Yön adlı bir aşırı solcu derginin 25 Eylül
1964 tarihli 78. sayısında devlet kuvvetlerini derhal harekete
geçmesi gereken bir yazı yayınlandı. "Millî Emniyet Teşkilâtı
Islah Edilmelidir" başlığını taşıyan bu imzasız yazıda devletin
iç ve dış güvenliğini sağlayan Millî Emniyet Teşkilâtının
başında bulunan bazı kimselere şiddetle çatılarak bu teşkilâta
ait mahrem iki belge yayınlanmaktadır.
İmzasız makalenin özeti şudur:
Demokrat Parti zamanında, Hâkim Hidayet
adında bir Millî Emniyet mensubu, Millet Meclisi'nin gizli bir
oturumunda İnönü'yü komünistlikle, hiç değilse komünistleri
korumuş olmakla suçlandırmış.
Millî Emniyet'in içinde hâlâ önüne geleni
komünistlikle suçlamayı ve Yeni İstanbul ile ona benzeyen
gazeteleri Millî Emniyet raporları ile beslemeyi huy edinmiş
köhne elemanlar varmış.) Bugün Millî Emniyet'in en önemli
yerinde bulunan zat dahi bu köhne zihniyetlilerden biri imiş.
Bu zat, genç kaymakamların önünde onların
hocası olan bir profesörü uluorta komünistlikle suçlamakta
mahzur görmemiş ve Hariciyeye girmek isteyen gençlerin
istikbali, ancak Kemal Satır'ın işe karışmasıyla kurtarılmış.
Bugünkü Millet Meclisi'nde bütün partilerin
katılmasıyla kurulan "Komünizmle Mücadele Grubu" içinde bulunan
Adalet Partili Pehlivanoğlu ve Tevetoğlu gibi gayretli üyeler
Millî Emniyet Teşkilâtına verdikleri bir raporla Kemal Satır,
Turhan Şahin, Muammer Erten, Kemal Demir gibi bakanları şüpheli
ve çok tehlikeli şahıslar olarak ihbar etmişler. Millî Emniyet
arşivinde böyle bir vesika olduğunu da Millî Emniyet'in eski
başkam Fuat Doğu Paşa bir sohbet konuşmasında söylemiş.
Yön Dergisinde bu iddialardan sonra, Millî
Emniyet tarafından 31 Temmuz 1959'da, o zamanın İçişleri Bakanı
Namık Gedik'e verilen iki gizli yazının bazı parçaları
yayınlanmakta ve bunlar üzerinde bir takım vatanî (!) ve millî
(!) düşünceler ileri sürülmektedir. Bu gizli yazılardan biri
Millî Emniyet'in başında bulunan Ziya Selışık, biri de Millî
Emniyet Müfettişi Ergun Gökdeniz tarafından yazılmıştır. Yön'e
bakılırsa bu iki kişi, yazılarına ekledikleri raporlarla bir
takım vatandaşları komünistlikle suçlayarak mahkûm ettirmek
istemişler.
Yön'ün yazdıklarından çıkan ilk sonuç şudur:
Yön dergisi Millî Emniyetin gizli raporlarını elde edebilecek ve
Millî Emniyet başkanının bazı sırları fâş ettiği özel
konuşmaları duyacak kadar Millî Emniyetle içli dışlıdır.
Yahut o teşkilât içinde Yön'ün inanları vardır. Bu çok mühim
konuya daha sonra gelmek üzere şimdi yukarda sıraladığımız
maddeleri birer birer gözden geçirelim:
1) Demokrat Parti zamanında, Millet Meclisi'nde
gizli bir oturum yapılarak Millî Emniyet'e mensup bir hâkimin
mebuslara saatlerce süren bir konferans verdiği doğrudur. Fakat
Yön'ün iddia ettiği gibi ne bu hâkimin adı Hidayet'tir, ne de
İnönü'yü komünistlikle itham etmiştir. Bunlar düpedüz yalandır.
