![]() |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
Türk Tarihinde Göç Hareketleri
Türk Tarihinde Göç Hareketleri
Türklerin göç hareketleri, ilkçağlarda başladı, ortaçağların sonlarına kadar sürdü... Bu dönem içinde bir çok Türk boyu, Orta Asya'dan Hindistan, Uzakdoğu, Orta Avrupa ülkelerine göç ettiler. Bu göçler sonunda birçok Türk devleti kuruldu. Hun Türkleri, IV. yüzyılın sonlarına doğru Kuzeydoğu Asya'dan Doğu Avrupa'ya göç ettiler. Zamanla güneydoğuya kayarak, Orta Avrupa'ya, Balkanlara ve Tuna vadisine yerleştiler. Göktürklerin bağımsızlıklarını kazanmaları üzerine, Juan-juanlar, Avarlar adıyla Orta Avrupa'ya göç etmek zorunda kaldılar (552'den sonra). Hun ve Avarların ardından Bulgar Türkleri de Balkanlar'a (Tuna'nın güneyi) geldiler. Bunları, Türklerle akraba olan ve kısmen beraber yaşamış bulunan Macar kabilelerinin Tuna havzasına göç ederek yerleşmeleri takip etti. Daha sonra Peçenek Türkleri, Balkanlar'da yerleştiler. Türklerin büyük kütleler halindeki göçü, XI. yüzyılın sonunda oldu. 1071'de Sultan Alparslan'ın Bizans'ı yenmesinden sonra Türkler büyük kafileler halinde Anadolu'ya yerleştiler. XIII. yüzyıldaki Moğol istilâsından kaçan bir kısım Türk aşiret ve boyları, İran yoluyla, Anadolu'ya geçtiler. Bu göçler sırasında geçtikleri yerlerde, devletler kurdular. Göç hareketi XV. yüzyıla kadar sürdü ve on milyona yakın Türk, yurt değiştirdi. Başka bir büyük Türk göçü de Osmanlı Devletinin kurulmasından sonra Rumeli, Ege adaları, Mısır ve Kuzey Afrika ülkelerine oldu. Osmanlı Devletinin belirli bir iskân siyaseti vardı. İlk devirlerde, yeni fethedilen topraklara (özellikle Balkan yarımadasının çeşitli yerlerine) Anadolu'dan konar-göçer aşiretler, Türkmenler ve Yörükler yerleştirildi. Kıbrıs'ın fethinden sonra, oraya da bu şekilde göçler yapıldı. Bu bölgelere zamanla beş milyon kadar Türk yerleşti. Göç hareketi, imparatorluğun genişleme devresine kadar sürdü; duraklama devrinde son buldu. Rumeli'deki toprakların kaybedilmesi üzerine, buralardan gittikçe çekilen Osmanlı İmparatorluğu topraklarına doğru göçler başladı. Budin'in terk edilmesinden sonra daha da hızlanan bu göçlerde, hiçbir nizam görülmedi. Toprak kayıplarının 1700-1774 yılları arasında artmasına paralel olarak, göç hareketleri hızlandı. Belli başlı göçler, Kırım'dan, Kuzey Kafkasya'dan, Yunanistan'dan, Bulgaristan'dan, Yugoslavya'dan, Doğu Türkistan'dan gelerek Anadolu üzerinde toplandı. Kırım'dan. Kırım, Ruslar tarafından işgal ve tahrip edildiği sırada (1771), 35 000 Kırımlı Türk kılıçtan geçirildi. Bu türlü şiddet hareketleri karşısında, Anadolu'ya ve Balkanlar'a göçler yapıldı (1785-1788). Bu göçlerin en önemlisi, 1789-1790 yılları arasında oldu ve 1800'e kadar devam etti. Böylece, yaklaşık olarak 500 000 kişi Kırım'dan ayrıldı. 1812'de Osmanlı Devletinin Rusya'ya karşı Fransa ile işbirliği yapması üzerine Ruslar, Kırım Türklerine yeniden zulüm yapmaya başladılar. 1815-1828 yılları arasında göçler devam etti. Kırım'dan Türkiye'ye göçenler, Eskişehir yakınlarına yerleştiler. 1860-1862 yıllarındaki göçlere Nogaylar da katıldı ve 227 627 kişi göç etti. 1862'de, göç edenlerin sayısı 360 000 olarak tespit edildi. 1859-1864 yılları arasındaki Nogay göçleriyle birlikte göçmenlerin sayısı 700 000 oldu. 1874-1877 yıllarında yeni göç hareketleri görüldü. 1877 Osmanlı-Rus Savaşından (93 Harbi) sonraki göçler, 1890-1891'de daha da arttı. Bu göçler sırasında Kırım'dan 18-20 000 kişi ayrıldı. 