Komünizm 1918'de ancak Rusya gibi ahalisi
her bakımdan ezilmiş, geri bir memlekette tutunabildi. Bu
tutunuş hükümet darbeleriyle yapılmış ve komünizm ancak
yığın yığın insanları öldürerek iş başında kalabilmişti.
Komünistler bütün dünyayı birleştirip yeni bir
düzen kurmak iddiası ile ortaya atıldılar. Bu yeni düzende herkes
çalışacak, herkes her bakımdan sigortalı olacak, kimse kimseyi
sömürmeyecek, savaş ortadan kalkacak, sözün kısası çok bahtiyar ve
ileri bir dünya kurulacaktı. Hatta giderek hükümet denen nesne de
kaldırılarak insanlar kooperatifler eliyle idare olunacaktı.
Fakat başlangıçta başarı kazanacak gibi
gözükmesine rağmen bu düşünce bir ütopyadan, eskilerin tabiriyle
"hayal-i ham"dan başka bir şey değildi. Çünkü insan yaratılışına ve
psikolojisine şiddetle aykırıydı. Tanrı'yı kabul etmiyor, aileyi
inkâr ediyor, hatta parayı da kaldırmak istiyordu. İnsanın ruhi ve
manevi taraflarını inkâr etmekle kendi kendisini başarısızlığa zaten
mahkûm etmişti. Fakat Birinci Cihan Savaşının getirdiği
felaketlerden ve kırgından usanan insanlar arasında "ne olursa
olsun, bir de şunu deneyelim" kabilinden düşünceler epeyce yaygındı.
Komünizm 1918'de ancak Rusya gibi ahalisi her
bakımdan ezilmiş, geri bir memlekette tutunabildi. Bu tutunuş hükmet
darbeleriyle yapılmış ve komünizm ancak yığın yığın insanları
öldürerek iş başında kalabilmişti.
Rusya'dan sonra dünyanın hiçbir yerinde komünizm
iş başına gelemedi. Macaristan ve Şili darbeleri pek geçici oldu ve
komünizm Rusya'nın milli rejimi durumuna düştü.
Demokrat ülkelerdeki komünist partileri en
kuvvetli oldukları yerlerde bile oyların en çok üçte birini
toplayabildi. Buna karşılık İkinci Cihan savaşı sonunda, Roosevelt
ve Churchill'in ahmaklıkları yüzünden tarihi fırsatları
değerlendirerek birçok memleketleri istila edip oralarda zorla ve
hile ile komünist rejimlerini iş başına getirdi ve bu başarı dünyada
tesirsiz kalmadı. Geri kalmış ülkelerin bazılarında komünizm lehine
kıpırdanmalar oldu ve sonunda kocaman Çin de Çankay-şek'in
hatalarından istifade eden yerli komünistlerin eline geçti.
Komünizm uluslararası bir rejim olmak iddiasında
bulunduğu için ayrılık kabul etmez, bütün komünist memleketlerin
Moskova'ya bağlı olmasını isterdi. Mesela Polonya'nın bağımsızlığı
Sovyetler Birliği içindeki Kırgızistan'ın bağımsızlığından nihayet
biraz daha fazlaca idi. Durum Moskova'nın çok lehine gözüküyordu.
Fakat ütopyalar uzun ömürlü değildir. Hayalin mavi
göklerinden gerçeğin kara toprağına düşmek er geç mukadderdir.
Komünizm de aynı akıbete uğramakta gecikmedi.
İlkönce Yugoslavya, Moskova'ya kafa tutarak Rus
tahakkümünden sıyrıldı ve komünist birliğinden atıldı. Bunun başlıca
üç sebebi vardı:
1- Yugoslavya'nın kuzeyi uzun süre Almanya
İmparatorluğu'nun güneyi Osmanlı İmparatorluğu'nun hâkimiyetinde
kalmış, bu iki imparatorluğun siyasi, idari, fikri ve medeni
yönlerinden çok şeyler almıştı. Bu iki devlet manevi yapı bakımından
komünist Rusya'dan çok üstün oldukları için Yugoslavlar Ruslar'a
göre üstün siyasi ve medeni terbiye almış bir millet
mertebesindeydiler ve aşağılık Rus rejimine katlanamazlardı.
