Korku, belki de insanların ilk
duygusudur. Hurafeler korkudan doğar. Medenî insanın daha cesur
oluşu hurafelerin zekâ ile yenilmesi yüzündendir.
Günümüzde herkes, her zümre, her topluluk,
her millet ayrı ayrı şeylerden korkar. Korkunun cinsi karaktere,
ülküye, yaratılışa, ruh yapısına göre değişir.
Türk (Ama gerçek Türk, yani Türkçü)
şerefsizlikten korkar. Yalan ve iftira ile çıkar sağlamaktan
çekinir. Silâhı haysiyetsizlik olan mücadeleye yabancıdır.
Bundan dolayıdır ki, şerefsizlerle yapılan çatışmalarda Türkler
daima zararlı çıkmıştır.
Süflî ruhlu olanlar büyüklükten, yükselmekten
korkar. Bugünkü siyasî sınırlar dışına her göz atış onlar için
korkunç sonuçlar verecek bir rüyadır.
Devşirme ve komünist Türklükten ve
Türkçülükten korkar. Türklüğün lehine olan her hareketin, her
davranışın, her eserin, her kanunun aleyhindedir.
Çok uzaktan bile olsa Türklüğü, Türkçülüğü
hatırlatan ne varsa ondan ürker, titrer. Bozkurt düşmanlığı
bundandır. Çünkü Bozkurt Türkler’in millî sembolüdür. Tarihten
önceki çağlarda onu kılavuz diye kabul etmiş, hattâ kendilerinin
Bozkurt’tan türediğine inanmışlardır. Türk Kağanlarının soyadı "Eçine"
yani "Kurt"tur. Devşirme ve komünist okulda Bozkurt rozetine,
meydanda Bozkurt heykeline dayanamaz. İftirası hazırdır:
Bozkurt; Turancılık, emperyalizmin sembolüdür.
Hırsız, polisten nasıl korkarsa, vatan haini
de ihaneti önleyecek kanundan öyle korkar. Hürriyet teraneleri
fikrin ve vicdanın serbestliği için değil; ahlâkı, milleti,
vatanı yıkmak için istenen hürriyettir. Geçmişi ve tarihi inkâr,
fuhşu ve seks rezaletine terviç hürriyetidir.
Din tüccarı, dinin gerçeğinden korkar.
Kumarhanede yakalanan, akla gelen ve gelmeyen herkesi
dolandırmış olan ahlâksız, sahtekâr, Allah Peygamber, din,
Cennet kelimeleriyle kandırdığı saf insanları sömürürken, en
büyük düşmanlığı mantık ve zekâya karşıdır. Çünkü onun
yalancılığını matematik kesinlikte ortaya koyan nesne mantık ve
zekâdır.
Hakları olmayan yere yükselenlerin, yahut
hakları olmayana el koyanların korkusu hak ve adalettir. Çünkü
doğruluk duygusu insan erdeminin şimdiye kadar bulabildiği en
yüksek prensiplerden biridir ki, haksızlık yapanlarda zerresi
bulunmaz.
Tembel ve zevkine düşkün olan hayvansılar
disiplinden, çalışmaktan, tehlikeden ve savaştan korkar.
Medeniyeti, disiplini ve ahlâkı yaratan savaşı vahşet diye görür
de genç kızların satılmasına, yoksulların sömürülmesine,
vurgunculuğa, hırsızlığa ses çıkarmaz.
Atom ve uzay çağındayız ama,daha yüz
milyonlarca insan ilk primatlar seviyesindedir. Kendi
yarattıkları putlara tapmaktadırlar. Bazen evliya diye seviyesiz
ve iğrenç bir cahilin, bazen büyük adam diye seviyesiz ve korkak
bir hainin, bazen ilerici ses diye seviyesiz ve alçak bir
satılmışın ardından koşarlar.
Rahatının kaçmasından korkanlar ise herkese
ve her şeye tâviz verirler: Milyoner ise komüniste haraç,
profesörse anarşiste not, hükümet adamı ise vurguncuya yüz
verir.
Satışlarının düşmesinden korkan gazetelerde
bu korku, bir kuduz cesaretine dönüşür. İyi, yüksek, kutlu olan
ne varsa ona saldırırlar. Enver Paşa'nın Türkistan'da şehit
oluşu, memleketi batıran şuursuz bir Turancılık macerası diye
gösterilir de, Nurhat Dağlarında Türk Devletini yıkmak isteyen
beş on zavallı, "Sınıfsal Bilinç!"in kahramanları diye
alkışlanır.
Korku bir hastalıktır. Millî eğitimle, millî
basınla, millî radyo ile, millî filim ve sahne ile tedavi
olunur.
Fakat o hekimler nerde?
Ötüken, 8 Aralık 1972, Sayı: 12