1902-1904'te de göç edenler oldu. 1871 yılına kadar gelen göçmenler, imparatorluğun Rumeli sahillerindeki Köstence, Mangalya, Balçık, Burgaz, Varna şehirlerinden Balkanların içine Vidin'e kadar yayıldılar. Trakya ve Anadolu'da ise İstanbul, Edirne, Adana, Ankara, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Halep, İzmir, Konya ve Sivas şehirlerine yerleştiler. Kuzey Kafkasya'dan. Türklerin yoğun bulundukları bölgelerden biri olan Kuzey Kafkasya'ya ilk Rus akını, 1768'de oldu. Kuzey Kafkasya halkı, önce Türklerle birlikte Ruslara karşı savaştı; fakat düşmanın sayıca fazla olması yüzünden yenilerek, 10 000 kişilik bir kafile halinde Anadolu'ya göç ettiler. 1780-1800 arasında göç edenlerin sayısı 30 000'i buldu. 1812-1815'te 15 000, 1829'da 12 000 Kuzey Kafkasyalı Türk, Anadolu'ya göç etti. 1829-1859 yılarında Ruslara karşı yapılan bağımsızlık savaşlarındaki yenilgiler, Anadolu'ya yeni göçlerin yapılması sonucunu doğurdu; 1855-1863 yılları arasında 295 000 kişi Türkiye'ye göç etti. 1864'te Batı Kafkasya ve Kuban havalisindeki Türkler, bir ay içinde yurtlarını terk etmek zorunda bırakıldılar. Bir milyondan fazla göçmenin büyük bir kısmı, yollarda öldü; ancak 600 000'i Trabzon, Samsun, Köstence ve Varna limanlarına gelebildi. Bir kısmı Akdeniz ve Ege limanlarına ve İç Anadolu'ya gönderildi. Göçmenlere yardım amacıyla, büyük şehirlerde yardım komisyonları kuruldu. Rumeli limanlarına inen bir kısım göçmenler, Niş, Priştine ve Kosova havalisine, Edirne ve İslimye taraflarına, Vidin eyaletine, Sofya ve Berkofça sancaklarına, Ziştovi, Niğbolu ve Lofça'ya yerleştirildiler. Rumeli'ye yerleşen Kafkas göçmenlerinin sayısı 175 000'i buldu. Anadolu'ya gelenler de Amasya, Adana, Adapazarı, Bursa, Çankırı, İzmit, İçel, Konya, Tokat ve Sivas'a, hattâ Halep, Şam, Amman ve Kıbrıs'a yerleştirildiler. Sonu gelmeyen göçler devam ettiği sırada, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) patlak verdi. Yeniden 500 000 kişi Kafkasya'dan Anadolu'ya göç etti. 1886'da 4000 kişi daha Türkiye'ye göç etti ve İzmit civarına yerleştirildi. Âzerbaycan'dan. Âzerbaycan'dan yapılan göçler, 1800'den sonra başladı. 1812-1815 arasında 7000, 1829'da 9000, 1860'ta 18 000 Âzerbaycanlı, Kars, Iğdır, Ardahan bölgelerine geldi. 1877'de göçler daha da yoğunlaştı. Ayrıca, 1920'de 10 000 kişi daha göç etti. Yunanistan'dan. 1820'de Mora isyanından sonra, Sakız, Girit, Epir ve diğer adalardaki Türklerin korunması, Osmanlılar için büyük bir mesele oldu. Avrupa'dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adaları ile Mora'da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladılar ve 32 000 Müslüman Türkü öldürdüler. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma (1826) ile bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan'dan çıkarma kararı alındı. Mora'da bulunan Türklere ait arazi satın alınacak, halk, Osmanlı Devletinin bir kısım bölgelerine göç edecekti. Bu teklif Osmanlı Devleti tarafından reddolununca, Rus-İngiliz baskısına Fransızlar da katıldı. Osmanlı donanması, Navarin'de yakıldı (20 Kasım 1827). Fransızlar, karaya asker çıkardılar. 1828'de Rusya da harp ilan edince, Osmanlı Devleti, zor durumda kaldı. Edirne'ye ve Erzurum'a kadar Osmanlı toprakları saldırıya uğradı. Anadolu'ya göç başladı. İmzalanan Edirne Antlaşmasıyla (1829) savaş son buldu. Yunanistan, Osmanlı Devleti tarafından tanındı. Bölgedeki Türklerin göç anlaşması İstanbul'da kabul edildi (1830). II. Mahmud Han, bu antlaşmayı önce kabul etmek istemedi, fakat İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla, Mora'da oturan Türklerin altı ay içinde burayı boşaltmaları istendi. II. Mahmud Han, Mora'da daha fazla kan dökülmesini istemediği için, antlaşmanın şer'i şerîfe aykırı olmadığına dair şeyhülislâmdan fetva aldı, sonra Mora'dan Türk göçü başladı. Girit'te Rum katliâmı şiddetlenince (1864), buradaki Türk halkı zor durumda kaldı. Neticede Girit'ten Anadolu'ya ve İstanbul'a 60 000 kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşından sonra, Yunanistan'daki Türklerden bir kısmı, Anadolu'ya göç ettiler. Kurtuluş Savaşını takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadele sonunda, Türkiye'ye pek çok Türk ailesi göç etti (1923-1933 yılları arasında 384 000 kişi). Göçler, 1934-1960 arasında da devam etti 23 788 kişi Türkiye'ye geldi. 