GENELKURMAY'A GÖNDERDİĞİMİZ MEKTUP

   

Bundan Yaklaşık 2 Yıl kadar önce, Genelkurmaya Gönderdiğimiz Mektuptur



Genelkurmay Başkanlığına;


Saygıdeğer komutanlarımız,

Atamız'ın vefat ettiği günden bugüne kadar geçen süreçte; "dış güdümlü" ve "Türk gibi düşünemeyen" kişiler, ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuşlar ve bu kişilerin benimseyip, izledikleri siyaset; hep Türkiye ve Türk insanının aleyhine olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Ülkemiz ve milletimiz, izlenen bu yanlış siyasetlerin doğurmuş olduğu olumsuz sonuçlardan ve bu olumsuz sonuçların etkilerinden yakasınını hala kurtaramamıştır. Bunun böyle olmasının sebebi; ya Atatürkçülüğü benimsemeyen hükümetlerin iktidara gelmesi ya da Atatürkçü olduklarını iddia edip de; Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü farklı göstermeye çalışan, Atatürkçü ideolojinin içini boşaltmayı misyon edinmiş olan siyasetçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olma şansını yakalamış olmalarıdır. Kısaca, Türkiye bugün kötü durumdaysa bunun sebebi; gerek hükümetleri oluşturan siyasi partilerin mensuplarının ve gerekse ordumuzun bünyesinde görev almış olan bazı üst düzey ordu mensuplarının gerçek anlamda Atatürkçü olmamaları ya da Atatürkçü çizgiden sapmış olmalarıdır. Zaten, ABD'nin atadığı "eyalet valileri"nin, Türk insanının ve Atatürk Türkiyesi'nin lehine olabilecek bir siyaset izlemelerini beklemek saflık olur. Türk olmayan veya Türk gibi düşünemeyen kişilerin kurduğu hükümetler; demokrasiyi istismar ederek, ya kendi ideolojilerini fiiliyata geçirebilmek için uygun zemini hazırlamaya çalışmaktalar, ya kişisel çıkar hesapları peşinde koşmaktalar ya da Türkiye'nin üniter yapısına, laik rejimine darbe vurma amaçlı faaliyet gösteren yıkıcı-bölücü ve irticai kesimlerin ekmeğine yağ süren uygulamalar içerisine girmektedirler.
Türkiye'nin sözde değil de; özde laik, sosyal ve çağdaş bir hukuk devleti olabilmesinin formülü; ancak "gerçek Atatürkçü" anlayışta gizlidir. Fakat Atatürkçülüğü; Türkiye'nin, çağdaş, gelişmiş ve gerçek anlamda demokratik bir ülke olabilmesi önünde aşılması gereken bir engel(!) olarak gören emperyalist ülkelerin yerli işbirlikçileri ile devlet kurumlarından, milli eğitimden, siyasetten Atatürkçü ideolojiyi soyutlamak isteyen kafalar, ülke yönetiminde söz sahibi olduğu müddetçe, Türkiye ve Türk insanının huzur bulması, gönenç ve mutluluğa ulaşması asla mümkün olmayacaktır.


