![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Türk Mitolojisinde yaradılış
Türk Mitolojisinde yaratılış :
Türk kozmogonisinde dünya denilen düzen ve alemin yaratılışı üzerinde sıkca durulur. Güneş, ay ve yıldızlar gibi tanrısal güce sahip oldukları inanılan şeylerin yaratılış biçimini çeşitli şekillerde inanmaktadırlar. Bir Sümer efsanesinde büyük alemin yani dünyanın yaradılışı “Ap- su „ denilen tatlı su ile “ Tiament„ adı verilen dişi bir devden gökler ile yerler meydana geldiği, sonra gök tanrısı Anu, hava tanrısı Enlil, deniz tanrısı Ea. (Enki) nin yaratıldığı, bu üç tanrınında güneşi, ayı yıldızları yarattıgı görülür. Diğer bir efsadede ise Kara Han ( Kayra Han) suları, dünyayı, insanı yarattıktan sonra onyedi kat göğü yaratmıştır. Enüma Elis destanında ise; büyük tanrı Marduk, Tiamat’ı tutturup vücudunu ikiye bölerek bir parçasını yukarı attı, bundan gökler,bir parçasınıda aşağıya attı, bundanda yerler meydana geldi. Diğer kozmogonilerinde katılımı ile oluşan Türk kozmogonisine göre bir kaç yaratılış efsanesine yer vermek istiyorum. I. Efsane : Önceleri yaşayan sadece Kara Han ve sudan başka hiç bir şey yoktu. Kara Han ilk insanı yapar. Fakat bu insan çok hileci ve hain biridir. Bu insan sular üzerinde üçmaya başlar. Sonra Kara Han bu insanın yaşamasını ister. Bunun için suların dibinden bir yıldız çıkartır. Kara Han insana bu yıldızdan bir avuç toprak alıp denize serpmesini ister. Yıldızdan toprağı alan insan bir avuç daha alıp kendisi için ağzında saklar. Kara Han’ın emri ile toprak suya serpilince bu toprak büyüyerek ada olur. Kara Han oraya bir çam ağacı diker. İnsanın ağzına sakladığı toprakta büyüyerek ağzına sığmamaya başladı. Bunu sezen Kara Han ona: tükür der. İnsanın tükürmesi ile ağzından çıkan toprak parçası dahada büyüyerek bundan dağlar meydana gelir.Daha sonra bu insanı kendi halinde yaşamaya bırakan Kara Han yukarıda on yedi kat göğü yarattır.On son katta kendisi, bir aşağı katta oğlu Ülgen ve yer altında yaratığı alemde (cehennemler diyarında - (Karanlıklar) ) yine oğlu Erlik oturmaktadır. II. Efsane : Önceleri yalınız büyük tanrı ve sudan başka hiç bir şey yoktur. Tanrı suya bir beyaz kuğu kuşu gönderir. Bir ağız dolusu toprak geti- rmesini söyler. Emir üzerine suya dalan Kugu suyun dibinden bir ağız dolusu toprak ile su yü-züne çıkar ve toprağı üfler. Toprak toz halinde tekrar sular üzerine düşer. Bu tozlar büyüyerek yayılır ve düz toprak alanlar haline gelir. Tanrı bir Kugu daha gönderir. Oda topragı gagalar bundanda dağlar, yükseklikler ve derinlikler olur fakat bu arazi ve toprak üzerinde bitki yoktur. Bu şeytanın hoşuna gitmez şeytanda bataklıklar ve ormanı yaratır. III. Efsane : Tiamat adında bir devin Kingo adında ikinci bir kocası vardır. Ondardan ifritler, cinler türer. İyilik sever Apsu tanrılarıda çoğaldıkca alemleri genişlerken Tiamat’ın alemi daralır. Kendi mülkünün tükenmesini önlemek için Tiama