1960-1970 arasında 2081 kişi Yunanistan'dan Türkiye'ye yerleşti. Bulgaristan'dan. Rusların 1828'de Tuna'yı aşarak Edirne'ye kadar gelmesi ve Bulgarları Türklerin üzerine saldırtması sonucunda bozguna uğrayan şehir ve kasabalardan, perişan halde 30 000 Türk, Türkiye'ye göç etti. 1876'da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından Balkanlar bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek'i aldı, ayrıca Bulgarlara ve Sırplara, Rusya himayesinde bağımsızlık verildi. Aynı yıl Bulgarlar, Türklere karşı şiddet hareketlerine giriştiler; buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi, Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. Binlerce Türk, Edirne, İstanbul ve Anadolu'ya göç etti. 1877 Osmanlı-Rus Savaşından sonra yapılan Berlin Antlaşmasıyla Bulgaristan devletinin kurulması kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan'daki Türkler için kötü oldu ve 1876-1878 yılları arasında 200 000 Türk Edirne ve civarına yerleşti. 300 000 göçmen, Rumeli'den Anadolu'ya geçti. 75 000'i Halep ve Şam'a, 25000'i Adana'ya, 10 000'i Konya ve Kastamonu'ya, 10 000'i Kıbrıs'a yerleşti. Sivas, Amasya ve Diyarbakır'a beşer bin kişi, Cezayir'e 500 kişi gönderildi. Kuzey Bulgaristan'dan göç eden bir kısım Türkler, Rodoplar'da Ruslarla çarpışan Pomaklarla birleştiler. Birçok silâhlı saldırıya uğrayan göç kafilesi, ağır kayıplar vererek Türkiye'ye gelebildi. Doğu ve Batı Trakya ile İstanbul göçmenlerle doldu. Birinci Dünya Savaşında Bulgaristan, Türkiye'nin müttefiki olunca, göç eden kafilelere bazı kolaylıklar gösterdi, fakat ellerindeki mal ve mülkün bedelini değerinden çok düşük olarak ödedi. 1885-1923 yılları arasında Türkiye'ye 500 000 kişi göç etti. 1927'den sonra yeniden şiddet hareketleri görüldü. Deliorman Türkleri, Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçü göze alamadılar ve 1930-1933'te Romanya'ya, buradan da Köstence yoluyla Türkiye'ye geldiler. 1923-1933 yılları arasında göç edenlerin sayısı 101 507'dir. Yine Bulgaristan'dan 1934-1960 arasında 272 971 kişi Türkiye'ye göç etti. 1951-1952 yıllarında Bulgarlar, 154 385 Türk vatandaşını Edirne'ye gönderdi. Bütün bu göçlere rağmen bugün Bulgaristan'da halen 1 milyonun üstünde Türk vardır. Bu Türkler için, Bulgaristan yeni göç planları hazırladı.Buna göre, Türkiye'de yakın akrabaları bulunan Türkler, Türkiye'ye göç edebilecekti. 1970 yılının her ayında kafileler halinde Türkiye'ye göçler başladı. Türkiye'ye 1960-1970 arasında Bulgaristan'dan gelen serbest göçmenlerin sayısı 13125'tir. Romanya'dan. Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğunun idaresindeyken, Besarabya ve Kırım'dan onbinlerce Türk buraya yerleşti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşlarında, Rus orduları Tuna'yı aşarak Şumnu'ya kadar ilerlediği sırada, Akkerman, Bender, İsmail kalelerinde muhasarada kalan Türkler, Dobruca'ya; Eflâk ve Boğdan'da bulunanlar da güneye doğru göç ettiler. Böylece gelmiş olan bu göçmenlerin sayısı, 200 000 kişiyi aştı. Birçoğu da Anadolu'ya ve özellikle Eskişehir'e yerleşti. 