NİHÂL ATSIZ'IN HİKÂYELERİ

 
 

 

 

İKİ ONBAŞI, GALİÇYA 1917...
3

 

Er meydanındaki çukurun içinde iki dost onbaşı inliyor... Birinin gözlerinde sarışın Marya'nın aksi, birinin gözlerinde ceylan bakışlı Ayşe'nin hayali var... Birbirinin yüzünü görmeyen iki yaralının yattığı çukurdan bir hasret seyyalesi uzanıyor. Bu seyyale Anadolu'dan Polonya'ya kadar gidiyor. Bu seyyalede parçalanmış bir ümidin kırıntıları var... Ümit ölmez. Ümit en sonra bırakılan şeydir... Fakat iki asker de pek iyi biliyorlar ki kendileriyle ve gözlerindeki akislerle beraber, en son ümitleri de bu çukurda gömülü kalacak... Ve ihtimal biraz sonra yanı başlarında patlayacak olan yeni bir gülle, toprakta açtığı yeni bir çukura karşılık, kendi üzerlerini örterek onlara adsız sansız bir mezar yapacak...

Çukurun içinde iki dost onbaşı inliyor ve onlar biraz sonra öleceklerini biliyorlar. Burada böylece ölecekleri için onlarda bir pişmanlık var mı? Hayır!.. Onlar bir görev için, görevden daha yüksek bir düşünce için öleceklerini biliyorlar...

Birbirlerine hiçbir düşmanlıkları olmadığı halde böyle süngüleşmelerinde büyük bir sebep olduğunu anlıyorlar. Ve o fikri apaydın göremedikleri için ona daha çok inanıyorlar. En büyük hakları olan hayattan ayrılmak fedakârlığını da bunun için yapıyorlar...

Ey savaş!.. Sen acı ve korkunç, kanlı ve berbat, çirkin ve yıpratıcısın... Fakat sen büyük ve azametlisin... Bunun içindir ki insanlar sana ebediyen tapınacaklardır.

İki dost onbaşının nabızları yavaş yavaş ağırlaşıyor ve onlar bu büyük dakikada birbirlerine cesaret vermek için birbirlerine yakın olan kollarını uzatarak el ele tutuşuyorlar. Lehli onbaşı gözlerini açınca göğün karanlık boşluğunda bir ışık görüyor. Bu ışık bütün göğü kaplıyor. Ortasında Marya, elinde billur bir bardakla su tutuyor. Ve Türk onbaşısı "Marya!.. Marya!.." diye bir şeyler sayıklayan arkadaşının Öldüğünü seziyor. Türk onbaşısının anlayamadığı bu sayıklamalar Lehli onbaşının vasiyetidir.

Öteki, arkadaşının öldüğünü, kendi korkunç yalnızlığını anlayınca hıçkırıyor. Kendi diliyle, kendi lehçe ve kendi şivesiyle: "Hayat! Sen insanları bu kadar güç mü bırakırsın" diye düşünüyor. Ve biraz önce boğuştukları çukurun tepesinden kendine kollarını açan gürbüz çocuğa sevgiyle bakıyor. Kalkmak, onun yanına gitmek, onu kucağına almak istiyor. Fakat ah!.. Bir üstün kumandası olsa!. Birden dünya kararıyor. Onbaşının gözlerinde köye ait son bir hayal parlayıp sönüyor... Ve sonra: Sonsuz uyku...

Dakikalar geçiyor... İki beklenen artık dönmeyecek... Fakat dünyada değişen bir şey yok...

Birdenbire büyük çukurun tâ tepesinde bir aydınlatma fişeği patlıyor ve ışığını iki dost onbaşının üzerine serpiyor... Onlar hâlâ el ele tutuşuyorlar... Hâlâ Lehli onbaşının gözlerinde iki damla yaş duruyor... Ve hâlâ Türk onbaşısının dudaklarında bir ümit gülümseyişi var...

- SON -