![]() |
|
|||||||
| Türk Dili ve Edebiyatı Türkçemiz, Türk Atasözleri, Edebi Yazılar vb. |
![]() |
|
|
Konu Bağlantısı | Seçenekler |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Gizemli Runikler - Türk Orkun Yazısı
Gizemli Runikler
ZÄRİYA HÄRİPOVA Tatarcadan Çeviri: TURAN TİGİN Runik yazıya olan ilgimiz Zinnur Ähliullin ile tanışmamızla başladı. Zinnur'un kim olduğunu anımsatacak olursak Zinnur, ülküdaşlarının kendisini yarı yolda bırakmasına, ölümlerine bakmadan kâh özgürce, kâh demir parmaklıklar arasında sözünden dönmeyen, milletim diye yana yana yürüyen bir erimizdir. Zinnur özellikle 90’lı yılların başlarında Tatar halkının çoğu tarafından tanınırdı. Zinnur’un bugünkü çalışmaları, geçmiş çalışmalarından farklı değildir. Amaç, ulusumuzda yükselme, büyük bir millet olma yollarını aramaktır. Önceleri Zinnur’un yanında meydanlara yığılan binlerce gönüldaşı şimdilerde seyrelse de Zinnur, araştırmalarıyla yüzyıllar öncesi Türk kalıntılarına başvurup, kendini ata baba ruhuna yaraşır bir birey olma yoluna adadı. Zinnur’un “Oku!” diyerek sunduğu eserlerinin arasında Runik yazıyla ilgili birçok kitap ve “Yuldaş” düşünce topluluğunun çıkardığı “Bezneñ Yul” (Bizim Yol) adlı bir gazete var. Zinnur runik yazıları ilk gördüğünde yazıların bir anlamı olabileceğini düşündü, yorumlar üretti. Yazı Türk diline özgü, alıştığımızdan özge özelliklere sahip. Bu yazıda araba tekerleğinin dişlerini, karda yürüyen koçların ayak izlerini, ok ve buna benzer işaretleri; ay, dalga, ot anımsatan damgaları görebiliriz. Damgaların verdikleri anlamlar da hemen çözümlenemiyor. Yazıyla ilgilenmeyenlerin “Bana bu niye gerekli?” gibi düşüncelerini kendimizden uzak tutmalıyız. Zinnur’un runik yazılarla ilk tanışması kısa bir selamlaşmadan ileri gitmedi. Bu yazılar, kendi dili (Türkçe) için yaratılmış gibiydi. Sonraları bu harflerle ilgili yazılara daha çok göz gezdirmeye başladı. Runik yazı, Türklerin dile alıştırıp işlediği ve sağlamlaştırıp özleştirdiği bir yazı türüdür. Bu yazının taşlara yazılmadan önceki geçmişi de belirsizdir. Tarihçe bize daha yakın olan Arap, Latin ve Kiril yazıları daha tanıdık gelse de runik yazı dilimizle ilgili ses olaylarını, tarihi bağlantılarını koruyan, düzenleyen bir yazı türü olarak da ayrı bir öneme sahiptir. Runik yazı Batı Avrupa Runikleri ve Türk Runikleri olmak üzere ikiye ayrılıp araştırılmaktadır. Runikler, Batı Avrupa halklarının yaşayışının ve tarihlerinin aydınlatılmasında önemli bir değere sahiptir. Runik yazılarla ilgili efsaneler, halk şarkıları derlenip basılmıştır. İskandinavya halkları tarafından runik yazının kullanımı şimdilerde de yer yer görülmektedir. Türk Runiklerinin dünyada tanınması, Alman siyasetçisi ve bilim adamı D. G. Meccerşmidt, İsveç subayı F. İ. Tabbery, Danimarkalı akademisyen V. Thomsen’in çalışmalarının ürünü. Türk Runik Yazısı da sonraki yıllarda bilim adamları tarafından öğrenilip özel yayınlarla gün ışığına kavuşturuldu. Ancak runik yazılara felsefi açıdan bakış, onları uygar dünyaya uyarlama işi kısa sürede olmayacak, emek isteyen bir iştir. Runikler eski İskandinavya’da gizemli yazı olarak değer görmüştür. Runa sözcüğü eski İskandinav dilinde ”giz, sır” veya “fısıldanarak söylenen giz, sır” demektir. Runik yazıların