2- Tito, başlangıçta nasıl bir komünist olursa
olsun, Stalin rejiminin iptidailiğini, vahşiliğini görmüş; Rusya'nın
bir insanlık politikası değil, bir sömürme siyaseti güttüğünü
anlamıştı.
3- İnsanlarda yaratılıştan bir milliyetçilik
düşüncesi olduğu için Tito kendi vatan ve milletini elbette
Rusya'dan üstün tutacak ve komünizmi ancak bir iktisadi sistem
olarak kabullenecekti. Nitekim öyle oldu. Hatta giderek komünizm de
bırakılarak Yugoslavya demokrat bir sosyalizm ülkesi haline geldi.
Bugün Avrupa'ya trenle gidip gelenler Bulgaristan'la Yugoslavya
arasındaki büyük insanlık farkına işaret etmektedirler.
Bulgaristan'da iktisadi darlık, terör ve korku; Yugoslavya'da
bizimkinden hemen hemen, farksız hür bir rejim...
Yugoslavya'dan sonra Arnavutluk komünist
birliğinden koptu ve pek küçük olduğu için komünist Çin'in
himayesine sığınmak mecburiyetinde kaldı.
Üçüncü olarak Romanya, daha ihtiyatlı olarak bir
sıyrılış yaptı. Ruslar'la yan yana olduğu ve işgal tehlikesine maruz
bulunduğu için fazla ileri gidemedi. Fakat çok ihtiyatlı ve tedbirli
hareketlerle komünizmi ve Moskova'nın yükünü, üzerinden attı.
Dördüncü olarak Çekoslovakya aynı şeyi yapmak
isterken Moskof işgaline uğradı. Çünkü ayrılmaların aralıksız devam
edeceğini anlayıp dehşet içinde kalan Ruslar kopup sökülmeyi önlemek
için zorbalığa başvurmaktan başka çıkar yol bulamadılar ve bunu
Ortaklaşa bir komünist hareketi imiş gibi göstermek için de öteki
uyduları kendileriyle birlikte işgale sürüklediler. Romanya buna da
katılmamak başarısını gösterdi.
Fakat kopmaların en büyüğü ve tehlikelisi Çin'den
gelmiştir. Büyük bir medeniyet ve kültürün mirasçısı olan Çinliler
birkaç yıl Ruslar'la iş birliği yapıp onlardan her bakımdan
faydalandıktan sonra arayı açmakta mahzur görmediler. Zaten
komünizmden önce de bilim ve teknikte oldukça ileri bulunan Çinliler
gayet kalabalık nüfuslarını çalışma seferberliğine sokunca beş on
yılda atom gücüne sahip devletlerden biri haline geldiler ve tek
başlarına Rusya'ya, hatta Amerika'ya da kafa tutacak bir güç
kazandılar.
Birlikçi bir doktrin olan komünizm bugün
parçalanmış tır.
Çin, Rusya'dan tamamen ayrılıp onun başlıca
düşmanlarından birisi olmuştur ve Ruslar'ın, İkinci Cihan Savaşı
sonunda, Amerikan ve İngiliz liderlerin gafletinden faydalanarak
kendisi için hazırladığı Kuzey Kore ve Kuzey Vietnam komünist
devletlerini kendi nüfuzuna almıştır. Çok uzaklardaki
küçük Arnavutluk da onun tam bir uydusudur.
Yugoslavya da Rusya'dan ayrıdır ve artık bilfiil
komünizmle ilişiği kalmamıştır. Tito'dan sonra bu ülkede komünizmin
isim olarak dahi yaşayacağı şüphelidir.
Rusya, doğuda Dış Moğolistan; batıda Polonya, Doğu
Almanya, Çekoslovakya, Macaristan, Bulgaristan ve Romanya ile bir
blok teşkil ediyorsa da bunların arasında Bulgaristan'dan başka
Rusya'ya cidden bağlı hiçbir devletin bulunmadığı muhakkaktır.
Romenler kısmen sıyrılmış durumdadırlar.