Bizler, yurdunu, milletini çok seven ve düşünen Türkçüler, "şuurlu demokrasi" taraftarıyız. Başka bir deyişle; bizler, Türkiye ve Türklük düşmanlarının değil de, Türkiye ve Türk insanının lehine işleyen, milli bir demokrasi anlayışının tesis edilip, egemen kılınmasından yanayız. Bizler, başkaları gibi; "en kötü demokrasi en iyi diktatörlükten daha iyidir" şeklinde düşünmüyoruz. Çünkü bizler, herhangi bir şahsi çıkar gözetmediğimiz gibi herhangi bir siyasi kaygı da taşımıyoruz. Bu yüzden de, Türkiye'nin ve Türk insanının çıkarlarını herşeyden üstün tutuyor ve herkesten fazla gözetiyoruz. Türkiye'ye ve Türk insanına zarar veren şey; "bozuk demokrasi" anlayışı ve işleyişi ise; biz bu tip demokrasi anlayışını ve işleyişini reddediyoruz. Bizler, yalnızca Türkiye'nin üniter ve laik yapısını bozmaya niyetli olan kişilerin, vatan hainlerinin, rantçıların, katillerin vb. Türkiye'nin siyasal ve toplumsal yapısına zarar veren güruhların çıkarlarını gözeten ve onları koruyup kollayan bir demokrasi anlayışının şiddetle karşısındayız. Bizler, bir an önce "şuurlu demokrasi" anlayışının tesis edilip, egemen kılınmasını arzu ediyoruz. François Marie Voltaire'in de dediği gibi; "Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir." Asil, hoşgörülü ve iyi niyetli milletimiz de, bugün cennet yurdumuzda vatan hainlerinin, nankör etniklerin, ahlaksızların, herşeyi maddiyat olarak görüp, vatan-millet sevgisi gibi asil duygularla alay eden "borsacı zihniyetli" siyasetçi ve basın mensuplarının despotizmi altında inleyip, eziyet çekmektedir. Atamız'ın şu sözünden anlaşılacağı üzere, maalesef korktuğu şeyin başına gelmiş olduğunu görüyoruz. “Hayatımda en çok isteyip de maalesef bugüne kadar görmediğim şeylerin başında yurdumuzda çok partili demokrasinin kurulması konusu geliyor. Türk ulusu çok zekidir. Kendisi için hayırlı olan şeyleri kavramakta gecikmez... Ancak şuna kesinlikle inanıyorum ki, demokrasi gereği olan çok partili bir dönem, Türkiyemiz'e de gelecektir. O zaman ben hayatta olmasam bile ruhum bilesiniz ki şad olacaktır. Ancak bu dönem için de tek korkum, bu güzelim yönetim tarzını yozlaştıracak, onu anlamsızlaştıracak, hatta ve hatta halkın gözünden düşürecek kişiler ve partiler çıkmasıdır..." Evet! bu güzel yönetim şeklini yozlaştıran, anlamsızlaştıran, hatta halkın gözünden düşüren kişi ve partiler çıkmakla kalmayip birbirini kovalamıştır. Türk milleti, bu "yoz demokrasi" anlayışının yok edilerek; şuurlu, istikrarlı, kurumsallaşmış milli bir demokrasi anlayışının egemen kılınması noktasında, gerekli adımları atarak, uygun ortamı hazılayacağına inandığı tek kurum olarak Türk Ordusu'nu görmektedir. Çünkü bu ülkenin, herşeyi siyasetçilerin inisiyatifine bırakacak ve deneme yanılma yöntemiyle zaman kaybedecek lüksü kalmamıştır. Gönül isterdi ki; ülkemizin ve insanımızın sorunları çağdaş demokratik ülkelerde olduğu gibi, demokratik hukuk devleti anlayışı içerisinde çözülebilsin. Ancak demokrasilerine gıpta edilen ülkelerin yönetenlerinin demokratik hukuk devleti anlayışı bizde olduğu gibi vatan hainlerine, şahsi çıkar peşinde koşan hırsızlara, işbirlikçilere vb. şer odaklarına pirim vermiyor ki!


10.Kasim.1938 saat 09:05'te, Türklüğün ve Türkiye'nin güneşi battıktan sonra, devleti ve iktidarı ellerine geçiren kişiler, bugüne kadar "gaflet ve dalalet" çoklukla da "hıyanet" içinde siyaset yapagelmişlerdir. Bununla birlikle ogün bugün, "kişişel ve ideolojik çıkarları"nı düşmanların siyasi emelleriyle de birleştirmiş durumdadırlar. Bu zihniyette olan, devletle millet arasında güven bunalımı doğmasına sebep olan iktidarların izledigi şer siyasetine karşı çıkıp, "dur!" denilmesini istemenin adı; şer odakları ve onların borazanlığını yapan kesimlere göre, her zaman oldugu gibi, basmakalıp bir ifadeyle, "antidemokratik bir istem" olacaktır. Çünkü bu tür düşünce yapısına sahip olan kesimlerin niyetleri bellidir. Bunlar için demokrasi; amaçlarına giden yolda kullandıkları bir araç, "rüyaları"nı gerçekleştirebilmek için de, istismar edebildikleri "harika" bir rejimdir. Bugün, demokrasi havariliğine soyunan kesimlerin hepsinin ortak yönü; gerek savundukları ideolojilerin ve gerekse benimsedikleri yaşam tarzlarının demokrasinin doğasına aykırı olmasıdır. Samimi, iyi niyetli bazı demokrat insanlar da maalesef bu "demokrasi havarileri"nin tuzaklarına düşmekte ve onlar tarafından kullanılmaktadırlar. İç ve dış düşmanlara, ordumuz, dur! demediği müddetçe; Türkiye, mevcut olumsuz konjönktürün girdabi içerisine daha da çekilerek, bölünmeye, parçalanmaya hatta tamamen yokolmaya dogru hızla yolalacaktır.



