![]() |
|
|||||||
| Türk Dili ve Edebiyatı Türkçemiz, Türk Atasözleri, Edebi Yazılar vb. |
![]() |
|
|
Konu Bağlantısı | Seçenekler |
|
|
#1 (İleti Bağlantısı) |
|
Yeni Üye
|
YABANCI DİL(ingilizce/arapça)HAYRANLIĞIMIZ
YABANCI DİL(ingilizce/arapça)HAYRANLIĞIMIZ
Bu durum ilk bakışta basit bir "ÖZENTİ" gibi görünse de,aslında durum daha da vahimdir.Gelin hep beraber böylesi çarpık bir dışavurumun nedenleri üzerinde birazcık duralım. Kişioğlu neden kendini yabancı dilde tanımlama gereği duyar;başta da belirttiğimiz gibi birinci durum;şuursuzca "özenme/öykünme" durumudur.Peki kişinin başkalarına özenme kriterleri nelerdir acaba?Baktığımızda genellikle "alt kültürler" durumlarını aşağılık kompleksi haline getirerek üst kültür gördükleri kimselere özenti duyarlar. Durumu bu açıdan ele alırsak,14.000 yıllık geçmişe sahip olan"Türkçe"nin mensupları yani biz Türkler neden daha dünkü çocuk sayılabilecek en fazla 500 yıllık tarihe sahip "İngiliz" diline özeniriz.Burada ki çarpıklık kişinin kendi soy/kültür/dil gibi unsurları hakkında bilgi sahibi olmayışı, ya da bu konudaki bilinç yetersizliğinden kaynaklanır. Peki bizler bu konuda neden bu denli bilinçsizce hareket etmekteyiz?Caddelerimizin,dükkan isimlerimizin ve en sonunda çocuklarımızın isimlerinin tıpkı bir sömürge ülkesini andırdığı hiç mi dikkatimizi çekmez?Öz dilinin Arap ve Batı dilleri arasında sıkışıp kalarak boğulma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı ve bu durumun ortaya çıkaracağı muhtemel sonuçları neden görmezden gelir?Bu soruların yanıtlarını herkes kendisine sormalıdır. Buraya kadar "yabancı dil hayranlığının","milli benlik" şuurunun eksikliğinden kaynaklandığı üzerinde durduk.Mevcut durumu doğuran diğer bir etken ise şudur; "EZİKLİK" duygusu,Türk Milleti özellikle Osmanlı'nın Türkü aşağılama ve hor görmesi, en sonunda Genç Cumhuriyetin 1938 yılından sonraki dönemlerinde ki günümüze kadar uzanır bu dönem,aynı horlama politikaları sonucunda bu Yüce Millet gereksiz bir "eziklik" içerisine sürüklenmiştir.Bünyesine artık batıya karşı bir "aşağılık kompleksi" yerleştirilmişti. Aslında bu kompleksi taşıması gerekenler ise Batılılardır çünkü son 150 yılımızı saymaz isek bu dönemde bile en asil direnişi vermekteyiz.Binlerce yıldır "efendilik" ettiğimiz "Türk Geliyor" denilince altlarına kaçıranlar şimdi bizlere efendiymiş gibi sunulmakta ve bizden de koşulsuz itaat beklenmektedir. Bilinmelidir ki bugün batının dilini/kültürünü benimseyenler yarın batılıyı baş tacı etmekte kusur görmeyeceklerdir.Ama sonuçta elde edecekleri tek şey sızlayan ata ruhları olacaktır.Onların at uşaklığını yapanlar şimdi çocuklarının efedileri olamlarını elbette içlerine sindiremeyeceklerdir. Ne Arabın selamı... Ne batının by by'ı ESEN KALINIZ. |
|
|
|
|
|
#2 (İleti Bağlantısı) |
|
Otağ Yöneticisi
|
IRKTAŞIM ÇOK ANLAMLI VE YERİNDE BİR MAKALE YAZMIŞSIN.BUNU HERKES BİLMLİDİR Kİ TÜRKÇÜLÜK DEDİĞİMİZ DÜŞÜNCE YAPISI TÜRK DİLİNDE HAYAT BULUR VE ORADA YAŞAR.TÜRKÇÜLER OLARAK BİZİM DE BU KONUYA GEREKEN HASSASİYETİ GÖSTERMEMİZ,TÜRKÇÜ-IRKÇI DÜŞÜNCEMİZİ TAŞIDIĞIMIZ DİLİMİZİ ÖZ NAMUSUMUZ GİBİ KORUMAMIZ GEREKMEKTEDİR.