1826'da yapılan Akkerman antlaşmasıyla, Müslüman ve Türklerin bu bölgede oturması şartlara bağlandı. Besarabya, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Rusların eline geçti. Dobruca, Rumenlere verildi. Devam eden Rus saldırılarından zarar gören Türkler, göç etmeye başladılar. Sonraki yıllarda Dobruca'dan 80-90 000 Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu'ya yerleştiler. Bölgede kalan Türklerin Romen ordusuna alınmak istenmesi üzerine, Türkiye'ye yeniden göç başladı (1883). 1899'daki kıtlıkta Türk ahâli, Tulça sancağından Köstence ve Tulça yoluyla, denizden Anadolu'ya geçtiler. 1900-1923 arasında, göçlerde bir azalma görüldü. 1923'ten sonra, Dobruca'dan yeni göçler başladı. 1923-1933 arasında 33 852 kişi göç etti. Türklerden boşalan yerlere yerleştirilen Makedonyalı Ulahlar, takındıkları sert tavırlarla, Türk halkını fazlasıyla rahatsız ettiler. Bu durum, yeni Türk göçlerine sebep oldu. 1934'te 15 321 kişi göç etti. Romen hükümeti ile yapılan anlaşmalarla, göç işleri bir düzene sokuldu. 1935-1939 arası, toplam olarak 64 570 kişi göç etti. Romanya, 1939'da güney Dobruca'yı Bulgarlara bıraktı ve burada kalan 8000 Türk, 1952'de Türkiye'ye gönderildi. 1934-1960 yılları arasında Romanya'dan göç edenlerin sayısı 87 476'dır. Bu göçmenler, Trakya, Batı Anadolu ve diğer bölgelere yerleştirildiler. 1960-1970 arasında Romanya'dan 271 serbest göçmen geldi. Yugoslavya'dan. 1804'te isyan eden Sırpların şiddet hareketleri sırasında, Semendire'ye bağlı yerlerde Türklere karşı girişilen katliâmdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek'e göç ettiler. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşının başlamasıyla Ruslardan yardım gören Sırplar, Türkler üzerindeki şiddet hareketlerini ve baskıyı daha da arttırdılar. Bu sırada kaçabilen Türkler, Manastır, Üsküp ve Kosova'ya yerleştiler. 1826'da imzalanan Akkerman antlaşmasıyla, 150 000'e yakın Türk, Sırbistan'dan çıkarıldı; Belgrad ve diğer Türk kalelerinden 15 000 kadar Türk, Anadolu'ya göç ederek Sakarya ırmağı çevresine yerleşti. 1908-1923 yılları arasında 300 000, 1923-1933 arasında da 108 179 Türk, Türkiye'ye göç etti. Yugoslavya'daki rejim değişikliğinden sonra da göç hareketleri devam etti. 1934-1960 yıllarında 160 922 kişi Türkiye'ye yerleşti. Yugoslavya'dan göçler, daha sonraki yılarda da yakın zamana kadar devam etmiştir. 1960-1970 arasında 43 753 serbest göçmen gelmiştir. Doğu Türkistan'dan. Bugün Çin idaresinde olan Doğu Türkistan, zengin madenlere sahip olması yüzünden bir çok istilâya uğradı. Bölgedeki halk göç etmeğe başladı. 1917'de 20 000 kişilik bir kafile Tibet'e, buradan da 1940'ta Hindistan'a sığındı. 1949'da Çin baskısından kaçan 7000 Türkistanlı, Türkiye'ye göç için yola çıktılar; bunlardan ancak 852 kişi Türkiye'ye gelebildi (1953) ve Adana, Konya, Kayseri, Niğde ve Salihli'ye yerleştirildi. Kısaca Türkistan'dan 1934-1960 arasında 2128 göçmen geldi. Türkistan'dan 1960-1970 arasında gelen serbest göçmenlerin sayısı 169'dur. Kıbrıs'tan. 1570'te Osmanlı idaresine geçen Kıbrıs'a, Anadolu'nun güney vilayetlerinden 50-60 bin Türk yerleştirildi. Böylece, adanın nüfusu 200 000'e çıktı. Ada, İngilizlere kiralanınca (1878), buradaki Türk halkı Anadolu'ya göç etmeğe başladı. Bu göçlerle 15 000 kişi Anadolu'ya geldi. Lozan antlaşmasıyla ada İngilizlere bırakılınca, göçler daha da hızlandı ve 24 000 kişi Türkiye'ye geldi. 1878'den itibaren göç edenlerin sayısı 70 000'i buldu. Gelenlerin çoğu Ankara, İstanbul ve İzmir'e yerleştirildi. |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Merak Ediyorum ve Üzgünüm
öncelikLe site cok güzel belirtmek isterim..şu günlerde yaşananlar olaylara bakildiginda icerigi bu türlü olan sitelere fazlasıyla ihtiyac duyuldugunu söyleyebiliriz..
