Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı > TÜRKÇÜ BAKIŞ > Türkçü Bakış

Türkçü Bakış Türklük ve Türkçülük ile ilgili bilgiler, güncel haberler, yorumlar, değerlendirmeler vs..

Yeni Konu aç  Yanıtla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 11.03.2008, 01:50   #31 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Buğra Şad adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 04.07.2007
Bulunduğu yer: Kemal Paşa'nın Ruhu
İletiler: 1,948
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Alıntı:
kutmete adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
AKP gitse yerine CHP-MHP-DYP gibi partilerden biride gelse değişen pek bir şey olmaz.
AKP, açıktan açığa şeriatı savunan bir partidir. Yani adamların amaçları, faaliyetleriyle de sabit olunduğu gibi cumhuriyeti ortadan kaldırmaktır. Bu durumda nasıl oluyor da -hadi diğerlerini anladık- AKP yerine CHP gelince durum değişmiyor?
Buğra Şad Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 02:14   #32 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 06.10.2007
Yaş: 26
İletiler: 35
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Biz istedikten sonra bu sorunlari cozememiz icin herhangi engel yok. Almanya'da bir teyzemizin, cakal surusune gosterdigi tepkiyi sizinle paylasmak istiyorum.

Bekbars Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 02:21   #33 (İleti Bağlantısı)
Atsızcı Bozkurt
 
KOCATÜRK adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 17.07.2007
İletiler: 1,232
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
hemde tek başına .....

işte yiğit TÜRK KADINI budur...

KOCATÜRK Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 05:16   #34 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 24.10.2007
Bulunduğu yer: istanbul
İletiler: 34
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Artık bende de umut kalmadı diyebilirim.AKP heryerde kadrolaştı,yerleşti,ele geçirdi. ABD destekli kürtçüler ve ümmetçiler işbirlikçi Türk'lerin de elbirliğiyle Türkiye'yi bitirdiler.
Candar Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 07:23   #35 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Üyelik Tarihi: 04.02.2006
İletiler: 925
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Alıntı:
kutmete adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Ayrıca her AKP'ye oy verende şeriat yanlısı değil. Hayatında cuma namazına gitmemiş, arasıra birasını içen, karısının kızının başı sıkmabaş olmayan, şeriatla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir çok kişi AKP'ye oy verdi. AKP'ye oy vermelerindeki sebep ise ilginç. ''CHP-MHP-AKP nasılsa hepsi aynı. Bari AKP'ye oy verelimde koalisyon olmasın'' mantığıyla hareket ettiler. Bu mantık bize saçma geliyor ama tv ekranlarında aylarca bunun propagandası yapılınca saf Türkler kanabiliyor.
Olay gene benim dediğime geliyor... Kolayca yönlendirilebilen bilinçsiz, şuursuz insanlar kayıp vakadır ve en az şeriatçılar kadar zararlıdır. Bunları yönlendirebilecek basın-yayın organlarına ve paraya sahip olmadığımıza göre bunlara umut bağlamamız anlamsızdır, yani bunların bize hayrı dokunmaz.
IRKÇI Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 11:52   #36 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Türkçü Bakış adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 10.11.2007
Bulunduğu yer: Moskova - Rusya
İletiler: 134
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Alıntı:
IRKÇI adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Olay gene benim dediğime geliyor... Kolayca yönlendirilebilen bilinçsiz, şuursuz insanlar kayıp vakadır ve en az şeriatçılar kadar zararlıdır. Bunları yönlendirebilecek basın-yayın organlarına ve paraya sahip olmadığımıza göre bunlara umut bağlamamız anlamsızdır, yani bunların bize hayrı dokunmaz.
Buna halk dilinde "rüzgarcılık" derler işte. Sayın Irkçı'nın görüşü çok önemli, bunları harekete geçirecek dinamikler şu anda elimizde değil ve gerçekçi bir politika ile bakarsak ile bu dinamikleri elde etmemizde mümkün değil. Demek ki Türkiye'nin kurtuluşu "geniş halk hareketi" tarzında yaşanmayacak. Zaten şunu unutmamak lazım tarihte ileri adımlar hiçbir zaman toplum tabanından yeşermemiştir, bütün geri adımlar ise geniş toplum alanlarından destek bulmuştur.
__________________
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Konu Türkçü Bakış tarafından (11.03.2008 Saat 11:52 ) değiştirilmiştir.. Sebep: imla düzeltildi
Türkçü Bakış Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 13:05   #37 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 05.02.2008
Yaş: 28
İletiler: 76
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Alıntı:
AlpTürk Bozkurt adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Bence bu konuda umutsuz olmak demek yüce TÜRK milletini hafife almak demektir ki Türk Milletinin hiçte hafife alınır bir tarafı yoktur.
Alıntı:
IRKÇI adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
...
Doğruları yazınca "bunu kanıksamaya başlamış olmak zamanında dünyanın devlerine kafa tutan atalarımıza ihanet, hakaret olmaz mı ??" şeklinde suçlamalara maruz kalıyoruz ama hamaset edebiyatıyla da bir yere varılmıyor be kardeşim.
...
İşte gerçek budur... Ötesi hikaye, hamaset, hayal, vs. vs. vs.
IRKÇI beyin bu konuda tutumunu ve solzerini cok manidar buluyorum. Yazik ki "internet Turkcu'lugu uzmani" bir cok kişi işin kolayina kacmiş ve "hamaset edebiyatini" artik bir "hitabet sanati" olarak benimsemiş.

