| |
|
|
1—
Tâbiiyet Prensipi:
Anayasanın 88'inci maddesinde
Türklük şöyle ta-rif edilir:
«Türkiyede din ve ırk ayırt edilmek-sizin vatandaşlık bakımından herke-se
Türk denir.»
Bu kanunda tarif yalnız «Vatandaş-lık - tâbiiyet» hukukuna istinat ettiği
için, sarahaten zikredilen «ırk»
ve «din» den başka «dil»,
«kültür» ve-saire gibi esasların
da milliyet tayi-ninde hiçbir
kıymeti yok demektir. Anayasanın
bu resmî tarifine göre, Türkçe
bilmeyen ve Türk ırkından
ol-mayan bir gayrı Türk, sırf
Türkiye tâbiiyetinde bulunduğu
için «Türk» olduğu halde, Türkçe
konuşan ve Türk ırkından olan
Rodoslu veya Ker-küklü bir Türk
sırf ecnebi tâbiiyetin-de
bulunduğundan «Türk» değildir.
Tabii bu izah, sırf tâbiiyet
esasına dayanan zaruri bir tarif
mahiyetin-dedir.
2— Dil, Kültür ve İdeal Prensip-leri:
Cumhuriyet Halk Partisinin prog-ramının
ikinci maddesinde milliyetin üç
miyarı vardır:
«Millet dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların
teşkil ettiği bir siyasi ve
içtimaî heyettir.»
Bu izaha göre, Türklüğün
tarifinde «ırk», «din vesaire
gibi esasların hiç bir kıymeti
yoktur ve buna mukabil Türkçe
bilmeyen veyahut ana dilleri
Türkçe olmayan Türkiye tebaası
Türk
sayılmıyor demektir.
3— Irk Prensibi: Millî Müdafaa Ve-kâleti
askeri liselere alınacak talebe
şartnamesinde milliyeti yalnız
«ırk» esasına bağlamış ve
yıllarca hep bu esası ilân
etmiştir. Eski gazetelerin
çoğunda neşrolunan resmî
şartname-lerde alınacak
talebenin «öz Türk ır-kından
olması» kafi bir esas şeklinde
ifade edilmiştir.
4—
Turancılık Prensibi:
Türk Tarih Kurumu tarafından
tertip edilip Maa-rif Vekâleti
tarafından on yıl kadar bütün
Türkiye liselerinde okutulan
dört Ciltlik «Tarih» kitabının
birinci cildinde milliyet
mefhumu «ırk» «dil-» «hars =
kültür» ve «tarih birliği»
esaslarına dayanan geniş bir
Turan-cılık prensibiyle izah
edilir. Bu eserin 1932 tarihinde
Devlet Matbaa-sında basılan
birinci cildinin 15-16'ncı say-falarında
Türklüğün sınırı şöyle tarif
edilmektedir:
«Baykal gölü havalisinden başlaya-rak Altaylar ve Orta Asya'dan itiba-ren
Hazar denizi ve Karadeniz havza-ları
ile Ege Denizi ve Tuna boylarına
kadar olan geniş sahalar
binlerce ve binlerce senelerden
beri alelümum beyaz renkli olan
Türklerle meskûn-dur.»
Gene o cildin 20'nci sayfasında
da bu geniş sınır içindeki Türk
milliyeti ırk, dil, kültür ve
müşterek tarih esasları-na
dayanmakta gösterilir:
«Tarihte daima göze çarpar bir bir-lik arz eden Türk ırkı, daima hâkim
kalan bariz uzvî vasıflarıyla,
dimağın en kuvvetti mahsulü olan
müşterek dilleriyle ve bu dilde
nakledilmiş olan harslarıyla,
tarihî ve müşterek hatı-ralarıyla
aynı zamanda bugünkü mil-let
tarifine de en uygun büyük bir
ce-miyettir. Bütün tarihte böyle
büyük bir ırkı, bir millet
halinde görmek, bilhassa
zamanımızdaki insan heyet-lerinin
pek çoğuna nasip olmayan bü-yük
bir kuvvet ve büyük bir
şereftir-.» |
Mutedil
Turancıların on dokuzuncu
a-sırdan beri müdafaa ettikleri
nazari-yede işte bundan
ibarettir. Bunun müfrit
Turancılar tarafından ileri sü-rülen
daha geniş bir şekli de vardır
ki, Türk kavimleriyle birlikte
eski taksimde «sarı ırk» denilen
Mongo-loit milletleri de içine
alır. Bunların birincisine «pantürkizm»,
ikincisine «panturanizm»
isimleri de verilir.