oluşumuyla ilgili efsane şöyle der: Miladın ilk yıllarında bir İskandinav boyu, Hazar Denizi kıyılarından ayrılıp, batıya doğru yol almış. Bugünkü Rusya, Ukrayna, Polonya, Almanya, Danimarka ellerini geçip İsveç’in güney bölgelerine yerleşmişler. Bu boyun hangi nedenlerden dolayı yaşama elverişli Hazar kıyılarından buralara geldiklerini efsane anlatmıyor. Bu göçü türlü türlü yorumlayabiliriz. Onları kendilerinden daha güçlü bir ulus(Türkler?) göçürmeye zorlamış olabilir. Belki de göç onların kanında vardır. İnsan ayağının basmadığı toprağı bulana dek gitmiş de olabilirler. Hatta bunlar suya gömülen Atlantik kıtasından sağ kurtulanlar veya onların torunları da olabilir. Kısaca bunlar Hazar kıyılarından İsveç’e dek yol alıp buralara konmuşlar. Bu boyun “Sig” adında bir başkanı varmış. Göç zamanında ona “Odin” adlı bir ruh inmiş. Bundan sonra Sig’e Odin denmeye başlanmış. İsveç’in “Upsala” ili yakınlarında ”Odin” tapınağı bulunmaktadır. Efsane Sig-Odin’in bu tapınakta gömülü olduğunu söyler. Runik ekolü de buralardan dünyaya yayılmıştır. Runiklerin Odin’e inmesi de sanıldığı gibi kolay olmamıştır. O, boyuna kalıcı bir hatıra bırakmak istedi. Çok iyi bildiği runikleri bir anda unuttu. Tekrardan hatırlayabilmek için, kendini ağaçtan baş aşağı sarkıtıp tam dokuz gün asılı kaldı. Yemedi, içmedi, durdu da durdu. Sarkınmaktan bir gözü yere düştü. Sonunda göğün kendisine acımasıyla runikleri tekrardan hatırladı. Eskilerde runiklerin görülmeyeni görmeye, işitilmeyeni işitmeye yarayacağına inanılırdı. İskandinavya ülkelerinde runik yazılar kayış, kılıç, yüzük, bilezik, nazarlık gibi kişinin yanında taşıyacağı eşyalara yazılırdı. Runik yazılarla eşyalar damgalanırdı. Taşları oyup toprak sınırlarına, önemli yerlere koydular. Runikler mimari yapılarda, davar damgalamada kullanılmıştır. Orta asırlara doğru Hristiyan rahipler “Mecusilik” kalıntısı gerekçesiyle yazıları yok etmeye girişmişlerdir. Bu yazılarla yeniden ilgilenme 20. yüzyılın başı 1908 yılında Alman “Gvido Fon List” in “Runiklerin Gizemi” adlı kitabını bastırmasıyla başladı. Yazı ile ilgili bilgilerin çok az olduğu bu dönemde yazının kendisine gökten indiğini duyurdu. Fon List’in çözmeye çalıştığı bu yazının bütün İskandinavya’ya dağılmış olan manzum “edda”larla olan yakınlığının açıklanması yazıya olan ilgiyi daha da arttırdı. Runiklere doğada görülmeyen güçlerle bağlantıya girmeye olanak sağlayan gizemli damgalar gözüyle bakılmaya başlandı. Bu bakış özellikle Almanya’da yaygındı. Almanya’da yazıyı çözme amaçlı yeni yeni dernekler, topluluklar kuruldu. Bu dernekler aralarında bilgi üleşiminde bulundular. Hatta bu yazı aralarındaki iletişimde, mektuplarında yazışma aracı olarak da kullanıldı. 1933 yılında devlete Nazilerin egemen olmasıyla birlikte bu dernek ve toplulukların çalışmaları yasaklanmıştır. Bu yasaklamalara karşın Nazi armalarında Runik damgalar bolca yer aldı. Kargışlanmış Nazi arması, Hitlerügent işaretleri, Alman SS arması biraz değiştirilmiş runikler idi. Runiklerin kökleri çok eskilerde yatar. Milattan önceki binli, hatta daha da eski yıllardan kalma runiklere benzeyen damga ve işaretler Orta Asya’da, Çin’de, Hindistan’da, Etrüsk elinde karşımıza çıkmaktadır. İskandinavya ve Alman boyları yazının başında