Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul
etmiştir. Daha zekâsının pek iptidai olduğu zamandan beri,
insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekânın
ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle
dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve
kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına
sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık
medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında
avamı yazılar değil, ancak bilginlerin etütleri yayınlanıyor. Medeni
insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi
propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.
Türkiye'de bir zamandır dine karşı takınılan
yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir
kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline
getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi
ve faydası kalmamış, Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasfiye
olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asri din adamları
yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe
merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamlarıyla dolar, bunlar
köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi
şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz
edemezdi.
Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanilik, onun olup
kurtlanmışı da Nurculuk oldu.
Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen
Nurcular, nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına
kadar; mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu
Nurculuk, "Said-i Nursi" adında cahil bir Kürdün peşine takılmış
gafil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Said-i Nursi'nin o
çetrefil ve cahil kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri, atom fiziği
ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın
zavallıdır.
Said-i Nursi, denilen adam, eskiden Said-i Kürdi
diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile
virgülün nerede kullanılacağını bilmekten aciz, Şafii mezhebinden
bir kürttür. Mütareke yıllarında İstanbul sokaklarında milli kürt
kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. Bu cakacı kürt kendisine "Bediüzzaman"
demekte, müritleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini
bu adla ululamaktadır. Bediüzzaman, "zamanın harikası" demektir.
kürt Said, cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir
zamanda bu bilgisizliği ve iptidailiği ile ortaya atılmakta
gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da
on binlerce, belki yüz binlerce Türk'ü ardına takmakta gösterdiği
başarıyla gerçekten zamanın harikasıdır.
Zamanın bu harikası, bu kürt Said, aslında bir
kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular, Türk milletini yıkmak için
ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını
benimsemiş görünüyorlarsa, kürt Said de ortaya Müslümanlık ve
kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürkçülük davasını açıkça
güdemeyeceği için, Türklüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk
diye ileri sürüyor. Müritlerine yahut kendi tabiriyle Risale-i nur
şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi
olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olması ihtimali varmış.
Tabii, dağdaki kürdün bu büyük ve ilahi (!) buyruktan haberi
olamayacağı için, o evlenecek ve kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne
inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmeyecek,
böylelikle Türk soyu azalacak ve kürt Şeyh Said'in 1924 de
yapamadığını kürt Molla Said (yani Bediüzzaman) kırk yıl sonra
yapmış olacak.
Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak
eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı
altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu
beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa'daki mezarının bir baş belası
haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı
tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak
kürt Said'in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne
denebilir? Milli talihsizlik, akıl hastalıkları kliniklerinde
yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler
alınmazsa, bu dini cinnet daha yıllarca sürecektir.
Nur risalesi (kendi tabirleriyle risale-i nur)
denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş
zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak yahut şapirografi veya
taşbasmasıyla çoğaltarak on binlerce satarlar. Bunu satmak için
kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak
sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları kürt
hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse bir şey anlamaz.
Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler yüksek gerçekler olduğu
kuruntusuna kapılır.
Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da birkaç
tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde
kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen sözün
bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.
İşte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis
ve avukatında şeyhi, piri olan, kendisinden "efendi hazretleri" diye
söz ettikleri kürt Said'in seviyesi budur.
Fizikten, titreşimden haberi olmayan, müspet
bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu
kadar düşünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan aciz olan o kara
cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm
çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur risalelerini n birinde, Ye'cüc
Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek,
Tatar ve Kırgız gibi "akvam-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler )
olduğunu yazmıştı. Sevsinler medeni kürdü! Özbek, Kırgız ve Tatarlar
arasında okuyup yazma nispeti % 90'dır ve aralarında atom bilginleri
de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce uzman ve bilgin
bulunmaktadır.
Kendisini Nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla
geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, kürt Said de ne bulduğunu
kendisinden sormuştum. "Kur'anın en güzel tefsirini yapmıştır" diye
cevap vermişti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kur'anın
şimdiye kadar en büyük İslam bilginleri tarafından üç İslam dilinde
yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine boşuna
anlatmaya çalıştım. Bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın
dışına uğramıştı. Bir safsataya inananla uğraşmak neye yarar? Bugün
devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine
gitmektir.
Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm
ve partizanlık gibi hastalıkların sebebi, milli ülküden
yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı
yalaması, yerde bulduğu faydasız veya zararlı şeyleri yemesi gibi,
bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur-cubur düşüncelere
kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar, bir fikre bağlanmaya
mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir
kuvvet önleyemez.
Türkiye'de gerçek ülkü olan Türkçülük türlü
bahanelerle baltalanmasa, gerçek Türkçü olan eski "Milliyetçiler
Derneği" 1953'te kapatılmasaydı, bunlara gelişme imkânı verilseydi,
bugün memlekette partiler üstünde, gayet ateşli ve şuurlu bir
milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda bunlardan
yardım isteyebileceklerdi.
