Ulu Türkçü Nihal Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihal Atsız Otağı > TÜRKÇÜ BAKIŞ > Türkçü Bakış
Kayıt ol Yardım Bozkurt Listesi Andaç Arama Bugünkü İletiler Otağları Okundu Kabul Et

Türkçü Bakış Türklük ve Türkçülük ile ilgili bilgiler, güncel haberler, yorumlar, değerlendirmeler vs..

Cevapla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 07.08.2007, 07:03   #1 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: 04.02.2006
İletiler: 664
IRKÇI Rss Beslemesi
TÜRKEŞ'İN DOKUZ IŞIK'I DA KÜRTLEŞTİ!

Onca renk dururken, Dokuz Işık'ın yeni baskısının kapağı neden sarı-kırmızı-yeşil yapılmış?.. Bu bir tesadüf mü?.. Elbette değil.

- Önce AKP'ye cumhurbaşkanlığı seçiminde destek...

- Sonra, Meclis'teki PKK militanlarıyla el sıkışma...

- Ve şimdi de kürt renklerinde Dokuz Işık...

MHP nereye gidiyor?


IRKÇI adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 09:34   #2 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik tarihi: 04.07.2007
İletiler: 300
Bozkurt33 Rss Beslemesi
kendi kuyularını kendileri kazıyorlar
Bozkurt33 adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 10:32   #3 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: 04.02.2006
İletiler: 664
IRKÇI Rss Beslemesi
Ben MHP genel başkanı olsaydım, çok ciddi söylüyorum ki partiyi en az %35 oyla Meclis'e sokardım. Yapacağım şey çok basit: Kendi alanım olmayan islamcılıktan ve kürtlerden uzak dururum, partiyi laik-milliyetçi çizgiye çekerim. Irkçı olmaya gerek yok, ılımlı milliyetçi bile olsa yeter bu devirde...

Fakat bu adamlarda bir gram siyaset ve propaganda becerisi mevcut değil... İslamcılıktan medet umuyorlar; islamcılığı AKP tekeline almış, size oy mu düşer?.. Kürtlerden oy alabilmek uğruna sakat işler yapıyorlar, yahu kürt size oy mu verir?.. Böyle yanlış işlerle uğraşmak yüzünden laik ve milliyetçi Türklerin oyunu kaybedersiniz. Laik ol, gerçek anlamda milliyetçi ol, Atatürk devrimlerine sahip çık; gör bak oy nasıl yükseliyor.

Bunlar milleti resmen keriz yerine koymaya başladılar. Meclis'teki PKK militanlarıyla el sıkışmalarının sebebini "O yemini edene sözümüz olmaz" şeklinde saçma sapan bir lâfla açıklamışlar. Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK'nın başına geçen Zübeyir Aydar ve PKK'nın Avrupa sorumlusu Remzi Kartal gibi teröristler de vaktiyle o yemini edip milletvekilliği yapmışlardı. Madem o yemini edene sözünüz yoktu, seçim meydanlarında niye Tayyip ve avanesiyle uğraşıp durdunuz, onlar da o yemini etmediler mi? Hasan Mezarcı, Şevki Yılmaz gibi Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı meczuplar bile o yemini ettiler. Tek amacı ülkede gerginlik ve kutuplaşma yaratmak olan Amerikan vatandaşı provokatör Merve Kavakçı da o yemini etmeye hazırdı ama Bülent Ecevit 80 küsür yıllık ömründe ilk kez hayırlı bir iş yaparak ihtiyar gövdesini Meclis kürsüsüne siper etti, sıkmabaşın kürsüye çıkmasını engelledi. Sıkmabaş yemin etmeyi başarsaydı, Laik Cumhuriyet'in temel taşları yerinden oynayacaktı.

