Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı  

Geri git   Ulu Türkçü Nihâl Atsız Otağı > TÜRKÇÜ BAKIŞ > Türkçü Bakış

Türkçü Bakış Türklük ve Türkçülük ile ilgili bilgiler, güncel haberler, yorumlar, değerlendirmeler vs..

Yeni Konu aç  Yanıtla
 
Konu Bağlantısı Seçenekler
Alt 07.06.2006, 15:38   #1 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
YALINSAK adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 14.12.2005
İletiler: 534
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Türklüğün sembolü köpek olmalıymış

Zaman gazetesinde Etyen Mahçupyan
adlı provakatörün sayfa arkadaşı etnik kimliği meçhul bu adam Türklüğe
hakaret ediyor.Türklüğün sembolü köpek olmalıymış.....Bu Türklük düşmanı
adamı tanıyalım...

MÜMTAZ’ER
TÜRKÖNE
04.06.2006PAZAR
Atabeyler ve Ergenekon
Atabey, Selçuklu vezirlerine verilen unvandı; “bey baba”
anlamına gelir. Selçuklu hükümdarları, tahta aday evlatlarını yetiştirmek
için güvendikleri bir devlet adamını muallim tayin ederler ve onu bir
vilayete vali olarak gönderirlerdi.
Bağımsız bir hükümet kuran bu valiler, eski metbularına hürmeten Atabey
unvanını muhafaza ederlerdi. İmparatorluğa zayıf bağlarla bağlı, bağımsız
devletçikleri ifade eden ve sadece Selçuklu dönemine has bu yapı, ileri
düzeyde bir derebeylik düzenini anlatır. Nitekim, Atabey’in
Osmanlı’daki karşılığı olan Lâla, hiçbir zaman bağımsız bir güç
olmamıştır.
Ergenekon, kaynağı tartışmalı olan çok eski bir efsanedir. Bu efsaneye
ilk defa yer veren ünlü tarihçi Reşidüddin, Ergenekon’u bir Moğol
efsanesi olarak kaydeder. Bu efsanede ön planda bir kurt bulunur.
Düşmanlardan kaçıp bir vadiye sığınan Türkler, çoğalıp yeniden dünyaya
yayılmak istediklerinde yolu bulamazlar. Bir bozkurt onlara yolu gösterir.
Dağ eritilir, yol açılır ve Türkler eski ülkelerine kavuşurlar. Bu efsane
ile Kürtlerin “Kawa” efsanesi, kurt figürü dışında hemen hemen
aynıdır.
Derin Devlet içindeki çetelerin tarihten süzülen kavramları ve
efsaneleri isim olarak seçmeleri tesadüf olamaz. Tarih, bugüne dair
hükümlerinizi ve tercihlerinizi meşrulaştırmak için ayıklanır, duruşunuzun
ve yaptıklarınızın dayanaklarını oluşturur. Çatışan ideolojiler, çatışan
farklı tarih yorumları olarak ortalıkta dolaşır. Öyleyse çetelerle baş
edebilmek için, içinde çetelerin de yer aldığı ama çok daha geniş
kesimleri temsil eden bu tarih yorumları ile baş etmemiz gerekir.
“Toplum reşid değil, kendi kendini yönetemez”, öyleyse,
demokrasiyi sadece dünyayı kandıracak bir oyun olarak sürdürelim. Ülkeyi,
ellerinde silah da bulunan vasiler, yani Atabeyler yönetsin. Ülkemiz dört
yanı ateş çemberi ile çevrilidir. Her köşe başını düşmanlar tutmuş, zayıf
anımızı kollamaktadır. Son vatan parçasından, yani Ergenekon’dan
ancak kurtların önderliğinde yeryüzüne güçlü bir millet olarak çıkabilir
ve bekamızı sağlayabiliriz.” Bu satırların akıllı uslu görünen bazı
kurumlar ve kesimler için ne kadar temsil edici olduğunu düşünüyorsanız,
çetelerin yeşerdiği bataklık da o kadar güçlü ve verimli demektir. O zaman
bu vesayet ve kurt masallarına bir nokta koymak gerekir.
Gerçekte kurt, göçebe-otlakçı Türk topluluklarının en çok korktuğu
yaratıktır. Bu kadar önemsenmesi ve tabu haline getirilmesi
korkulmasındandır. Bugün Anadolu’da kurda canavar denmesinin sebebi
de bu tabudur. Türk milletinin tarih boyunca en büyük dostu, sürülerini
koruyan ve sonuna kadar sadık kalan köpek olmuştur. Şayet Türk milletini
bir hayvanla sembolize etmek gerekirse, bu sıfata layık tek canlı,
damarlarında yüzde yüz Türk kanı dolaşan asil Kangal köpeği olabilir.
Malûm, göçebelerin tek serveti olan sürülerin baş düşmanı kurtla baş
edebilen tek köpek cinsi de Kangal’dır. Tevazuun, asaletin,
cesaretin, kanaatkârlığın ve sadakatin sembolü olan ve insanla hayvan
arasında yer alan bu canlı türü, Türk milletini hakkıyla temsil edebilir.
Halk, -jakobence adıyla sürü- için tehdit oluşturan hain kurtları kovmak,
gerçekten koruyuculuk yapacak Kangalları seferber etmek gerekir.
Atabeyliğe, yani vesayete gelince... Kurdu kuzuyu, demokrasiyi, dünyayı
bir kenara bıraksak bile, çetelerden vasi olmaz. Üstelik el attığı her
illegal faaliyeti eline yüzüne bulaştıran, kendilerini de, güya
savundukları devleti de âleme rezil eden çetelerin bizzat kendilerinin
vasiye ihtiyacı var demektir. Efsanelerden ve seçilerek ayıklanmış bir
tarihten farklı olarak, bizim bu topraklarda yaşadığımız gerçek tarih,
Türk milletine ve devletine komitacıların yani çetelerin verdiği zararı
kimsenin vermediğini anlatıyor. Yaşanmış bu tarihin ve bugün bizi şoke
ederek yaşadıklarımızın ışığında atmamız gereken adım şudur:
Türkiye’ye yönelik tehdit değerlendirmesi yeniden yapılmalı ve ilk
sıraya devlet içindeki çeteler yerleştirilmelidir. Çeteleri devlet içinden
ayıklamak ve köklerini kazımak için başta Millî Güvenlik Kurulu olmak
üzere, bütün güvenlik kurumları seferber olmalıdır. Sivil iradeyi temsil
eden devlet iktidarı, milletin ve devletin bekası sorumluluğunu üstlenerek
hükmünü icra edemezse, bu ülke çetelerin elinde bozuk para gibi harcanıp
tüketilmeye hazır durumda demektir.
04.06.2006
e-posta adresi:m.turkone@zaman.com.tr
YALINSAK Çevrimiçi   Alıntı ile yanıtla
Alt 07.06.2006, 16:04   #2 (İleti Bağlantısı)
Otağ Yöneticisi
 