5 — Vatan Prensibi: Gene Maarif Vekâletinin
liselerde okutturduğu Tanzimat
edebiyatında devlet sınırı ile
mukayyet bir milliyet prensibine
tesadüf edilir. Bu kitap, İsmail
Habib-'in uzun yıllar liselerin
son sınıfların-da okutulan
«Edebî Yeniliğimiz» adlı değerli
eseridir. 1937 baskısının
453-'üncü sayfasında başlayan
«Türk Mil-liyetçiliğinin
Beyannamesi» faslının 454'üncü
sayfaya tesadüf eden kıs-mında
Gazinin Meclis kürsüsünde
söylediği nutuktan alınan şu iki
fıkra, Türk milliyetçiliğinin
«ilk ve en rea-list beyannamesi»
sayılır:
«Efendiler, büyük hayaller peşinden koşan, yapamayacağımız şeyleri ya-par
gibi görünen sahtekâr
insanlar-dan değiliz. Büyük ve
hayalî şeyleri yapmadık, yapmış
gibi görünmek yü-zünden bütün
dünyanın husumetini, garazını,
kinini bu memleketin ve bu
milletin üzerine celbettik. Biz
Panis-lâmizm yapmadık,
yapıyoruz, yapa-cağız dedik.
Düşmanlar da yaptırma-mak için
bir an evvel öldürelim dedi-ler.
Panturanizm yapmadık, yaparız,
yapıyoruz, yapacağız dedik. Ve
yine öldürelim dediler. Bütün
dava bundan ibarettir.
***
Efendiler, bütün cihana havf ve
te-lâş veren mefhum bundan
ibarettir. Biz böyle
yapmadığımız ve yapama-dığımız
mefhumlar üzerinde koşarak
düşmanlarımızın adedini ve
üzerimi-ze olan tazyikatı tezyit
etmekten ise hadd-i tabiiye,
hadd-i meşrua rücu edelim.
Haddimizi bilelim. Binaenale-yh
efendiler, biz hayat ve istiklâl
is-teyen bir milletiz. Yalnız ve
ancak bunun için bayatımızı
ibzal ederiz.»
Yukarıda bahsettiğimiz «Tarih» ki-tabında Türklüğün «Baykal gölünden Tuna
boylarına kadar» yayılmış tek
bir millet şeklinde büyük bir
ırk ola-rak tarif edildiğini
gördükten sonra edebiyat
kitabında, aksine, şimdiki
siyasî sınırlarımıza münhasır
bir mil-liyet tarifi gören genç
nesiller, netice itibarıyla
tarih dersinde Turancılık
telkinini aldıktan sonra
edebiyat der-sinde Turancılığın
sahtekârlık oldu-ğunu hep aynı
Maarif Vekâletinin işte o resmî
kaynaklarından yıllarca din-leyip
durmuşlar demektir.
***
En
mühimlerini kısaca gözden geçir-diğimiz
bu resmî vesikalardaki müte-nakız
milliyet tariflerini
sıralamaktan maksadımız bunları
tenkit etmek değil, sırf
aralarındaki tenakuz uçu-rumlarını
tamamiyle objektif olarak tesbit
etmektir. Şahsî ve hususî te-lâkkiler
sahasında tesadüf edilen ih-tilâfların
resmî tarifler arasında da
mevcut olduğu işte bu
vesikalarla sa-bittir.
Bizde milliyet fikrinin bir manevî birlikten ziyade ruhî bir tefrika ve
ih-tilâf âmili mahiyetinde
kalması işte bundan dolayıdır.
Bu millî derdin de-vası, bütün
milletçe kabul edilebile-cek
umumî ve müşterek bir milliyet
tarifi İle temin edilebilir. |
|
|
|
|