Alpsu’lara savaş açtı. kocasını bu savaşta kumandan olarak atadı. ve bütün firitleri ona verir. Savaşta Ap-su tanrılardan Anşhar ile Ea bunlara yenilerek kaçar. Daha sonra Keldan’lılar tarafından tertiplenerek bütün tanrılar Ea’nın oğlu Maduk’u baş seçerler. Oda fırtınaları, rüzğarları, yıldızlar gibi olağan üstü güç ve kuvetleri kendisine asker ederken bir de ağ hazırlatır. Maduk girdiği savaşta Tiamat’ı bu ağa düşürür. Bütün tanrılar huzu runda Tiamat’ın vücudunu ikiye bölerek bir parçasını yukarıya fırlattı bundan gökler, öbür parçasında aşağıya fırlattı bundanda yerler yaratılır. IV. Efsane : Bu efsaneye göre kozmik alemden önce Ap-su ile Tiamat’tan Mum-mu denilen ne oldugu bilinmeyen acaip bir varlık türer. Bundanda “Lakhamu„ adında bir dişi ve “Lakhmu„ bir erkek yılan doğar. Bu yılanların evlenmesi ile Anşhar adındaki gökler ve Kishar adı verilen yerler meydana gelir. Bu efsanelere değindikten sonra yine bu insanlar yaratılan bu evrenin ( dünyanın) kırmızı bir öküzün boynuzunun üzrinde durduguna inanırlar. Yorulan öküz dünyayı bir boynuzundan öbür boynuzunun ucuna atarken dünya sarsılır ve bu sırada zelzele olur ve yer sarsılır. Şamanızimde ve diğer dinlerdeki inançlara göre bu öküz bir taşın üzerinde, taş bir balığın sırtında, balık suda, suda havadadır. Bu öküze Gav-Zemin, Sevr,i Ahmer ve Behmut adları verilir. Eski Türk’lerde güneşe çok önem verirler. Oğuz’larca Oğuz’un oğlu Gün Han güneşten başka bir şey değildir. Hititlercede güneş büyük kudreti taşıyan ve her şeyin hakimidir. Sabah doğarken üzerindeki üç gözü ile herşeyi gözetleyip ona göre idare ederken battıktan sonrada yer altı alemini yürütür. Yine Hititlerce Arina adı ile anılan güneş tanrıcası Hitit devletinin kurucusudur. Hun’lar geceleri aya sabahları güneşe döner dua ederler ve secdeye varırlar. Yakut’lara kahramanlarının adını Güneşin gönderdiğine inanırken Moğollarda Güneşe tapardı. Sümer’ler ise daha güneş yeni doğarken ibadet etmeye başlarlar. Şamanlar ise bu büyük kudreti simgelemek için törenlerde kullandıkları davullarının üzerine Güneşin resmini yaparlar. Çünkü onlarca Güneşte bütün tanrısal kuvvetlerin toplandığı gibi ruhlarda onda bulunur.Türk’ler hanği dini benimseyip inanmışlarsa tanrılaştırdıkları güneşi çeşitli adlar ile anarlar. Türk Hakanla- rın güneşin oğlu olduklarına inanırlarlarken onlara güneş adını verirler. Sümerler güneşe; Dinğir, Utu, Ra, Babbar, Nin, Uraş ve Meşarru adını verir. Hititler Ardıs, Elam’lılar Nan Hunte dedikleride güneşin isimlerinden olup onlarca tanrıdır. Güneş Altay’lılarca Günine adıyla tanrılarıdır. Onlarca hak adalet yollarını bu tanrı gösterir. Türkler güneşten başka yıldızlarıda bir tanrı ve en büyük güç olarak inanırlar. Onlarca dünya yedi iklime ayrılmış olup, iklimleri yukarıdan yıldızlar idare etmektedir. Birinci iklim Hint Diyarı Zuhal Siyah Yedinci gökte ikinci iklim Cin diyarı Müsteri Kahverenği Altıncı gökte Ücüncü iklim Türk