|
Türkçülüğün gidişadı ve yorumlanması
Osmanlının son yıllarında yükselişe geçen Türkçülük akımının, kendini ifade etmesi, farklı kimselerde farklı bir tarzla, şekille ve söylemlerle dile gelmiştir.
Türkçü görüşte bulunanların gerek devlet içerisinde bulundukları konum olsun gerek devlet harici olsun, ortak nitelik; ırk/soy unsurudur.
Irkçılık yapısı itibari ile sert bir ideoloji olmasından dolayı, söylevlerde de bir o kadar hırçındır. Bu doğaldır ve olması gerekendir. İlkelerin oldukça sert bir şekilde dile getirilmesi, ideolojinin tavissiz ve şart olmasının neticesidir.
Tarihe de baktığımız zaman, bir sonra ki öncekinden daha sert olarak dile getirilmiştir.
Peki biz günümüz de Türkçülük fikrimizi Nihal Atsız Türkçülüğü ile mi sınırlandıracağız yoksa daha mı geliştirip ilkeleri netlendireceğiz?
Nihal Atsız, Ziya Gökalp Türkçülüğü üzerine inşa ettiği ideolojisini, daha da geliştirip bir adım daha öteye taşımıştır; bizim de hedefimiz bu olmalıdır. Sürekli gelişen akım başarılara gebedir. Atsız Ata'nın fikirlerini daha da geliştirip ileriye taşımamız, ona ve soyumuza olan bir borcumuzdur. Zira bunu kendisi de yapmış Ziya Gökalp'den bir adım daha ileri gitmiştir.
Kurucu önder Başbuğ Atatürk'ü de hiç kuşkusuz bu konumlamada yer vermemek ahmakça olur. Kendisi aynı zamanda asker ve devlet adamı olması, bulunduğu konumlar itibari ile iyi analiz edilmsini gerektirmektedir. Doğrudan doğruya Türkçü olan Başbuğ, devlet adamı portresi altında bir takım meseleler itibari ile asker Atatürk'ten farklı bir kimlik sergileye bilmektedir. Bu siyasi acun içerisinde olağan şeylerdir ki Atatürk hiç bir zaman, gerek asker kimliği gerek devlet adamı kimliği içerisinde Türkçü duruşundan taviz vermemiştir.
Atatürkçülük, bu noktada ayrı bir ideolojimidir yoksa değilmidir tartışması bir kere başlı başına yanlış bir tutumdur. Zira Atatürkçülük başlı başına bir ideoloji olmayıp Türkçülük ideolojisinin içerisinde bulunan bir alt başlık olarak belirtmek daha uygundur. Atatürkçü olmak zaten adından da anlaşılacağı gibi Türkçü olmaktır.
Atatürkçülük, farklı ideolojilerin peşinde koşan çevrelerin adeta koruyucu kalkanı ola gelmesi ve Türkçü geçinen çevrelerin ümmet sevdalısı oluşu, toplumda Türkçülüğün yeterince anlaşılamamasını ve gelişememesini neden odu. Nihal Atsız'ın, Atatürk'ü eleştirmesi beklenenlerin belkide tam manasıyla yerine getirilememesinden kaynaklıdır ki buna, günümüz penceresinden baktığımız zaman başka hiç bir seçeneğin gözükmemesi etkilidir ve başka bir izahı bulunmamaktadır. Eleştiri de şudur ki; neden ''Türkeli'' değil de ''Türkiye'' olarak isim konulmasıdır. Burada beklenen isteğe varılmamasının sitemi yatmaktadır. Bu ve buna benzer eleştiriler; asla biz Türkçülere, birinden birini tercih et mantığını kabul ettiremez. Bilakis Türkçü eleştiriler, her zaman ideolojimizi daha da ileri götürür.
Yapılması gereken budur; Türkçülük ideolojisi geliştirmek, zamana göre nitelik eklemektir. Bunu yaparken de, Mevlana mantığını gütmemek, taviz vermemek yolumuzu aydınlatır.
|