Ali Fuat Başgil'in 30 Kasım 1963 tarihli Yeni
İstanbul gazetesinde yayınladığı "Milliyetçilik Bahsi" adlı yazıda,
hakkımda "nadan" kelimesini kullanması ve Anadolu Türklerini yine
ırklar karması millet diye göstermesi üzerine ÖTÜKEN’in 14 Şubat
1964 tarihli 2. sayısında kendisine cevap vermiş, bilmediği tarihi
konulara karışmakla düştüğü yanlışları göstermiştim. Profesör, dört
ay sonra, 14 Haziran 1964 Yeni İstanbul'da "Yine milliyetçilik
bahsi" adındaki yazısı ile güya bana cevap 'verdi. Bu cevap aczin,
şaşkınlığın ve bilgisizliğin dile gelmesinden ibarettir. Bir
tartışmada yere serilenlerin her zaman yaptığı gibi burada da
profesör ne sorulara cevap vermiş, ne kendisini ilzam eden
delillerden bahsetmiş, ne de karşı bir delil gösterebilmiştir.
Üstelik hakarete uğradığını iddia ederek mütevazı bir ilim adamı
tavrı takınırken bizzat kendisi tahkir edici kelimeleri sıralamaktan
çekinmemiştir. Onun iddiasına göre:
1- Ben onun fikirlerini bırakarak şahsına hücum
etmişim.
2- İkide bir kendisine hakaret etmeyi bir övünme
vesilesi yapmışım.
3- Benden daha yaşlı bir hoca olduğu için ona
saygı gösterecek yerde küstahlık ve şirretlik etmişim. (bunu ima ile
söylüyor)
4- Kendisi Anadolu halkı Türk değildir dememiş.
5- Ben, kendisine cahil demişim. Bu Sözüm doğru
imiş. Çünkü bilgisi arttıkça bilmediklerinin ne kadar çok olduğunu
anlıyormuş. Ben bunu anlamadığım için cehl-i mürekkep sayılırmışım
(bunu da ima ile söylüyor)
Cevaplarım şunlardır:
1)1961 Ekimin de yayınladığım broşürle profesörün
şahsına değil, fikrine; Türk milletini karma bir millet, dilinden
başka Türklüğü kalmamış bir halita olarak göstermesine itiraz ettim.
Orta Asya Türklüğü ile hiçbir ilgimiz olmadığım ileri süren bu
düşüncenin Kremlin'in fikirleriyle aynı olduğunu ve tarihi gerçeğe
uymadığını söyledim. Çünkü o, 7 Ekim 1961 tarihli Son Havadis'te
yayınladığı "Seçim konuşmalarım" başlıklı yazıda aynen şöyle
diyordu:
(Biz, Türkiye Türkleri, muhtelif din, dil, tarih
ve ırktan birçok millet elemanlarının asırlar içinde ve İslam
kültürü kazanında kaynayıp hallü hamur olmasından meydana gelmiş
mürekkep bir milletiz... Gerçi dil elemanlarımız bakımından Orta
Asya ile yakın bir hasımlığımız var. Fakat biz ne beden ve ne ruh
yapımız itibariyle Orta Asyalı değiliz. Biz bilakis İslam çemberiyle
çevrilmiş bir ülkede, ırklar sentezi halinde, kendi başına yaşayan,
nev'i şahsına münhasır bir milletiz)
Yukarıdaki ibare ile "Anadolu Türkleri Türk
değildir" demek arasındaki farkı iz'an sahipleri bulsun. Türkçe
konuşuyoruz ama birçok ırkın karışmasından doğduk; ruh ve beden
yapımızca Orta Asyalı değiliz diyeceksin. Yani bizim, Türk
atalarımızın torunları olmadığımızı iddia edeceksin. Sonra da,
Anadolu Türkleri Türk değildir demedim diye insanın gözüne baka baka
yalan söyleyeceksin. "Ordinaryüs Profesör Doktor" diye şatafatlı
unvan taşıyan bir insana bu kadar küçüklük yakışmıyor. Türk
milletini batıran, yerin dibine sokan bu, düşünce demek caizse,
düşünceye cevap vermek onun şahsına mı hakarettir? O, koca bir
milleti piçleştirerek hakaret edecek, bu suç olmayacak. Biz ona "bu
fikir Kremlin'indir" dediğimiz zamlan hakaret etmiş sayılacağız.
Güzel ve zekâ dolu bir anlayış!
2- İkide bir kendisine hakaret etmeyi övünme·
vesilesi yaptığım hakkındaki iddia ise profesörün kuruntulu bir
övünmesinden başka bir şey değildir. Bir başkasına hakaretle övünmek
ve hele bu başkası olarak Ali Fuat Başgil'i seçmek hiçbir cevaba
değmeyecek kadar sathi ve gülünç bir yakıştırmadır. Bu, bir toplum
içinde inanç ve karakter yoksunluğu dolayısı ile kuyruk bile olmaya
layık değilken ''Başgil" gibi büyük iddialı soyadı takınanların
zavallı bir övünme ve avunmalarıdır.
3- Benden daha yaşlı bir hoca olduğu için hiç
olmazsa meslektaşlık hakkım dikkate almam gerektiğini söylemesi de
değersizdir. Çünkü Başgil'le davamız şahsi değil, fikridir.
Sözlerimde hakaret olsa bile, bu nihayet bir kişiye karşıdır.
Kendisi bir Millete hakaret etmektedir.