diyarı Mirrih Kırmızı Beşinci gökte Dördüncü iklim Horasan diyarı Günes Sarı Dördüncü Gökte Beşinci iklim Maverünrhir diyarı Zühre Yeşil Üçüncü gökte Altıncı iklim Rum diyarı (anadolu) Utarit Mavi ikinci gökte Yedinci iklim Bulgar diyarı Ay Beyaz Birinci gökte Yıldızlardan sonra göklerde oluşan tabi olaylarada Türk’ler çeşitli şekillerde inanırlar. Bunlardan biride gök gürültüsü ve şimşektir. Altay’lılara göre gök gürültüsü ve yıldırım tanrı Ülgen’in emrindedir. Bu tanrı yukarıdan arabasını koşturdugu zaman çıkartıgı sesler gökgürültüsünü oluştururken, yıldırım ve şimşek ise tanrının şeytana attığı okları olarak inanırlar. Ayreten kurt , şahin, kartal, tavşan, sungur, üçkuş, çakır kuşları Türk’lerin totenleri arasında olup kutsal sayılan hayvanlardır. Eski Türk inançlarında Türklerin töremleri : Eski Türk inanç ve yaşamlarında Türk’lerin atasının bir bozkurt olduğuna inanılır ve kurt’u ata olarak tanıyıp ona Kurt ata derler. Bununla ilğili olarak çeşitli Türk ve Çin kaynaklardan elde edinilen efsanevi nitelikli günümüze kadar sürüp gelen söylentilere göre bir iki Bozkurt söylencesi şöyledir; Göktürk destanlarında, Türkler dışarıdan gelen akın ve baskınlar karşında artık direnemez hale gelirler. Büyük bir kıyıma uğrarlar ve Türk soyu bitmek üzere iken annesi bozkurt olan bir genç kurt hayatta kalmayı başarır. Çünkü kurt oldugu için onu kimse yakalayıp öldüremez. Tek başına sağ kalan bu genç kurt, her yaz ve kış mevsiminde tanrıların kızları ile evlenir. Bu kızlardan olan ilk erkek çocu- ğuna « Türk » adını verir. Bu Türk’ün on çocuğu olur ve o on çocuktan birinin adı « Asena » yani bozkurttur. Efsaneye göre Türkler bu evlenmelerin çocukları olarak çoğalırlar. İkinci efsanevi bir söylentiye görede; yukarıda anlatılan baskınlarda sağ kurtulan ve elleri ile ayakları kesilmiş olan genç Türk’ü bu dişi kurt koruyup besler. Sonra yetişen genç delikanlı kurt ile evlenir. Bu evlilikten bu günkü Türklerin ataları olan çocuklar dünyaya gelir. Bu çocuklardan birisde Asena’dır. Yani bozkurttur. Asena herkesi kendi atasını bilmesini ister ve bunun için yaşadığı çadırın önüne bir direk dikerek üzerine bir kurt kafası koyar. Bu kuru kurt kafası böylece ilk Türk bayrağı olur. Ergenekon destanındada yine Türk’lere yol gösteren ve onlara öncülük eden bir Bozkurt olur. O günkü Hanları « Börte Çene » diğer adı ile Bozkurttur. Bugün Kurt korkulan yırtıcı bir vahşi hayvan olarak tanınsada eski Türk aile yapısında Kurt ( Ata ) olarak bilinmektedir. Uygur Türk’lerinin yaratılış destanında ise; tanrı yere bir bozkurt olarak iner. Bu efsaneye görede bir Hakan’ın iki kızı vardır. Hakan çok güzel olan bu kızları insanlar ile evlendirmeyi istemez. Ancak onların Göktanrı ile evlenebileceğini söyler. Fakat ne olur olmaz diye ülkesinin küzeyindeki yüksek bir dağın üzerine bir ev yaptırarak kızları bu eve kor ve onları kabul edip evlenmesi için Göktanrıya yalvarıp bıralıp gelir. Aradan