31 Mayıs tarihli Milliyet gazetesinde "Bir Deniz
Eri, İzinli Geldiği Gün Öldürüldü" başlıklı bir haber vardı.
Fatsa'nın "Dağgüvezi" köyünden Recep Ali Budak adında 22 yaşında ve
dört çocuk babası bir er, köyüne otobüsle izinli geldiği gün, iki
yıl öncesine ait bir toprak meselesi daha doğrusu toprak sınırındaki
bir ağacın kesilmesi meselesi yüzünden, kendi akrabası olan iki genç
tarafından öldürülmüştü.
Türkiye'de sık görülen bu türlü öldürmelerden
bunun farkı, Recep Ali Budak'taki askeri şeref duygusunda idi.Genç
asker, arkadan açılan ateşle dört isabet alarak düştükten sonra
kalkarak yerdeki kasketini almak istemiş, yetişenlerin: "Kasketin
sırası değil; otobüse atla, hastaneye yetişelim" demelerine karşı,
şerefi demek olan kasketini yerde bırakmayacağı cevabını vermiş,
hastahaneye götürülebilmişse de kurtarılamayarak ölmüştü.
Bu Deniz Eri savaşa girmemiş, kahpece arkadan
atılan kurşunlarla ölmüştü ama bir kahramandı; kahraman ruhu
taşıyordu.
Maddeci bir çağdayız. Eskiden pek yaygın olan
kahramanlık ruhu yavaş yavaş zayıflıyor, azalıyor, siliniyor. Onun
için Recep Ali Budak gözümüzde sembolleşiyor ve dört yetim bırakarak
hayata veda etmesinde özlediğimiz bir şeyi, ufuklarda gözlediğimiz
bir havayı buluyoruz.
Bugünün maddeci hayvanları ölümcül yaralar almış
bir insanın yere düşmüş kaskette şeref aramasına elbette akıl
erdiremez. Fakat asıl insanlık budur: Ülkü, düşünce, inanç, prensip,
sembol ve şeref için hayattan geçebilme, kalanlara bir şeref mirası
bırakabilme...
Recep Ali Budak'ın varlıklı olduğunu sanmıyorum.
Karadeniz bölgesinin o kesimlerinde toprak ufak parçalara bölünmüş
olduğu için kalabalık bir evin geçimi, herhalde, oldukça sıkıntılı
bir şekilde sağlanmaktadır. Şimdi genç bir kadınla dört küçük yavru
ne olacak?
Budak bir şehit değildir. Fakat hayatının söz
konusu olduğu sırada üniformanın şerefi, yani milli şerefi düşünmüş
bir ölüdür. Bu şerefli ölünün yetimlerine acaba Genelkurmay
Başkanlığı yahut Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bir aylık bağlayıp
öğrenimlerini üzerine alamaz mı?
Alırlarsa, yalnız dört çocuğu kurtarmış olmakla
kalmayacaklar, milli şerefi yüksekte tutmak isteyen ve sayıları
gittikçe azalan insanlara ümit ve cesaret vermiş olacaklardır.
( 5
Haziran 1972
), Ötüken,
(1972), Sayı:
103