NİHÂL ATSIZ'IN HİKÂYELERİ

 
 

 

 

İKİ ONBAŞI, GALİÇYA 1917...
2

 

Büyük bir güllenin açtığı büyük bir çukurun başında beş altı kişi boğuşuyor. Süngüler... Dürtüşler... Çelişler... Küfürler... Ve sert bir dipçik vuruşu... Biraz sonra ayakta hiç kimse yok... Düşenlerden iki tanesi yavaş yavaş gülle çukuruna yuvarlanıyorlar ve kesik kesik inleyerek orada kalıyorlar... Onlar birbirlerine o kadar yakın ki ellerini uzat salar birbirlerini tutacaklar. Ay ışığının girmediği bu kuytu çukurda onlar birbirlerinin yüzlerini göremiyorlar... Fakat ikisi de biliyor ki yanında yatan yaralı biraz önce gırtlaklaştığı düşman ordusundan birisidir...

Bir müddet ikisi de baygın yatıyor... Ve artık savaş meydanında hiçbir ses yok... Yalnız ara sıra uzaktan gelen bir yaralı sesi...Çukurdakiler yavaş yavaş kımıldanıyor. Birisi güçlükle matarasını çıkarıyor. Kurumuş dudaklarına götürerek iki yudum içiyor... Sonra ötekine uzatıyor. O da içiyor...

İki yudum suyun hiçbir değeri yoktur. Fakat eğer bu iki yudumu içen insan bir çukura yuvarlanmış bir yaralıysa ve yanında eşi ve hiç kimsesi yoksa o zaman o iki yudum su ona taze bir hayat verebilir. Çünkü o, bilmese bile sezer ki şu dakikada yarasını onaracak şefkatli bir elin gelmesi ihtimali yoktur... Yarasını kendisi sarmaya mecburdur... Ve... ikinci asker elleri titreyerek çantasından sargısını çıkarıyor... Elleri titreyerek yarasını sarıyor ve sargının kalanını ötekine uzatıyor...

Onlar demin yaşamak için boğuşuyorlardı. Şimdi yaşamak için birbirlerine yardım ediyorlar.

Onlar iki onbaşıdır. Biri yalçın Anadolu köylerinden gelmiş, şehitler soyundan bir Türk onbaşısı... Öteki, Polonya'nın yeşil ovalarında büyümüş ve kaderin şevkiyle Rus ordusunda hizmete mecbur olmuş bir Lehli onbaşı...

Onlar şimdi bu karanlık gecede, bu kimselerin görmediği çukurda inliyorlar. Yaralarından akan kan toprağın üstünden sızarak çukurun en derin yerinde birbirine karışıyor... Ve onların gözlerinde bir özleyiş!..

Birbirinin dilini anlamadan konuşuyorlar... Türk: "Yaran çok sızlıyor mu" diye soruyor. Lehli inliyor ve metin olmaya çalışarak: "Siz Türkler vaktiyle bizim için harbettinizdi" diyor. Lehli onbaşı bunu biliyor ve Türkler Lehistan ovalarında yine at oynattıkları için Lehistan dirilecek diye seviniyor. Fakat Türk onbaşısının bundan hiç haberi yok. O, kendi kahramanlığından habersiz olduğu gibi atalarının yaptığı büyüklüğü de bilmiyor... Yalnız, onun bol bol akmaya alışmış olan temiz kanı, şimdi şurada da, şu yabancı toprakta da bir yabancının kanına karışarak bol bol akıyor...

Devamı