Büyük bir güllenin açtığı büyük bir çukurun
başında beş altı kişi boğuşuyor. Süngüler... Dürtüşler...
Çelişler... Küfürler... Ve sert bir dipçik vuruşu... Biraz sonra
ayakta hiç kimse yok... Düşenlerden iki tanesi yavaş yavaş gülle
çukuruna yuvarlanıyorlar ve kesik kesik inleyerek orada
kalıyorlar... Onlar birbirlerine o kadar yakın ki ellerini uzat
salar birbirlerini tutacaklar. Ay ışığının girmediği bu kuytu
çukurda onlar birbirlerinin yüzlerini göremiyorlar... Fakat ikisi de
biliyor ki yanında yatan yaralı biraz önce gırtlaklaştığı düşman
ordusundan birisidir...
Bir müddet ikisi de baygın yatıyor... Ve artık
savaş meydanında hiçbir ses yok... Yalnız ara sıra uzaktan gelen bir
yaralı sesi...Çukurdakiler yavaş yavaş kımıldanıyor. Birisi güçlükle
matarasını çıkarıyor. Kurumuş dudaklarına götürerek iki yudum
içiyor... Sonra ötekine uzatıyor. O da içiyor...
İki yudum suyun hiçbir değeri yoktur. Fakat eğer
bu iki yudumu içen insan bir çukura yuvarlanmış bir yaralıysa ve
yanında eşi ve hiç kimsesi yoksa o zaman o iki yudum su ona taze bir
hayat verebilir. Çünkü o, bilmese bile sezer ki şu dakikada yarasını
onaracak şefkatli bir elin gelmesi ihtimali yoktur... Yarasını
kendisi sarmaya mecburdur... Ve... ikinci asker elleri titreyerek
çantasından sargısını çıkarıyor... Elleri titreyerek yarasını
sarıyor ve sargının kalanını ötekine uzatıyor...
Onlar demin yaşamak için boğuşuyorlardı. Şimdi
yaşamak için birbirlerine yardım ediyorlar.
Onlar iki onbaşıdır. Biri yalçın Anadolu
köylerinden gelmiş, şehitler soyundan bir Türk onbaşısı... Öteki,
Polonya'nın yeşil ovalarında büyümüş ve kaderin şevkiyle Rus
ordusunda hizmete mecbur olmuş bir Lehli onbaşı...
Onlar şimdi bu karanlık gecede, bu kimselerin
görmediği çukurda inliyorlar. Yaralarından akan kan toprağın
üstünden sızarak çukurun en derin yerinde birbirine karışıyor...
Ve onların gözlerinde bir özleyiş!..
Birbirinin dilini anlamadan konuşuyorlar...
Türk: "Yaran çok sızlıyor mu" diye soruyor. Lehli inliyor ve
metin olmaya çalışarak: "Siz Türkler vaktiyle bizim için
harbettinizdi" diyor. Lehli onbaşı bunu biliyor ve Türkler
Lehistan ovalarında yine at oynattıkları için Lehistan dirilecek
diye seviniyor. Fakat Türk onbaşısının bundan hiç haberi yok. O,
kendi kahramanlığından habersiz olduğu gibi atalarının yaptığı büyüklüğü
de bilmiyor... Yalnız, onun bol bol akmaya alışmış olan temiz kanı,
şimdi şurada da, şu yabancı toprakta da bir yabancının kanına
karışarak bol bol akıyor...