iki - üç yıl geçtikten sonra kızın annesi kızları geri getirmesi için Hakan’a söyler. Fakat Hakan kararlıdır getirmez. Bir yıl daha geçtikten sonra oraya yaşlı bir kurt gelir. Oraya kendine bir yuva yapıp gece gündüz tepeleri bekler ve oradan bir tarafa ayrılmaz. Kendilerinin Gök tanrıya adanıldıgını fakat onun yerine kurdun geldiğini gören kızlardan küçüğü tanrının bu olduğunu, gidip onun ile evleneceğini söyler. Büyük kız karşı çıksada gidip o kurt ile evlenir. Bu evlilikten Kaocho adlı Türk boylarının ataları doğar. SAYILAR : Türkler yaşamlarındaki bazı rastlantı ve benzetmeleri dikkate alarak bazı sayılar için çeşitli şekillerde yorum getirir ve kendilerine göre inanırlar. Bu sayılar üç , dört - beş - yedi - dokuz ve kırktır. Üç sayısı : Hazer denizinin kıyısında Gaokerena adında üç ayaklı eşekler vardır. Avcı Binegar hikâyesindeki sözü edilen geyikler üç ayakıdır. Şamanların törenlerde kullandıkları davullarının üzerinde yapılmış olan Pura adındaki koçlar üç boynuzludur. Oğuz’un oğullarından Dağ Han’ın yönetimindeki boyun Ongunu dikili üç çubuktur. Ölümden üçgün sonra yemek verilir. Dört sayısı : Göktürk’lerin ve Taoist’lerin dört yönü temsil eden tanrıları vardır. Şamanların giydikleri .. adındaki hırkanın kolunda dört çıngırak asılıdır. Abakan Türkleri din törenlerini dört kutsal kayın ağacının yanında yapmak için toplanırlar. At ilk defa cennetten çıkmıştır ve bu atların dört gözü vardır. Beş sayısı : Tuğla ve Selenga ırmaklarının birleştiği Kumlanço adındaki yerde bir fıstık ve birde kayın ağacı vardır. Bu iki ağaç beş çocuk doğurur. Yugur’ları kurban törenlerinde büyük tanrı adına dikilmiş üç çubuktan birinde beş şerit vardır ve bunlar Ongol Han’a aittir. Şamanların .. adındaki hırkalarının sol kolunda beş çınğırak asılıdır. Yedi sayısı : Altay’lıların bie efsanesine göre Nuhun tufanının olacağını ilk olarak demir boynuzlu, demir yeleli bir keçi yedigün dolaşır ve şöyle der. Yedi gün zelzele oldu, yedi gün yerden ateş püskürdü, yedi gün yagmur yağdı, yedi gün fırtına ve yedi gün kar yağdı. Yine Nuhun gemisini yapan yedi aziz kardeş vardır. Gökler ve denizler yedişer kattır. Altay’lılar göre ölü bir evden çıktıktan sonra Aldacı denilen kötü ruhlar evde kalır. Bunun için o evden yedi gün dışarıya eşya verilmez ve içeriyede alın maz. O ev yedi gün sonra temizlenir. Yedi gün sonra o eve girilir ve yine o evde yedigün sonra yemek verilir. Türk’lerde yedi başlı ejdarhalardan çok bahsedilir. Dokuz sayısı : Türk’lerin en büyük tanrılarından biri olan Kara Han dünyanın tam merkezine dokuz dallı çam dikmiştir. Altay’lılar görede insanın iskeletinde; baş, bel, diz, topuk, ayak bileği, omuz, dirsek, avuç ve el bileği olmak üzere dokuz ek vardır. Şamanların davulunda tanrı Ülgen’in dokuz kızının resmi var iken, yine üzerlerine giydikleri .. adlı hırkalarında dokuz çıngırak asılıdır. Şamanlara göre yer altı dokuz tabakadır. Oğuz destanında görüldüğü