Şimdi, bu başlangıçtan sonra Doktor Başgil'in
milliyetçilik ve din aleyhindeki yazı ve davranışlarını sıralayarak
kesin sonuca gideceğim.
A) Zafer gazetesinin 19.12.1950 tarihli sayısında
profesörün "İdeal Buhranı" adında bir yazısı çıkmıştır. Bu yazıda
Başgil milliyetçiliği de ırkçılığı da, dinciliği de reddetmektedir.
Milliyetçiliğin devletlerarası hukuk prensibi olmaktan çıkmasını ve
vicdanlarda yaşamasını tavsiye ettiği bu yazısında ordinaryüs
profesör, milliyetçiliği "kolektif bir egoizm" diye vasıflandırıyor.
Milliyeti mahalli ve mevzii bir fikir olduğu için beğenmiyor. Bu
düşünüşe kozmopolitlik derler. Kozmopolitik bir bakıma komünizmle
kardeş fikirdir.
B) 7.10.1961 tarihli Son Havadis gazetesindeki
"Seçim konuşmalarım" başlıklı yazısında Türkiye Türklerinin, türlü
ırkların özel karması olduğunu ve Orta Asya Türkleri ile dil
akrabalığından başka bir yakınlığımız bulunmadığını ileri
sürmektedir. Bir seçim konuşmasında bunları söylemek, kendisinin
nedense bu konuya dört elle sarılmış olduğunu göstermesi bakımından
dikkate değer.
C) Yeni İstanbul gazetesinin 22.6.1964 tarihli
sayısındaki "Millet ve Devlet'' başlıklı yazısında, İstiklal Savaşı
başlarken 8–10 milyon olan nüfusumuzdan en az (evet: "en az")
yarısının Arap, Kürt, Arnavut, Boşnak, Çerkez ve Gürcü olduğunu
iddia ediyor. Bu iddia hem ilmi, hem de milli bir hezeyandır. Bir
ihanettir. 1927, 1935, 1940, 1945, 1950, 1955 ve 1960 sayımlarının
anadillere göre bölüntülerini gösteren istatistikler elde iken ve bu
istatistiklere göre Türkler, en aşağı yüzde seksen bir çoğunluk
teşkil ederken, Başgil'in Türkleri yüzde elli göstermesi Kremlin'i
şad, Atina'yı abad etmiştir. Vaktiyle Venizelos da Batı Anadolu
için, Ali Fuat Başgil gibi konuşuyordu.
Ç) Bu imzalı yazıların dışında profesörün bir de
yalnız imzası vardır ki ötekilere rahmet okutacak mahiyettedir:
sicilli vatan haini komünist Nazım Hikmet'in affı için açılan
kampanyaya, katılmış, onun adli bir yanlışlığa kurban gittiğini
ileri süren Selanik Dönmesi Ahmet Emin Yalman'la işbirliği yaparak
affı için imza atmıştır.
Yukarıda özetlediğim dört maddeye göre, Başgil'in
milliyetçi olduğunu iddia etmek insan düşüncesiyle alay olur.
Milliyetçilik kolektif bir egoizmdir, diyecek ve
din gibi insanların vicdanına çekilmesini tavsiye edecek yani
hayatta fonksiyonu kalmamasını isteyeceksin. Mazimiz ve ecdadımızla
ilişiğimizi inkâr ederek birçok ırkların karışmasından doğmuş
topluluk olduğumuz yalanını ortaya süreceksin. 1920 yıllarında
nüfusumuzun en az yansı Türk değildi diyerek Moskoflarla ve
Yunanlılarla ağızbirliği edeceksin. Mandacı Ahmet Emin Yalman'la
fikir ve gönül birliği yaparak dernek kuracaksın. Türk silahlı
kuvvetleri arasında komünizm propagandası yaptığı için mahkûm olan
bir Moskof uşağının affı için imza atacaksın. Sonra hiç sıkılmadan
"Milliyetçiyim" diyeceksin...
Zamanımızda, en büyük vahşetlerin yapıldığı demir
perde gerisi ülkelerinin kendi rejimlerine "halk demokrasisi"
demeleri gibi, yabancı ülkelerde dans edip fuhuş yapan aşağılık
kızların, kendilerini şu veya bu hanedana mensup prensesler olarak
satması gibi, kabiliyetsiz ve kültürsüz bir takım zavallıların şiir,
resim ve müzikteki hezeyanlarını asri akımlar diye göstermeleri
gibi; ırkın da, milliyetin de, dinin de artık bugüne hitap
etmediğini iddia eden bu kozmopolit profesörün milliyetçiyim demesi,
milliyetçilikle eğlenmek değilse, anlayış yoksunluğudur.
Milliyetçisin öyle mi? Önce milleti ve milletin
tarihini öğren. Karışma ile temsil arasındaki büyük farkı kavra.
Vatan hainlerini korumanın milliyetçilikle bağdaşamayacağı gerçeğini
beynine çak. Ondan sonra milliyetçiyim de. Altmış yıl önce idadide
okuduğun tarihle, Selçuk bakayası, Kayıhanlılar gibi meselelerin
tartışılamayacağını bil de kendi ihtisas alanında kal ve mutlaka bir
iş yapmak, bir şey yazmak istiyorsan Afrika’ya git de yeni kurulan
Zenci cumhuriyetlerine anayasalar hazırla...
Ötüken, 4 Ağustos 1964, Sayı: 8