YALINSAK adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 14.12.2005
İletiler: 534
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Senin gibi kişiler,kurtla köpeği ayırt edemiyecek kadar sığsa sorun bizde değil senin gibilerdedir.

Her zaman Türklüğün alehine yazılar yazmaktan çekinmeyen sizler yazmaya devam edin.Elbet bu çark birgün tersine dönücek işte o zaman halinize kendiniz bile acıyacaksınız.

Birde kıroların efsanesini bizim Ergenakon Efsanesiyle yakıştırmana şaşmamak gerek. kürtlerin başlıca efsaneleri hala günümüzde devam etmektedir. Bunları saymaya kalksak acaba yüzün kızarırmı,tabiki hainliğin en büyük örnekleri sizde ve sizin gibilerde toplandığı için yüzünüz kızarmaz.
YALINSAK Çevrimiçi   Alıntı ile yanıtla
Alt 07.06.2006, 17:24   #3 (İleti Bağlantısı)
Atsızcı Bozkurt
 
ALPGIRAY adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 15.12.2005
İletiler: 308
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
eger bu kisinin e-posta adresi dogruysa ona az önce bir yazi yolladim arkadaslarda buna buna benzer yazilar yollasin.


"mümtazer Türköne takma isimli sahıs, sen kim oluyorsunda Asil Türk irkinin sembolleri hakkinda yazi yaziyorsun? soyun bellimiki devsirme, sen ve yazi yazdigin ser gazetesisinden elbet birgün hesap sorulacaktir. Sen kendi soyuna iti senbol olarak alabilirsin.

Birde cikmis kirolarla Asil Türk efsanelerini özlestiriyorsun, bir insan türü dahi olmayan kirolarla nasil Asil Türk`ü bir koyabilirsin.

Ne o hain hocaniz, ne o arkadasin e.mahcupyan, nede sen ve senin gibi düsünen hainler toplulugu hesap vermeden elimizden kurtulamiyacaksiniz. Ne amerika babaniz,ne arap kardesleriniz nede yalaka oldugunuz avrupa kurtarabilecek sizi Türk`ün öfkesinden.

BEKLEYIN ZAMANI GELINCE GÖRECEKSINIZ!!!!!!!!!!!!!!!!!!


TÜRKCÜ GENCLIK"
ALPGIRAY Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 07.06.2006, 19:37   #4 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Kam Büre adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 06.06.2006
İletiler: 29
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Of aynalar of!
Yıllardan sonra
Seni ele verir aynalar


diye devam eden bir şiir vardı.Neyse... :lol:
Kam Büre Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 07.06.2006, 22:12   #5 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Kam Büre adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 06.06.2006
İletiler: 29
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Yanıt diye buna denir.

Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -I-


Barak Badılı

Eşidirsiniz mi? ! .(19)
Ġara ģazlıģ atların
Kişnertisi gelir misralarımdan.
Ne olsun sesime yoh ģulaģ asan?(20)
Dalınca(21) gétmeye hazır durmuşam,(22)
Seni gözleyirem(23), Boz Ġurd, hardasan? !

Rüstem Behrudi



Bir gazete, belirli aralarla, aksamadan, Türk Milleti’ne ait çeşitli değerlerle alay eden, aşağılayan, küçük düşürmeye çalışan bir yayın politikası izliyor. Bu gazete, Türk ve Türkiye düşmanlığı yapan bir ülkede yayınlanmıyor. Bu gazete Türkiye de yayınlanıyor. Adı, Zaman Gazetesi! Bu gazete, bir tarikat gazetesi! Bu tarikat, Fethullah Gülen adında eski bir cami imamının etrafında toplanan kişilerce oluşturulmuş.



Fethullahçılık, kamuoyunda, Osmanlı Padişahı ulu sultan Abdulhamid’in meczup diye bir tımarhaneye tıkdırdığı, baba tarafından bir zamanlar Aramice konuşan Bezabde Yahudilerinin yaşadığı Cizre ve ana tarafından Paganizmin doğuş yeri olan Bilkan kökenli Said’i Kürdi adlı bir kişinin Nurculuk adı verilen tarikatının bir kolu olarak biliniyor.



Fethullah Gülen, uzun süredir, ABD’de, Katoliklerin ciddi bir güç sahibi olduğu FBI’ın koruması altında olduğu söylenen bir çiftlikte yaşamını sürdürüyor ve hastalığı nedeniyle Türkiye’ye gelemediği ifade ediliyor.



Tarikatın günümüzde bilinen en önemli özelliği, tarikatın, Vatikan Devleti’nin Katolik Hıristiyanlığı merkez alarak oluşturmağa çalıştığı Dinlerarası Diyalog çalışmalarında Müslüman partner olarak yer almasıdır.



Bu gazetenin Etyen Mahçupyan, Eser Karakaş, Herkül Milas adlı Türk “Vatandaşı” yazarlarının belli bir frekans dâhilinde Türk sözcüğünün itibarını zedeletme hayallerini ifa ifadelerini okuyoruz. Bu ifade sahiplerine şimdi bir kişi daha eklendi. Bu kişi, Mümtaz’er Türköne!



Mümtaz’er Türköne, milliyetçi kökenli olduğu ifade olunan bir kişi. Mümtaz’er Türköne, Milliyetçi olarak bilinen dergilerde yazı yazmış, çeşitli milliyetçi kuruluşların içerisinde bulunmuş bir kişi. Mümtaz’er Türköne, milliyetçi olduğu ifade olunan yapıların içinde bulunmuş olmakla birlikte, ta başından bugüne İslamcı karakteri baskın olan bir kişi. İslamcı karakteri içinde Gazali-Eşari geleneği temsil eden tutucu bir çizginin izlerini görüyoruz.



Mümtaz’er Türköne, Zaman Gazetesi’nde 3 Haziran 2006 Cumartesi günü “Atabeyler ve Ergenekon” başlıklı bir makale yazdı. Bu makale öncesi, gerek yazdığı yazılarda gerekse de yaptığı televizyon konuşmalarında iktidar oyunlarında pek çok parametreden biri olan milli duyarlılık ve milli sembollerin rolünü, tarihi olaylarla ilişkilendirme tarzını kullanıp fikirlerini, iktidar oyununda sahneye sürmeye çalıştı. Halen de bunu yapıyor.



Mümtaz’er Türköne, iktidar oyununu sergilemeye çalışan bir yazar olsaydı, parametrelerin genel bir değerlendirmesini objektif olarak göstermeye çalışırdı. Ancak o bir yazar olarak objektif bir değerlendirmeyi değil de parametrelerden birini seçince, kendisinin oyunculardan biri olduğunu da itiraf etti saymak gerekiyor. Mümtaz’er Türköne’nin bu seçimi, onun kişiliği ile uyum içerisinde bulunan bir kararı gösteriyor. Çünkü Türköne, bir yazar olmaktan çok, saha oyuncusu karakteri baskın olan bir kişi. Yazmaktan çok oynamaya eğilimli yapısı, onun güç merkezleriyle ilişkisinin temelini teşkil ediyor.



Mümtaz’er Türköne “Atabeyler ve Ergenekon” başlıklı makalesinde, “Atabeylik,” “Ergenekon,” “Bozkır ki Mümtaz’er Türköne onu otlak ile ifade etmiş,” “Bozkurt” sözcüklerini ve bu sözcüklerin kültürel değerlerini kendince yorumlamaya ve yorumlarını günümüzün olaylarıyla ilişkilendirip bir olgu tanımlamaya çalışmış. Mümtaz’er Türköne’nin yazısını böyle ifade edebilirdik. Ancak ne yazık ki böyle ifade edemiyoruz. Çünkü Mümtaz’er Türköne bir olgu tanımlama işinin üzerine kin, hırs ve beklentilerin karşılanamazlığını kusmuş. Bize uzattığı kâğıt kusmuklardan okunmuyor. Okunmaması bir yana bu kusmuklar o kadar kötü kokuyor ki, değil kâğıdı elinize almanız, yanına bile yaklaşmanız mümkün değil.