gibi dokuz oðuz’lardan büyük boylar türemiştir. Yakut’lara göre gök tanrılarının sayısı dokuzdur. Altay’lıların bir inancına görede kıyamet zamanında deniz dibinde bulunan dokuz çatallı karataş parçalanarak yerinden ayrılacak ve oradan demirden ve sarı renkte atlara binmiş dokuz suvari etrafa saldıracaktır. Kırk sayısı : Türkler arasında en çok kullanılan sayıda budur. Bununla ilğili inanmalarda şöyledir. Bazı erdarhalar vardırki onları hiç bir güç yenemez ve ölmez ler. Tılısımlı oldugu ve tılısımı bozulunca öleceğine inanılan bu ejdarhaların kırk günlük bir uyku zamanı vardır. İşte bu uyku esnasında üzerinden kıl kopartılarak ateşte yakılan ejderhalar ölür. Yine Türk destanlarında kırk sayısı sık sık geçer. Kırk kızlar ve Manas destabnında olduğu gibi kırk yiğitler çokca geçer. Kırgız’ların türeyiş efsanelerinde de Sağan Han’ın bir kızı otuz dokuz hizmetcisi ile kırk kız bir gölün kena- rına giderek sudan gebe kalmışlar. Oğuz’un verdiği şölende diktirdiği sırııkların boyu kırk kulaç uzunlugundadır. Bundan başka Türk’lere ait hikâye ve masallarda kırk gün, kırk gece düğünler, kırk haremiler ve kırk satır, kırk katır sözleri çok geçer. Eski Orta Asya Türk’lerinin tanrıları, din ve inaçları hakkındaki bilğileri kısa kısa özetledikten sonra en son olarak kabul ettikleri tek tanrılı ve kitabı olan İslâmiyeti nasıl ve ne zaman kabul etiklerine dair çeşitli kaynaklardan edindiğim araştırma ve bilğileri aktarmak istiyorum. ATALAR MAĞARASI İNANCI Asya Hunları yılın ilk ayında tanhu'nun (kagan) sarayında, ilkbaharın (5. ayda, şimdiki takvimle haziranda) Ongın ırmağı bölgesinde, Kök Türkler ile Uygurlar aynı ayda Tamır ırmağının kaynağında, yine Hunlar güzün Tai-lin'de Gök Tanrı'ya, atalara at ve koyun kurban ederlerdi. Kök Türkler'in biri baharın kagan başkanlığında ülke ileri gelenlerinin katılımı ile büyük törenler düzenledikleri Ata Mağarası'nda olmak üzere Tanrı'ya ve atalara kurban sundukları üç kutsal törenleri vardı. Tabgaçlar'da da baharın ve güzün atalara kurban sunulurdu. Eski Türkler'de kurban olarak aygır ve koç kullanılırdı; yani kurbanlar, hayvanların erkeklerinden olurdu. Çin kaynaklarından öğrenildiğine göre, Asya Büyük Hun Kaganlığı çağında Türkler arasında kutsal bir Ata Mağarası inancı vardı. Bu kutsal mağara yılın belli bir ayında ziyaret edilerek büyük bir tören yapılır, törene de kagan başkanlık ederdi. Bu kutsal Ata Mağarasına bütün halk, kamlar ve özellikle devlet saygı göstermekteydi.Fakat ne yazık ki bu mağaranın yeri bugün bilinmemektedir. Hun Türkleri'nden sonra Tabgaç Türkleri (Tobalar) de Ata Mağarası geleneğini sürdürmüşlerdir. Tabgaçlar Çin'in kuzeyini ele geçirip Çin topraklarında devlet kurdukları için Kutsal Ata Mağarası'nın yer aldığı Türk anayurdundan uzaktaydılar; bundan dolayı kayaları ata mabedi biçiminde oymuşlar, mağaraya benzeyen bu yerlerde Hun çağında yapılan törenleri devam ettirip göğe, yere ve han ruhlarına