MÜNECCİMBAŞI ŞEYH AHMED DEDE EFENDİ

HAYATI VE ESERLERİ

 
 

 

 

2

Ava çok meraklı olan padişah ava çıkacağı zaman, çok defa, avların az mı, çok mu olacağını müneccimbaşıdan sorardı. Her defasında onun dediği gibi çıktığından itibarı artmıştı. Bu yüzden devlet işlerinde de fikri sorulur oldu.

1 rebi'yülevvel 1086 ( = 26 Mayıs 1675) günü başlayıp 11 rebi’yülâ:hir ( = 5 Temmuz 1675) perşembe gününe kadar süren ve büyük şehzade Mustafa’nın sünnet düğünü ile ikinci vezir müsahib Mustafa Paşanın, padişahın kızı Hadice Sultanla evlenme törenine tahsis edilen Edirne şenliklerinde (Râşid, l, 320-328) Müneccimbaşı da bulundu. Büyüklerin meclislerine iştirak etti. Nezaketi ve güzel sözlülüğü ile herkes tarafından sevildi. Bu kırk günlük düğünde her sınıfa bir gün ziyafet verilmiş olup rebi'yülevvel ikinci günü ( = 27 Mayıs) ulemaya, üçüncü günü de ( = 28 Mayıs) sâdât ve meşayihe ziyafet çekildiğinden, Müneccimbaşının da bu iki günden birinde ziyafete iştirak etmiş olması icap eder.

Harem-i Hümâyûn müsahiblerinden bazıları Dördüncü Sultan Mehmed’in huzurunda Müneccimbaşıyı övdüklerinden padişah onu huzuruna kabul etti. O sırada müsahib ve damad Mustafa Paşa da padişahın huzurunda bulunuyordu. Padişah, Müneccimbaşıyı imtihan etmesini Mustafa Paşaya emretti. Paşa, ovucunda öd ağacı parçası saklayarak elindekinin ne olduğunu sordu ve remil ilmi ile bulmasını teklif etti. Müneccimbaşı, bulmak için, usulü üzere remil dökerken paşanın mühürdarı Abdullah Ağa bir nükte yapmış olmak için hafif sesle:

Micmer-i cûd ü sehâdan bir bütün dûd isteriz

Gerçe kim sû-i edebdir bir yakım 'ûd isteriz

beytini okuyarak Müneccimbaşının yanından geçti. O da remilini döküp hallettikten sonra paşaya şu cevabı verdi: «Sorduğunuz şey nebat aslından olup rengi karamsı, kokusu güzel, değerli bir ağaç parçasıdır ki büyüklerce makbuldür. Dumanının kokusu anber gibidir. Cevheri de öd olmak üzere nişan veriyor». Bu cevap üzerine ustalığı beğenilip padişahın musahibi olmuş, Edremit’teki Kemer kazası ve Biga kazası arpalık olarak verilmiştir. Fakat Şeyh Ahmed Efendi, müneccimbaşı ve müsahib olmasına rağmen Mevlevi kılığı ile gezerdi. Müneccimbaşı çok nükteci ve zarif bir adam olduğundan bir gün Dördüncü Mehmed’in kendisine: «Ahmed Dede!  Şeyhiniz merhumun hiç kerametini gördün mü?

Devamı



 

<< Nihâl Atsız'ın Çevirileri

Anasayfa

Düşünce Alanı >>