Hülasa, yeminin bağlayıcı bir unsur olmadığını ilkokul çocukları dahi biliyor. PKK'lılarla el sıkışmanıza daha ciddi ve inandırıcı bir açıklama getirseydiniz bari.
IRKÇI adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 11:44   #4 (İleti Bağlantısı)
Üyeliği iptal edilmiştir
 
Üyelik tarihi: 07.08.2007
Yaş: 64
İletiler: 2
TUĞRULHAN Rss Beslemesi
sarı kırmızı yeşil yapancı bir yazara göre Türklerin kullandığı renkler

hatta kalın bir kitap vardı bu konuyla ilgiliama şuan aklımda değil
TUĞRULHAN adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 12:17   #5 (İleti Bağlantısı)
Maria Tokmakçı sahte adlı misyonerdirl
 
Üyelik tarihi: 05.08.2007
İletiler: 16
Ali Beg Rss Beslemesi
Dediğin doğru :
Kırmızı - Osmanlı ve şu anki Türk bayrağının rengi
Yeşil - Selçuklu'nun rengi
Sarı - Hun devletinin bayrağının rengi

Bu üç devlette Türk ve devrinde söz sahibi olan devletler.
Nasıl bu renkleri k..rt rengi yaparlar anlamadım ?
Ali Beg adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 12:22   #6 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Tonyukuk19 - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 22.12.2005
İletiler: 408
Tonyukuk19 Rss Beslemesi
Yeşil renginin daha çok islam dinini temsil eden simgelerde kullanılmaktadır, yani Türklük ile yakından uzaktan alakası yoktur. Kun(Hun) Türklerinin bayrağında ise sarı renginin kullanılması gerçekdışıdır. Sonuçta geçmişteki Türk devletlerinin bayraklarının coğu uydurmadır.
Tonyukuk19 adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 13:17   #7 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
METEHAN - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 20.01.2006
İletiler: 125
METEHAN Rss Beslemesi
Renkler dünyanın bir çok yerinde bir çok topluluk tarafından farklı şekilde anlamlandırılır. Bu anlamlandırma genelde geçmişteki anlamdırılmalarına yakın şekilde kendi kültür yapılarına göre uyarlanır. Türkler dünyanın en eski milleti ve şamanizmin temeline göre doğa güçlerine karşı kuvvetli inanışları olduğuna göre doğada bulunan her temel renk ve onu hayatlarına uyarlayış nerdeyse Türklerle başlamıştır. Renk seçimi ve anlamlandırılmasında etkili diğer bir husuta coğrafi özelliklerdir. Arap ne zaman yeşil gördükü şimdi yeşil rengi islamın rengidir diye adlandıralım. Geçmişten günümüze, Arap kavimlerine ait en eski bulunmuş bez parçalarında bile bir renk yoktur. Bezin kendi dokusu ve rengi üzerine herhangi bir boyama ya da baskı yapılmamıştır. Televizyonlarda şu uydurma Ramazan ayı boyunca gösterilen o Çağrı filmi gibi tipik arap hikayelerinden türeyen filmlerde gösterilen yeşil bayrak tamamen bir uydurmacadır. Yeşilin mana ve insan psikolojine etkisi herkes bilir. O dönemin bir kaç kurnaz arap hocası, islamiyeti daha kolay benimsenmesi için ve yeşilin insanda bıraktığı etkiden yola çıkarak" İslamiyet huzurun ve barışın dinidir." demişler ve yeşil bayrağı simge haline getirmişlerdir. Yoksa arapların uzaktan yakından yeşil renkle alakaları yoktur. Eski dönem eserlere bakıldığında bu daha net anlaşılır.

Kunlarda sarı renkle ilgili kesin bir bilgim olmamasına rağmen sarı renkli simge kullanması bana mantıklı geliyor. Türklerin doğa güçlerine olan inanış neticesinde Ay, Güneş, Gökyüzü ve toprak renkleri kendilerini güçlü ve sonsuz olduklarını simgelemiştir. Bu yüzden güneşin rengi sarı, gök rengi mavi, Ayın beyazı ve toprağın boz ya da mevsimine göre yeşil renge bürünmesi ve en eski Türklerin bunlardan ilham alması kadar doğal bir durum yoktur. En eski kök boyalarının kimyasal yapısı ve yaşları incelendiğinde Türkler'in o coğrafyada var oldukları döneme rastlar.