Biz, o devrede mebus olup gizli olurumda bulunan iki dostumuzdan
bunun tafsilatını dinledik. Millet Meclisi'ne kendi adı ile, sam
ile takdim eden Millî Emniyet hâkimi bu gizli oturumda belgelere
dayanan uzun bir konuşma yaparak Türkiye'deki komünist faaliyet
ve teşkilâtı hakkında bilgiler vermiş, bu açıklamalar Meclis
üyeleri üzerinde çok olumlu ve derin tesir yaptığı için
komünistlerin cezalarını arttıran meşhur 141 ve 142. maddeler
kabul edilmiştir. Yine o iki dostumuzun belirttiğine göre Millî
Emniyet hâkimi, konuşmasını büyük bir ciddiyet ve tarafsızlıkla
yapmış, İnönü'nün aleyhinde bulunmak şöyle dursun, partilere ve
particilere ait tek kelime dahi sarf etmemiştir.
Görevleri dolayısıyla tarafsız olmaları
gereken Millî Emniyet mensuplarından zaten başka türlü davranış
beklenemezdi. Yön dergisi madem ki mahrem belgeleri dahi elde
edecek kadar marifetlidir, o halde o gizli oturumun tutanaklarını
da ele geçirerek Millî Emniyet hâkimin neler söylediğini
öğrenmeliydi. Belki bunu da öğrenmiştir ama maksat, komünistler
aleyhinde bulunanları çürütmek olduğu için gerçekleri söylemek
işine gelmemektedir.
2) Yön'ün bir iddiası da yine Millî Emniyet'in
gizli faaliyetini bildiği hakkındaki açıklamasıdır. Şöyle ki:
Millî Emniyet teşkilâtı içinde bulunan köhne elemanlar önüne
geleni komünistlikle suçluyor. Yeni İstanbul ile ona benzeyen
gazeteleri Millî Emniyet raporlarıyla besliyorlarmış. Bu müthiş
iddia karşısında ne söylenebilir? Ya Yön dergisi Millî
Emniyet'ten daha kuvvetli, gizli belgeleri aşıracak kadar
korkunç bir teşkilâta sahiptir, yahut bunlar Millî Emniyet'i
çürütmek için yapılmış iftiralardır. Kazdığı kuyuya düşmek diye
buna derler. Yön cevap versin: Millî Emniyet'in böyle bir
faaliyeti varsa bunu nasıl ve nereden biliyor?
3) Bugün Millî Emniyet'in başında bulunan Ziya
Selışık, köhne düşüncelilerden biri imiş. Şahısları az çok
örtülü olan Millî Emniyet mensuplarının kimliği hakkında hüküm
vermek için İngiliz veya Rus gizli servislerinden yardım
görmeksizin sonuca varmak imkânı yoktur. Yön bu imkânsızlığı
imkâna çevirerek insanı hayretler içinde bırakıyor. Ziya
Selışık'ın kim olduğunu bilmiyoruz. Yalnız hangi partinin
hükümeti tarafından olursa olsun güvenlik işlerinin başına
getirilmesi için güvenilir kişi olması gerektiğini biliyoruz.
Yön'ün Ziya Selışık'ı yıkmaya uğraşması bile tek başına iyi bir
nottur. Çünkü Yön, çoktan belli olmuş yönü ile millî değerleri
baltalamaktan başka bir iş yapmayan ve sayfalarında
komünistlikten hüküm giymiş yazarlara yer vererek karakterini
açığa vuran bir dergidir. Onun yerdiğini övmek için Koca Râgıp
Paşaya atfedilen fıkrayı hatırlatacağız: Aynı zamanda şair,
filozof, tarihçi ve bilgin de olan Sadrazam Koca Râgıp Paşa, siyasî prensiplerini soran,
birisine:
"Moskof elçisinin isteklerinin aksini
yapmakla devleti doğru yolda idare ettiğime emin oluyorum" diye
cevap vermiştir. Bunun gibi, biz de, Türkçülere daima faşist,
kafatasçı, tekerlemesiyle saldıran Yön'ün yerdiği insan mutlaka
iyidir inancını saklıyoruz. Bugün Millî Emniyetin başında
bulunduğu Yön tarafından haber verilen Ziya Selışık herhalde,
İstiklâl Savaşında İstanbul'da kurulan M.M. Grubu gibi
milliyetçi gizli teşekküllerden birinin başındaki Albay
Hüsamettin Ertürk'ün "İki Devrin Perde Arkası" adlı eserinde (s.