İŞGAL ÖNCELİKLE DİLDE BAŞLAR,İNGİLİZ VE ARAP GİBİ KONUŞURSAN ONLAR GİBİ DÜŞÜNMEYE BAŞLARSIN.ONLAR GİBİ DÜŞÜNÜRSEN YARIN KARŞINA ÇIKARTILAN VER-KURTUL DAYATMALARI KARŞISINDA,KURTLAR VADİSİNİ SEYREDİP,ÇUVALIN İNTİKAMINI ALDIK,DİYE DÜŞÜNMENİN RAHATLIĞIYLA PASİFLEŞİRSİN. ATSIZ ATA'MIZIN BU KONUYLA İLGİLİ OLAN MAKALESİNİ BURAYA TAŞIYARAK, TÜRK DİLİNİN EN BÜYÜK FİKİR ADAMLARINDAN BİRİ OLAN ATAMIZIN BU KONUDAKİ HASSASİYETİNİ DE DİLE GETİRMİŞ OLMAK İSTEDİM. BOZULAN TÜRKÇE Türkiye’de milli ülkünün hükümetler eliyle yok edilmesinden ve milli eğitimin başına uzun yıllar kozmopolit unsurların gelmesinden sonra kültürün bütün alanlarında olduğu gibi “dil” de de bir yozlaşmanın ve soysuzlaşmanın başladığı bilinen, görülen bir gerçektir. Türkçeyi Türkleştirmekle, Türkçeleştiriyoruz diye bozmanın birbirine karıştırıldığı zamanımızda, ortada görülen manzara aklın, mantığın ve bilginin safdışı edilmesidir. Halk Partisi hükümetleri zamanında okullardan Türkçe dilbilgisi (gramer)nin yıllarca kaldırılması neticesinde doğru Türkçe yazamayan birkaç nesil türediği gibi, Türkçeyi Türkçeleştirmek bahanesiyle yapılan bozmaların sonucu da ortaya dil diye gülünç bir ucube çıkarması olmuştur. Türkçeyi yanlış kullanma hastalığı, bir zamanlar, Mareşel Fevzi Çakmak’ın Genel Kurmay Başkanlığı sırasında askerlik terimlerini makul ve mantıklı bir anlayışla, bilgi ile Türkçeleştiren orduya da bulaşmıştır. Bunun en belirli örneği rütbe adlarında görülmektedir.Eskiden “piyade yüzbaşısı”, ”piyade binbaşısı,”topçu albayı” denirken ve şüphesiz doğrusu da bu iken şimdi “piyade yüzbaşı”, piyade binbaşı “, topçu albay “ denilmektedir. ”Piyade” ve “topçu” kelimeleri hem isim hem de sıfat olduğu için, diyelimki bu rütbe isimlerinde sıfat olarak ele alınmış ve “piyade yüzbaşı” diyerek sıfatı tamlaması (= sıfat terkibi) vücuda getirilmiştir. Fakat “istihkam”, “muharebe”, “tank”, “güverte”, “makine”, “hava” gibi sıfat tarafı olmayıp yalnız isim olan kelimelerle rütbeler bir araya gelince ortaya “makine albay”, “hava general” gibi Türkçenin kurallarına ve selikasına asla uymayan, yanlış ve acayip terkipler ortaya çıkmaktadır. Bu yanlışın tevil tarafı, gerekçesi yoktur. Kısaltmak için yapıldığı da söylenemez. Kutlu bir varlık olan dil, kısaltmak, zamandan kazanmak için bozulamaz. Bugünkü Türkçede iki isim yan yana gelip toplu bir mana belirttiği zaman ya ikisi ya da en aşağı biri takı alır: Türk cumhuriyeti, Türk bayrağı, evin kapısı, ulusun gözbebeği gibi. Bunların Türk cumhuriyet, Türk bayrak, ev kapı, ulusun gözbebek haline getirilmesi nasıl bir facia ise tank albay, güverte binbaşı da aynı şeydir. İki isim yan yana geldiği halde ikisi de takı almazsa birinci isim, sıfat sıfat olarak kullanılmış demektir. “Demir kapı”, ”gümüş kutu” terkipleri kullanılış bakımından “büyük yapı” veya “ küçük kutu” terkiplerinden farklı değildir. Coğrafya isimlerinde ikisi de takı almayan isimler “ isim terkibi” olmak halini kaybedip kaynaşmışlar, tek kelime haline gelmişler, “birleşik isim” olmuşlardır: Kadıköy, Göztepe, Tınaztepe, Adatepe gibi... Türkçeyi yabancı ve gereksiz kelimelerde temizlerken güdülecek prensip önce Türkiye Türkçesinden, sonra öteki Türkçelerden kelime almak olmadığı taktirde Türkçenin kurallarına, kanunlarına, dil zevkine uymak şartıyla kelime türetmekti. Acemler böyle yapıyorlar. Son zamanlarda imparotiçe veya kraliçe karşılığı olarak “Ferah Diba” için kullandıkları “şehbanu” kelimesi bunlardan biridir.Farsçanın zevkine uygundur. İlk işitende anlar.Bizde ise böyle dil zevki gibi noktalara