az asıl alanındaki kadar belki kitlelere yaymak söz konusu olduğunda ondan daha ileri bir düzeyde çalışma yapmıştır? Oktay Sinanoğlu, ana dili bilinci çok ileri düzeyde gelişmiş bir ulusun içinde bulunmuş ve içinde bulunduğu o milletin bilincini kendi millletinin bilinçsizliğiyle karşılaştırma şansını elde etmiş bir dahidir. Milletperver bir dahinin yapması gereken her ne varsa yapmaktadır. Netice olarak, dil ile ilgili çalışmaları Türkiye’de bir boşluğu dolduracak niteliktedir ve büyük bir önem taşımaktadır. Dilimizi korumak, zenginleştirmek ve geliştirmek için özellikle gençlere ve aydınlara ne gibi görevler düşüyor? Dilimizi korumak, zenginleştirmek ve geliştirmek için aydın ve gençler duyarlı ve bilinçli olmalıdır. Dil ediminin basit bir edim olmadığını bilerek davranmalıdırlar. Yazan ve konuşan her kişi dinleyen ve okuyan biri için Türkçe öğretmenidir, aynı zamanda. Bir öğretmen öğrencisinin karşısında dili nasıl kullanıyorsa, kantinde sohbet eden konuşucu da dinleyen arkadaşı karşısında aynı tutumu sergilemelidir. Türkçenin yanlış yapıları her bireyin o yapıyı içselleştirmesiyle yaygınlaşır. Yanlış yapıların genel dilde çoğalması ise daha çok karşılıklı konuşmalarla yaygınlık kazanır. Yazarlarımız, yabancı kelime kullanımı yerine Türkçelerini tercih etmelidir. Türkçeleri yoksa mutlaka yazmak durumunda olduğu kavramı Türkçeleştirmeye çalışmalıdır. Kısacası dili kullanan her bireyin Türkçe için yapacağı bir şey mutlaka vardır. “Türkçe için neler yapabilirim?” sorusunu sorup neleri yapabileceğine aklı kesiyorsa onları yapmalıdır; zira, Türkçe çok kötü zamanlardan geçmektedir. Çok yaygın bir şekilde dilleri vasıtasıyla batılıların saldırıları karşısındayız. Bir internet forumunda Türkçenin geleceğini tahmin eden birinin “'Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'Hay beybi..” cümlesi gerçek olur ve biz kendini iyi ifae edebilen, ahlaklı ve millî duyguları yüksek bir çocuk olarak yetiştirmek istediğimiz çocuğumuzdan bunu duyarsak kendimizi nasıl hissederiz. Türkçeyi kullanan herkes “İşte, o gün, bugündür.” bilinciyle hareket etmelidir. Bu söyleşi, ulusal dil bilincinin uyanmasında umarım bir katkıda bulunur. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürlerimi sunuyor ve bilinçli bir Türk genci olarak üzerinize düşen görevi yerine getirmeye çalıştığınız için sizi tebrik ediyorum. Doç. Dr. H. İbrahim Delice Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Dili Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| söyleşi , Türkçe |
| Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Yanıtlar | Son İleti |
| Türkçe | Kaan13 | Türk Dili ve Edebiyatı | 14 | 06.11.2008 09:59 |
| Sümerce ve Türkçe | manas | Türk Dili ve Edebiyatı | 3 | 05.03.2008 01:18 |
| Türkçe Rapidshare | İsenbike | Sanal Acuna Dair Her şey | 1 | 14.10.2007 03:01 |
| TÜRKÇE | bozkurt_bk | Türk Şiiri | 3 | 06.08.2007 11:45 |
| MSN 8 Türkçe | TürkOğuz | Programlar & Yazılımlar | 2 | 10.01.2007 12:47 |