Iyi ki eleştirel nitelikde argumanlari otag yoneticisi ve saygin bir Turkcu olarak ortaya koydunuz da, biz "siradan" katilimcilar artik yanliş anlaşilmakdan cekinmeden bu cizgideki duşuncelerimizi onyargili bir şekilde hakarete ugramamdan ifade ede biliriz.

Dogru bir tespit de, Turk milleti olarak nitelendirdigimiz, soyca temiz Turkleri bile artik gunumuzde Turkcu ve ya milli menfaatlerinin bilincinde ve her şeyden ustun tutan bir topluluk olarak gormemizin dogru olmayacagidir.

Turkcu'lerin her Turk yurdunda ne yazik ki artik uzun bir sureden beri azinlik oldugunu kabul etmek gerekir.

Temelsiz ve dayanaksiz bir umutluluk halinden de, elimizi kolumuzu baglayacak aşiri karamsarlik hallerinden de uzak olmamiz en dogrusu olur, lakin aradaki ince cizgiyi de belirlemek bazan kolay olmasa gerek.

Bence Turkiye 6 Nisan degil de, son genel secimlerinin sonuclarinin ilan edildigi gunden artik eskisi gibi olamayacagi bir degişim, transformasyon yaşamişdir.

Elimizden ne gele bilir'i tartişmamiz gerekir artik.

Bizim otagda gercek tartişmanin (kavaga anlaminda degil, bu cok var) daha cok olmasini dilerdim. Katilimcilarin da duşuncelerini bizimle "beyanat" degil de, fikir alişverişi, tartişmasi tarzinda paylaşmalarinin cok daha hoş ve faydali olacagina inaniyorum.
Elteriş Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 15:22   #38 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Üyelik Tarihi: 04.02.2006
İletiler: 925
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Sayın Elteriş,

Ben tartışmayı severim. Ama içine klişeleşmiş sloganlar, ucuz hamaset, romantik hayalperestlik ve küfür-hakaret karıştırılmayan "gerçekçi" tartışmaları severim. Dar kalıpların içine sıkışıp kalan, fikir üretmekten aciz, ezberci ve şekilci kişilerden hoşlanmıyorum fakat samimiyetine inandığım aydınlık zihniyetli, bilinçli Türkçülerin her türlü düşüncesini ciddiye alırım. İstediğiniz konuda karşılıklı fikir alışverişinde bulunabiliriz; kimse size hakaret etmez veya tuhaf tepkiler vermez, merak etmeyin.
IRKÇI Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 22:10   #39 (İleti Bağlantısı)
Türk Irkçısı
 
sungur adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 31.10.2006
Bulunduğu yer: Afyonkarahisar
Yaş: 18
İletiler: 43
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Kürt terörünün siyasal kanadından bir isim olan Ahmet Türk diyor ki ''Fransa bile ulus devlet anlayışından vazgeçti''. TBMM çatısı altından ulus devlet anlayışından vazgeçmemizi söyleyen Ahmet Türk ve diğer kürtlerin ar damarları çatlamış.