Söz konusu makalenin bilgi yanlışları ve analiz hataları vardır. Bilgi yanlışları düzeltilebilir, analiz hataları giderilebilir. Ama bir şeyi yapmak mümkün değildir. Yapılması mümkün olmayan kötü niyetlerin giderilmesidir. Kötü niyetleri biz gideremeyiz. Çünkü onun nedenlerinin şahsiliğini biliyoruz. Nedenlerin şahsiliği, kötü niyetin ancak ilgili şahıs tarafından giderilmesini mümkün kılıyor. Ama şahsa yardımcı olmamız, onun elinden tutup yolun karşı tarafına sağ salim geçmesini sağlamamız mümkün. Trafiği kendi donanımı ile aşamayacak birini yolun karşısına geçirmek de ancak onun isteği ile mümkün. Bilmiyorum Mümtaz’er Türköne böyle bir yardımı ister mi yoksa risklerin arasından kendi başına doğru hedefe ulaşabilir mi? Belki de yaptıklarının karşılığını almakta ısrarcı olur, bunu bilemeyiz. Göreceğiz.



Önce bilgi yanlışlarını düzeltelim:



Yazar makalesinde “Ergenekon, kaynağı tartışmalı olan çok eski bir efsanedir. Bu efsaneye ilk defa yer veren ünlü tarihçi Reşideddin, Ergenekon’u bir Moğol efsanesi olarak kaydeder” demektedir. Türköne, Cengiz Han dönemi tarihçisi Reşideddin’in ''Câmi üt-Tevârih''adlı eseri ile ilgili ayrıntıları bilmediği için yanılmaktadır. Reşideddin Farsça ve Moğolca metinleri okumuş ve mesela Oğuz name’nin Farsça ve Moğolca metinlerine ulaşabilmiştir. Onun Oğuz name’si İslam sonrası dönemin Oğuz name’sidir ve bu nedenle de bazı değişiklikleri yansıtır. Kimi olayların içeriği İslamileşme görünümü altında yerleşik hayatın yaklaşımlarını sergiler olmuştur.



Reşideddin’in Moğolca metinlerini okuduğu Oğuz name gibi Ergenekon destanını da Moğolların sanması doğaldır. Üstelik Reşideddin Moğolları Türklerin bir kolu olarak kabul eder. Reşideddin’de geçen Ergenekon Destanı metninde Moğollar için kutsal olan “altı” ve “altmış” sayıları değil Türkler için uğurlu ve kutsal sayılan “yedi” yetmiş” sayıları geçer. . Bahaeddin Ögel bunun nedenini Reşideddin’in elinde olan Moğol sürümlü Ergenekon Destanının Türkçe bir metinden aktarılmış olmasına kanıt sayar. Yedi, Yetmiş sayıları özellikle de Batı Türkleri için kutsal sayılardır.



Reşideddin için doğal olan ama Mümtaz’er Türköne için doğal olmayan 21 yy. da aynı yanlışın katmerlenerek yapılmasıdır. Bu bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyorsa -ki bilgi eksikliğinden kaynaklanabilir çünkü Türköne milliyetçi kökende olmasına rağmen İslamcı yanları ağır basan biri olduğundan Türk Tarihini pek bilmez,- maksattan kaynaklanıyordur. Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi kitabının birinci cildinin Ergenekon Efsanesi bölümüne baktığınızda Mümtaz’er Türköne’nin düştüğü yanlışı ve bunun nedenlerini çok açık olarak göreceksiniz. Ergenekon Destanı, dibine kadar, köküne kadar yani sapına kadar bir Türk Destanıdır!



Kaldı ki, Ulu Cengiz Han Bilge Kağan’ın, İstemi Kağan’ın ve Kürşad’ın soyu olan aşina soyundan gelen bir Şato Türk’üdür. Moğol imparatorluğu olarak bilinen de Türk imparatorluğudur. Onu farz- muhal Türk imparatorluğu saymasanız bile Türk-Moğol Konfederasyonu saymaktan başka çareniz yoktur.



Peki, neden Mümtaz’er Türköne bir Moğollaştırma gayreti sergilemektedir? Çünkü Türklerin bir bölümü ve Cengiz Han, henüz Müslümanlığı seçmemiştir. Türk orduları, çürümüş Bağdat Halifeliğini yerle bir etmişler, onunla birlikte çürümüş Müslümanları ortadan kaldırmışlardır. Bu çürüme ortadan kalkınca altından aydınlık bir İslam fışkırıvermiştir. Çürümüşlerin müdafaasını yapmayı aklımız almamaktadır. Üstelik Mümtaz’er Türköne’nin öğrenince aklını kaçıracağı bir ciddi iddiada Osmanlıların Kayı boyundan değil, Osmanlı saray metinlerine göre Cengiz Han’ın soyundan geldiği iddiasıdır.



