ORKUN

 
 

 

 

 
MİLLİYETİN TARİFİNDE İHTİLAFLAR
V E
TÜRK MİLLİYETİNİN TARİFİ
- 1 -
Yazan: İSMAİL HÂMİ DANİŞMEND

  Bir milletin yaşayabilmesi için fert-lerinin siyasi kanaatlerden üstün bir fikre inanmakta birleşmesi lâzımdır. Tarihin bütün büyük hareketlerini ya-pan milletler hep işte böyle bir müş-terek fikre inanmış kütlelerdir. Mese-lâ eski Türk cemiyetinin dünyayı sar-san, kuvvet ve kudret membaı her şeyden evvel îmanında gösterilebilir. "îman" denilen şey daima dinî mahi-yette değildir. İnsan kütlelerini hare-ket ettirebilecek bir manevî kuvvet haline gelen ve ilmî tabiriyle «idee-force» denilen her maşerî fikirde bu mahiyet vardır. Hazreti Muhammed, zaman ve mekânla kayıtlı olmayan bu beşerî hakikati şöyle ifade etmiş-tir:

  « — Eğer bir taş parçasına bile ina-nıyorsanız, ondan size fayda vardır!»

  Tabiî böyle bir fayda için öyle bir taş parçasına inanmakta birleşmek lâzımdır. Garp milletlerinin tarihinde dinin yerine geçtiğini gördüğümüz milliyet fikrinin, Avrupa haritasını baştan başa değiştirecek bir kuvvet rolünü oynaması işte bu mahiyetin-den dolayıdır.

  Avrupa kültür dairesinde milliyet fikrinin siyasî bir âmil kuvvetini ala-bilmesi ancak Napoleon seferlerin-den itibaren tahakkuk etmiş bir va-ziyet olduğuna göre, bu fikrin o kül-tür dairesinde on dokuzuncu asır ba-şından beri ancak bir asırdan fazla bir tarihi var demektir. Bununla bera-ber, daha ilk ortaya çıktığı andan iti-baren siyasî haritaların tanziminde âmil olacak bir kuvvet mahiyetini a-lan bu yeni fikir, o kısacık tarihi için-de bütün dünyayı saracak bir yayıl-ma kabiliyeti göstermekten de hâlî kalmış değildir. Fakat milliyet prensi-binin bütün milletler için müşterek bir tarifi yoktur. Her millet onu kendi bünyesiyle kendi menfaatine göre tefsir ve izah ettiği için, bütün dünya-ya şâmil umumî bir tarifi yapılama-mıştır: yani milletin yalnız bir tarifi yoktur; milletten millete değişen bir-çok tarifleri vardır. Meselâ Fransızlar «Kültür» ve Almanlar «ırk» esası ile izah ettikleri halde, İsviçreliler «va-tan», Romanyalılar «dil» ve Alman Protestanlığına karşı mevcudiyetleri-ni muhafaza için katolikliğe dayanan Avusturya Almanları da «mezhep e-sasına dayanmışlardır.

Gözlerimizi Avrupadan ayırıp başka kıtalara çevirecek olursak Amerika Birleşik Devletlerinde «tâ-

biiyet» Cinde «kültür» ve Garbi Asya ile Şimalî Afrika'daki Arap âleminde «dil» miyarının hâkim vaziyette bu-lunduğunu görürüz. Tabiî memleket-ten memlekete ve milletten millete değişen bu mutenakız tefsirlerle ta-riflerin sebebi, milletlerin teşekkü-lünde âmil olan tarihî şartlarda aran-malıdır. Meselâ Fransız milliyeti mu-ayyen bir ırk temeline istinat etme-yip muhtelif ırkların birbirine karış-masından hâsıl olduğu için, Fransız milliyetçilerinin ırk esasına dayan-maları kaabil değildir. Tıpkı bunun gi-bi Alman, İtalyan ve Fransız kanton-larında ayrı ayrı diller konuşulduğun-dan dolayı resmî birkaç resmî dil kabul etmek mecburiyetinde kalan İsviçre için de milliyet prensibinin «dil» mikyasıyla izahına kalkışmak, her şeyden önce konfederasyonun inhilâlini kabul etmek demektir.

***

  Bütün dünyada ancak milletler ara-sında görülen bu ihtilâflara, bizde maatteessüf fertler arasında tesadüf edilir. Türkçülük tarihinin son tekâ-mül devresinde tesbit edilebilecek en acı vaziyet işte budur. Bizde yalnız bir Türkçülük değil, birçok Türkçü-lükler vardır ve hattâ bunlar arasın-daki ihtilâflar bazan husumet derece-lerine kadar dayandığı için, Türkiye-'de milliyet fikri henüz müşterek bir İman esası olmamış, aksine bir ayrı-lık âmili şeklinde kalmıştır. Herkes milliyetçidir. Fakat milliyetin bütün milletçe müşterek ve mukarrer bir mânası olmadığı için, şahsî telâkki-lere tâbi muhtelif ve aykırı tariflere tesadüf edilir! İşte bundan dolayı biz-de milliyet ölçüsü bazılarına göre «ırk», bazılarına göre «dil», bazıları-na göre «kültür», bazılarına göre «vatan», bazılarına göre «Turancı-lık», bazılarına göre «Anadoluculuk» ye hattâ bazılarına göre de «tâbiiyet-»tir. Bilhassa son yüz yıllık neşriyat içinde bu mütenakız telâkkilerin her birine ait hayli yazılar vardır.

  Bu ihtilâflarla tenakuzlara resmî ve-sikalarda bile tesadüf edilebilir. Biz-de milliyetin hususî tarifleri gibi res-mî tarifleri de rengârenk bir mozaik teşkil edebilecek kadar çeşitlidir.

  Anayasa ile muhtelif devlet dairele-rinin milliyet telâkkileri arasındaki büyük farkların ne demek olduğunu anlamak için şu resmî vesikalara sırf ilmî bakımdan şöyle bir göz gezdir-mek kâfidir:

Sayfa 2