Demek istediğim şimdiler kendini bilmez hilkat garibeleri sanki kendi rengiymiş gibi bu tip renkleri sahiplenmeleri, bizlerin o renkleri hayatımızdan çıkaracağımız manasına gelmemeli. Şu dönemde bu renkler o it sürüsü simgelemesi ve kitabın basımında bu renklerin kullanılması iyi niyetli olunmadığını gösteriyor. Güzel bir ayrıntı yakalamışsınız kutlarım.
METEHAN adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 13:20   #8 (İleti Bağlantısı)
Kızılca soysuz olduğu için atılmıştır
 
Kuvvacı - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 26.07.2007
İletiler: 55
Kuvvacı Rss Beslemesi
Zaten 9 ışık teorisi, Atatürk'ün 6 ok ilkesine alternatif olarak ortaya atılmıştır. Eğer Atatürk'ü sevseler ve ilkelerini benimsemiş olsalar böyle 9 ışık gibi saçmalaıklara hiç başvurmazlardı.
Kuvvacı adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 13:27   #9 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
METEHAN - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 20.01.2006
İletiler: 125
METEHAN Rss Beslemesi
Aslında 9 ışığı Atsız'dan kopya çekmiştir. Bakın Atsız atanın eserlerine. Sonra da kıyaslayın. Adam hem ordan burdan kopya çekmiş hem de çektiği kişiye ihanet etmiş.
METEHAN adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 13:32   #10 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Günhan - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 08.07.2007
İletiler: 207
Günhan Rss Beslemesi
Sarı, Kırmızı, Yeşil ve Beyaz renklerin birarada kullanılması Türkmenlerde çok sık raslanan bir durumdur.

Hepsinin ayrı bir anlamı vardır.

Yörük Türkmenlerin Keyfiye adını verdikleri şalda sarı kırmızı ve yeşil renkleri vardır.

Dokuz Işık isimli kitabın baskısında neden bu renklerin seçildiğini bilmiyorum ancak bu renklerin Türkmen renkleri olduğunu biliyorum.

Saygılarımla

Günhan
__________________
O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini;
"Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.
Günhan adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 13:39   #11 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Günhan - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 08.07.2007
İletiler: 207
Günhan Rss Beslemesi
Alıntı:
Kuvvacı´adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Zaten 9 ışık teorisi, Atatürk'ün 6 ok ilkesine alternatif olarak ortaya atılmıştır. Eğer Atatürk'ü sevseler ve ilkelerini benimsemiş olsalar böyle 9 ışık gibi saçmalaıklara hiç başvurmazlardı.

Dokuz Işık Atsız atamızın bir makalesinde yazdığı dokuz ilkeden esinlenerek kaleme alınmıştır. Bu söyledikleriniz Atsız atamızı zan altında bırakır. Konuyla ilgisi olmayan, gereksiz yorumlar yapmayınız.

Atsız İlkeleri;

1-Türkçüyüz

2-Arınmış Türkçeciyiz

3-Yasacıyız

4-Toplumcuyuz

5-Milli Gelenekçiyiz

6-Demokrasiye Taraftarız

7-Ahlakçıyız

8-Bilimciyiz

9-Teknikçiyiz

Saygılarımla
Günhan
__________________
O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini;
"Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.
Günhan adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 14:12   #12 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
METEHAN - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 20.01.2006
İletiler: 125
METEHAN Rss Beslemesi
9 İlke daha öncede belirttiğim gibi Atsız atanın bir ürünüdür. Bunlar saçmalık ya da safsata değildir. Kürdeş bu ilkeleri kendininmiş gibi ortaya çıkarması ne derece basit bir karakter yapısına sahip olduğunuda gösteriyor. Kırodan ne farkı var onlarda herşeyi çalıp çırpıyor bunlarda.
METEHAN adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 14:17   #13 (İleti Bağlantısı)
Kızılca soysuz olduğu için atılmıştır
 
Kuvvacı - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 26.07.2007
İletiler: 55
Kuvvacı Rss Beslemesi
Alıntı:
Günhan´adlı üyeden Alıntı İletiyi göster
Dokuz Işık Atsız atamızın bir makalesinde yazdığı dokuz ilkeden esinlenerek kaleme alınmıştır. Bu söyledikleriniz Atsız atamızı zan altında bırakır. Konuyla ilgisi olmayan, gereksiz yorumlar yapmayınız.

