Türkiye'nin birçok
şehirlerinde çıkarılmakta olan türlü türlü dergiler arasında
memlekete faydalı olanları, başlarında ciddi birer ilim adamı
bulunanlardır. Kâğıt israfından, değersiz yazılar neşrinden başka
bir şeye yaramayan, dergiler yanında, hakikî ilim tevazuu ile
çalışarak ortaya pek cîddi neticeler koyan bu dergiler, Türkiye’nin
ilim tarihinde (1) mühim bir yer tutacaklardır.
Şimdiye kadar Fevziye Abdullah'ın, tabir caizse,
mistik şahsiyetinin idaresinde çıkmakta olan "Ülkü" mecmuası
bunlardan biri idi. Değerli bir edebiyat öğretmeni olan Fevziye
Abdullah kendi mütevazı şahsiyetini hiç ileri sürmeden mecmuayı pek
iyi idare ediyor, her zaman için aranacak telif ve tercüme makaleler
Ülkü’yü bir Türkiyat hazinesi haline getiriyordu. Fevziye Abdullah
derginin başından çekildikten sonra
Ülkü bu vasfını kaybetti.
Kars’ta çıkmakta olan
"Doğuş" da bize değerli edebiyat ve halk bilgisi malzemesi veren bir
dergiydi. Mahallî incelemeleriyle dikkati çeken ve Kara
Lisesinde Türkçe öğretmeni olan
Fahrettin Çelik bu derginin ruhunu teşkil ediyordu, Fahrettin Çelik
çekildikten sonra mecmua çıkmaz oldu.
Isparta Halkevinin çıkarmakta
olduğu "Ün", İstanbul’da Türkçe öğretmeni olan Hikmet Turhan
Dağlıoğlu tarafından idare edilmekle olan ve Isparta vilâyetinin
tarih, coğrafya, edebiyat ve halkiyatına ait zengin makaleleri
ihtiva etmektedir.
Ve nihayet
İstanbul’da Eminönü Halkevi'nin çıkarmakta olduğu "Halk Bilgisi
Haberleri" de âdeta bir halkiyat hazinesi sayılacak makalelerini
muntazaman neşretmek bakımından hiç şüphesiz en başta gelmekte ve
bunu da, resmî sıfatı ne olursa olsun, hakiki hüviyeti bir
edebiyatçı olan Mehmet Halit Bayrı idare etmektedir.
Benim burada bahis mevzuu etmek istediğim
dergi ise bunların hiç biri değildir. Burada, nedense hiç dikkati
celp etmeyen, halbuki pek mühim millî ve mahallî neşriyat
yapmakta olan Konya Halkevi mecmuasından bahsetmek istiyorum. Adı
"Konya" olan ve yine kendi köşesinde sessizce çalışan Mes'ud Koman
tarafından idare edilen bu dergi, İlk sayılarının kötü basla ile
çıkmış olmasına rağmen pek mühimdir. Konya Kütüphanesi müdürü olan
Mes'ud Koman şimdiye kadar 36 sayısı çıkmış olan bu dergi ile
memleket ilmine hizmet etmiştir.
Aylık "Konya"
dergisinin ilk sayısı 1936 Eylülünde çıkmıştır. İlk 13 sayısı
muntazam olarak çıktıktan sonra biraz aksaklık geçirmiş ve
14-15-16-17-18-19-20-21-22-23-24-25-26-27-28-29, sayıları ikişer
ikişer tek nüsha halinde çıkmıştır. Fakat bu sayılardan sonra mecmua
birdenbire mükemmelleşmiş; 30,
31, 32, 33,34,35 ve 36 sayılar yalnız içindeki yazılar bakımından
değil, baskı bakımından da iyi ve güzel bir şekilde çıkmıştır.
Bilhassa bu son sayılarda eski harflerle basılmış birçok metinlerin
bulunması Konya dergisi için bir muvaffakiyettir. Yine ilk
sayılarından başlayarak her nüsha kaymak kağıt üzerine Konya
âbidelerinden birçoklarının fotoğraflarının basılmış olması da
Mes'ud Koman’ın ciddî mesaisini ispat eder.
Derginin içindekilere gelince, bunların
içinde en mühimleri şunlardır
'Aksarayî’nin merhum Hasan Fehmi Turgal tarafından
Türkçe’ye çevrilen tezkeresi, yani Selçuk tarihî.
"Şikar" tarihi.
Konya’nın, Hititler
çağından başlayarak en esiri tarihi hakkında Fikret Baştak
tarafından makaleler silsilesi.