Albız alsın! Bir gün ulus devlet anlayışından vazgeçip ülkemizin iki asli unsuru olursa (Türk-kürt) o zaman da kürtler, kürt birleştiriciliğine dayalı bir devlet için çalışmalar yapıp söylemlerde bulunacaklardır.

Recep ve kozmopolit tayfası hükümet sıfatıyla kürtlere nasıl haklar verirse kürtler bir adım sonraki olmayan haklarını istiyor.

Eskiden tv programlarında, dergilerde, gazetelerde kürtçenin yasaklığından söz edilirdi Türklerin bir kısmı bu yasağın sürmesini isterler, kürtlerinse topu bu yasağın kaldırılmasını isterler ve bu rezil tartışma sürer giderdi.

Yöneticiler eğer kürtçe konuşma ve yayın yapma yasağını kaldırmasalardı hatta daha da radikal yasaklar getirselerdi (kürtlerin oy kullanamaması gibi) bugün ülkemizde yeni paketler yerine bunlar konuşuluyor olacaktı. Kürtler oy kullanmak isteyeceklerdi.

Sonuçta ne yazık ki 6 Nisan'dan sonra bakalım ne gibi talepler gelecek. Ve gelen utanmaz istekler Türkleri ne zaman isyan ettirecek?
__________________
Türk Irkı Üstündür!!
sungur Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 22:24   #40 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 06.10.2007
Yaş: 26
İletiler: 35
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Son 50 yilin hukumetleri care uretmekten ote daha cok Avrupa Birligi uyeleri ulkelerinin anayasalarindan calip cirparak bunlari Turkiye Cumhuriyeti'ne uyguladilar.

Ne zaman ki kendi ulkemizin guvenligini ve ekonomik istikrarini kendi ulkemize uygun bir sekilde uygular, beynimizi ezberlikcilikten ote fikir uretmeye yonelirsek o zaman ne boyle Tayyip gibi ne idugu belirsiz kisilere, ne de imam hatipci resit olmayan kiz ile evlenen adamlara muhtac kaliriz.
Bekbars Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 11.03.2008, 23:46   #41 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 05.02.2008
Yaş: 28
İletiler: 76
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Bugun Turkiyeye yutturmaga caliştiklari aslinda bir ulkeye savaşla ancak dayatila bilinecek şeyler ve de agir yenilgiyle biten bir savaş, siradan savaş degil.

Bunu anlamamiz gerek ki bugunku dunyanin tek hakimi olan "beyaz irk" (ABD'den AB'ye, Rusya dahil) bizlerden akil almaz dercede nefret ettikleri icin bizi asla buyuk bir devlet olarak kabul etmek istemediler ve de hep kucuk devlet muamelesi yaptilar. Ne yazik ki Ataturk'den sonra Turkiyenin başina buna musaade eden kendini kucuk goren şarklilar geldi.

Kurdler icin talep edilen haklar yalniz karma ve ya suni şekilde (Kosova, Makedonya, Belcika gibi) yaratilan devletlerde mevcut ola bilir. Milli bir ulus devletde ise asla olamaz, insan haklarina ne kadar deger verirsek verelim bu degişmez. Kurdler topraklarimizda yaşaya bilir, sayilari milyonlarca da olcule bilir, ama bunlar devlet kurucu unsur olmadigindan, ve de Turkiye bir Isvicre gibi ortak proje bir konfederasyon olmadigindan, kurdlere hic bir zaman, hic bir koşulda, maksimum hoş goru ile yaklaşilsa bile her şekilde Turklerle ayni haklar verilemez, siyasal olarak eşit bir statuye sahip olamazlar.

Ama bakin ki bu dunyada gorulmemiş sozde "acilimi" Turkiyede uygulamaya gecirmek isteyen tek bir kurd partisi DTP ve ya ABD-AB degil, hem de yuzde 47 oyla iktidara gelmiş bir "geniş kitle partisi" AKP'dir.

Devletin resmi sifatlarini taşiyan Başbakan ve Cumhurbaşkani olan kimselerdir.

Bundan oteye hiyanet duşunlemez artik.
Elteriş Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 12.03.2008, 19:53   #42 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 24.10.2007
Bulunduğu yer: istanbul
İletiler: 34
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Emeklilerden kesilen para kürtlere geleceğin teröristlerine 12 milyar dolar olarak dönecekmiş.