Çekoslovakya, Moskof işgalinin kini içindedir. Macarlar ve
Polonyalılar Rusları eskiden beri milli düşman sayarlar. Doğu
Almanları ne de olsa Alman'dır ve duygularını saklamakta usta olan
bu millet kendisine göre çok geri ve kaba olan Ruslar'ın
boyunduruğuna elbette sonuna kadar katlanacak değildir.
Milletlerin hayatında milliyetçilik en büyük
faktör olduğu için komünist devletlerin de komünist rejimleri
altında nihayet milliyetçi bir yola girecekleri zaten beklenirdi.
Fakat düşmanlıkların bu kadar çabuk gelişeceği pek de akla gelmezdi.
Bugün Çin ile Rusya iki düşman olarak karşı
karşıya bulunuyorlar. Çin açıkça Rusya'dan toprak istiyor. Mart
başında iki taraf karakolları arasındaki çatışma yerini belli eden
bir işarettir. Gelen haberler ise yarınki savaşın pek tatlı
olacağını gösteriyor.
Ruslar tarafından açıklanan Çin vahşeti
komünistlere has bir davranıştan başka bir şey değildir. Ruslar'ın
nasıl hareket ettikleri hakkında henüz Çinliler bir açıklama
yapmadı. Ruslar'ın vahşetten yanıp yakılmaları ister istemez insanı
gülümsemeye sevk ediyor.
Bu peşrev, komünizmin çatırdamaya başladığını
gösteren bir alamettir. İki kalabalık ve atomlu komünist devlet
kapışırsa sonunda ister biri kazansın, ister denk kalıp barış
yapsınlar, komünizm çökecektir. Komünist rejimi altında yaşayan
insanların iyi savaşamayacağı İkinci Cihan Savaşı'nda belli
olmuştur. Bunca hazırlığa rağmen kalabalık Rus orduları Almanlar
karşısında bozguna uğrayarak ancak görülmemiş derecedeki kış
tarafından kurtarılmışlardı. Tabi, savaşın Amerikalılar tarafından
kazanıldığını söylemeye lüzum yok.
Ruslar'la Çinlilerin bugünkü hırlaşması yarın bir
savaşa kadar gider mi? Elbette gidecektir. Savaş ezeli ve ebedi bir
kanundur. Onu kaldırmak için ortaya atılanlar bile bu kanunun
hükümlerinden dışarıda kalamazlar. Onun için Çinlilerle Ruslar
mutlaka vuruşacaklardır. Fakat bu vuruşma önce Avrupa uydularının,
sonra da Sovyetler Birliği ile Çin'deki milletlerin ayaklanmasıyla
bitecek ve. Komünizm yerini, en ihtiyatlı tahminle, Yugoslavya’da
olduğu gibi mutedil ve medeni bir sosyalizme bırakarak göçüp
gidecektir.
Rusya ve Çin milyonlarca Türk'ü sömüren ve
Türkler'in anayurdu olan Türkistan'ı işgal altında tutan iki düşman
millettir.
Acaba Türkiye Cumhuriyeti'nin bu dış Türkler
hakkında bir planı var mı? Tıpkı bir savaş planı gibi çeşitli
ihtimalleri göz önünde tutan, tarihi fırsatlardan nasıl istifade
edileceğini gösteren tasanlar hazır mı? Yoksa yine her fırsat
kaçırılacak veya Kıbrıs konusunda olduğu gibi yumurta kapıya
geldikten sonra aceleyle ve hazırlıksız olarak savsaklama taktiği mi
kullanılacak?
Beş yıllık planlar Türk milletinin hayatına göre o
kadar can alıcı şeyler değildir. Türkiye teknik ve iktisat
bakımından nasıl olsa kalkınacaktır. Asıl mühimi yüzyıllık planların
hazırlanması ve pusuya yatılmasıdır. İngiltere'yi, Rusya'yı falan
şöyle bir tarafa bırakarak küçük, kuvvetsiz ve zavallı Yunanistan'a
bakalım: Rejimlerin ve hükümetlerin değişmesine, adi iç çekişmelere
ve üst üste savaş kaybetmelere rağmen yüzyıllık planını başarıyla
takip etmiyor mu?
"Büyük Devlet" fikrinin mucidi olan Türkler acaba
Yunanistan kadar da olamayacak mı?
GÖZLEM, 20 Mart 1969