505) zikrettiği Topçu Mülâzimi Evveli Gözlüklü Ziya Bey
olacaktır. Yani mütarekenin tehlikeli günlerinde ölümü göze
alarak, İngiliz nöbetçilerinin beklediği depolardan silah ve
cephane aşırıp millî orduya kaçıran fedailerden biri...
Böyle bir insanın, bir takım vatandaşların
komünist olduğu hakkında İçişleri Bakanına rapor vermesi
sebebiyle aleyhinde bulunmak ancak komünistleri himaye etmek
kaygısı ile izah olunabilir. Millî Emniyet, Moskova uşakları
olan komünistleri yurdun içinde ve dışında kovalayarak adalete
teslim ettiği, yani Türkiye'yi vatan hainlerinin tahribatından
koruduğu için takdire değer bir müessesedir. Böyle bir
müessesenin başında bulunup da o millî hizmetleri yöneten ve
komünizmi ezen insanlara millî ahlâk ve millî düşünce ancak
saygı duyar. Komünizmi tepeleyenlere "köhne zihniyetli" demenin
muhalif mefhumu "komünizmin ileri zihniyet olduğunu
söylemektir". Mülâzimi Evvel (Üsteğmen) olduğu zamandan, yani
1920'den beri bu gizli işlerin bağlı olduğu branşlarda çalışarak
şefliğe kadar çıkmak ve bu arada hem Halk Partisi, hem Demokrat
Parti zamanlarında bu işlerin kompetan mevkiinde bulunmak Ziya Selışık'ın komünizm işlerinde nasıl bir uzman
olduğuna yeter tanıktır. Bu arada Atatürk'ün meşhur Eskişehir
nutku da unutulmamalıdır: Türklüğün en büyük düşmanı
komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmeli... Yön buna ne
buyurur?
4) Ziya Selışık'ın, genç kaymakamlar önünde
onların hocası olan bir profesörü uluorta komünistlikle suçlamış
olup olmadığını bilmiyoruz. 600 mebusun önünde söylenmiş bir
nutku tamamen değiştirerek uydurduğu Hâkim Hidayet masalından
sonra Yön'ün hiçbir sözüne inanılamaz. Genç Kaymakamlar dediği
kimseler Mülkiye mezunları olduğuna göre bunların komünistlikle
suçlanan hocaları da herhalde Sadun Aren olacaktır. Onun aşırı
solcu olduğu malûmdur. 1951'deki büyük komünist tevkifatında
Sadun Aren hakkında da tevkif müzekkeresi kesilmişse de yurt
dışına gittiğinden tevkif olunamamış, uzun zaman sonraki
dönüşünde yapılan muhakemesinde ancak delil kifayetsizliği
yüzünden mahkûmiyetten kurtulmuştu.
5) Türkiye'de komünizm kanun dışı olduğu için
Komünistlerin gizli çalıştıklarını, kanunların eksik ve gedik
taraflarından faydalanarak yayın yaptıklarını, şüphesiz Yön de
herkes gibi, hattâ herkesten çok bilir. Millet Meclisi'nde her
partiden üyenin katılmasıyla kurulan "Komünizmle Mücadele Komisyonu"
bu gedikleri kapamak ve komünistlerin soluğunu tıkayacak
tedbirleri almak üzere kurulmuştur. Yön dergisinin, bu
komisyonun çalışmalarından fena halde gocunduğu görülmektedir.