Türk Ordusu, Türk Milleti'nin ordusudur. Çünkü Türk Ordusu, Türk Milleti'nin sinesinden çıkmış olan vatan evlatlarından müteşekkildir. Türk milleti, ordusuna olağanüstü bir sevgi ve saygı besler. Çünkü bilir ki; bugün bu cennet vatanda huzur ve güven içerisinde yaşıyorsa bunu ordusuna borçludur. Fakat şunu üzülerek belirtmeliyiz ki; gerek biz Türkçülerin ve gerekse sagduyulu, milli duyarlılığı olan kesimlerin ordumuza olmasa bile, Genelkurmay bünyesinde görevli olan bazı üst düzey ordu mensuplarına olan güveni sarsılmış durumdadır. Çünkü millet olarak gözlemliyoruz ki; halihazırda Genelkurmay bünyesinde görevli olan bazı üst düzey komutanlarımız, ülkemiz ve milletimizin aleyhine olan ve bekasına darbe vurmaya yönelik gelişen tüm olaylara - Ab'ye girebilme adına da olsa- yaptıkları bir kaç basın açıklaması dışında sessiz ve pasif kalmaktadırlar. Özetle; yine üzülerek söylüyoruz ki, Genelkurmay bünyesindeki bazı üst düzey komutanlarımız " gerçek Atatürkçülük"ten uzak bir görünüm sergilemektedirler.


Sanki üzülmek, sıkılmak, kahrolmak makus talihiymiş gibi; bütün çekilen üzüntü, sıkıntı ve acılar insanımız tarafindan, belki de çaresizliğinden ötürü kanıksanmaya başlanmıştır. Milletimiz uyutulmakta, umutsuzlaştırılmakta ve çeşitli vasıtalarla milli refkleksleri köreltilerek ülkesi ve kendisi aleyhine olan tüm olumsuz gelişmelere karşı duyarsız kılınmaya çalışılmaktadır. Ülkemiz ile milletimizin üzerindeki ölü toprağını kaldırmak ve bu kötü gidişe dur! demek için, artık birilerinin masaya yumruğunu vurma zamanı gelmiştir. Herşey Türklüğün ve Türkiye'nin aleyhine olmaktadır. Nedense, her konuda üzülen, sıkılan, kahrolan hep Türk insanı; siyasi, ekonomik, toplumsal vb. sorunların içerisinde kıvranan ülke de hep Türkiye olmaktadır. Türk insanı her gün; "acaba bugün milletimizin ve ülkemizin aleyhine neler olacak, acaba yine üzülüp acıya boğulacak mıyız?" diye düşünmekten ve paranoyaya varan ölçüde bir kuşkuculukla yaşamaktan yılmıştır.

"Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelik düşünceler boğulmaya mahkumdur. Türk milleti, kendisinin ve yurdununyüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz beyinlerin saçmalıklarındaki gizli ve kirli emelleri anlayamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir. O şimdiye kadar olduğu gibi doğru yolu görür. Onu yolundan saptırmak isteyenler, ezilmeye, kahredilmeye mahkumdur. Bu hususta köylü, işçi, özellikle kahraman ordumuz candan beraberdir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” Ulu önderimizin dediği gibi, umarız Türk milleti bir an önce doğru yolu görür, Ordumuz da milletinin duygularına tercüman olur da, onu yolundan saptırmak isteyenler, ezilir ve kahrolur!




Milletimizi acıya boğan en son olay da; Tel Afer'de Türkmen soydaşlarımıza karşı düzenlenen saldırılar ve yapılan katliamdır. Dünya'da başka bir çağdaş ülke var mıdır ki; soydaşları bu tür katliamlara maruz kalsın ve o ülkenin bütün resmi kurumları gelişmelere bizde oldugu gibi pasif ve seyirci kalsın? Mevcut iktidar sahiplerinin, Türklüğün ve Atatürk Türkiyesi'nin çıkarlarını gözetmediği gün gibi aşikardır. Milli bilinci yerinde olan yurtseverr, sağduyulu insanlar da; Türk gibi hissedip, düşünemeyen siyasetçilerden, bu gibi milli duyarlılık isteyen konularda zaten birşeyler yapmalarını beklemiyorlar. Ne üzücü bir durumdur ki; Türkiye'nin çizmiş oldugu kırmızı çizgiler birer birer siliniyor ve kimseden ses çıkmıyor. Hükümet, "kırmızı çizgiler"i "yeşil" yapma adına elinden gelen ve varsa ardına koymuyor. Onlara göre, etkin(!) siyasetin adı; arada sırada, "dostlar alışverişte görsün" bab'ından göstermelik ve basmakalıp bir kaç basın açıklaması yapıp, beyanat vermek oluyor! Bu kadar pasif, bu kadar ezik ve bu kadar teslimiyetçi bir siyaset izleyen insanların başımızda olmasından millet olarak büyük üzüntü ve utanç duymaktayız. Bu milletin, bu gibi milli duyarlılık isteyen konularda birşeyler yapmasını beklediği kurum; Türklüğün tüm değerlerini yaşayıp, yaşattığına inandığı tek kurum olan Türk Silahli Kuvvetleri'dir.