Sizinle gurur duyuyoruz işbirlikçi-ümmetçi Türk'ler.Eserinizle övünün.

Bu arada tayyip "paket maket yok" diyordu.Yine her zaman ki gibi tükürdüğünü yaladı.Afiyet olsun.
Candar Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 13.03.2008, 00:07   #43 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 27.08.2007
Yaş: 27
İletiler: 61
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Nasıl olur da bir nesil, gelecek nesillere bir esaret mirası bırakabilir?

Iyi aksamlar,

Elbette bir Türkcü'nün bir Türkiye Cumhuriyet'i "kurum"unda görev yapanlari elestirirken psikolojik ve ahlaki olarak cekindigi kurumlar ve makamlar vardir ve ben de buna dahilim. Fakat Basbug bildigimiz Atatürk "Nutuk"ta ve "Genclige Hitabesin"de belirttigi sartlarda her kurum islevini kaybetmis, isgal edilmis ve bu nedenlerle görevini yapamaz hale gelmis olabilir.

Bugün dolayli veya dogrudan tartistigimiz bir konu da, Türkiye Cumhuriyet'inin Osmanli Devleti'nin 1919 kosullariyla karsilastirilabilir olup olmadigidir. Süphesiz ben bu görüse katilmiyorum fakat benzerliklerin düsündürücü oldugunu kanatindeyim. Sayet tarihin tekerrür ettigine inanlardansaniz, ki belli bir orana kadar ben de bunu böyle algiliyorum, o takdirde icinde bulundugumuz durum Osmanli tarihinde Tanzimat ile Mesrutiyet arasinda kalan bir zaman dilimine denk geldigini varsayabilirsiniz. Bundan yola cikarak Atatürk'ün Genclige Hitabesi'ndeki sartlar belki tam olarak olusmamistir ama, sözünü ettigim tarih dilimi icerisinde vezirimizden(Tayyep) bakanlarimiza(Mehmet Simsek), hatta padisahimiza(ABDullah Gül) kadar bizi paylasmak ama daha önce iyice bir kanimizi emmek(ekonomik sömürü) isteyen devletlerin (dün Ingiltere-Fransa bugün AB-D) devletin en tepesinde kadar adamlarini yerlestirdigini görür iseniz, o takdirde devrin acik isgal degil devletin adim adim sivil ve ekonomik kemiricilerle ve dünden hazir hain veya cahil isbirlikcilerle icten ice, acik isgale olanak cikana kadar, cürütülme devri oldugunu görürsünüz.

Benim bugünün gidisi itibariyle Türkiye icin nacizane öngörüm yavasca bagimlilasma ve k.rdlesmedir. Bilmediginiz veye kerameti kendinden menkul olan birsey degil. Katilirsiniz veya katilmazsiniz; Ama bugünkü devrin 1919 degil de 1838(3. Evre Kapitulasyonlar) sonrasi 1879(Borc Moratoryumu) arasiyla cevremizdeki -askeri yigilmalar, tehditler, jeostratejik durumlar dahil- benzer oldugunu görürsek buna göre daha yerinde bir degerlendirme yapabiliriz. Iddia ediyorum ki sayet tarihten bir ders alip tarih döngülerinde olaylara, onlar gerceklesmeden önce, öngörüyle lehimize müdehale etmek istiyorsak icinde buludugumuz döngünün hangisi oldugunu bilmekte fayda var. Ben buna ekonomik ve askeri yiginak dönemi diyorum. Etrafimizda sözde "müttekfikler"den örülü bir yiginak gerceklestirilmekte ve böylece bizim tarihin akisi icinde mecazi el frenini cekip kendi hayati cikarlarimizin pesine düsmemizi günden güne zorlastiran bir "genel (jeo-)politik duruma" itilmekteyiz.

Durumun vahameti herhalde her Türkcü tarafindan bilinmekte. Buna daha fazla deginmek artik anlamsiz olur.