Atsız İlkeleri;

1-Türkçüyüz

2-Arınmış Türkçeciyiz

3-Yasacıyız

4-Toplumcuyuz

5-Milli Gelenekçiyiz

6-Demokrasiye Taraftarız

7-Ahlakçıyız

8-Bilimciyiz

9-Teknikçiyiz

Saygılarımla
Günhan

İlke (Prensip) ile "ışık" veya "ok" aynı şey midir?
Kuvvacı adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 15:25   #14 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
Günhan - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 08.07.2007
İletiler: 207
Günhan Rss Beslemesi
Sayın Kuvvacı beğ;

Sizin bu sorunuza laf canbazlığı derler.

Atsız atamıza ait bahsi geçen makalede ''ışık, prensip, ilke, ok'' gibi herhangi bir ifade de bulunmamaktadır.

Bizim ne söylemeye çalıştığımız bellidir. Atamızın yazmış olduğu milli kalkınma programında yer alan 9 madde Milliyetçi görüşü ve hayat tarzını yansıttığı için Milli ilkedir. Altı ok dışında kalan ilkelerde millidir suçlarken yaptığınız suçlamanın başka mecralara da kayabileceği olasılığını hatırınızdan çıkarmayınız.

Yeri gelmişken ilgili makaleyi ekliyorum..


<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#8cc6ff height=30 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" bgColor=#8cc6ff border=1><TBODY><TR><TD width="100%">
TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRI
</TD></TR></TBODY></TABLE>

Milletimiz Orta Asya’daki hayatının en eski yüzyıllarında atı ehlileştirmek suretiyle mesafeleri kısaltmayı bilmiş, böylelikle geniş bölgeleri kontrol etmek imkanını bularak büyük devlet kurmak başarısını sağlamıştır. Başka milletler ancak şehir devletleri kurabilirlerken, birçok şehirleri de içine alan bu devletler, Türklere cihan hakimiyeti ve büyük ülkülere bağlanma düşüncelerini doğurmuştur.

Hun, Göktürk ve Osmanlı imparatorlukları bu büyük ülkünün sonucu olup cihan tarihinde bunlarla kıyaslanabilecek devletler olarak yalnız Roma ve Abbasiler gösterilebilir.

Milletimiz, tarihinin her devrinde büyük devlet sahibi olmuş ve yalnız 1918 yılına kadar , en güçsüz zamanlarımız da dahil olmak üzere, Türkiye daima büyük devlet sayılmıştır. Fakat Birinci Dünya Savaşında yenilip topraklarımızın yarısını elden çıkarmamız üzerine, Türkiye, artık büyük devlet olma vasfını kaybetmiştir. Toprağın yüz ölçümü, nüfus, tarih, askeri güç, bilim, sanayi gibi türlü faktörlerin sonucu olan büyük devletlik bugün Amerika, İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya, Japonya, Çin, Hindistan, Brezilya ve Kanada’nın elindedir.

Cumhuriyet devrine kadar milletimiz, bilinen ve görünen düşmanlarla mücadele ediyordu. Bu düşmanlar bazı devletlerle kendi tabaamız olan bazı Türk olmayan unsurlardır. Fakat cumhuriyetle birlikte, iş değişti. Devlet ve tabaa olarak düşmanlarımız azaldığı halde yepyeni bir düşman Türk milletini, tarihinin en büyük tehlikesiyle karşı karşıya getirdi. Şimdiye kadar ki düşmanlarımız, Türkiye’nin bazı parçalarını istemekle yetiniyorlardı. Sevr Barışında bile, ordusuz da olsa küçük bir Türkiye bırakılmıştı.

Fakat yeni düşman böyle değildir. Yeni düşmanın planlı hedefi Türkiye’nin topyekûn yokedilmesidir. Bu düşmanın adı komünizmdir.