Tel Afer'de, Musul'da, Kerkük'te, Erbil'de vb. Türkmen illerinde Türk kanı akmakta ve "Misak-ı Milli" sınırlarımız içerisinde bulunan bu illerimiz, demografik yapıları değiştirilerek, aşama aşama "Kürtleştirilme"ye çalışılmaktadır. 14 asırdır Türk yurdu olan bu toprakların, "Kürt yurdu" yapılmaya çalışılmasına pasif ve tepkisiz kalınması bu milleti üzdüğü kadar öfkelendirmektedir de. Başbuğumuz ulu önder Atatürk'ün söyledigi, "Milli sınırlarımız, güneyde Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alacak şekilde son bulur." sözünden hareketle ve "Gençliğe Hitabesi"nden kendimize görev çıkartarak bu milletin ve bu ülkenin çıkarlarının korunmasi adına şimdilik bir bir hesap tutmaktayız. Gerektiğinde de canımızı feda etme pahasına, yapılması gereken hangi eylem, hangi etkinlik varsa yapmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz. Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı vb. gibi destanlaşmış olan savaşlarda, bizler için, bu cennet vatan için gözlerini kırpmadan ölüme atlayan kahramanlarımız gibi; gerektiğinde bizler de, vatamızın bekası için, milletimizin huzur, gönenç ve mutluluğu için ölüme atlamaya hazırız. Ancak gönül ister ki; iş o raddeye gelmesin millet olarak bel bağladığımız, inandığımız tek kurum olan Türk Silahli Kuvvetleri ve onun değerli komutanları, bu konularda sinesinden çıktıkları milletin duygularının tercümanı olsunlar.
Bununla birlikte, Kuzey Irak'ta resmi olarak olmasa da, fiilen kurulmuş olan Kürt Devleti ve milli çizgiden uzak "şuursuz demokrasi"nin egemen kılınıp, AB'ye girebilme adına kabul edilen; sadece vatan hainlerinin ve ayrılıkçı bölücü-yıkıcı odakların çıkarlarına hizmet etmekten ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasına zarar vermekten başka bir işlevi olmayan yasa ve uygulamalar, Türkiye'de yaşayan Kürtler üzerinde tetikleyici bir etki yaratarak; Kürtler'in Türk insanı ve Türkiye üzerindeki baskısını daha da arttırmış bulunmaktadır. Bununla birlikle, milli bilinci yerinde olan insanların en çok rahatsız olduğu konulardan biri de "Kürtçe" meselesidir. Anadilde eğitim ve yayın adı altında "bölücü odaklar"ın istemlerinden birinin daha yerine getirilmesi -AB'nin bunu şart koşmasının asıl nedeni gözardı edilerek- Atatürk Türkiyesi'nde "Kürtçe"nin ikinci bir "resmi dil" yapılması yolunda atılmış olan bir adımdır. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ulu önderimizin gösterdiği yoldan sapılması ve bu sapılmaya "AB"ye girebilme adına sessiz kalınması bu milleti derinden yaralamaktadır. "Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konusmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna baglılığını iddia ederse buna inanmak dogru olmaz." sözünü söyleyen ulu önderimiz Atatürk'ün sanırız ruhu şad değildir! Nüfuslari hızla artan, Türkiye'nin demografik yapısını değiştirme ve Türkiye'yi bölme niyetinde olan bu güruhun insanımıza ve ülkemize verdikleri ve verecekleri zararların bertaraf edilmesi adına da askerimizin somut birşeyler yapmasının zamanı gelmiştir.




Bizler, Atası'nı gerçekten gören yani Atası'nın düşüncelerini, duygularını anlayan ve hisseden Türk gençleri olarak; O'nun kurdugu yüce Türk Ordusu'nun mensupları olan değerli komutanlarımızın bizlerin sesini, milletimizin sesi olarak addedeceklerine olan inancımız tamdır. Ulu Önderimizin; "Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimiz'in dayanağı Türk topluluğudur.", "Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; Sinesinde yetiştirerek başının üstüne cıkaracağı adamların kanındaki, cevher-i asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.", "Türk Cumhuriyeti sadece iki şeye güvenir: Biri milletin kararı, öbürü de en acılı ve zor koşullarda dünyanın övgüsünü haklı olarak kazanan ordumuzun kahramanlığıdır." Sözlerinden hareketle sloganlarımız: "Türkiye Türkler'indir ve Türkler tarafından yönetilmelidir." ve "Ordu-millet elele çağdaş, laik, kalkınmış Türkiye"dir.


Saygılarımızla

Çağatay Uluğtürk