Bir kurumu elestirmek demek bu kurumun yaptiklarini kisisel cikarlar, istekler, beklentiler cercevesinde degerlendirip bu son sayilanlarla "farklilik arz eden" taraflarini sahsi beyanatlarla gizli veye acik ortaya vurmaktir. Kisi tarafindan "elestiri"ye sebeb olarak görülen bu "farkliliklar" eger, kurumun kurulus felsefesi, islevi, görevi ve bunlarin mantiken dayattigi icraatlardan ileri geliyorsa kisinin "kurum"un kendisiyle ilgili bir elestirisi, hatta sorunu söz konusudur. Nitekim öyle durumlar sözkonusu olabilir ki bir kurum'u varligindan dolayi elestirmek, bir insanin elini, ayagini, parmagini elestirmesi ve varligini sorgulamasi gibi psikiyatrik vakalara benzeyebilir. (Bir baska durumda vücuda giren bir parazitin bagisiklik sistemini elestirmesi gibi abes bir durum olarak düsünülebilir. Türkiye'yi bir vücuda benzetmek gerekirse, k.rdler bu vücutta kanser gibi yayilan parazitlerdir.)

Oysa, sayet bu "farkliliklar" kuruma yöneltiliyormus gibi gözüküp aslinda "kurum" icerisinde sonucta her biri bir "göreve liyakat" makami olan bürokratik görev yerlerinde oturanlarin yaptiklarindan veya yapmadiklarindan ileri geliyorsa, lütfen kabul ediniz ki, elestiri ne "kurum"a ne de o "kurum"un varligina sebeb olan görevlere ve islevlere degil, fakat bu kurumda cesitli görev yerlerinde görevlerini 0%-100% arasinda bir basari orani ile yapan ve sonunda "naciz vücutlari toprak olacak" Türk vatandaslarinadir(Kimin Türk vatandasi olabilecegi ise bambaska bir konudur ve konuyu dagitmamak icin deginmiyorum.). Ne eksigi ne de fazlasi var; Yüce Atatürk'ün kurdugu Cumhuriyet'in anlayisi budur.

Hicbir vatandasin ancak bilimdisi bir metafizikle aciklanabilecek bir elestiri veya yargi dokunulmazligi yoktur. O kadar yoktur ki, Atatürk bile, bircok görevinden bir tanesi olan iktidar makamini yani bir bakima en basta kendisini yapici bir sekilde elestirmek olan, meclisi kurmustur ve en zor anlarda, O'na arkadan vurdugu zamanlarda bile, calismasini saglamistir. Süphesiz bircok siyasal bilimler bakiminda bircok mantikli sebebi bulunabilecek bu politikanin bir sebebi de egemenligin metafizik bir kurum olan padisahliktan veyahut halifelikten "kayitsiz sartsiz Türk Millet'ine" gecmesini saglamak olmasina bagliyorum. Islevsel bir demokrasi, yani kendi kendine amac degil ama daha önemli olan Türk milletinin istiklali icin bir arac olan millet islerinin, millet tarafindan serbestce tayin edilecegi bir sistem istemistir, Atatürk. Demokrasi demiyorum cünkü bu terim cok sabikali ve yasadigimiz üzre ayni zamanda defolu.

