Adsız
kahramanları, adsız müstahsilleri kurtarmak
lazımdır.
On yedinci asır sonuna kadar muayyen bir araziye,
kâfi miktar halka mâlik olan bir memleket kimseye muhtaç olmadan,
kendi milli vasıtalarıyla temin ettiği istihsalatı ile iktisadi
istiklalini temin ve idame ettirebilirdi.
Böyle bir memleketin komşularıyla olan iktisadi
mahiyetteki münasebeti onlardan kendisine mevcut bulunmayan lüks
eşyayı ithal etmekten ibaretti.
Bu devirde memleketler, vatandaşlarının
ihtiyaçlarını bizzat kendileri temin ederek her hangi bir tehlike
karşısında harici yardımdan müstağni bulunmaya çalışmakta idiler.
Hükümet adamlarının vazifesi önce memleket içinde malların serbest
bir surette seyrinin temini, sonra da istihsalin teşvik ve
himayesinden ibaretti. Fakat sınaî hayatların inkişafı milletlerin
iktisadiyatında muhtariyetin önüne demirden bir set çekti. Milletler
siyasi istiklâllerin nispetinde iktisadi hayatlarında birbirlerine
bağlandılar. Bir memlekete ait iktisadi hadiselere başlangıçta
yalnız o memleketin malı iken sonraları bunların iyi ve fena
neticeleri bütün memleketlere tesir eder oldu. Bugün bir memleketin
iktisadi hayatındaki buhranlar o memleketin siyasi hayatları
üzerinde de müessir olarak münasebette bulunduğu diğer memleketlerin
iktisadi ve siyasi hayatlarının da müteessir etmektedir. Parası
olmayan bir memleket münasebette bulunduğu diğer memleketten satın
almakta olduğu maddelerin tamamını veya bir kısmını satın alamaz, bu
netice satıcı memleketi müteessir eder. Milletler arasında tıpkı
insanlar arasında olduğu gibi sıkı bir tesanüt ve iş bölümü vardır.
Bir memleketin istihsal fazlası diğerleri tarafından istihlak
edilir, bu suretle cihan iktisadında bir tevazün temin olunur.
Milletleri birbirine bağlıyan bu tesanütler arkasında milletlerin
bir de mahrem cepheleri vardır. Bu cephelerin adı "MİLLİ DUYGULAR"
dır. Milletler iktisadi münasebetlerini temin edebilmek için
birbirleriyle temas ve mübadele de bulunmak ıstırarındadırlar; buna
şüphe edilemez. Bununla beraber mübadele ve münasebet mecburiyeti
milli duyguların, milli iktisadın ihmal edilmesini tazammun etmez.
Milletler on dokuzuncu asırda milliyetperverlikle
beynelmilelcilik arasında çalkanıp durdular. Nihayet bu iki vaziyeti
telif etmeğe çalışarak aralarında ticaret muameleleri, hususi gümrük
tarif eleri yaptılar; bunlara milli. mahsulleri koruyan hükümler
koydular. Umumi harp esnasında bu teamül ve muahedatın kâfi
gelmediği görüldü; milletler muhtaç oldukları maddeleri dâhilde
temin edememekten mütevellit çok elim ve çok acı hüsranlar,
ıstıraplar geçirdiler. Bilhassa Türkiyemiz bu hüsranlarla bu
ıstırapların en şiddetlisini çekti. Umumi harpten sonra anlaşıldı ki
milli müdafaanın temini ancak ve ancak istihsalatın
millileştirilmesi tekessürü ve tenevvü ile kabildir.
Fakat istihsalat; istihlak ve ihracata bağlıdır.
Bir memlekette istihlak ve ihracattan aşın istihsal, neticesi vahim
akıbetler doğurabilir.
Türkiyemiz'in istiklalini koruyacak evvela ordu,
sonra milli iktisattır.
Orduyu yaşatacak, ona kuvvet ve hareket verecek,
iktisadi kudret verecek iktisadi kudret ve amillerdir. İktisadi
kudret ve amillerin esası istihsalin tenevvüü, çokluğu ve bunların
istihlak ve ihraçlarından ibarettir. İstihsalde müessir olan dört
vasıta vardır:
1-El işleri (iptidai sanatlar);
2-Toprak;
3- Kudret (elektrik ve mihaniki kuvvetler);
4- Sermaye...