Yeni düşmanın tehlikesi, gizliliğinden ve saf insanları aldatacak düşüncesi, kanaati olmayan insanlar, o konu hakkında yapılacak propagandaya kendilerini kaptırabilirler. Bu, insan yaratılışının gereğidir. Bu kendini kaptırma, karşı bir propaganda ile düzeltilmezse daha da tesirli olur. Kimine refah ve zenginlik, kimine tatmin edilmemiş cinsi isteklerin doyurulması, kimine büyük insanlık ülküsü diye anlatıp gösterilen komünizm, birkaç saf insanları avlayabilir. Bütün bunlar Türklük yapımıza indirilmiş birer darbedir.

Türkiye’nin kalkınması davası aynı zamanda onun tekrar büyük devlet olma davasıdır. Bu sebeple, milli davayı sadece servetin daha adilane dağıtılması diye almak, milli ruhu anlamamak hatta onu inkar etmek demektir. Çünkü servet davası yalnız maddeye ilişkin olmamakla insani ihtiyaçların tamamını ifade etmekten uzaktır. Madde ile birlikte mana da olmalıdır ki, Türk toplumu ihtiyaçlarını karşılamış sayılsın.

Yalnız servet ve refah bir topluma bahtiyarlık getirmez. Olsa olsa hayvana rahatlık getirir. İsviçre çiftliklerindeki inekler de ahır, yem, bakım mükemmelliği yönünden refah içindedirler. Fakat bahtiyar sayılamazlar. Çünkü bahtiyarlık ruhi hazlarla duyulan her haldir ve yalnız insanlara mahsustur. Ruh dediğimiz manevi değer yalnız insanlarda vardır.

Yirminci yüzyılda müsbet ilmin ve batı medeniyetinin ışığı altında, medeni milletlerin ve toplumların dine bütün varlıklarıyla sarılmış olduklarını görüyoruz. Çünkü Tanrı inancı ve dolayısıyla din, fert olarak da, millet olarak da vazgeçilmez manevi ve ahlaki büyük bir dayanaktır. bu sebeple, bugünkü Türk dünyasının dayandığı iki esaslı temelden birisini teşkil eden İslam dininin, milli varlığımızdan ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz.

İnsanı hayvandan ayıran özellikler utanma, ülküye bağlanma ve bir iman ve fikir uğrunda ölebilme hasletleridir. Utanan insan suç işlemekten ve ayıplanmaktan sakınır. Ülküye bağlanan insan maddi sıkıntılara şikayetsiz katlanır. Bir iman ve fikir uğrunda ölen insan da kendisinden sonra geleceklerin terbiyesinde olağanüstü rol oynar. Bunların madde ile ilgisi yoktur.

Türkiye’nin kalkınmasını düşünürken, fertlerin yalnızca refahını düşünmek, memleketi kuvvetlendirmeye yetmez. Refah içinde ve ileri ir memleket, ahlak ve fikir bakımından da üstün değilse, yıkılmaya mahkumdur. Fertlerinde bir fikir için ölmek hasleti bulunmayan milletler, düşman saldırışı karşısında ölmekten kaçınacakları için, o refahtan hiçbir hayır gelmeyecektir.

Halbuki Türkler, yüzyıllar boyunca, büyük devlet kurmak ülküsünü taşımış bir millet oldukları için, onları kalkındırmak aynı durumdaki başka milletleri kalkındırmak daha kolaydır. Fedakarlığa dayanan kalkınma hamlesini, Türk milleti birçok milletlerden daha hızlı yapabilecek kaabiliyettedir. Fakat yüzyıllar boyunca kudretli önderler tarafından idare edilmiş olan Türk toplumu, tarihin her çağında olduğu gibi bugün de büyük kılavuzlar istemektedir.

Milli şuur ve gurura malik liderlerin en büyük faydası, toplumu aşağılık duygusuna düşmekten korumaktır. Bir millet büyük iş yapabilmek için, kendisinin büyük millet olduğu inancını duymalıdır. Atatürk devrinde, Türk milleti nüfus, servet, teknik ve kültür bakımından, bugüne göre çok geride olmasına rağmen manevi güç bakımından kudretliydi. Ve onun içindir ki, kendisinde her tehlikeyi yenebilmek inanç ve kuvveti bulunuyordu.