da belirttiğimiz gibi milatın ilk yıllarında bu yazıyı kullanmaya başladılar. Türk Runik Yazısının en gelişmiş örnekleri, Kül Tegin, Bilge Kağan ve Tonyukuk taşlarında yazılı. Avrupa Runikleri ile Türk Runikleri arasındaki ortaklıklardan biraz bahsedilse de, bunların bir kökten çıktıkları gerçeği bilim adamları tarafından açıkça söylenmemekte. Tarihsel basmakalıp bilgiler, geçmişle bugünü karıştırıp, halkların günümüz yaşantısını, ilişkilerini geçmişteki düzeyi diyerek bakmak, geçmişi doğru yorumlamaya engel olan nedenlerden bir kısmıdır. “Harekette, bereket” der Tatar atasözü. Türkler kadar yaşantılarının büyük bir kısmını göçle geçirmiş başka bir ulus daha yoktur. Göçte en büyük yardımcıları ve dostları atlardır. Demir işlemede de büyük beceriye sahip Türkler, zorlanmadan binlerce çağırımlık(kilometrelik) yolu atlarıyla geçtiler. Büyük bozkır, Türklerin beşiği… Bozkırın oğlu, yazısını da dünyaya yaymıştır. Çin’e komşu yaşayan Türkler, onların kendi öz yazısını da iyi bilmekteydi. Çinlilerin kendi buluşları olan bu resim yazısını kendi topraklarında yavaş yavaş geliştirmişlerdir. Başlangıçlarından beri kendi yazılarını ellerinden bırakmadan sürdürmeleri sayesinde ruhsal güçleri, ulus olma bilinçleri güçlüdür. Alfabenin kendilerine ruhsal güç aşılayacağını bilen Türkler de kendi yazılarını uzunca bir süre korumuşlardır. Yazının damgaları, doğada gözlenen akma, çarpışma, dokunma, kırılma, çatlama, yanma ve bunun gibi hareketlerin biçimlenmiş yansımasıdır. En eski dillerdeki yansıma sesler birçok anlamlara gelirdi. Bizim dilimizde bu yansıma sözler günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır. “İi - uu”, bunun gibi yansımalardandır. Bu yansıma sesleri buyurma, okşama, sevme, şaşırma, acıma, kızma gibi duygularımızı bildirmek veya güçlendirmek için de kullanırız. Runik yazıdaki her damga sözlerin oluşmaya başladığı zamanlarda ayrı ayrı kelimelerdi. Yazıda, sözcüğün ince veya kalın oluşuna göre ünsüzün yazılışı değişir; ünlülerse ünsüzün yazılışına göre kalın veya ince okunur. Yazının yönü de Türk göçlerine göre değişim geçirmiştir. En eski Türklerden kabul edilen Etrüskler’de yazının yönü soldan sağa(sağdan sola yazılanları da vardır), Orkun yazıtlarında ise sağdan sola doğruydu. Yazının yönü Türklerin doğudan batıya doğru yönelişine işaret olamaz mı? Not: Bu yazının kalan kısmında yer alan Orkun karakterleri forumda çıkmadığı için aşağıdaki köprü aracılığıyla açılan sayfadan okumanız gerekmektedir. Bilgisayarınızda "Orkun Font" dosyası olduğundan emin olun. Y.n: Bu it kopuk çapulcu sitesinin reklamını yapmaya kalkma. |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| - , gizemli , ORKUN , runikler , türk , yazısı |
| Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Otağ | Yanıtlar | Son İleti |
| Atatürk'ün sansürlenen yazısı | AltayKan | En Büyük Türkçü Atatürk | 1 | 15.08.2008 16:32 |
| Bekir ÇOŞKUN'un bugün ki yazısı | TÜRKÇÜ EMRE | Türkçü Bakış | 0 | 19.07.2008 15:51 |
| İsrail'den Taraf Gazetesi'ne Gizemli Ziyaret! | Tunç Topuz | Türkçü Bakış | 3 | 11.07.2008 21:52 |
| Gizemli Runikler | Turan Tigin | Türk - Turan Tarihi | 0 | 30.08.2007 17:17 |
| bir ülkücünün kürtler haakkındaki yazısı | Candaroğlu | Türkçü Bakış | 3 | 01.06.2006 03:02 |