Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı > TÜRKÇÜ BAKIŞ > Türkçü Bakış

Türkçü Bakış Türklük ve Türkçülük ile ilgili bilgiler, güncel haberler, yorumlar, değerlendirmeler vs..

Yeni Konu aç  Yanıtla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 01.08.2007, 02:11   #1 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
TUVA HAN adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 12.07.2007
Bulunduğu yer: İzmir
İletiler: 442
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
"40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam metnidir. (1938)

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir kuryeyle
gönderdiği ve üzerine "40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam metnidir.


(Bu kripto metni ilk kez 10 Kasım 1997 tarihinde Kuva-yı Medya tarafından kamuoyunun bilgisine sunulmuştur)


G İ Z L İ


Telgraf No: 608


İngiltere Büyükelçiliği,Ankara, 25 Kasım 1938


Aziz Lordum,


1.Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı sunmuştum.


2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk’ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk’ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların birçoğu, Atatürk’ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.


3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Galiba, onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi.

4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine’deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.


5. Atatürk’ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.


6. Sanırım bunu temelde “çift karakterlilik” olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede
nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong’un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır. Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum. Gözle görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğime inanıyorum. Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip, -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar.


7. Atatürk’ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk’ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.


8. Atatürk’ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır. İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemi ile bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal
mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de olsa) özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır. Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir; sanırım yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.


9. Atatürk, Batı’da “yes-men” ve uzun süredir Türkiye’de “evetçi” olarak bilinen
tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp, onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanaatına varıyordu.


10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör değildi. Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum. Ancak Hitler ve Mussolini’nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi. Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz. Doğru, ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi, Atatürk’ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir. Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil. Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır. Atatürk’ten sonraki cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur.


11. Atatürk’ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı.


12. Müslüman olarak doğmuş, ancak din karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen, istidat sahibi bir askerdi.

13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti. Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok
yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeye başaramamıştı.

O, Türk Milleti’ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı
başaramamıştır. İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.


Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım.


Percy Loraine


G İ Z L İ
TUVA HAN Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 01.08.2007, 14:25   #2 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Bozkurt adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 21.01.2007
Yaş: 28
İletiler: 391
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Bu yazıda sadece Atatürk'ün din karşıtı olduğu ifadesine katılmıyorum..Atatürk din karşıtı falan değildi..Sadece inancın ibadetin insanın kendi içinde yaşaması gerektiğini, gündelik hayata taşımaması gerektiğini ve en önemlisi devlet işlerine bulaştırmaması gerektiğini savunurdu..Zaten bunuda kurduğu Cumhuriyete en güzel şekilde yansıttı...

Bu şekilde "Atatürk din karşıtıydı" tarzı ifadeler, dinle uyutulan afyonlanmış cahil halkımızda ters tepki yaratıyor ve Ebedi Başkomutan'a karşı olumsuz düşüncelere itiyor...
__________________
"...Yüzlerce büyük millî kahraman dururken maymun suratlı, kan içici, riyakâr Asya ve Avrupa serserilerinin resimlerini duvarlarına asacak kadar beyinsiz ve haysiyetsiz olanlara gerçeği öğretmek için boşuna vakit harcama. Onlarsa belâlarını bulacaktır. Sen vakit kaybetmeden bir baltaya sap olmaya çalış. Bir baltaya sap olmak demek, millete hizmet edecek bir yer, bir subaşına geçmek demektir..."

H.Nihal ATSIZ
Bozkurt Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 04.08.2007, 01:20   #3 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
TUVA HAN adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 12.07.2007
Bulunduğu yer: İzmir
İletiler: 442
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Dönemin ingiliz büyük elçisi tarafından ingiltere sarayına iletilmiş uzun yılla gizli kalmış bir belge. Atatürk hakkında herkes her düşüncesine katılmıyor veya katılıyor. Bu yazıyı aktarmamdaki sebeb; kişi Atatürk döneminde yaşadığı için faaaliyetlerini birebir gözlemlediği için bir belge unsuru olarak kabul edilebilirliğidir.
TUVA HAN Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 04.08.2007, 02:05   #4 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik Tarihi: 23.07.2007
İletiler: 108
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Gizli ya da açık , biz ATA mızı biliyoruz onun izindeyiz ,Türküz Türkçüyüz Atatürkçüyüz,
bizden olmayanlar Onu her yöne çekerler , kendilerine göre yorumlarlar
Biz ise onun özünün izindeyiz.
ÖtükenErgenekon Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Yanıtla

Etiketler
"40 yıl boyunca açıklanmayacak" , (1938) , damgası , mektubun , metnidir. , tam , vurulan



Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Yanıt Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodu Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Yanıtlar Son İleti
Niye "Türkçüyüm" deyince "Ülkücü" damgası yiyoruz? TÜRKÇÜ HAREKET Türkçü Bakış 74 08.11.2008 02:43
damat RTE: ""Kürt yönetimiyle ilişkiye hazırız" Ogan Türkçü Bakış 9 03.08.2008 03:20
BİR TÜRKÇÜ NEDEN ASLA VE KAT'A "AYDIN", ÇAĞDAŞ VE "BARIŞ"SEVER BİR "DEMOKRAT" OLAMAZ? Gök Yeleli Bozkurt Türkçü Bakış 16 11.04.2008 10:17
Tayip'in teröristbaşı Apo'ya "Sayın Öcalan" , şehitlere "kelle" dediği ses kaydı Tanrıdağlı Youtube Genel 18 10.09.2007 01:24


Otağ Saati: 06:57


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.