Halbuki önderler ve aydınlarda aşağılık duygusu olursa, o milletin kalkınmasına imkan yoktur. Çünkü kalkınma hamlelerinin boşuna olacağı kuruntusu ruhlara işlenmiş, gönüller ümitsizlikle dolmuştur.

Zafer hiçbir zaman, mahvolduklarını sananlar tarafından kazanılmaz.

Kalkınma hamlesi hiç şüphesiz bilim metodları ile olacaktır. Fakat milletimizin toplum ve fert psikolojisiyle tarihi, milli gelenekleri, toplumsal yapısı da hesaba katılmazsa, bilim metodları ile davranış başarıyı sağlayamaz. Çünkü nasıl ilaçlar, aynı hastalığa tutulmuş insanlar üzerinde aynı tesiri göstermiyorsa, bilim metodu da her toplum üzerinde aynı sonucu vermiyecektir.

Bilim metodu, öndüşüncelerden sıyrılmayı da emreder. Bu sebeple Türk milletinin siyasi rejiminin ne olması gerektiği hakkında açıkça konuşmanın zamanı da gelmiştir. Rejimler gaye değil, milletlerin saadeti için birer vasıtadır. Bu sebeple milletler, tarihleri boyunca bazan rejim değiştirmişlerdir. Bir bakıma rejim, milletlerin elbisesidir. Şahıslar gibi milletler de zaman ve mekana göre elbise giyerler. Sıcak bölgeler için pek uygun olan ketenden göğsü açık bir elbise, soğuk iklim bölgelerinde nasıl bir insanın ölümüne sebep olursa şu veya bu rejim de bazan bir milletin çökmesini hazırlayabilir.

Bugün içinde bulunduğumuz siyasi ve toplumsal şartlara göre bize en uygun gelen toplum elbisesi yani rejim, demokrasidir. Milletimizde bu fikir günden güne yerleşip kökleştiği gibi, birlikte hareket etmeye mecbur olduğumuz müttefiklerimizin rejimi de budur.

Fakat demokratik rejimde kalmaya kararlı oluşumuz, demokratik olmayan eski tarihimizi ve bize övünç veren kahramanlarımızı saygı ile anmamıza engel olamaz. Çünkü geçmişini hor gören bir millet, ancak şerefsiz insanlardan kurulu bir topluluk olabilir.

Şunu da gözden uzak tutmalıyız ki, demokrasinin başarılı olması, toplumdaki milli şuurun kuvvetiyle orantılıdır.

Türk milletinin kalkınması derken, bu harekete, gönülleri heyecanla çarpıştıracak ve yurttaşları fedakarlığa ve hatta kahramanlığa sürükleyecek bir anlam vermek için kalkınma hedefinin Büyük Türkiye olması birinci şarttır. Kültürü, bilimi, tekniği ile birlikte ahlakı ve erdemi ile de ileri ve üstün olacak Türkiye... yoksa, sadece refah ve zenginlik için yapılacak hamlenin, bir ticaretevi hareketinden farkı yoktur.

Devlet ile ticaret kurumu başka başka şeylerdir. Ve devlet olmayı ticaret kurumu olmakla karıştıran topluluklar, daima başkalarının gölgesinde yaşamaya ve ilk darbede yıkılmaya mahkumdurlar.

Devlet sahibi Türkler olarak siyasi sınırlarımız dışında kalan Türklere karşı ilgisiz kalamayız. En küçük, güçsüz ve yeni devletlerin bile sınırdışı soydaşlarına karşı ilgisi varken, henüz bağımsız bile olmaya Cezayir, ne Sahra’da, ne de kıyılarındaki Fransız sermayesine ve çoğunluğuna karşı bir hak tanımazken, tarihinin en büyük imparatorluklarını kurup birçok milleti idare etmiş bir toplum olarak, siyasi sınırlarımız dışındaki Türkleri düşünmek vazifesinden asla geri kalamayız.