Mümtaz’er Türköne’nin bilmediği ve bu nedenle de bilmeden konuştuğunun bir kanıtı da Türkler için, sadece kurt değil “bozkurt”un, Türkler için kutsal olması kadar köpeğin de Moğollar için kutsal olmasıdır. Tarih boyunca Moğollar köpeği kutsal saymışlardır. İşte insan Türk tarihinden ve kültüründen habersiz olunca başına ne işler açıyor görüyorsunuz. Demek ki milliyetçi görünmekle Türk olmak, Türkçü olmak başka şeyler oluyormuş…



Türklerin bozkurdu kendileri için önemli saymalarının nedeni, Mümtaz’er Türköne’nin dediği gibi korktukları bir canavar olması falan değildir. Bozkurdun “Gök tüylü, gök yeleli “ olup, Türklerin onu, Gök-Tanrı’yla ilişkilendirmesindendir. Aynı zamanda kurtların hem bir başına hem topluluk halinde yaşayabilen özgürlüğüne düşkün, önce yavrusu üzerinden soyunu düşünen bir yaratık olmasındandır. Korku yoktur, sevgi vardır. Mümtaz’er, Tanrı’yla ilişkilendirmede bir aracı görülen bir yapıya duyulan saygıyı korku ve tabu olarak adlandırıyor. Bu adlandırma, onun, ancak ceza ile yola gelen bir türün veya yaklaşımın ürünü olmasından kaynaklanıyor olsa gerek.



Güvahi’nin iki dizesi ile yazımızın birinci bölümünü tamamlamış olalım ve ikinci bölümde çok eğleneceğinizin müjdesini vereyim.



“Çün incitmez meseldir konşusun kurt,

“Sen incitmek neden olanı hem yurt!”



Sevgilerimle



Barak Badılı

Garip köyün muhtarı

Ve dahi ucu bucağı bilinmez bozkırların mirasçısı

05.06.2006


Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -II-


Barak Badılı


Anadolu’da cesur kimselere “kurda varan” ve korkaklara da “çömelip ürüyen” denilir. Anadolu Türkleri kendilerine köpeği sembol olarak öneren Mümtaz’er Türköne’nin aşağıdaki ifadelerini okusalar ne ederlerdi bilmiyorum:



“Gerçekte kurt, göçebe-otlakçı Türk topluluklarının en çok korktuğu yaratıktır. Bu kadar önemsenmesi ve tabu haline getirilmesi korkulmasındandır. Bugün Anadolu’da kurda canavar denmesinin sebebi de bu tabudur..”



Yelesi ve boz rengi nedeniyle Tanrı ile bir aracı olarak ilişkilendirilen bozkurddan korkulmadığını ona saygı duyulduğunu daha önce ifade etmiştim. Kurda canavar denildiğini de ilk defa Mümtaz’er Türköne’den öğrenmiş olduk. Mümtaz’er Türköne’nin “otlakçı” ile ne demek istediğini ise öyle ettik böyle ettik anlayamadık. Çünkü bizim bildiğimiz, göçebe, atlı-göçebe, konar-göçer nitelemeleri Türkler için bilimsel metinlerde kullanılıyordu ama “otlakçı” ifadesine hiçbir yerde rastlanmıyordu.



Türkler, ana beslenme ve ticaret kaynağı olan hayvan sürüleri için bozkırda en zengin otlakları arar ve geçimlerini temin ederlerdi. Zengin otlakları aramalarının bir diğer nedeni de atların beslenmesi ve üremesidir. Bozkırı bozkır yapan birincil olarak otlaklardır. Bozkır kültürü terimi de bu nedenle seçilmiştir. Bozkır, otlakların da içinde olduğu daha geniş alanları ifade eder. Otlakçılık, otlak üzerinden geçim temin etmek maksadında kullanıldıysa doğru bir ifade değildir. Çünkü otlakçılık diye bir meslek ya da geçim türü yoktur. Otlakçı olabilecek iki canlı var. Biri koyun-keçi biri de atdır. İnsanın hele de bir milletin otlakçılığı söz konusu değildir.



Günümüz Türkçesinde argo anlamda, sahibi olmadığı mallardan yararlanmak, anlamında otlakçılık kullanıldıysa, Türk Tarihi hiç anlaşılmamış demektir. Çünkü Bozkır’da en büyük mücadelelerden biri otlaklara sahip olma mücadelesidir. Mümtaz’er Türköne, otlaktan yararlanan hayvanların yerine insanı koymak terbiyesizliği yapmağa kalkıyorsa, onu milletin ahlak değerleri karşısında yapayalnız bırakırız. Arlanır mı yoksa kültür köteklerini mi yer orasını bilmeyiz.



