Sosyalizmin komünizme engel bir sistem olduğu her
zaman ileri sürülmüştür. Tarihte bir iki defa sosyalistlerle
komünistlerin kapışmış olması, bu iddiacıların tek kozudur. Bunlar
madalyanın yalnız bir tarafına göre hüküm veren kişilerdir.
Madalyanın öteki yüzünde ise sosyalistlerle komünistlerin birlikte
kurdukları "Halk Cephesi" marifetleri ve bunun kanlı dramları
bulunmaktadır.
İspanya iç savaşında komünistle sosyalistler
milliyetçilere karşı birlikte çarpıştılar. Fransa ve İtalya 'yı
birçok zaman buhranlar içinde yaşatan sebepler yine bu ikisinin
kurduğu Halk Cepheleri idi. Sosyalizmle komünizmin kardeş olduğunu
gösteren son örnek ise Fransa'da 5 Aralık 1965'te yapılan başkanlık
seçiminde ortaya çıktı: Fransa'yı kalkındıran ve yine büyük bir
devlet durumuna getiren milliyetçi General De Gaulle'e karşı
çıkarılan François Mitterand, sosyalistlerle komünistlerin ortak
adayı idi.
Bu sonuç, Türkiye'de kendilerinin sosyalist
olduğunu ileri gafillerin gözlerini açacak nitelikte bir derstir.
Sosyalizm, başına bir "milli" sıfatını takmadıkça her zaman
komünizmin müttefiki, kardeşi, öncüsüdür. Türkiye'de sosyalistlerle
komünistlerin daima aynı dergi, dernek veya partilerde kısaca aynı
çatı altında birleşmeleri bu değişmez kaidenin bir görünüşüdür.
Fransa'daki başkanlık seçiminin verdiği daha büyük
ders de şudur: General De-Gaulle'den önce Fransız seçimlerinde
komünistler tek başlarına oyların üçte birini alacak kadar kuvvet
gösterirken şimdi sosyalistler ve radikallerle birleştikleri halde
de yine ancak o kadar oy sağlayabiliyorlar. Bunun sebebi milliyetçi
De Gaulle idaresinin Fransa'da milli şuuru parlatması ve Fransız
milletini eskiye göre daha şuurlu hale getirmesidir. Bir zamanlar
4.500.000 oyalan komünistler Hitler idaresinden sonra tamamen
silinmiş, bugünkü Batı Almanya'da da, hemen hemen yok denecek bir
duruma düşmüştür.
Demek ki milliyetçi idareler, milleti komünizmden
kurtarmak için birebir ilaç yerine geçmektedir. Bu idareler
komünizmi, komünistleri öldürerek değil, milli şuur ve heyecanı
şahlandırarak komünistleri iş başından uzaklaştırarak kazımışlardır.
Bizde ise milliyetçilik, hükümetlerin yalnız
programlarında, sözlerinde kalmakta; bir türlü uygulanamamaktadır.
Komünizmin liselere kadar girdiği gazete haberleriyle açığa
vurulduğu halde Milli Eğitim Bakanlığı hala işi dikkatle izleyerek
görevini yaptığına inanmaktadır.
Liselerdeki komünist öğrenciler okuldan atılmış,
iyi... Fakat onların kafasına bu budalalığı sokan öğretmenlere ne
yapılmış? Hiç! Hâlbuki milli bir hükümet işi böyle savsaklamaz,
bugünkü mevzuat yeterli değilse gerekli kanunları derhal Meclisten
geçirerek öğrencileri zehirleyen bu satılmış öğretmenleri hem
meslekten tardeder, hem de mahkemelere sevk ederek hapishaneye
yollardı. Yıllardır serbest bırakıla bırakıla şımaran ve şüphesiz
yukardan himaye gören solaklar öğretmen bırakılırken Türkçü
öğretmenleri ırkçıdır diye öğretmenlikten çıkaran bir idareye milli
ve milliyetçi denemez.
Bir takım öğretmenler, komünizmden hüküm giymiş
vatan hainlerinin eserlerini över, bunların piyeslerine
öğrencilerini götürürken yahut hiçbir değeri olmayan şişirme
solcular için edebiyat günü tertiplerken hiçbir şey olmuyormuş gibi
susan bir Milli Eğitim Bakanlığı görevini yapmıyor demektir. Bu
bakanlığın adının başında bir "Milli" kelimesi vardır. "Milli" demek
dünyaya milliyetçi gözle bakan, olayları bu açıdan değerlendiren
demektir, Milli demek, gayrı milliyi düşman sayıp onunla mücadele
eden, onu yok etmeye çalışan demektir. Bizim Milli Eğitim
Bakanlığında bu ruhtan eser yoktur. Yeni müsteşar, liselerdeki
solculuk hakkındaki soruya göreve yeni başladığı gerekçesiyle cevap
vermekten kaçınmıştır. Maarifte, liselerde komünizm propagandası
yapıldığını bilmek için müsteşarlık makamında yıllanmaya lüzum
yoktur. Müsteşar, makamına oturmadan önce bunu bilecek, bilerek
oraya gelecektir. Herkesin bildiği şeyi bu müsteşar gerçekten
bilmeyerek oraya geldiyse Milli Eğitim yandı demektir. Bilen,
tuttuğunu koparan, solakları topyekûn tasfiye eden, köşe başlarına
milliyetçileri getiren bir idare, bir bakan, bir müsteşar lazımdır.