İmzamızı attığımız Birleşmiş Milletler Anayasasına dayanarak, siyasi sınırlarımız dışındaki Türklerin de bağımsız olarak ve yabancı hakimiyetinden kurtulmak davalarını desteklemek hem milli borcumuz, hem de insanlık görevimizdir. Henüz yamyamlık devrisini bile bütün bütün atlatamamış olan toplumların devlet kurma hakkı tanınırken, medeni ve üstün kabiliyetli millet olan Türklerin şurada burada tutsak hayatı sürmelerini kabul edemeyiz. İyi çalışan ve şuurlu ellerde bulunan bir Türk hariciyesinin, bu hakkı bütün dünyaya tanıtacağından eminiz.

Bugünkü çok tesirli silahlar karşısında savaşı istememekle beraber, artık bir daha savaş olmayacak diye yapılan propagandalara inanmayız ve bu propagandayı, bizi gevşetmek için yapılmış bir düşman hilesi sayarız. Askeri hazırlıkların alabildiğine arttığı bir dünyada, dünyayı karıştıran hain kuvvetler tasfiye edilmedikçe, savaşın daima yapılacağına inanmış olarak, milletimizin askerlik geleneğine tekrar dönmeyi lüzumlu buluruz.

Askerlik geleneği bugünkü milletlerin hepsinden eski bir millet olarak ordumuzun yeni baştan ve bize layık şekilde düzenlenmesine ve müttefiklerimiz ile standart silahlar kullanmak mecburiyeti dışında, askeri özelliklerimizin korunmasına şiddetle taraftarız. Askerlik çok şerefli ve güç bir meslek olduğu için, subay ve astsubaylarımızın erdemli aile çocuklarından seçilmesini ve fedakarlıklarına karşı bazı imtiyazları bulunmasını doğru buluyoruz.

Büyük devlet olmanın şartlarından biri de zengin ve kudretli bir dile sahip olmaktır. Milli ihmaller dolayısıyla gelişmemiş olan kökü kuvvetli dilimizi, büyük bir bilim ve sanat dili haline getirmek ihmal olunamıyacak bir davamızdır. Ne melezleştirilmiş eski dil, ne de öztürkçe denilen uydurma dil, büyük bilim ve edebiyat dili olamaz. Terimleri Türk köklerinden üretme , konuşma dilinde Türkçeyi veya Türkçeleşmişi seçme esasında olan “Arınmış Türkçe” ye taraftarız. İnsanın yüreği ne ise, milletin dili de o olur. Bu değerli varlık, gerçek değerlerden meydana gelecek bir akademi ve milli şuura malik uzamanlar ve sanatçılar eli ile korunmalıdır.

Millet olarak yaşamak isteyen toplumlar, kendi milli özelliklerini kıskançlıkla korurlar. İskoçların etek giymesi, Hintlilerin bize garip gelen kıyafetleri gibi, biz de Türk kültürüne ait özelliklerimizi saklamaya, milli tarihimizin kadrosunu çizmeye ve gerekirse, dilimizin bütün inceliklerini ifade edebilmek için alfabemize bir iki harf daha katmaya taraftarız.

Milli gelirin adaletle üleştirilmesi, Türk toplumu için de elbette milli bir gayedir. Ferdi ihtiyaçların rahatça karşılanabildiği, refahın yaygın bulunduğu bir ülkede, toplumsal adalet davası gerçekleşmiş olur ve böyle bir davadan bahsetmeye de lüzum kalmaz. Bu sebeple, bir yandan toplumsal adalet tedbirleri alır ve onları sağlam kanuni esaslara bağlarken, diğer taraftan da eğitim ve öğretimi yayarak ve ayrıca memleketimizi iktisadi alanda hızla kalkındırarak, toplumsal adaletin ortamını hazırlamamız gerekir. Aksi takdirde toplumsal adalet davasının, özellikle geri ve yoksul ülkelerde, komünizm silahı haline geleceği asla unutulmamalıdır.

Çünkü komünizm, yoksulluk, gerilik ve bilgisizlik bataklıklarından açan bir çiçektir.