kurban sunmuşlardır. Ayrıca Tabgaçlar, yapılan törenden sonra çevreye kayın ağaçları dikerek o bölgede kutsal bir orman oluştururlardı.. Tabgaçlar'dan sonra Kök Türkler'in de Kutsal Ata Mağarası inancını sürdürdükleri kaynaklardan anlaşılmaktadır. Kök Türk kaganı, tıpkı Hunlar'da olduğu gibi, yılın belli bir zamanında devletin ve boyların ileri gelenlerini yanına alarak Ata Mağarası'na gider, tören yapar, kurbanlar vererek saygı duruşunda bulunurdu. Kök Türkler'in ardından Uygur Türkleri'nde de Ata Mağarası'nı görüyoruz. Kök Türk Devleti'nin yıkılmasından sonra, 748 yılında ulusun da katıldığı Atalar Mezarlığı'ndaki kurultayda Türk devletinin başına Uygurlar geçirilmiştir. Bu olay, Terhin ve Şine-Usu yazıtlarında şöyle anlatılmaktadır; İt yılında Üç Karluklar kötü düşünüp kaçtılar. Batıya On Oklar'a sığındılar; orada onlara tabi oldular... Üç Karluklar, domuz yılında , Tokuz Tatarlar, tokuz buyruk, bin komutan ve halk ayağa Kalkarak, Köl Bilge'ye maruzatta bulundular:Atalarımızın ünü vardır.Ötüken ülkesi sizde, yönetin; demişlerdir. Tay Bilge Tutuk orada yabgu atanmıştır.Ondan sonra sıçan yılında Atalar Mezarlığı'nda ;Güç, halktır; denmiş. Halk da ;Atalar mezarı sizde,gücün kaynağı sudur; diyerek ayağa kalkmışlar ve kagan tayin etmişlerdir Buradaki Ata Mezarlığı konumuz açısından önem taşımaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere, Hunlar ile Kök Türkler'de kutlu bir Ata Mağarası vardı. Yazıttaki bu kayıt, Kutlu Atalar Mağarası'nın ve Türk atalarının gerçek mezarlarının bulunduğunu göstermektedir. Buradan çıkan bir başka sonuç ise, Atalar Mezarlığı'na sahip olmanın hükümdarlık belirtisi olmasıdır.Öteki Türk topluluklarında da Ata Mağarası'nın izlerini görürüz. Mesela Z. Kazvinî, Karluklar'ın Yedi-su bölgesinde tapınaklarının bulunduğunu, bu tapınağın duvarlarında daha önce yaşamış hanların (atalar) resimlerinin çizili olduğunu kaydetmektedir. Bir örnek de Tuna Bulgarları'ndan verilebilir:Tuna Bulgar Türkleri'nin dini merkezleri olan Madara'daki(Bulgaristan'da,Şumnu'nun doğusunda)kayalıklarda pek çok mağara vardır.Bu mağaraların yakınlarında BulgarTürkleri'nden kalma bina kalıntılarına rastlanmıştır.Mağaraların 50 m yükseklikte olan birinde,Eski Türk (Orkun) Yazısı ile yazılmış yazılar bulunmuştur Bu mağaralar bize, eski Orta AsyaTürk devletlerindeki Ata mağarası geleneğini hatırlatmaktadır. Çin kaynakları Kök Türkler zamanındaki Ata Mağarası inancı üzerine şu bilgileri verirler: Kaganın çadırı Ötüken dağındadır; kapısı doğuya bakar. Her yıl boy başbuğları ile birlikte atalarının mağarasına kurban sunar. Beşinci ayın 10-20. günleri arasında T'ojen ırmağının kıyısında toplanarak Tanrı'ya kurban keserler. Ötüken [Çince: Tu-chin] dağının 500 mil batısında yüksek bir dağ vardır. Bu dağın üzerinde ağaç ve ot yoktur.Burasına ;Bodın inli;[Çince: Po-teng-ning-li]derler ki ;ülkenin koruyucusu olan ruh; anla.