Mümtaz’er Türköne’nin yazısından bir alıntı daha yapalım:



“Türk milletinin tarih boyunca en büyük dostu, sürülerini koruyan ve sonuna kadar sadık kalan köpek olmuştur. Şayet Türk milletini bir hayvanla sembolize etmek gerekirse, bu sıfata layık tek canlı, damarlarında yüzde yüz Türk kanı dolaşan asil Kangal köpeği olabilir. Malûm, göçebelerin tek serveti olan sürülerin baş düşmanı kurtla baş edebilen tek köpek cinsi de Kangal’dır. Tevazuun, asaletin, cesaretin, kanaatkârlığın ve sadakatin sembolü olan ve insanla hayvan arasında yer alan bu canlı türü, Türk milletini hakkıyla temsil edebilir. Halk, -jakobence adıyla sürü- için tehdit oluşturan hain kurtları kovmak, gerçekten koruyuculuk yapacak Kangalları seferber etmek gerekir”



Türk Milleti’nin tarihinde ona en yararlı hayvan at olmuştur. Atı ilk ehlileştiren Türklerdir. Türklerin kurduğu kültür hâkimiyetinin en önemli araçlarından biri attır. Atlı-Göçebe, bilinen dünyada en büyük ve en geniş hâkimiyetin sahibidir. Göçebe deyince bunu güney Müslümanlarının öğretmen-imamlarından İbn-i Haldun’un bedevi kavramıyla karıştırmamak gerekir. Bedevilik, toplu münzeviliğin adıdır. Göçebelikse kişilikçi bir biraradalığın adıdır.



Atlı göçebelerin yaşam tarzında insanların çalıp götürdüğü koyunların dışında hayvan kayıplarının hikâyesi pek yoktur. Bu hikâyelerin çoğu, Türkler köylüleştikçe, yerleşik köylülerle birikim paylaşımı sırasında gerçekleşen aktarımlardan kaynaklanmıştır. Kurdun koyunu kapması bozkırda bir haktır. Bu hak nedeniyle kurdun peşine düşülmez. Ama domuz var ya domuz, işte onun peşine düşülür! Çünkü domuz sevilmez! Domuz yıkar gider, kurt alır gider. Aradaki farkı Türk Milleti bilir. Türk Milleti yıkan ile hakkını alanı bilir. Kurtlar evcil hayvanlara, kendi yaşam alanları kısıtlanmadıkça, onların yaşam alanları yok edilmedikçe uzanmaz. Bu uzanma hikâyeleri de onların yaşam alanları, yerleşik hayatın genişlemesi ve tarla köleliğinin artması ile azaldığı için olmuştur. Kurtların hikayesini, Nicolas Evans’ın ‘Kurt İzi’ adlı kitabından roman tadıyla okuyabilirsiniz.



Bildiğimiz kadarıyla Mümtaz’er Türköne’nin damarlarında Türk kanı dolaşıyor. Mümtaz’er Türköne’nin damarlarında dolaşan kanın, Sivas Kangal köpeğinin damarlarında dolaşan kanla aynı olduğunu, Mümtaz’er Türköne’den öğrenince doğrusu çok şaşırdım. Benim bildiğim insanların kanı ile köpeklerin kanı arasında bir benzerlik yoktu. Ama acaba yeni bilimsel keşifler oldu da benim mi haberim yok diye düşündüm. Şimdi görmediğim bütün yeni kitapları satın alıyor, internette saatlerce bilimsel siteleri dolaşıp bu gerçeğin peşinde koşuyorum. Bulunca size de haber verir ve bilgilendiririm.



Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda olduğunu söyleyen Mustafa Kemal, Mümtaz’er Türköne ile karşılaşsaydı onu ‘burnundan’ öperdi. Çünkü kudret ihtiyacı olduğunda, kangallarımızdan faydalanabilir ve Mekke ile Medine’nin, Peygamber sülalesinden Şerif Hüseyin’in elinden İngilizlere teslimine engel olabilirdik. Mustafa Kemal bu bilginin ödüllendirilmemesine izin vermez ve Hacer-ül Esved toteminin Mümtaz’er Türköne’ye verilmesini sağlardı. Belki de başına bekçi dikerdi onu...



Bu arada Atatürk’e bir an çok kızdım vallahi. Bir tek “Foks” Çankaya Köşkünün bahçesinde yaşamış. Memleketin bütün köpeklerini Çankaya Köşkünden uzak tutması affedilir bir hata değil. 1919’dan bugüne ona havlayan köpeklerin, günümüzün aktüel ifadesiyle “bizi kullan” demesini yanlış anlamış ve memlekete kudret katacaklardan habersizmiş diye düşünmüştüm. Sonra kızgınlığım geçti. Mümtaz’er Türköne yanılıyor olabilirdi. Onun yanılıyor olabileceği aklıma Türk atasözleri gelince kafama dank etti.



