Milli Savunma gücünün biri maddî (yani insan
ve silah), biri de manevî (ülkü ve ahlâk) olmak üzere iki temele
dayandığını herkes bilir. Maddî temel unsurları göze görüldüğü
için bunu ölçüp tartmak kolaydır. Şu kadar yüz bin askerimiz, şu
kadar uçak
ve tankımız var demek mümkündür ve bununla övünmek,
geleceğimizin sağlanmış olduğunu hesaplamak kabildir. Fakat
manevî unsur gözle görülmez. O ancak kesin sonuç alanında
kendisini belli eder. Onun değerini, gücünü, neler
yapabileceğini, kesin sonuç alanından önce yalnız uzman "ülkü
mühendisleri" hesaplayabilir.
Maddî unsuru hazırlamak kolaydır. Bir millet her zaman askerini
hazırlayıp kendi fabrikalarında yapacağı, bu mümkün değilse
yabancı fabrikalara yaptıracağı silâhlarla onu donatabilir. Bu iş
kısa bir zamanda da yapılabilir.
Manevî unsur hazırlamaksa o kadar kolay değildir. İnsanların
kafasına bir düşünceyi, gönlüne bir sevgiyi sokmak için çok uzun
zaman ister. Bunun hazırlığı okul ve ailede başlar. Ailelerin
bunu başaramayacak kadar aşağılık olduğu ülkelerde ise okulun
görevi iki kat ağırlaşmıştır.
Okul demek öğretmen ve program demektir. Milli sevgiyle
tutuşmamış öğretmenle, milli kültür ve sevgi yerine beynelmilel
kültür ve insan kardeşliği fikrini vermeyi amaç edinmiş
programlarla hiçbir şey olmaz. Milli kültür, milli ülküyü ve
milli düşmanları öğreten kültürdür.
Çocuk daha ilkokulda "Büyük Türklük" düşüncesiyle yetiştirilir.
Siyasî sınırlar dışında şu kadar Türk olduğunu öğrenir. Onları
kurtarmanın kutlu bir dava olduğu onun gönlüne ateşten harflerle
yazılır. Anayurdu sömürmekte olan Rus ve Çin'in milli düşman
olduğu öğretilir.
Böyle yapılmaz da çocuklar sosyalist ve hümanist safsatalarla,
bütün insanların kardeş olduğu masalıyla yetiştirilirse bugün
örneklerini tümen tümen gördüğümüz bir ahmaklar yığını
peydahlanır ve on Türk büyüğünün adım saymaktan âciz olan güruh
tanınmış artistlerle profesyonel futbolcuların adını bülbül gibi
saymakta eşsiz bir kabiliyet gösterir.
Bu kötü sonuçtan sorumlu olan Turancılıktan ödü patlayan
korkaklara hitap ediyorum: Elbette Turancı olacaksın. Türk
olduğun halde Turancı değilsen adam değilsin demektir. Türk'ün
yanlız millet olduğunu bilmiyorsan, buna rağmen tutsak
soydaşlarını kurtarmak ülküsü ardında değilsen hayvandan farkın
yoktur. Çünkü insanı insan yapan, yani hayvandan ayıran ancak
büyük düşüncelerdir. Kazanç ve refah, iktisadî kalkınma gaye
değildir. Bunu gangsterler de ister. İktisadî kalkınma Türk
ırkını büyük ve kutsal savaşa hazırlamak için nihayet bir
vasıtadır.
Anayurdun yakılıp yıkılacak, Türkler yok edilecek, sen burada
"biz 32 milyonun refahı için çalışıyoruz" deyip tekerleme
savuracaksın. Düşmanın yok mu? Ölmüşsün demektir. Büyük
düşünceler için ölümü göze alamıyor musun? İnsanlıktan
çıkmışsındır. Yanı başında veya içinde senin kuyunu kazmakta
olanları göremiyorsan zekanı kaybetmişsindir.
Korkmak ne demek? Korku hayvanı bir duygudur. Kendini bir ülküye
vermiş olan insan ve millet hiçbir şeyden korkmaz.
"Maceradır" diye milli ülkü tahrip edile edile bugün elde ne
kaldı? Okullarda çocuklara telkin edilen Atatürkçülük bile
gayrisamimî bir tören durumuna getirilip kızılların ağzına sakız
verildi.
Milli ülkü tektir, değişmez. Adı Türkçülüktür. Buna
yapışmadıkça, bunu okullara sokmadıkça, basında ve yayında
Türkçülük düşmanlığına son verilmedikçe sonumuz karanlıktır.
Türk milleti bu demokratik tepişmelerle mi kurtulup yükselecek?
Mezhep ve din haline gelmiş particiliklerle mi kalkınacak? Yanı
başımızdaki müttefikimiz, Avrupa'nın veledi zinası olan
Yunanistan, topraklarımıza gözlerini dikmiş, Batının kendisini
desteklemesinden, bizim uyuşukluğumuzdan faydalanarak Megalo
İdea'ya doğru adım adım ilerlerken biz ne yapıyoruz? Sadece
"olayları dikkatle izliyoruz".
Milli savunmanın manevî unsuru Türkiye'de yıkılıp yakılmaktadır.
Bazı fakülte ve yüksek okullar solcu züppelerle doludur.
Bunlarla uğraşan, bu meseleleri düşünen bir makam, olayların
tehlikesini açıkça söyleyen bir kimse yoktur. Herkes iyimserdir.
Herkes neşelidir. O kadar ki memleketimizde Ruslara yaptırılacak
yedi büyük tesisin biri votka fabrikası olacaktır. Memlekette
zekâ ve şuurun nereye düştüğünü görüyor musunuz? Yalnız şu votka
fabrikası bile bir devleti batırmaya yetecek kadar dehşetli bir
gaf iken bize bir şey olmayışı yine Çağrı Beğ'le Tuğrul Beğ'in
mucizesi olacak: Temeli çok sağlam atmışlar.
Milli ülkü, milli düşmanlık ve kutsal bencillik kafalarla
gönüllere girmedikçe, milli savunmanın manevî yönü baltalandıkça
isterse 50 tümenin, 20 tank tugayın, 10.000 uçağın olsun. Beş
para etmez. Önce yürek ve inanç, sonra silâh...
Bunu sağlamak için önce memlekette bir milli ruh estirmek
lâzımdır. Gözü pek, tuttuğunu koparır bakanlar lâzımdır. Yeni
kanunlar lâzımdır. Türkiye'yi yeniden kurmak lâzımdır. Bunun
için de bir milli lider lâzımdır. Milli savunma gücümüzün manevî
unsurunda bugün bilerek ve bilmeyerek yapılan yıkmanın önüne
geçilmelidir. Geçilmezse ne olacağı bellidir.
Korkunç silâhlarına, elverişli coğrafya şartlarına ve 15 milyon
nüfusuna rağmen manevî unsurdan yoksun olduğu için tüfek
patlatmadan Almanya'ya teslim olan Çekoslovakya ile manevî
unsurunun sağlamlığı sayesinde koca Rusya'ya karşı eşit
şartlarla savaşan 3 milyon nüfuslu Finlandiya'yı düşünmek,
düşünebilen kafalar için kâfidir.
Ötüken, 1965, Sayı: 23