aldıran yok. “İnkılap” yerine uydurulan “devrim” ile “hayat” yerine uydurulan “yaşantı” hiç şüphesiz Türkçeyi hiç bilmeyen cehele-i fecerenin kariha-i sabihasından çıkmıştır. Türkistan Türkçesinde “inkılap” karşılığı zaten mevcut olan “özgeriş” kelimesi alınsaydı, “başka” demek olan “özge” den çıktığı, “başkalaştırmak” manasına gelen “özgermek”ten yapılmış olduğu için hem doğru türetilmiş olacak, hem de hiç olmazsa eski edebiyatı bilenler tarafından hiç yadırganmadan kabul edilecekti? Bunun gibi “hayat” kelimesinin Türkçesi olarak zaten eski metinlerde bulunan “dirlik” kabul olunsaydı “yaşantı” ya hiç lüzum kalmayacak, “hayat”ı atmak isteyenlerin elinede mantikı bir koz vermiş olacaktı. Böyle yapılmadı. Şimdi herkes dili istediği gibi kullanıyor. Bu, istediği gibi kullanma yalnız şahışlara münhasır kalmayıp resmi dairelere de giriyor. İş yalnız kelime uydurmakla kalsa iyi. Türkçenin yapısı, dilbilgisi de bozuluyor ve Milli Eğitim Bakanlığı, Yemliha’yı kıskandıracak tatlı bir uyku ile uyumasına devam ediyor. Eski Kültür Müsteşarı Adnan Ötüken’in “Türk Dili İçin Mücadele” başlığı altında yayınladığı iki broşür, bu facianın durdurulması için atılmış ilk adım sayılabilir. Adnan Ötüken bu memlekete bir Milli kütüphane kazandırmış olan şahsiyettir. Bu bakımdan hizmeti büyüktür. Türklüğe hizmetinin en büyük delili ise kültür müsteşarlığı sırasında solcuların ona “kültür düşmanı kültür müsteşarı”lakabını takmalarıdır. Hiç şüphesi uydurma ve iğrenç “tilcik”lerle, “tüm”lerle”, “ya da”larla konuşan kültür maskaraları Adnan Ötüken’in kültürünü ve milli kütüre hizmetini anlayamazlar, anlasalar da satılmış oldukları merkezlerin direktifi dolayısıyla kabul edemezlerdi. Türkçenin bugünkü acıklı durumu karşısında çok şey yazılabilirse de burada, yayılmak istidadı gösteren bir tanesini işaret ederek geçeceğim ve söylenecek başka şeyleri ileriye bırakacağım. Türkçenin bir kaidesi şudur: Şahıs zamirleri “ile”, “gibi”, “için”, “kadar”, kelimeleriyle birleştikleri zaman genetif haline geçerler. Yani “benle” yerine “benimle” dendiği gibi “ben gibi” yerine “benim gibi” demek icab eder. Yeni nesillerin benimle,seninle,onunla yerine benle, senle, onla diye konuşması Hristiyan azınlıkların Türkçesine benzemekte ve insanı Türkçeden iğrendirmektedir. Gençlere bir ders olmak üzere burada bir kaidenin listesini veriyorum. YANLIŞ-DOĞRU BENLE-BENİMLE SENLE-SENİNLE ONLA-ONUNLA BİZLE-BİZİMLE SİZLE-SİZİNLE BEN GİBİ-BENİM GİBİ SEN GİBİ-SENİN GİBİ O GİBİ-ONUN GİBİ BİZ GİBİ-BİZİM GİBİ SİZ GİBİ-SİZİN GİBİ BEN KADAR-BENİM KADAR SEN KADAR-SENİN KADAR O KADAR-ONUN KADAR BİZ KADAR-BİZİM KADAR SİZ KADAR-SİZİN KADAR BEN İÇİN-BENİM İÇİN SEN İÇİN-SENİN İÇİN O İÇİN-ONUN İÇİN BİZ İÇİN-BİZİM İÇİN SİZ İÇİN-SİZİN İÇİN Zamirin sonuna çoğul takısı gelince bu kaide yürümüyor: Onlarla, onla gibi, onlar kadar, onlar için. İşaret sıfatlarında da bu kaide yürürlükte değildir: O kadar, bu kadar, şu kadar, o gibi, bu gibi, şu gibi... Türkçe yazan gençlerin bu kaideye dikkat etmelerini, konuşurken de böyle konuşmalarını kendilerinden rica ederim. Ötüken, 30 Ekim 1968, Sayı: 11
__________________
ARKADAŞLAR! GİDİP, TOROS DAĞLARINA BAKINIZ, EĞER ORADA BİR TEK YÖRÜK ÇADIRI GÖRÜRSENİZ VE O ÇADIRDA BİR DUMAN TÜTÜYORSA, ŞUNU ÇOK İYİ BİLİNİZ Kİ BU DÜNYADA HİÇ BİR GÜÇ VE KUVVET ASLA BİZİ YENEMEZ. Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
|
|
|
|
#3 (İleti Bağlantısı) |
|
Türkçü
|
Doğru tesbit,güzel paylaşım saolun.
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Konuk) | |
| Seçenekler | |
|
|