yazıma baslarken Irkdaşlarım veya soydaşlarım gibi daha içten bir giriş yapmak isterdim ama benim bir derdim var.. bilmiyorum yardımcı olabilir misiniz.. ben araştırdım biraz ama tam olarak nereden geldigimizi veya soyumuzun nereye dayandıgını hatta has türk oLup oLmadıgımı bile bilemiyorum.. bunu ögrenebilme gibi bir şansım var mı acaba.. şimdi diceksiniz bu zamana kadar nerdeydin hic mi merak etmedin veya ailen hic mi birşey bilmiyor.. hakLsınız hatalıyım..Neresinden dönersek kârdır diye düşündüm.. tek bildigim şey köyümüzden bi akrabamin babama söyledigi "Hacı Bektaş-ı Veli'Ye kadar uzanır soyumuz" dedigi.. ama bu TürkLügüm konusunda ne kadar aydınlatıcı oLur bilemiyorum.. Yardımcı oLabilir misiniz.. şimdiden teşekkür eder saygılar sunarımm |
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Sayın Hüdavendigar, öncelikle otağımıza hoş geldiniz.
Soy kütüğün olmayabilir veya soyunun nereye dayandığını tam olarak bilmeyebilirsin. Önemli olan şudur; beyninde ve kalbinde başka bir ırkın gururu veya herhangi bir ırka mensubiyet duygusu var mı? Şayet, soyunda herhangi bir yabancı ırkın kanı olmadığına eminsen, şuur altında böyle bir duygun yoksa, hiç olmazsa böyle bir şey olduğunu bilmiyorsan, Türk'sündür. Fazla kurcalamana gerek yok. Bunun yanında, üç göbek ötene kadar herhangi bir yabancı kanın soyunda olmadığını bilmen bile, Atsız Ata'nın ve bilimin söylediği gibi Türk olduğunun tasdiklenmesidir. TTK
__________________
Türk, Tanrı'nın; Atsızcılar da Türk'ün öfkesinden yaratılmıştır. |
|
|
|
|
|
#4 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Çok teşekkür ederim.. bahsettiginiz gibi icimde baska bir ırka ait en ufak bir düsünce veya hayranLık yoktur.. kesinLikle böyle bir şeyde oLamaz..3 göbek ötesinide tam olarak bilemiyorum. ama şu konuda bir bilgim var.. babamın dedesi diyeyim babama soyumuzun Hacı Bektaş-ı Veli'ye uzandıgını söylemiş.. burdan bişey cıkarmı acaba..
Tekrar belirteyim kanımda en ufak bir yabancı unsur hissetmiyorum.. Aklımda da hiç bir şüphe yok fakat sizlerde takdir edersiniz bilmek daha güzel oLurdu.. Verdiginiz bilgiler için çok teşekkür ederim.. koLay gelsin. burdayım ben. gitmiyorum bir yerlere :) |
|
|
|
|
|
#5 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
Hacı Bektaş Veli, "Türk milleti, cihana hakim olmak için yaratılmıştır." diyen, Türkçü düşünce yapısına sahip ulu bir Türk'tü. Artık, yorum sizin.
__________________
Türk, Tanrı'nın; Atsızcılar da Türk'ün öfkesinden yaratılmıştır. |
|
|
|
|
|
#6 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Şüphe gerektirecek bir durum kalmadı diye düsünüyorum..