Bugün teessürle kaydedebiliriz ki biz istihsalde
henüz el ve kol kuvvetinin amil olduğu iptidai iktisat devresinden
tamamiyle kurtulamamışızdır. Nüfusumuzun beş altı mislini ferah
ferah besleyecek kadar geniş topraklara malikiz. Bu toprak tamamen
iptidai bir şekilde ve istifadeye gayri müsaittir. Ziraatı güneşin
rahmetine, suların lütfüne bağlı bir memleket için ziraat
memleketidir denemez. İhracatımızda en esaslı vazifeler gören öyle
mıntıkalar var ki yağmurun yağmaması oralarda kıtlığı muciptir.
Zirai istihsalde iptidailiğimize rağmen Türkiye
ciddi ve fenni esaslar dâhilinde çalışacak olursa Balkan pazar ve
panayırlarına zirai mezat da ihraç edebilecek bir memleket haline
gelebilir.
Memleketimiz zirai kabiliyetinden başka kudret ve
mihaniki kuvvet itibarıyla da zengindir. Filhakika memleketteki
madenlerden pek az istifade edilmektedir. Buna mukabil çok zengin
maden, kömürlerimiz, ufak himmetler sayesinde sınaî tesisatta
istifade edilecek nehirlerimiz vardır. Bir milli müdafaa; milli
iktisadiyatımızı nutuklar; cemiyetlerle değil şeni esaslarla hal ve
ikmal etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için istihsalimizi medeni bir
hale sokmak, nehirlerimizi kabili istifade bir vaziyete getirmek;
madenciliğimizi kazma ve kürek madenciliğinden kurtarmaklığımız
lazımdır.
Bu günkü harpler, medeniyetlerin, cemiyet
iktisadiyatının yekdiğeriyle çarpışmasıdır. Bir ordunun askeri
kabiliyeti ne kadar çok olursa olsun eğer o süngüsünü bileyecek
taşı, mavzerini patlatacak barutu, askerinin sırtına ve karnına
lazım olan mevaddı kendi milli unsurları vasıtasıyla temin edemezse
muvaffakiyeti tesadüf e bağlıdır.
Silahları terk etme meclislerinin enternasyonal
kongrelerinin temenni ve kararlan ne olursa olsun belli bir hakikat
varsa o da bütün milletlerin kayıtsız ve şartsız askerliğe doğru
gidişleridir.
Memleketlerin bugünkü tamamiyeti mülkiyeleri ancak
ordularının kuvveti ve askeri sena iyelerinin mükemmeliyeti ile
kurtulabilir. Bu hakikati anlayan bütün milletler silahlanmakta,
askerleşmektedirler;
İşte: Polonya, Finlandiya, İtalya, Romanya,
Fransa, Rusya.
Harp muahedelerinin amansız kayıtları altında
bağlanan Almanya, Bulgaristan; Macaristan da ise bu askerleşmek ve
silahlanmak arzusu bir hırs halini almıştır. Bizim orduya ve askere
ihtiyacımız diğer memleketlere nazaran büsbütün başkadır. İsviçre
bitaraflığını devletlere tanıtıp ordusunu tamamen lağvedebilir.
Fakat bizim için buna imkân yoktur. Ordusuz Türkiye istiklalsiz bir
toprak; bir hinterlanttır.
Dünün bitaraf bir devleti olan Belçika bugün
İngiliz fabrikalarına on binlerce İngiliz lirası kıymetinde harp
levazımı, tayyare sipariş etmektedir.
***
Toprağımız çok ve iyi mahsul vermemektedir. Biz
bunun sebeplerini bularak izale etmeliyiz. Toprağımızın az mahsul
vermesi onunla meşgul olan ellerin ehil olmamasından ileri
gelmektedir. Yapılan kimyevi tahliller bilhassa nehir kenarındaki
topraklarımızın dünyanın en mümbit kara topraklarından olduğunu
göstermektedir.
