Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nın Radyo'da
birkaç kere okunan, gazetelere de geçen bildirisi, iki yıl önce
intihar ettiği ileri sürülen "Dursun Önkuzu" adlı milliyetçi
öğrencinin ölümündeki korkunç gerçeği aydınlığa çıkardı.
Sıkıyönetimin aralıksız olarak yakalamayı
başardığı komünistlerden birisinin itirafına göre Dursun önce
kaçırılarak feci şekilde dövülmüş, sonra bilek damarları
kesilmiş ve daha ölmeden ağzına sokulan lâstik boruya pompa ile
hava verilmek suretiyle, şüphesiz akciğerleri patlayarak,
korkunç şekilde öldürülmüştür. Sonra da, ölüme intihar süsü
vermek için okulun üçüncü katından aşağı atılmıştır.
Bu kadar alçakça bir cinayet, zannederim,
artık Rusya'da bile işlenmemektedir. Bunu yapanlar vicdanı,
beyni, gönlü satılmış, belki de Türk soyundan olmayan soysuz
vatan hainleridir.
Bir fikir savaşını bu hâle getirmelerine
bakarak bunlardaki fikrin ne olduğu artık pek kolayca
anlaşılabilir. Bunların yanında, hapishaneleri dolduran âdi
caniler birer evliya kadar masum veya kahraman gibi asil
kalmaktadır.
"Dursun" milliyetçi olduğu için
öldürülmüştür. Kinin son haddine vardığı bir anda birisi,
ötekine bir kurşun sıkarak veya bir hançer vurarak öldürebilir.
Bu da bir cinayet ve her cinayet gibi vahşet olmakla beraber
insana kendisini ve şuurunu kaybettiren bir öfkenin sonucu diye
bakmak belki mümkün olur. Fakat ancak Mao'nun Çin'indeki iki bin
yıllık profesyonel işkence metotlarına yaraşacak şekilde
ciğerleri pompa ile parçalayarak soğukkanlılıkla adam öldürmek,
insanlığı değil, hayvanlığı ve hayvanları bile utandıracak bir
alçaklıktır.
Bu alçaklığı yapanlar, 12 Mart Muhtırası'ndan
önceki "eylem'lere katılan Lâtin Amerika Don
Kişotlarını taklide yeltenerek Türk Devleti'ni devirmeye kalkan,
sonra da yurdumuzda bir Sovyet Cumhuriyeti kurarak Rusya'ya
eklemeye çalışan güruhun bir bölümüdür.
Bizim burada dokunmak istediğimiz nokta, bu
cinayetin hesabını şüphesiz kendi hayatlarıyla ödeyecek olan
canilerden çok o canilerden ölüme mahkûm edilmiş üç kişiyi
kurtarmaya çabalayan ihtiyar adam, yani bir zamanların Millî
Şefi İsmet İnönü'dür. İnönü bütün hayatında siyasî idamların
aleyhinde bulunduğu hakkında, bu trajediler arasında insanı
güldürecek iddialar ileri sürerek, idamların hiçbir meseleyi
halletmeyeceğini telkine çalışmaktadır. Hoparlörü olan damadı da
Türkiye'nin en dinamik unsuru olan bu gençlerin affa lâyık
olduğunu, çünkü adam öldürmediklerini öne sürmektedir. Peki,
İsrail Konsolosu ne idi? Bir apartmanda ölü bulunup katili hâlâ
yakalanmayan şoför ne idi? İki İngiliz’le bir Kanadalı mühendis
ne idi? Dursun ne idi? İmamaoğlu ve Özmen ne idi?
Dinamizm bu ise bir anakonda yahut bir köpek
balığı daha dinamiktir. Fakat bu dinamizm onları yılan ve
canavar olmaktan kurtarmaz. Sabık ve sakıt Millî Şef’in dediği
gibi idamlar hiçbir şeyi halletmeyecekse Talât Aydemir ile Fethi
Gürcan niçin asıldı?
İdam bir şeyi halletmezmiş. Caniyi bağışlamak
neyi halleder? Aklı ermiyorsa öğretelim: En azından, adaleti
yerine getirir ve devleti ortadan kaldırmaya kalkışanların
cür’etlenmesini önler.
Bir de, siyasî suçla vatan aleyhindeki suçu
birbirine karıştırmamak lâzımdır. İzmir suikastında idam
olunanların suçu siyasî idi. Bunlar iktidara geldikleri takdirde
Türkiye'yi başka bir devlete peşkeş çekecek değillerdi.
Bugün bir muarız partilinin çıkıp İsmet
Paşa'yı öldürmesi de siyasî suç olur. Çünkü İsmet Paşa
öldürülmekle Türkiye, yabancı bir devletin hâkimiyetine girmez.
Fakat gazetelerin "anarşist" diye
bahsettikleri komünistlerin hareketi siyasî değil, ihanet
suçudur. Çünkü sosyal düzeni bozup yüz binlerce insanı
öldürdükten sonra Türkiye'yi Sovyetlere katmak hedefini
gütmektedir.
İşte, Bay İsmet İnönü'nün bağışlatmak için
uğraştığı adamlar bu yaratıklardır ve Damat Efendi'nin "adam
öldürmediler" diye savunduğu kişiler de "Dursun"u cinayetler
tarihine geçecek şekilde öldüren ve Niksar'da imha edilen yahut
hapishanelerde bekleyenlerin fikir ve aksiyon arkadaşlarıdır.
Azizim Bay Mustafa İsmet!
İdamdan kurtarabilirsen, ilerde, kalırsa,
partiden mebus adayı çıkarmak üzere o dinamikleri al da Pembe
Köşk'te, yahut Taşlık'ta, yahut Ada'da yahut Maltepe'de bir
kokteyl ver. Onlara ortanın solundaki erdemleri anlat ve ırkçı,
Turancı, kafatasçı, faşist Türkçüler'e karşı yeni bir düzen
kurarak, vaktiyle Türk-Moskof dostluğunu kurduğun gibi (ki bunu
Podgorni 14 Nisan'da sana söyledi), şimdi de Mao ile yarınki
Türk-Çin dostluğunun temellerini at.
Kafandaki plânlarla idamdan kurtarmaya
çalıştığın vatan evlâtları uğurlu, kademli olsun ve elli yıl
sonraki tarihler senin için ne yazarsa yazsın. Zaten senden
sonra tufan... Sen tarih değil, kös dinlemeye alışkınsın...
ÖTÜKEN, 1972, Sayı: 5