Türkçülük, insanlara hiçbir vaatte bulunmuyor,
maddi veya manevi hiçbir şey vermiyor. Yalnız istiyor... Fedakârlık
ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet vaadinde bulunuyor. Ebedi
saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler vaat ediyor... Kafası
işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar, tabii Nurculuğu
seçecektir. Nitekim bunu kendileri de söylüyor: "Türkçülük mezara
kadar... Ondan sonra ne olacak?" diyor... Tabii ondan sonrasını
kendilerine kürt Said hazırlayacak...
Şimdi, şu kürt Said'in nasıl bir kürt milliyetçisi
olduğunu kendi yazısıyla ispat ettikten sonra, onun arkasına takılan
Türklere birkaç söz söyleyeceğim.
kürt Said'in 1327 (= 1909) yılında, İstanbul'da
Vezir Hanındaki İkbal-i Millet Matbaasında basılmış bir eseri
vardır. Adı: "İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi Yahut Divan-ı
Harb-i Örfi ve Said-i Kürdi"dir. Kendisinin. Said-i Kürdi (yani kürt
Said) olduğunu tasdik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de
kendisini "Bediüzzaman" diye takdim etmektedir. Eserin tabii, yani
editörü de "Kürdizade Ahmed Ramiz" dir. Yani dört başı mamur bir
eser. Bu 48 sayfalık eserin "hatime" kısmı (44- 48. sayfalar) kürt
Said'in içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunu
aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazılmış için açık Türkçeye
çeviriyorum: Ebna-i cinsime burada birkaç söz söymezsem, bence bahs
natamam kalır (= Soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence
bahis eksik kalır.)
Ey Asurîler ve Keyanilerin Cihangirlik zamanında
pişdar, kahraman askerleri olan arslan kürtler! Beş yüz senedir
yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahra-i vahşette
vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i
ilahi denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum
âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nurani-i ilahinin müessisi olan
hikmet-i ilahi ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size
emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan
hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek
zerratın cazibe-i cüz'iyyeleri gibi bir cazibe-i umumi-i milli
teşkili ile kürt gibi bir kütle-i azimi küre gibi tedvir ederek
şems-i şevket-i islamiyye ve Osmaniyyenin mevkibinde bir kevkeb-i
münevver gibi cazibesini ittiba ile muvazene ve aheng-i umumiyyeyi
muhafaza ediniz. (=Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik
zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan
kürtler! Beş yüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır.
Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. İlahi
hikmet denilen, âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün
âleme dal budak salan Tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilahi
hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış; size emrediyor ki:
Ayrılık gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet
ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak
zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumi ve milli cazibe teşkili
ile kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek İslam ve
Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi
cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumi ahengi muhafaza ediniz.
*
* *
Görülüyor ki kürt Said, zavallı kürtlere eski Asur
ve İran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir kürt
milliyetçisidir ve çapraşık acemi ifadesiyle kürtleri kürt
milliyetçiliği fikri etrafında birleşmeye çağırmaktadır. Bunun
hiçbir tevili, tefsiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi
olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir İslamcı değil, bir kürtçü
olduğunu kabule mecburdur.
Bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk
ifadeli olan metinden sıyırarak, yalnız tercümesini (evet, bu kelime
yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan
alıkoyacağım. Bundan sonra kürt Said şöyle diyor:
Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek
dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve
başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet
sultanı yüksek sesle, sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil
ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için "fen, sanat
ve silah başına, ileri arş" emrini veriyor.
Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus
kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve
gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs
etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor
ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı
fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi
maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup
çürüyecektir.
İhtiyaç denilen, medeniyetin babası ve
ilerlemelerin kurucusu olan Üstad, sillesini kaldırmış, size
hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahrasında yağma
ettireceksiniz yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve
trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun Kabesine
koşacaksınız.
Milliyet denilen mazi derelerinde, hal
sahralarında ve istikbal dağlarında çadır kurmuş olan Rüstem-i Zal
ve Selahaddin-i Eyyubi gibi, herkesi başkasının haysiyet ve
şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet
fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir
milletin hayatının makesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin
müşahhas misali olunuz. Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet
kadar büyüyeceksiniz. Zira maksadın büyümesiyle himmet de büyür 've
milli hamiyetin galeyanıyla ahlak da yükselir.
Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve milli
hâkimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki
cüz'i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer’i meşveretin
mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine
davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve vasiye ihtiyacınız
olmadığını görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Varlığımızı
birleşerek gösteriniz. Milli hamiyet ile şahsi fikir ve vicdanınızı
milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır
alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.
Mazide dağınıklılığınıza sebebiyet veren
birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet
saadethanesinde icat fikrine, şahsi teşebbüse ve hürriyet fikrine
inkılâp edecektir" Hatta diyebilirim ki, başkalarının sükuti
medreselerine nispetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmi
mebuslar meclisini gösteriyor. İmam arkasında fatihalar okuduğunuz
zamandaki semavi ve ruhani vızıltılarınız da, mezhebi ve kavmi
mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir ima ve
nişanı vardır.
"İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur." sözünün
öteki ifadesi, şahsi teşebbüstür. Her kemalin kurucu ve koruyucusu
olan cesaret ve milli namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi
şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında
milli namusu çiğnetmeyiniz. Milli duyguların makesi olan,
kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bulunan
diliniz, tuba ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstaitken böyle
kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden
milli hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi
lisandır. Anadil tabii olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden
gelir. Zihin çatallaşmaz. O dile giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş
gibi baki kalır. Milli dille görünen her şey hoş gelir. Milli
hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil
Hayali Efendi'dir. Milli hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil
alanında da dilimizin esası olan elif be, sarf (= gramer) ve nahvini
(= sentaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde
böyle bir hamiyet cevherine rast geldiğinden, istikbalimizi onun
gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.
İşte bu zat, bir hamiyet örneği göstermiş ve
tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi
ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.
Bediüzzaman Said-i Kürdi:
kürt Said'in tam bir kürt milliyetçisi olduğunun
bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle olmayıp da, yalnız
geri kalmış kürtleri kalkındırmak amacı gütseydi, onlara, "Bilgi
sahibi olun" demekle yetinir, medeni ve edebi Türkçe dururken, milli
dil diye kaba ve iptidai kürtçeyi tavsiye etmezdi. Meşrutiyetin
memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden
faydalanarak, Türkiye'yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini
gerçekleştirmek isteyen Hıristiyan tebaalar gibi, bu Müslüman kardeş
de İmparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan Türkleri
vurmaya çalışıyor. Kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında
olan bütün iptidai cemaatler gibi, roman kahramanı olan Zaloğlu
Rüstem'i ve ancak anası kürt olan Selahaddin Eyyubi’yi kürt
kahramanı diye ileri sürüyor. kürtlerin mevhum meziyetlerinden
bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabii,
devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, 180 derecelik
bir çarkla Said-i Kürdi adını Said-i Nursi yaparak ve Nur risaleleri
diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek bir din
mürşidi gibi ortaya çıkmayı başarıyor.
Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu
davranışı değil; on binlerce, belki yüz binlerce gafil Türk'ün, bu
cahil kürdün arkasından gitmesi onun cahilane ve hainane öğütlerine
körü-körüne, boyun eğmesidir.
Şimdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:
Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türk iseniz, hangi
sebeple cahil bir kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi
ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz. Aranızda "Türkçe de dil
mi?" diyen ahmaklar, resmi dilin Arapça olmasını isteyen hainler
var. Siz ne biçim bir Müslümansınız ki, cahil bir kürdün telkini ile
evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye
bekâr kalmaya azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzu farkında değil
misiniz? Bir cahil kürdün sakalını tırnaklarını, abdest aldığı suyu
kutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi
insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? Uyanın!
Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe
dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli
atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir.
Onun yeni baştan açıklanması için kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç
yoktur.
Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon'dan yollanan
acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda 8 yapraklık bir broşür olan
bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürdi
reklâmıdır. Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir.
İçinde kürt Said'in sayıklamalarından parçalar var. İkinci yaprağın
ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:
"Aziz, Sıddık kardeşlerim:
"Siz kat'i biliniz ki, risale-i nur şakirtlerinin
meşgul oldukları vazife ruy-i zemindeki bütün muazzam mesailiden
daha büyüktür."
***
Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların,
bozuk idarenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye'yi
cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatınızla yıkacaksınız. Türklüğü
inkâr ederek; şeriatı Anayasa ve Medeni Kanun durumuna getirerek,
evlenmeyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı
getirip Arapçayı resmi dil yaparak, İslamiyet'ten önceki tarihimizi
küfürdür diye kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu
yaparken, ölü Stalin'le sağ Makaryos'un müttefiki olduğunuzun asla
farkında olmayacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde, Peygamber'in
"Evlenip çoğalınız" anlamındaki hadisini hiçe sayarak, kürt Said'in
evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ
sürdüğünüzün farkında olmayacak kadar acınacak yaratıklarsınız.
Neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? Bir
odaya kapanıp kürt Said'in hezeyanlarını okuyarak kendinden geçmek
değil mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhi tababetin
ve marazi ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir
kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen
Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen
nesne değildir. Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine
yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet vaadi ile gafilleri
avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten
ayırıyorsunuz. Araplarla aramızda bir dava oldu mu, mutlaka Arapları
haklı bulunuyorsunuz. Türk-Arap savaşı olursa, "din kardeşime silah
çekmem'" diyorsunuz.
İşte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla
gösterdim. Onun bir kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu
açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hoş...
Yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe
etmeli...
Ötüken, 7
Mart 1964,
Sayı: 109