Yön'e inanmak gerekirse bu komisyonun iki üyesi, Pehlivanoğlu
ile Tevetoğlu, Millî Emniyet'e gizli bir rapor vermişler ve
bugünkü kabinenin dört bakanını tehlikeli şahıslar olarak jurnal
etmişler. Bu jurnal Millî Emniyet arşivinde duruyormuş. Yöncüler
nasılsa bunu aşıramamışlar ama mevcut olduğunu Fuat Doğu
paşa'nın bir konuşmasından öğrenmişler. Fuat Doğu Paşa, Millî
Emniyetin eski bir şefidir ve şimdi kıta hizmeti gören bir
generaldir.
Millî Emniyet'in başında bulunan bir
generalin gizli vesikalar hakkında özel konuşmalarında ifşaat
yapmayacağı tabiidir. Nitekim Yön'deki bu isnadı general
yalanlamış, demek ki Yön burada da yalan söylemiştir. Bundan
başka Pehlivanoğlu ile Tevetoğlu'nun komünizmle mücadele için
toplandıklarını unutarak komünizmle asla lekelenmemiş olan dört
bakan hakkında gizli rapor vermeleri için çıldırmış olmaları
icap eder. Nitekim Pehlivanoğlu, Yön'ün bu iddiasını
yalanlamıştır.
6) 1959 yılındaki İçişleri Bakanı Namık
Gedik'e verilen ve üzerinde gizli işaretli bulunan yazıların,
okuyucular için biraz müphem ifadesinden faydalanan Yön, Ziya Selışık'ı vicdansızlıkla suçlamak istiyor. Yazı aynen şudur:
Bizce malûm ve endişe vermeye başlayan duruma
müdahale için kanunî bir fırsat zuhur etmiştir. Meselenin siyasî
bir aksülâmel yapması hatıra gelebilir. Fakat ortada hukukî bir
dayanak olduğu gibi bir daha fırsat zuhuru da müşkül olabilir.
Kanaatimce evvela işi kat'iyen gizli tutup sonra bir komünist
mevzuu olarak ele almak mümkündür. Saygılarımla arz ederim.
Millî Emniyet
Hizmetleri
Reis Yardımcılığı
Ziya Selışık
Bu yazı asıl raporu takdim eden yazıdır. Asıl
raporda şüphesiz zararlı faaliyet gösterenler hakkında bilgi ve
deliller bulunmaktadır.
Yön dergisi, Ziya Selışık'ın yazısını
koyduktan sonra şu mütalâada bulunmaktadır:
Yazıda mahiyetini açıklamakta fayda
görmediğimiz bir zararlı faaliyet bahis konusudur. Fakat Selışık,
bu zararlı faaliyetin "siyasî bir aksülâmel" yapmasından
çekinmektedir. Bunun için Namık Gedik'e, asıl suç konusunu gizli
tutup, meseleyi, "bir komünist mevzuu olarak ele almayı" tavsiye
etmektedir! Önüne geleni komünistlikle suçlamada Millî Emniyet
Başkanı adına yazı yazan zat en ufak bir sakınca görmemektedir.
Yön o kadar milliyetçi ve yurtsever bir dergi
ki Ziya Selışık'ın raporunda bahsedilen zararlı faaliyeti
açıklamakta sakınca görüyor. Haydi milliyetçilik şampiyonluğunu
ona bırakalım da kendisinin açıklamadığını biz söyleyelim: Bu
zararlı faaliyet komünizm ve kürtçülüktür. Gazetelere geçmiş;
yerli ve yabancı uyruklu kürtlerin hem kürt devleti kurmak, hem
de komünizm hususundaki faaliyetleri mahkemeye düşmüş; kanunî
unsur kifayetsizliğinden beraatle sonuçlanmış hattâ bu sırada
içlerinden Ziya Şerefhanoğlu adında biri Bitlis'ten senatör
seçilmiş ve nihayet Askerî Yargıtay, bu kürtçüler hakkındaki
beraat kararını hem usul den, hem de esastan bozmuştur. Şimdi
Genelkurmay Başkanlığı Askerî Mahkemesinde duruşmalarına yeniden
başlanmıştır.