Sosyalizm, komünizmi önlediği yolundaki iddialar doğru değildir. Amerika’da sosyalist bir parti olmadığı, rejim tamamen kapitalist ve liberal esaslara dayandığı halde komünizm yoktur. Toplumsal adaletin tam veya çok miktarda uygulandığı memleketlerden Kanada’da Liberaller ve Muhafazakarlar; Belçika’da Hırıstiyan Demokratlar, Avusturya’da Katolik Halkçılar, İngiltere’de Muhafazakar (1950’den beri) hakimdir. Bu memleketlerin çoğunda sosyalistler küçük birer partidir.

Partiler ve sosyalizm hakkında tecrübesi olmayan geri memleketlerde ise sosyalizm, komünizmin öncüsü rolünü oynamaktadır. Küba’da olduğu gibi... Bu sebeple, demokratik düzen içinde ve huzurla gelişme istediğini duyduğumuz bir zamanda, bize türlü huzursuzluklar getirip memleketimizi komünist yapmaya çalışacak sosyalizmin aleyhindeyiz.

Memleketimizdeki bütün sosyalist hareketlerde komünizmden hüküm giymiş sabıkalıların bulunması, en büyük delilimizdir.

Sosyalizmin aleyhinde olmamızın önemli bir sebebi de, bizim memleketimizde sosyalizmin tamamiyle kozmopolit şahıslar yetiştirmesi ve sosyalizmin milliyet aleyhtarlığı olarak ortaya çıkarılmasıdır. Büyük bir tarihin varisi olarak ortaya çıkarılmasıdır. Büyük bir tarihin varisi olarak Türk kalmaya azmetmiş bulunduğumuz için, bizi milliyetimizden uzaklaştırmak isteyen ve Türklüğü birinci plana almayan her fikir ve her ülkünün karşısındayız.

Yüksek bir millet haline gelmenin diğer bir özelliği olarak sağlam kanunlar koymak ve kanuna saygıyı inanç haline getirmek için, her türlü tedbirin alınmasına, tercüme kanunlara değil de milli örften çıkarılan ve çağdaş hukuk prensiplerine dayanan yasalara taraftarız. Kanunlar devleti, milleti, milli kültürü, ahlakı, düzeni, aileyi, fertleri şerefi ve hakları koruyacak kanunlar olmalı; adalet ölçüsü en kesin terazi ile sağlanmalıdır.

Devlet, nazari olarak, vatandaşların hayatını koruyup saadetlerini sağlamak için kurulmuş bir müsesse olduğundan, her Türk’ün sağlık, hastalık ve işsizliğe karşı sigortalanması şeklindeki toplumcu anlayışımızı huzuru sağlayacak en temelli faktör olarak sayıyoruz.

Toprak, devletin temeli olduğundan, toprakla uğraşanların temel korunur gibi korunması ve kalkındırılması şarttır. Milletimiz göçebe zamanlarda bile toprak mülkiyetini kabul etmiş olduğu için, bu mülkiyetin devamı, sosyal yapımızın icaplarındandır.

Sonuç olarak milli kalkınma programımızı şöylece özetliyoruz:

1. Türkçüyüz
2. Arınmış Türkçeciyiz
3. Yasacıyız.
4. Toplumcuyuz.
5. Milli gelenekçiyiz.
6. Şuurlu demokrasiye taraftarız.
7. Ahlakçıyız.
8. Bilimciyiz.
9. Teknikçiyiz


Orkun, 1.sayı, Şubat 1962
__________________
O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini;
"Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.
Günhan adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2007, 16:53   #15 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
KARAMANOĞLU - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 04.07.2007
İletiler: 628
KARAMANOĞLU Rss Beslemesi
gerçekten böyle olaylara şaşırmıyorum...
nedeni çok basit ...
zaten bizim aklımızda edindikeri yer bellidir ve ASLA deyişmeyecektir...
KARAMANOĞLU adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni ileti yazma yetkiniz etkindir.
İletilere cevap verme yetkiniz etkindir.
Eklenti ekleme yetkiniz etkindir.
Kendi iletisinizi değiştirme yetkiniz etkindir.

İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Cevaplar Son İleti
Ziya Gökalp'ten Tokuz(Dokuz) Oğuz Destanı İlk-Türk Türk Dili ve Edebiyatı 0 11.12.2006 17:47


Otağ Saati: 17:10 .




Atsızcılar @ 2005