ına gelir. Batı Kök Türkleri de her yılın beşinci ayının sekizinci günü toplanarak kurban yaparlar. Ayrıca her yıl Atalar Mağarası'na yüksek bir memur yollayarak kurban sunarlar. Peki Eski Türkler'in, Ata Mağarası'nda adlarına tören yapıp kurban kestikleri bu atalar kimlerdi? Bunu anlamak için Türkler'in ortaya çıkışını anlatan Bozkurt Efsanesi'ne dönmek gerekir. Bu efsaneye göre Türkler, düşman ordularınca yenilgiye uğratılırlar ve herkes öldürülür; yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır. Düşman askerleri bu çocuğu, kollarını ve ayaklarını keserek bir bataklığa atarlar. Bir dişi bozkurt çocuğu bulup kurtarır ve düşmandan kaçırarak Altay dağlarında bir mağarada saklar; mağaranın içinde büyük bir ova vardır. Daha sonra çocuk büyür ve bozkurttan 10 oğlu olur. Bu çocuklar da dışarıdan kızarla evlenirler. Sonuçta Türkler yeniden çoğalırlar ve mağaradan çıkarak atalarının öcünü alırlar.. Bu Ata Mağarası törenlerinin Hunlar çağında da yapıldığını göz önüne aldığımızda, Bozkurt Efsanesi/Destanı'nın sadece Kök Türkler zamanında değil Hunlar döneminde de (belki çok daha önceleri de) Türkler arasında yaygın olduğu kanısına varmak gerekir.. Çin kaynakları Bozkurt Destanı'ndaki dişi kurdun çocuğu gizlediği mağaranın, Kao-ch'ang'ın kuzeydoğusundaki dağlarda yani Altay'ın merkezinde bulunduğunu kaydederler. İçinde kuru otların bulunduğu bir düzlüğün yer aldığı bu mağaranın dört bir yanı dağlarla çevrilidir. Bozkurt Efsanesi bizi iki sonuca ulaştırır: Mitolojik Sonuç: Türkler, kurttan türemişlerdir. Tarihi Sonuç: Türkler'in ataları Altay'ın dağlık vadilerinde yaşarlardı ya da bir düşman saldırısı sonucunda Altay'ın dağlık vadilerine sığınmışlardı. Memlükler döneminde Mısır'da yaşamış olan Türk tarihçisi Aybek üd Devâdârî'nin Türkler'in kökeni üzerine anlattığı Aya-Ata'm Efsanesi'nde mağarada türemiş ata motifi vardır. Ay-Ata'm Efsanesi'ne göre Türkler'in ilk atası olan Ay-Ata, bir mağarada meydana gelmiştir. Bu mağara Ay-Ata'ya -Aybek üd Devâdârî'nin ifadesine göre- bir ana rahmi görevi yapmıştır. Tüm bu bilgileri toparladığımızda -bir ölçüde- şunları söyleyebiliriz: Bozkurt Efsanesi, Türkler arasında Kök Türk döneminden önce Hun çağında da (belki daha önce de) biliniyordu. Bozkurt Efsanesi'ndeki kurdun yaralı Türk'ü kaçırıp sakladığı mağara bir Ata Mağarası olarak kabul ediliyor ve her yıl bu mağarada törenler yapılıyordu. Ata/Atalar Mağarası, Altay dağları yöresinde bulunmaktaydı. Ata Mağarası inancı ve geleneği, dolayısıyla bir Ata Kültü Türkler arasında oldukça yaygındı. Tabi bu Atalar Mağarası inancının, Bozkurt Efsanesin'den daha önceki tarihöncesi dönemlere dayanması mümkün olduğu gibi, Bozkurt Efsanesi'nin de tarih öncesi dönemlerle ilgili olması mümkündür.
__________________
"Yendiklerinizle dost olamazsınız" Cengiz Han |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Yararlandığınız kaynakları belirtiniz.
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|