Ziya Selışık'ın kürtçüler hakkındaki yazısına
gelince, ondan çıkan anlam şudur: Millî Emniyet tarafından takip
olunan ve Türkiye'yi parçalamak amelini güden kürtlerin komünist
faaliyetleri hakkındaki deliller olgunlaşmış ve adliyeye
götürülecek duruma gelmiştir. kürtçülük hakkındaki
faaliyetlerini adliyeye intikal ettirmekte ise şimdilik belki
hukukî ve siyasî sakıncalar vardır. İşin komünizm yönü olgun hale
gelmişken bu fırsatı kaçırmayarak o cepheden harekete
geçilmelidir.
Bu böyledir. Yoksa kürtçüleri kürtçülükten
dolayı değil de, uydurma bir komünizmden ötürü mahkemeye vermek
diye bir şey yoktur. Nitekim işin gazetelere geçen safhalarında
kürtçülerin her iki suçtan da yargılandıkları görülmüştür.
Türkiye'de komünizm teşkilât ve faaliyeti
kanun dışı bırakılmıştır. Şimdiye kadar yapılmış olan birçok
tevkif ve muhakemelerde gizli "Türkiye Komünist Partisi'nin ele
gelen gizli faaliyet programında "Müslüman azınlıklardan
kürtlere ve lâzlara Moskova'nın emri ve idaresi altında olmak
şartı ile İstiklâl verileceği" açıkça yazılıdır. Bunu Yöncülerin
de bilmesi icap eder. İşte asıl önemli alan ve üzerinde şiddetle
durulması gereken nokta da budur.
Şimdi, konunun can alacak noktasına gelelim:
Yön, devletin gizli dosyalarında ve arşivlerinde bulunan ve
ilgililerden başkalarınca görülmemesi gereken iki vesikayı nasıl
elde etti? Devletin emniyetine ilişkin vesikalar ancak devletin
düşmanları tarafından çalınır. Yön, devletin düşmanları safından
mıdır? Böyle değilse bu vesikaları niçin ele geçirmiştir? Bütün
bunlar ağır suçlardır. Yön bunların hesabını vermeye mecburdur.
Yoksa, devletin mahrem vesikalarına el uzattıktan sonra sözde
vatanperverlik pozu takınarak tamamını yayınlamakta mahzur
çürütmek kastı ile ortaya atılmaları kimse yurtseverlik diye
yutmaz.
Komünistler aleyhindeki bir rapor olması
dolayısıyla Moskova'nın elde etmek için milyonlar verebileceği
bir vesikanın Yön'de yayınlanmasının korkunç bir mânâsı vardır
ve bu mânâ Türkiye'de komünizmi yok etmek isteyenlerin
zihniyetini "korkunç zihniyet" diye vasıflandıran Yön'ü korkunç
bir durumla karşı karşıya bulundurmaktadır. Evet! O belgeleri
nasıl elde etmiştir? Yahut o belgeleri kendisine kim vermiştir?
Ve acaba Yön'ün elinde bulunan vesikalar, İçişleri Bakanı Namık
Gedik'e verilen asılları mı, yoksa Millî Emniyet'te bulunması
suretleri midir? Bütün bunlar cevap isteyen korkunç sorulardır.
Bu gizli vesikaların açıklanmasıyla şimdi
pek çok kimse şüphe altına girmiştir. Haksız yere şüphe altında
kalan suçsuz insanları bu zandan kurtarmak için bu işin mutlaka
aydınlığa çıkarılması ve mahrem vesikaları çalan vatan haini
hırsızların yakalanması lâzımdır. Bakın, kimler zan altında
kalıyor:
1) Bir kere Millî Birlik Komitesi üyeleri zan
altındadır. Çünkü 27 Mayıs 1960 hareketinin başında olan bu
üyeler devletin bütün evrakına ve idaresine bilfiil el
koymuştur. Bu arada tevkif olunan bütün bakanların gizli veya
açık yazıları, dosyaları da onların eline geçmiştir. Bu sebeple
yalnız onların elinde bulunması gereken böyle mahrem vesikalar
ancak onlardan biri tarafından dışarıya aktarılabilir.