Anti-komünist mücadele yapalim derken, MIT ve Özel Harp Dairesi ödeneklerinin, bu mücadele esnasinda uzunca zaman dilimleri boyunca tamamiyle CIA tarafindan finanse edilmesi, sayi ve nitelik olarak personelinin önemli bir bölümünün Türkiye Cumhuriyeti devletinden cok ABD'nin devlet organizmasiyle iliski icinde olmasi, o zamanlar pek az kimsenin rahatsizlik hissettigi bir husus idi. Hülasa 1989 sonlarina dogru Sovyetler sonunda nallari dikince bu durum düzeltilmismidir, düzeltilip tekrarmi bozulmustur bunu ben bilemem ama bilebilecegim birsey var ise bu devletin bugün en büyük düsmaniyla "Stratejik müttefik" oldugudur. Bu stratejik müttefiklik NATO ve ikili gizli antlasmalar cercevesinde bize öyle politikalar uygulatmaktalar ki artik kimin görevini yapip yapmadigini anlamakta zorluk cekilmekte. Cünkü devletin resmi politikasi, sadece b.k ve kaka ikilisi arasinda devamli yalnis secim yapan cahil halk ve bunun sonucu iktidara gelen ahlaksiz hükümetler ve namuslu, becerikli fakat iktidar tarafindan baski altina alinan veya dogrudan dogruya beceriksiz hatta hain sivil bürokratlar tarafindan saptanmiyor. Devlet politikasinda
sözü gecen baska resmi ve gayri-resmi kurumlar da var. Bu kurumlar terörle mücadelede ve genelde Türkiye Cumhuriyeti'nin bagimsizligini saglama görevlerinde büyük basarilar gösterdiler. Buna karsilik bu kurumlarda calisan bazi vatandaslarin kendi görev yerlerine gelirken ettikleri yeminlere bagli kalmalarinin günün sartlarinda mümkün olmadigi herhalde asikar. Yoksa komünizm cöktükten sonra islevsizlesen NATO ve NATO stratejilerini Türkiye Cumhuriyeti anayasasindan, ülkenin kurulus felsefesinden üstün tutmaya devam etmezlerdi. Kerameti kendinden menkul müttefigimiz güneyimizde maymunistan'i kurmak gibi ölümcül bir darbe vurmaya hazirlanirken Türkiye Cumhuriyeti bu müttefigimizin emrine daha da semirmesine yarayacak emperyal planlarinin gerceklesmesi icin NATO cercevesinde birlikler tahsis ederken, güvenilirligi süpheli silah sistemleri tedarik ederken bile, bu durumu sorgulamayan devlet görevindeki Türk vatandaslari hayatlari boyunca bir hazimsizliklami dolasmak isterler? Protokol dahilinde olsa bile göreve gelirken ABD'nin memurlarindan liyakat madalyasi almayi uzun vadede kabullenebiliyorlarmi. "ULUSAL EGEMENLIGIN DEVRIYLE" sonuclanacak ve neresinden bakilirsa bakilsin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulus felsefesinin her maddesiyle sorunlu AB'nin üyeligini "Stratejik Hedef" belirleyen devlet görevinde görevli vatandaslarimiz bunu herhalde baska careleri olmasa yapmazlardi.

Sorun, bu saydigim halleri görev yaptiklari makama uymadigi halde yapmaya devam edenlerin, icine sindirebilenlerin ve bunun yarattigi kesin celiskileri hazmetmekte en azindan görünürde sorunu olmayanlarin devlete ve Türk milletine olmasi gereken (ve inaniyorum ki olan) sadakatlerini sorgulamak degildir. Bunu birakin önemsiz bir Barbaros, hicbirimiz yapamaz. Ancak sorulmasi gereken bu halin bir DEVLET POLITIKASI haline neden geldigi ve kimin bunu degistirmeye yetkisi oldugudur. Sayet yetkiliyi bulursaniz ya siyasi iktidar yada bir bürokrat(devlet memuru) olacaktir. Baska bir olusum ne kanunla ne de Cumhuriyetle bagdasir, kanun disidir. Cok yüzeysel bir düsünceyle memura bir hareketin talimatini ya siyasi iktidar yada kanun verebilir. Kanun anayasaya, anayasa kurucu felsefeye uygun olmak durumundadir. Sayet iktidar memura talimata yetkili ise ve bu talimata uyulmuyorsa yerine baska bir memuru atayabilir. Yetkili, dogrudan dogruya iktidar ise secimle degistirilebilir;

...mi acaba? Bugünün cikmaz sokagi bu dönemecte baslar: Secimle basa gelen siyasi iktidar anayasaya ve kurulus felsefesine aykiri hareket ediyorsa, devletin kendi kendi yok etmesi politikasi uyguluyorsa, dahasi hep mensubu oldugu siyasi iktidari isbasina getirecek genis ve derin toplumsal tertiplerde bulunuyorda bunun kim denetler? Bu durumun düzelmesinden kim sorumludur?

Mahmut Esat Bozkurt'un tarih icinde yankilanan sesinden dinleyelim:

Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt:
Hiçbir halkın geri gitme hakkı yoktur!


