|
Tarihin bin bir cilvesiyle
bizlerden ayrı kalan, milyonları
aşkın mil-letdaşlarımızın
idarelerinde yaşadıkları
devletlerin ezici darbeleri
altında nasıl inim inim
inlediklerini bilmeyenimiz
yoktur. Gözlerimiz önünde, çok
iyi bildiğimiz maksatlar uğruna
gün gün yüzlercesi hatta
binlercesi kesilen, asılan, aç
bırakılarak kıvrandıra
kıvrandıra öldürülen bu masumlar
unutma-malıyız ki özbeöz
kardeşlerimizdir.
Bu
böyle iken kaderine boyun eğen
ırkdaşlarımızla ilgilenmek,
çareler aramak şöyle dursun
oralı bile olmayıp kabuğumuza
çekilerek sırtımızı dönmek
bilmem neyin ifadesidir? Bugün
siyasi dalaverelerle "Böyle yap-mak
lazım, ancak böyle olabilir"
dedirtilebilir. Fakat tarihe
asla. Elbet he-sabı soran
bulunacaktır.
İnsanlığın yüzkarası, tüyler
ürperten bu faciaların en
kahpecesini oyna-yan Moskof
Bulgaryasından her nasılsa bir
yolunu bulup üçüncü teşeb-büsünde
çırıl çıplak olarak kaçan ve
Anavatana sığınan bir
kardeşimizin anlattıklarını
beraber okuyalım.
"Bulgaristanda
en aşağı sınıfı Türkler teşkil
eder. Hamal, çöpçü, çırak, ço-ban
vs. hepsi Türklerdendir. Niçin
diye sormaya hakkınız var, var
ama, şurasını hemence
söyleyivereyim ki Türklerin bu
hale gelmesi, çalışma-maktan
veya kabiliyetsizliklerinden
midir diye bir şey hatırınıza
gelmesin. Zira gerçek olan bir
şey varsa o da Türk ırkının
kabiliyetli ve çalışkan ol-masıdır.
Bulgaristan'da bir Türk en
yüksek mektebi bitirse hatta
birincilikle diplo-ma alsa hiç
bir memuriyet alamaz, devlet
hizmetine giremez. Hiç okuyup
yazmamış bir cahil sayılır.
Bulgar
devleti sanatkârlara aylık
malzemeleri? bizzat verir. O
şahıs ancak verilen malzeme
nispetinde imalât yapabilir.
Kunduracıyı ele alalım: Bu a-dam
Bulgarsa 50—60 belki daha fazla
çift kunduralık kösele, deri,
çivi vs. alır. Kazaen sanatkâr
Türk ise ancak 5—10 arası çift
kunduralık malzeme alabilir.
Ziraatçiyi ele alalım: Tarla
ekili iken memurlar bizzat
köylere gelir, tahmin yaparak
devlet payını tespit ederler.
Çiftçi Türk ise kaldıracağı
mahsulden pek cüz'i miktarını
kendisi için bırakır, sonra
tekrar gelerek "Siz şu kadar
daha vereceksiniz" derler. Bu
vaziyette adam ne yapar? Tabii
ka-raborsadan temin edecek ve bu
suretle iflas edip tarlayı
takımı satıp borcu-nu
ödeyecektir.
"Türkler askere alınmazlar.
Bunun yerine mecburi askerlik
işçi bölükleri tesis edilmiştir.
Türkler orada çalışırlar.
Bugün
Bulgaryanın mevcut her türlü yol
inşaatının (demiryolu, şose,
asfalt) hemen hemen hepsini
Türkler yapmıştır.
Çalıştırılmaları şöyle olur:
Köy, köy, şehir, şehir ilânlar
yapıştırıp askerlik çağı gelmiş
Türkler işçi bölüklerine
çağrılır. Bunlar inşaat
mahalline sevk edilerek orada
iki postaya ayrılır. Her posta
oniki saat çalışır diğerine dev-reder,
on iki saat sonra tekrar alır.
Çalışma bedeli dört levadır.
Piyasada iki tek sigara
alabilirsiniz. Her öğün-de sözüm
ona çorba verilir. Sıcak su ve
adam başına 8-10 fasulyadan
ibaret. Bu vaziyette insan
tahammülünü düşününüz artık. Bir
köyden 20-30 kadar giden
delikanlıdan 4-5'i dönerse ne
alâ. Hele Makedonya'da Petriç-Ustrumca
hâdisesi hiç unutulamaz. Bu
mevkie altı bin kadar Türk
gitti, bu-nun dört binden
fazlası sıtmadan ve
gıdasızlıktan öldü. Ama kimden
sora-caksın.
Bulgaristan'da bin kadar ilkokul
ve kırk tane de ortaokulumuz
var. Bu okulların maaşları,
hocalarının masrafları
vakıflardan temin edilir.
Okullara hoca olmak için Türk
Encümeni denilen büroya oraya
müracaat edecek-siniz. Orası
Bulgar Maarif Müdürlüğüne havale
eder.
—Devamı 14'üncü
sayfada — |