Memleketin her tarafı bol sulu nehirlerle
sulanmıştır. Mesut cemiyetler; medeni memleketler için birer refah
vasıtası olan nehirler bizde yazın hastalık; kışın ölüm
getirmektedir.
Topraklarımızın iyi mahsul vermemesine gelince bu
teşkilat noksanlığından; küçük ziraat eshabının himaye
edilmemesinden ileri gelmektedir.
İş bölümü muasırı bulunduğumuz iktisadi ve sınaî
müesseselerin inkişaf ve tekâmülünde çok mühim bir rol oynamıştır.
Bizim mektep ve idare müesseselerimize bile henüz girmeyen bu
tılsımlı düsturun ziraat erbabı arasında mevcudiyetini iddia etmek
bilmem ne derece doğrudur? İş bölümü sisteminin muhtelif
müesseselere tatbiki XIX ve XX. asırların muvaffakiyetini temin eden
hadiselerin en mühimi olmuştur.
Köylümüz çok acıklı bir vaziyettedir. Köy
kanunlarının parlaklığı, kelimelerin güzelliği ve nihayet hüsnü
niyetin mevcudiyeti kâfi değildir.
Köylünün ziraatında, mesainde iş bölümü nedir
bilinmez.
Köylü otlakta öküzlerini yayar; sapanını biler,
yemeğini, evini yapar, duvarını örer, tarlasını sürer, buğdayını
biçer, öğütür, kasabaya iner, odun satar, gaz alır, bunlara mümasil
binlerce iş yapar. Köylümüzün böyle muhtelif işleri yapmaya mecbur,
oluşu, mesaisinde müspet bir iş bölümünün olmaması elde etmiş olduğu
neticelerin parlak olmamasına sebep olmaktadır. Eğer bir köy
halkının bir kısmı yalnız tütün ziraatı ile meşgul olursa bittabi bu
köyün tütünü sırasında karpuz, kavun ekip tütün ziraatı ile meşgul
olan köyün tütününden çok farklı ve çok nefis olur. Milli
istihsalatımızın, milli iktisadiyatımızın belkemiğini teşkil eden
mahsulâtımızın tekemmülü için ziraatımıza iş bölümü esasını sokup
köylünün yapacağı işlerde ona ihtisası öğreterek çalıştırmalıyız.
Bugünkü demokrat müesseselerde (köylü) milli
refahın, milli müdafaanın en canlı bir unsurudur.
Muhteşem zaferler temin eden muzaffer orduların
adsız kahramanları köylüdür. Milli servetleri temin eden fert
cüzilerin yine köylüdür. Milli müdafaa kadar milli servetimizi
korumaya mecburuz. Bu da ancak köylünün terfihi ile mümkündür.
Ziraata müteallik mahsulâtımızı fenni ve medeni esaslar dâhilinde
temin ve ihraç etmeliyiz. Bize para veren müşteri: yumurtanın
iyisini, incirin kurtsuzunu ister. Binaenaleyh ihracatımızda mühim
bir yekûn teşkil eden zirai istihsalatımızı medeni bir hale ifrağ
etmeliyiz.
Bunun için Anadolu’nun muhtelif mıntıkalarında
resmi devlet panayırları vücuda getirmeliyiz. Bu panayırlara iştirak
edecek köylü mahsulünü nakilde devlet vasıtalarından istifade
etmelidir.
Köylü mahsulünün tekemmülünde: köylüyü tenvire
bilhassa ehemmiyet vermeliyiz.
Binaenaleyh köy tedrisatına: genç köylüyü tenvire
bilhassa ehemmiyet vermeliyiz.
Memleketleri kurtaran ordular: Ordulara kuvvet ve
hareket veren milli iktisatlarıdır. Memleketimizi korumak için milli
iktisadı: milli ziraatı; milli hayatı kurtarmak mecburiyetindeyiz.
Bunun için; Atsız kahramanları! Adsız
müstahsilleri kurtarmaklığımız lazımdır.
Atsız Mecmua, 1932, Sayı: 11