Söyle de
dinleyelim» demesi üzerine: «Şevketli efendim!
Şeyhime bu keramet yetişmez mi ki benim gibi hakir
bir dervişi devletli efendim gibi yüce bir padişahın
meclisi şerefine nail edip yüksek huzurunuza
eriştirdi» diye cevap vererek hoşa gitmiş,
padişahtan ihsanlar almıştır. Dördüncü Mehmed letaifi sevdiği için «'Übeyd-i
Zakânî» nin letaifini Türkçeye çevirip padişaha
takdim etmiştir. Müneccimbaşı, Dördüncü Mehmed’in
tahttan indirilmesine kadar onun musahibi kalmıştır
[2].
1099
(=1687) da
Dördüncü Mehmed tahttan indirilip yerine İkinci
Süleyman geçince Mısıra sürüldü. Yerine «Arabzâde
Mehmed Efendi » müneccimbaşı oldu. Arpalıklarından
«Kemer» yeni müneccimbaşıya, « Biga » [3] da
Arif Abdülbaki Efendiye verildi.
1102 (=1691) de hac
maksadıyla Mekke’ye gidip iki yıl oradaki Mevlevi
tekkesinin şeyhi olarak kaldı.
1105 (=1693–1094) te
Medine’ye giderek altı yıl mücavir olarak orada
bulundu. Tefsir, Hidâye ve Ekmel okuttu.
1112 (= 1700) de yine
Mekke’ye döndü. Hicazda bulunduğu sırada devlet
tarafından yine Istanbula ve eski memuriyetine
çağırıldıysa da ihtiyarlığını ve yolculuğun
zahmetlerine dayanamayacağını ileri sürerek kabul
etmedi.
1113 ramazanının son
günü ( = 28 Şubat 1702) öldü. Peygamberin
zevcelerinden Hadice’nin ayakucundaki Mevlevi
mezarlığına gömüldü.
Müneccimbaşı,
memuriyet hayatında iken en çok Vanlı Mehmed (= Vânî
Mehmed) Efendiyle uğraşmağa mecbur kalmıştır. Çünkü
vâiz, padişahın imamı ve şehzadelerin hocası olan bu
Vanlı Mehmed Efendi hırıstiyanlara ve mutasavvıflara
karşı müteassıb bir düşman olup mütemadiyen onlarla
uğraşmıştır.
Müneccimbaşı Ahmed
Dedenin «Mustafa» adlı bir oğlu olup 13 zilkade
1123 (= 23 kânunuevvel 1711) te müneccimbaşı
olduğunu da «Vekayi'ül-Füzelâ zeyli» nden
öğreniyoruz (yaprak: 56a-57a). Molla Mustafa 29
zilkade 1134 (=10 Eylül 1722) perşembe gecesi ölerek
Edirne Kapısı dışına gömüldü. Bu Mustafa’nın da «
Lûtfullah Çelebi » adında bir oğlu olup Molla
Mustafa’nın İmroz kazası içindeki arpalığı,
ölümünde, oğlu Lütfullah Çelebiye verilmiştir.