Merhum Hasan Fehmi Turgal'ın
"Ibn-i Bibi"den yaptığı tercümeler.
Mes'ud Koman’ın "Konya çevresinde Oğuzlar’a ait
köyler" için yazdığı makale.
Yine Hasan Fehmi Turgal'ın
"Zafernâme" den tercüme ettiği "Temürün Anadoludaki hareketleri"ne
ait bölümler.
Yine Hasan Fehmi Turgal'ın
"Müneccimbaşı'dan yaptığı muhtelif tercümeler.
Ferit Uğur'un yeni
bir "Tevârîh-i ÂI-i Karaman" hakkındaki yazısı.
9- Eski Anadolu’nun dini tarihi hakkında
"Azer"in makale serisi.
"Naci Fikret Baştak"
tarafından meşkur "Eflâki' tezkeresinden yapılan tercümeler.
Mes'ud Koman ve Ferit Uğur
tarafından yazılan "Celâleddin Karatay" hakkındaki makale (Bu
makalenin sonundaki bibliyografya gayet mühimdir; çünkü Mes'ud Koman
ilim dünyasınca tamamen meçhul olup kendisi tarafından Konya'da
bulunup satın alınan tek nüshalı yazmalardan pek kısa olarak
bahsetmektedir.)
Bunlardan başka
Konyalı bilgin Abdülkadir (İstanbul’da Evkaf Müzesi Müdürü), Doktor
Süheyl Ünver, Mes'ud Koman, Ferit Uğur ve diğerleri tarafından
yazılan birçok küçük not ve makaleler içinde de mühimleri ve
değerlileri pek çoktur. Meselâ 13. asır Anadolu Türk şairlerinde
olan Hoca Dehhani’nin asıl adının Mehmet olduğunu, Tarsus'un Dehan
köyünden çıktığını, henüz ele geçmemiş olan Selçuk tarihinin, adının
"Vekayi-ül-Ezmân min Sehâm id-Dehân" olduğunu Mes'ud Koman’ın bir
makalesinden öğreniyoruz. Mes'ud Koman bunu ispat ederken gecen yıl
ele geçirdiği yegane nüshalı yazmalardan Tezkiret-ül-İber vel-Asâr
fî bahs il-Umem vel-Emsâr"a istinat etmektedir ki 765 (1364) yılında
İbrahim oğlu Şerif tarafından Arapça yazılan bu eser pek mühimdir.
***
Birçok şehir ve
kasabalarımızda çıkan dergi ve gazetelerde tarih, edebiyat,
etnografya ve halkiyat bakımından pek mühim yazıların çıktığını
görüyoruz. Hattâ bazen hiç umulmadık bir gazetede, yalnız bir defaya
mahsus olmak üzere, böyle bir yazının
çıktığı da oluyor. Yazık ki kötü baskı ile ve tanınmamış gazetelerde
çıkan bu yazılar unutulup gidiyor ve onlardan edilen istifade az
oluyor. Konya dergisi gibi ciddî ve tanınmış
bir dergide çıkan yazıların
büsbütün unutulmasına imkan yoksa da bunların daha iyi basımla, daha
umumî olarak istifadeye arz edilmesi memleket hesabına daha iyi
olurdu.
Bugün kâğıt buhranı
dolayısıyla birçok dergiler çıkamıyor. Maalesef bunlar arasında en
faydalı olanlar da bulunuyor. Acaba Halkevlerinin merkezî idaresi
nerdeyse, o merkez kendi kırk kadar mecmuasının şimdiye kadar
yaptığı neşriyattan Türkiyat ilmî bakımından değerli olanlarını
tasnif ettirip müelliflerinin ilâve ve düzeltmeleriyle birkaç cilt
halinde yeniden bastıramaz mı? Böylelikle bu neşriyat hem
unutulmaktan kurtulur, hem çalışmak isteyenler toplu bir kaynak
bulur, hem de Halkevleri ortaya müspet bir iş koyarak kendi lehine
propaganda yapmış olurdu. Kâğıt buhranı dolayısıyla şimdi buna imkân
yoksa, hiç olmazsa makalelerin tasnifi ve düzeltilmesi işi
bitirilerek neşre hazır bir halde bulundurulamaz mı? Günün
buhranları çalışmalara engel olmamalıdır.Yoksa hiçbir ciddi iş
yapmağa imkân kalmaz.
Çınaraltı, 1942,
Sayı: 27
(1) Burada "ilim" derken, tabiî "Türk İlmi"ni yani “Türkiyat"ı
kastediyorum.