2) Millî Birlik Komitesine girmedikleri halde
ihtilâle katılan ve bakanları tevkif eden subaylar ve Harbiyeliler de şüphe altındadır. Namık
Gedik'in evi aranırken bu yazılan bulan bir subay veya Harbiydi
onu kendine saklayarak sonradan dışarıya İfşa etmiş olabilir.
3) Millî Emniyet mensupları da şüphe altındadır.
Yön'de yayınlanan metin Namık Gedik'e verilen aslı değil de onun
bir kopyası ise bu kopya ancak Millî Emniyet arşivlerinden elde
edilerek dışarı çıkarılabilir. Bu takdirde de Millî Emniyetin,
hiç olmazsa arşivine bakan mensupları şüphe altında kalır.
4) İçişleri Bakanlığı da şüphe altındadır. Namık
Gedik'in evrakı normal olarak bugünkü İçişleri Bakanlığı
dosyalarına intikal ettiyse onun ifşa edilmesinden bütün yüksek
kademeleriyle İçişleri Başkanlığı sorumludur.
5) Yön mecmuasının sahipleri ve sorumluları
ile i yazıyı yayınlayan imzasız yazıcı da şüphe altındadır.
Çünkü bunlar gizli vesikaları ne Millî Birlik ki onlar ne
ihtilâle katılan subay ve Harbiyelilerden, ne de Millî Emniyet
ve İçişleri Bakanlığı mensuplarından değil de büsbütün başka bir
vasıta ile elde etmiş olabilirler. Bu vesikaları gizli usullerle
değil de sokakta bulmuş olmasalar bile yayınlamaları yine ağır
bir suçtur ve bu davranış millî sorumluluk duygusundan tamamî
ile yoksunluğu gösteren açık bir delildir.
Şimdi resmî makamlara hitap ediyorum. Bu
resmî makamlar Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ankara
Savcılığı, Millî Emniyet Servisi ve Emniyet Genel Müdürlüğüdür.
Bu yazım bir ihbardır. Millî Emniyet'in
mahrem Vesikaları çalınmış ve yayınlanmıştır. Bunu çalacak kadar
ustalık gösteren hırsızların devlet muhaberatını, Genelkurmay
plânlarını, gizli emirleri de elde ederek yaymaları kabildir.
Demek ki millî güvenlik tehlikededir.
27 Mayıs günü Namık Gedik'in evinde arama
yapan subaylar kendiliklerinden başvurarak olayı açıklayacak
bilgileri adlî mercilere vermeli, tabiî senatörler derhal
toplanarak aralarında solcu unsurlar olduğu hakkındaki
söylentileri yalanlayacak bir bildiri ile bu işin kendileriyle
ilgili tarafını aydınlatmalıdır. Nitekim Yön'ün imalı bir
ifadesinde "Ahmet Yıldızın bu işten en çok üzülen şahıs olduğu"
kaydı vardır. Bunun ne demek olduğu açıklanmalıdır.
Vatandan, milletten dem vuran Yöncüler
gerçekten vatan ve millet kaygısında iseler bu gizli vesikaları
hangi kanaldan elde ettiklerini kendiliklerinden açıklamalı ve
Fuat Doğu Paşa'nın özel konuşmasında söylediğini iddia ettikleri
şeyleri nasıl öğrendiklerini Türk kamu oyuna bildirmelidir.
Yöncülerin bu yiğitliği gösteremeyecekleri
muhakkak olduğu için resmî makamlar derhal ve şiddetle harekete
geçerek devlet sırlarına kadar uzanan vatan ve millet hainleri
kimlerse onları ortaya çıkarmalı ve resmî sırlarının çocuk
oyuncağı haline geldiğini görerek yarınından kaygı duyan Türk
milletine gereken güven verilmelidir.
Ötüken, 15 Ekim 1964, Sayı:
10