| |
|
|
TÜRKLÜK VE TÜRKÇÜLÜK HABERLERİ |
|
HABERLERİ |
|
İtalya'daki Esir Türk Kardeşlerimizin, Bir
Yazarımıza Gönderdikleri Mektuptan Parçalar! |
|
"...
Dünyada en kanlı rejim şüphesiz
ki komünistliktir. Bu insan
kasapha-nesinde hakkın,
hürriyetin, adaletin ve
insaniyetin en ufak bir nişanesi
bile yoktur, Bütün halk aç,
sefil ve perişan bir durumdadır.
Bu diyarda yüzlerce insanı
haksız yere öldürmek, bir köpeği
öldürmekten daha kolaydır. İşte
biz tam altı sene oluyor ki,
komünist kasaphanesinden kaçtık.
Bu uzun zaman-dan beri İtalya'da
esiriz. Sefil ve perişanız.
Burada bizimle beraber sayısı yüz binleri geçen diğer esirler
de vardı. Fakat, zamanla
hepsinin sahibi çıktı ve herkes
barınacak bir yer, ısınacak bir
yuva ve yiyecek bir lokma ekmek
buldu. Ne yazık ki, biz
Türklerin sığınacak, gidecek hiç
bir yerimiz yok, ru-humuzu
okşayacak, gönlümüzü güldürecek
ve bir lokma ekmek verecek
kimsemiz yok. Demek ki, biz
dünyanın en bedbaht
insanlarıymışız. Acaba tarihi
şan ve şerefle dolu olan biz
Türklerin niçin bir sahibi
çıkıp, bizi ko-münist
cellatlarının kanlı
hançerlerinden kurtarmıyor? Altı
senelik esaret-ten sonra tekrar
kızıl kasaphaneye teslim
ediliyoruz. Orada hepimizi
kılıçtan geçirecekler. Her an
ölüm bekleyen bizleri
kurtaracak, imdadımıza koşacak
kimse yok mudur?
Büyük ve hür milletimize,
insanlık camiasına hitap
ediyoruz, yalvarıyoruz. Kimsesiz
esir Türklerin komünistlere
teslim edilmesine mâni olunuz,
bizi kurtarınız ..." |
|
Ağlayın! |
|
Roma'da ağlayan
kardeşler için |
|
Arif Nihat ASYA |
|
Kimi esir
olarak, kimi esareti bir kı-zıl
hürriyete tercih ederek
yurdundan olmuş analar, babalar,
bacılar. Yolu-nuz Roma'ya mı
düştü?
Kaç ırmak, kaç dağ, kaç deniz
geçti-niz; kaç sınır aştınız, kaç
türlü esaret gördünüz?
Uzadıkça uzayan yolunuzun
sayısız konaklarında kaç hasta,
kaç ölü bı-raktınız ve şimdi kaç
can yoldaşısı-nız?
Sizi bucak bucak arayan ölüm,
niha-yet izinizi bulup sizin de
karşınıza di-kildi mi?
Ey içlerinde kız kardeşler de
bulu-nan kardeşlerim: Ey
Hasanlar, Salih-ler, Nadirler,
Sevimler; ağlayın ki dünyada
size uzanabilecek bir insan eli
kalmamıştır.
Po ovasında Türk mezarı kazmak
için kazması omzunda gelen
mezar-cıların bir gün
gelecek kendi kafala-rına
inecektir. O günü görmek belki
size de bize de nasip
olmayacaktır. Bu iş kurbanlar
isteyecek, şehitler
is-teyecektir. |
Kurbanlar
olmayı kabul edin ve ağla-yın!
Ben sizin akıbetinize değil,
sesinizin bize kadar gelebilmiş
olmasına, teli-nizin yoldan geri
çevrilmemesine şa-ştım; Dünya o
kadar değişti, biz o ka-dar
değiştik. Ağlayın kardeşler,
ağla-yın.
Ben bana sığınanları bile kabul
ede-memiş olduğumu düşündükçe
küçülü-yor, küçüklüğüme
ağlıyorum. Sîz de hem kendinize
hem bana ağlayın.
Kulağa uğramadan yüreğe işleyen
sesler olur; yüreği bulamazsanız
bu-lamadığınıza ağlayın.
Sizin bıraktığınız yerlere güle
oyna-ya gitmişken oradan kaçan
başkaları dönüşte kazmacıların
takibinden kur-tulmak için cenup
kilisesine sığınmış-lar, Meryem
Ananın önünde ağlamış-lardı.
Hıçkırığın Türkçesi, Ermenicesi
İtal-yancası yoktur: Size el
uzatabilecek bir kan kardeşiniz,
bir din kardeşiniz kalmadıysa
bari siz de Rimpapapa-nın
eşiğine kapanarak orada ağlayın. |
|
|
|
|