Gününü gün eden, ben iş başında iken sızıntı çıkmasın diyen uyuşuk
idareciler memlekete kötülük ediyorlar demektir. Aynı zamanda bu
idareciler devlet parasıyla yetiştirildikleri halde solcu, hatta
komünist olan öğrencileri de kaldırıp atmakla görevlidirler. Böyle
öğrenciler vardır ve yarın öğretmen olarak görev alacaklardır. En
basit insanların bile gördüğü bu tehlikeyi umursamamak. Türkiye de
hainlerin üremesine meydan bırakmak vatan ihaneti değil midir?
Vatana ihanet mutlaka Genelkurmay Harekât Dairesinin kasasına
anahtar uydurmakla mı yapılır?
Türkiye'nin yarınını kurtarmak için gerekirse
binlerce öğretmen, on binlerce öğrenci atılır, gerekirse daha sert
tedbirler de alınır. Çünkü tehlikede olan koca Türkiye'dir. Fakat
tedbir, "her türlü tedbir alınmıştır" demekle alınmış olmaz.
Memleketi soysuz münevverden kurtarmak için
alınacak tedbir Türkçü öğretmenlerle uygulanacak bir milli eğitim
programıdır. Edebiyat, tarih, felsefe gibi milliyetçiliği aşılamak,
milli ruhu yükseltmek için kullanılacak dersleri milli şuur
açısından bir düzene bağlamak; solcu, dalgacı ve değersiz
öğretmenleri merhametsizce tasfiye etmektir. Geçinsinler diye hiçbir
işe yaramaz acezeyi maarife doldurmak millet yapısının temelini
baltalamaktır. Milli Eğitim Darülaceze değildir.
Gerçek anlamda öğretmen önemli bir şahsiyettir
Bugünü ve yarını sağlandıktan sonra kendisinden ciddiyetle iş
istenmelidir. Okuldan dün çıkmış çocuk yaştaki ilkokul
öğretmenlerini binasız, araçsız, ilkel köylere gönderip beş sınıfın
dersini birden okutmaya zorlamakla maarifçilik yapılmaz. Önce sağlam
ve sıhhi bir okul, okulun bütün araç ve gereçleri sağlandıktan sonra
Milli Eğitim Bakanlığı "okul açtım" demek yetkisini kazanacaktır.
Çabuk kalkınacağız, yüzde yüz okuryazar olacağız
diye bu aşağılık seviyede okullar, liseler ve üniversiteler kurmakla
kimse kandırılmaz. Bu, güldürücü bir trajedidir. Bu trajediden
sonra, gördüğümüz gibi, lise mezunları hiçbir şey bilmedikleri için
bin üzerinden 150–200 puan gibi sefilâne bir numara ile sokaklara
dökülüp Buda rahipleri gibi kendilerini yakmak numarasına
başvururlar. Bu sebeplerdir ki üniversitelerin Mevlevi
dervişlerinden farkı yoktur. Uzun söze ne hacet? Senin profesörlerin
arasında kaç tane adam var? Kaç eser vermişler, ilme ne
katmışlardır? Klik kurmak, fesat dedikodusu yapmaktan başka ne işe
yararlar? Nazım Hikmetof un affı için el kaldıran bu heriflere
muhtariyet verir de şımartırsan senin üniversiten işte böylece lise
seviyesine düşer. Öğrenciler için en küçük fedakârlığa katlanmayan,
yalnız hayvanı bir kazanç hırsıyla yanıp tutuşan çıkarcıların
yetiştireceği talebe bu kadar olur.
Milli Eğitim Bakanlığı "sosyalizm" adı ve perdesi
altındaki beynelmilel vatansızlığın kökünü kazımak için milliyetçi
bir ruhla hamle yapıp milliyetçi unsurları iş başına getirmezse
Türkiye kanlı ihtilallere, iş savaşlara gebedir. Eshab-ı Kehf uykusu
artık yeter.
ÖTÜKEN,
16
Aral