Mahmut Esat Bozkurt, İstanbul Üniversitesi’nde verdiği derslerde hiçbir halkın geri gitmeyi isteme hakkı olmadığını şöyle anlatıyordu:
Egemenlik haklarına dayanarak bir milletin gerileme, geri gitme hakkı yoktur.
Çünkü geriler, ilerilere nispetle birer kötülüktür. Hayat gerilerde değil, ilerdedir.
Hayat kötülüklerde değil, ilerilerde, iyiliklerdedir. Gerilerde ölüm vardır.
Bir millet öleceğim diyemez. Yaşama ve yaşatma ilerilerdedir. Bir milletin yaşama ve yaşatma hakkı vardır. Bir millet yaşayacağım diyebilir.
Cumhuriyetten hilafete, saltanata, krallığa inmek şöyle dursun, meşrutiyete bile dönmek bir milletin hakkı olamaz. Çünkü böyle bir durumda millet, kendi egemenliğinden kısmen olsun feragat etmektedir. Amaç, egemenlikten kısmen feragat değil, egemenliği her yönden tamamen elde etmektir.
Biz, Cumhuriyeti bile bunların ilerisidir diye benimsemiş bulunuyoruz.
Eğer insan haklarını ve ulus egemenliğini Cumhuriyetten fazla gerçekleştiren bir rejim keşfedilecek olursa bizim onu kabule hazır olduğumuza şüphe yoktur. Hatırlarda kalmaya değer ki, modern demokratik anlayışa göre halk iradesi, ulus egemenliği bölünemez, egemenliği kısmen veya tamamen kaybeden milletler hürriyetlerinden vazgeçmişler demektir. Halbuki modern anlayışa göre insanlar hürriyetlerinden tamamen değil, kısmen bile vazgeçemezler.
Bir ferdin, bir milletin ‘Ben hür olmayacağım, esir olacağım’ demek hakkı yoktur. Bir ferdin, bir milletin yalnız ve ancak ‘ben hür olacağım’ demek hakkı vardır.
Akla şöyle bir soru gelebilir:
İnsanlar ve milletler kendilerine ait olan hakları istedikleri gibi kullanamazlar mı? Kullanırlar fakat bu kullanma bir şartla mümkündür. İleriye, yükselmeye, yaşamaya doğru… Bu haklar geriye doğru, ölüme doğru asla kullanılamaz.
Hem bir neslin, gelecek nesiller üstünde doğru tasarruf hakkı nasıl kabul edilebilir?
Bir nesil, gelecek nesiller üzerinde fenalığa doğru nasıl hükmedebilir?
Nasıl olur da bir nesil, gelecek nesillere bir esaret mirası bırakabilir?

Pekiyi, ne görünür iktidar, ne devlet aygiti veya bürokrasisi ise DEVLET POLITIKASINI degistirmeye yetkisi veya gücü olan; Yani demokrasiyi rafa kaldirsak bile bazi antlasmalardan ve cercevelerden yirtinsakda geriye dönüs bir türlü olamiyor ise, o takdirde ölümcül bir siyasi hastalik (ve kanundisilik) söz konusudur.

Asil soru sudur: Bugün Türkiye'yi GERCEKTEN kim veya kimler yönetiyor, ve hangi hedef ve siyasi felsefeyle yönetiyorlar? Bu durum Cumhuriyet'e ve onun kurulus felsefesine uygun mudur?

Bunu bulursak ne karamsarlik ne de bos umutlar söz konusu olur. Sadece Atatürk'ün gösterdigi yol olan bilimin isiginda bunu sorgulamak yetecektir.

***********

Not: Bu gec saatte hem atesli hasta hemde cok yorgun oldugum icin dilbilgisi hatalarinin olmasi kacinilmazdir. Kandaslardan simdiden özür dilerim.

Iyi geceler
Barbaros
Barbaros Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Yanıtla

Etiketler
2008 , 6 , asla , eskİsİ , gİbİ , nİsan , olmayacak , sonra , tarİhİnden , tÜrkİye



Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Yanıt Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodu Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Yanıtlar Son İleti
Başbuğ : Asla bolşevik olmayacağız! TürkOğuz En Büyük Türkçü Atatürk 2 26.07.2008 23:45
2007-2008 SEZONU TÜRKİYE TÜRKCELL SÜPER LİGİ ŞAMPİYONU GALATASARAY! Gök Yeleli Bozkurt Galatasaray 19 20.05.2008 19:20
ASLA ELEKTRİK PRİZİNE BAĞLI BIR CEP TELEFONUNU KULLANMAYIN kutay Nokia 3 14.05.2008 12:00
Ümmetçi Asla davasından vaz geçmeyecek... ATABEK Türkçü Bakış 3 04.01.2008 17:32
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI Dokuz Oğuz-On Uygur Türkçü Bakış 12 24.04.2007 22:00


Otağ Saati: 20:13


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Atsızcılar @ 2005