Türk Milleti, atasözlerinde köpekler hakkındaki algısını yansıtır. Bir kısmını hatırlayalım:



“Köpekten tüy çıkar huy çıkmaz”

“Köpek artığı ile arslan beslenmez”

“Köpek köpektir tasması altından da olsa”

“Köpek sahibini ısırmaz”

“Köpeğini dövmezler, sahibinin hatırı için”

“Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı

“Köpeği öldürene sürütürler”

“Zenginin iti yatmaz”

“Zorla ava giden it sahibine hayır getirmez”

“At izi it izine karıştı”

“Yol vakti itten yel vakti attan sakınmalı”

“İşin düştü kadıya kendin döndün tazıya”

“İti ite buyurur itte kuyruğuna”

“İtin akrabası it olur”

“İtten olur itoğlu”

“İte kemik ile vursan havlamaz”

“İt de kendi kapısında ağadır”

“İt havlar havlar sonunda uyur”

“İt iti bulur”

“İt itin kuyruğuna basmaz”

“İt kemiği sevine sevine yutar”

“İt semirse sahibini dişler”

“İt ürür kervan yürür”

“İt yanına bey gibi, bey yanına it gibi”

“İti an sopasını hazırla”

“At yedi günde it yediği günde”



Şimdi “it”i millete sembol olarak öneren Mümtaz’er Türköne haklı mı? Sakın olmasın, yoksa maksatlı mı?



Mümtaz’er Türköne’nin, “Tecum” kokan risalelere, boynundan kirli terlerini akıttığından aklı karıştı diyebilirdik ama böyle düşünmüyoruz. Çünkü onun kişiliğinin böyle sıkılıklara dayanamayacağını biliyoruz. Peki ne oldu da Mümtaz’er Türköne şaşırdı? Soğuktan ayazdan koruyacak, ihtişamı gösterecek güzel tüylü bir giysi olmasın… Düşünelim, belki nedenini buluruz…



Yazımızın üçüncü ve son bölümünün Mümtaz’er Türköne’nin depderin analizleri ile ilgili olacağını ifade edelim ve sözümüzü atasözlerimizden biri ile bitirelim



““Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur”



Sevgilerimle

Barak Badılı

Garip köyün muhtarı

Ve dahi ucu bucağı bilinmez bozkırların mirasçısı

06.06.2006



Kalemine yüreğine sağlık Barak ağabey....
Kam Büre Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 08.06.2006, 02:17   #6 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Üyelik Tarihi: 15.12.2005
İletiler: 178
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Bu sarikli, salvarli maymunlari, karli bir ormanin ortasinda Kurtlar'a yem ediceksin.
Attila_C* Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 08.06.2006, 09:32   #7 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Üyelik Tarihi: 14.12.2005
İletiler: 213
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Bunun soyunu araştırın , bakın altından neler çıkıyor.

Bizi de kendine benzetmeye çalışıyor.
ÇİKİ_ŞAD Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 08.06.2006, 22:43   #8 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
Üyelik Tarihi: 10.05.2006
İletiler: 66
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
[quote="Kam Büre"]Yanıt diye buna denir.

[b]Mümtaz’er’in Damarlarında Köpek Kanı mı Dolaşıyor? -I-


Barak Badılı

Eşidirsiniz mi? ! .(19)
Ġara ģazlıģ atların
Kişnertisi gelir misralarımdan.
Ne olsun sesime yoh ģulaģ asan?(20)
Dalınca(21) gétmeye hazır durmuşam,(22)
Seni gözleyirem(23), Boz Ġurd, hardasan? !

Rüstem Behrudi

Buradaki badıllı sanırım beğdilli,beydilli olan oba olmalı bildiğim kadarı ile badıllı kelimesini biz Türkler pek kullanmadık.Her neyse asıl bu gün konuyla ilgili olarak gördüğüm aşağıdaki yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.bence çok güzel olmuş.Şahsa tam anlamı ile tekabül etmiş.

"Türklüğün sembolü bozkurt ve "Zaman"daki sıska kangal köpeği

‘Türk düşmanı’ olarak ün yapan Rum kökenli Herkül Milas ve Ermeni kökenli Etyen Mahçupyan ile birlikte çok uyumlu bir ‘diyalog üçgeni’ oluşturan bir zat, aynanın karşısına geçip ‘heybetli vücudunu’ uzun bir süre seyrettikten sonra şu kanaate vardı:

YONETICI NOTU: ALINTI YAPTIGINIZ KISI YENICAG YAZARI ISRAFIL KUMBASAR "TURKLER'IN SEMBOLU KOPEK OLMALIDIR" DIYEN KISI KADAR ATATURK VE ORDU DUSMANI, YOBAZ, KURDOFIL, KANSIZ BIR HAINDIR. LUTFEN ALINTI YAPTIGIMIZ KISILERE DIKKAT EDELIM.
bduran Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 09.06.2006, 00:41   #9 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
TANHAN adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 06.02.2006
İletiler: 156
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Bu provakatör gazetenin,etnik kimliği meçhul olan yazarı, Türk düşmanı çapına bakmadan ezikliğini nasıl da dışa vurmuş.
TANHAN Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 14.09.2007, 16:54   #10 (İleti Bağlantısı)
Türkçü
 