Çok teşekkür ederim tekrar derinden bir oh çektim.. Sizler için canımı veririm.. Saygılar.. |
|
|
|
|
|
#7 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Sayın Hüdavendigar,
Size verilen cevaba tamamen katıldığımı belirttikten sonra, bir bilgi vermek isterim: Türkiye'de Türk kanı taşımayanlar ne olduklarını mutlaka bilir. Yani Acaba ben arnavut muyum, boşnak, çerkez, kürt vs. miyim diyen yoktur. Bilmeyenler Türklerdir. Bunun nedenine gelince Türkler, hakim unsur olarak ve nüfus çokluğuna sahip oldukları için yüzyıllar içinde Türk olduklarını ayrıca belirtme gereği duymamışlar. Örneğin bir köyde herkes Türk ise o köyde yaşayanlar Türk olduklarını belirtmezler. Herkesin Türk olduğu gene herkes tarafından bilindiği için söylenmemiş ve yıllar içinde de bu durum devam ettiği için sonraki nesillere farkında olmadan aktarılamamıştır. Böyle bir köye Türk olmayan biri gelmiş ve yaşamışsa o mutlaka soyuyla bilinir. Yani kürt ahmet...vs gibi. Türkler ise daha çok ailelere verilen adlarla anılırlar. Eminim sülalenizi tanımlayan bir ad vardır. Bu da "kimlerdensin" sorusunun ceabıdır. Bir örnek veryim: Buna kimlerdensin diye memlekete gidince sorarlar "kara yağızların torunuyum" derim... İçiniz rahat olsun. Umarım iyi açıklayabilmişimdir. |
|
|
|
|
|
#8 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
teşekkür ederim..
meliketerken kardeşim çok teşekkür ederim.. gerçekten çok açıklayıcı ve aydınlatıcı oLdu.. şunuda belirteyim seninde söyledigin gibi bizim buralarda da kimlerdensin cümlesi çok geçer.. Bize buralarda yani Sivas'ta Hoca gil derler.. aslinda babamlarin taraf dede'dir..bunu belirtmemin bir sakıncası var mı bilmiyorumda Alevilikte dedelik vardır takdir edersiniz..
neyse zaten biliyorumki inançlarımız ortak ve soyumuz bir..bundan gerisi hikayedir benim için.. Çok teşekkür ederim Kandaşlarım.. |
|
|
|
|
|
#9 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Sayın Hüdavendigar,
Ben de seni kutluyor ve çok samimi buluyorum. Türk olduğunun farkına varmayan Türklerin masumiyetini anlamakla birlikte onlara Türk olduklarını ve ulusumuz üzerine oynanan oyunların Türklükle ilgisini anlatmamız gerektiğini düşünüyorum.. Umarım sen de bundan sonra bu işi görev edinirsin.. Ayrıca bilmeni isterim ki, senin yaşadığın bu dönemi ve kendine sorduğun bu soruyu bir çok Türkçü yaşamıştır. Damarlarındaki asil kanın her zaman sana yol göstereceğine inanıyorum.Saygılar. |
|
|
|
|
|
#10 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Ben bir Türk genci olarak bu belirttiginiz hususlarda yani vazifelerim konusunda elimden gelenin en iyisini yapacagimi biliyorum..Ve şu anda benim durumumda oLan arayış içerisinde olan arkadaslarımada yardımcı olacagım.. Şunu da belirteyim yakında Vatani kutsal görevimi yapacagım..bunuda sizinle paylasmak istedim..Askerlikten tek bekledigim şey bir kaç tane soyu bozuk görüp indirmek..tek istegim bu..
Keşke elimden daha fazla birşeyler gelse.. Saygılar Sunarım.. |
|
|
|
|
|
#11 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Sayın Hüdavendigar,
Kutsal olan vatani görevinde tanrı yardımcın olsun. Saygılar.. |
|
|
|
|
|
#12 (İleti Bağlantısı) |
|
Üyeliği iptal edilmiştir
|
Meliketerken Hocam kusura bakmayın az önce hitaplarımda yanlış kelimeler kullanmışım.."sen" gibi.. affınıza sığınıyorum.. konuya biraz heycanLı girdim ondan oLdu emin oLun.
Ben yavaş yavaş çıkıyorum netten.. hepinize iyi geceler diliyorum..Yarın görüşmek dileğiyle. Esen Kalın..Meliketerken hocam tekrar görüsmek umuduyla.HoşçakaLın. |
|
|
|
|
|
#13 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Sayın Hüdavendigar,
Teşekkür ederim ama Hodcalık benim haddim değil. Yüreğindeki heyecanı hep yaşaman dileğiyle......Saygılar. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|