METE1989 adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 10.07.2007
İletiler: 112
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Cevap: Türklüğün sembolü köpek olmalıymış

Bduran ırktaşım,TÜRK düşmanı olan bu devşirme,ümmetçi,fetoşçu vs... kişilerin demesiyle TÜRK IRKI'nın binlerce yıllık sembolü olan BOZKURTdeğişmez.Bırak bu arap uşağı ümmetçileri tüm dünya gelse yine değişmez.BOZKURT'un TÜRK IRKI'NIN sembolü olmasını sağlayan;BOZKURT'un gücü değil,BOZKURT'un dünyada insan esaretine girmeyen dünyadaki tek hayvan olmasıdır.ATALARIMIZ,eğer milli sembolümüzü güce göre seçecek olsaydı; muhtemelen aslan,kaplan vs.. hayvanlar olurdu.Ama aradaki tek fark bu hayvanlar evcilleştirilirken BOZKURT hiç kimseye boyun eğmez.Yani bir bakıma,TÜRKLER'in bağımsızlıklarına ne kadar düşkün olduklarının sembolüdür.Ama sırf bu ümmetçi ,devşirmeler yüzünden Orta Asya'dan Atalarımız'la Anadolu'ya göç eden Sivas Kangal'a sıska köpek demek doğru değildir.BOZKURT nasıl bizim(TÜRK IRKI'nın) milli sembolümüzse; KANGAL,AKBAŞ vs... köpek cinsleri bizim(TÜRK IRKI'NIN)milli köpekleridir.Ayrıca safkan bir SİVAS KANGAL sıska bir köpek değil bilakis dünyanın en iri ve en güçlü köpek cinslerinden biridir.Bundan yakın zaman önce zaten KANGAL'a kürdolar,kürt köpeği diyorlardı.Yani ne milli sembolümüz BOZKURT'u ne de mili köpeğimiz KANGAL'ı ümmetçilerin,kürtlerin eline bırakmamalıyız,ikisine biz sahip çıkmalıyız.Umarım, birgün bütün ümmetçiler BOZKURTLAR'ımıza yem olurlar.
METE1989 Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 14.10.2007, 04:35   #11 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
Bilge Kagan adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 11.09.2007
İletiler: 7
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Gazeteye baksanıza zaman mış!Fetoşun grubundan bu beklenir.Şerefsizler!TÜRKİYE TÜRKlerindir , TÜRKlerin kalacaktır.

BAŞBUĞumuzun bıraktıgı emaneti ilelebet koruyacağız.Sizin gibi dini kullanan şerefsizlerin her daim belalısı olacağız!!!
__________________
Hayatta ki yegane üstünlüğüm, TÜRK doğmaktır!

BAŞBUĞ ATATÜRK
Bilge Kagan Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 14.10.2007, 19:09   #12 (İleti Bağlantısı)
Atsızcı Bozkurt
 
Asena01 adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 18.09.2007
Yaş: 25
İletiler: 546
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Şeref yoksunu birde utanmadan TÜRK bulunan bir takma ad almış. İstemekle olmuyor TÜRKLÜK. Sen kimsin ki TÜRK'ÜN sembolüne dil uzatıyorsun. Yazdığı gazete zaten nasıl bir bataklıkta olduğunun kanıtı.
__________________
Hepimiz Tolon ve Eruygur Paşayız, Laikiz, Türk'üz, Atatürkçüyüz!
Asena01 Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Alt 14.10.2007, 20:20   #13 (İleti Bağlantısı)
Yeni Üye
 
GokTurk^ adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 16.07.2007
İletiler: 44
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Ulan TÜRKÜN yurdunda TÜRK düşmanlığı prim yapıyo !!


haber eski ama durumlar hala aynı !!
GokTurk^ Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla
Yanıtla

Etiketler
köpek , olmalıymış , sembolü , tÜrklÜĞÜn



Bu konuyu şu anda toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Yanıt Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodu Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Yanıtlar Son İleti
TÜRKLÜĞÜN ONGUNU BOZKURT BÖRÜ YABGU Türk Kültürü 23 25.09.2008 21:31
Türklüğün sembolü olan hayvanlar Atlı Sorun & Öğrenin 8 02.05.2008 22:24
Günümüzde TÜRKLÜĞÜN düştüğü durumlar... İlteriş Kağan Türkçü Bakış 1 06.04.2008 13:02
Türklüğün Simgesi Minare mi? Tengri Pusat Türkçü Bakış 16 16.10.2007 20:38
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yeni Birlik Sembolü TürkOğuz Kara Kuvvetleri 4 30.01.2006 01:54


Otağ Saati: 04:30


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.