Fakat anlayamıyorum: İstanbuldaki
Türkistanlılar niçin bu Sart sözünden gocunuyorlar
ve derhal Sartları müdafaa vaziyeti alıyorlar? Bu
Türk kardeşler eğer sartlığı kabul etmiş iseler
Özbeklik nerede kalıyor? Yok, eğer bu değil de
Türkistan millî birliğinin sarsılmasından
korkuyorlarsa o zaman da münakaşa Çokayoğlu'nun
usulüyle olmaz. Ben eğer « Sart » meselesinde
haksızlık ettim, Türklüğe zarar verecek şekilde
hareket ettimse Türkistanlıların gelip benden
açıkça, mertçe, Türkçe hesap sormalarını beklerdim.
Yoksa matbuat sütunlarında demagoji yaparak yapılan
müdafaalar ve hele Atsız Mecmua «merhum» olduktan
sonra vur abalıya kabilinden hücumlar ve bilhassa
Türklük meselesin de beni kara, vicdanlılık ile
itham etmek olsa olsa, bir budalalık, daha doğrusu
sartlığın tam kendisidir.
Yaş Türkistan’ın 36 ncı
sayısında, Berlindeki Türkistanlıların toplanıp bana
lanetler okuduklarını, gördüğüm zaman şaşırmış ve
Türklük meselesinde inkisara uğramıştım. Türkistanlı
Türk gençlerinin, düşman Rusla çarpışmak dururken
bütün hayatında büyük, Türklük mefkûresinden başka
bir şey düşünmemiş ve hatta muvaffakıyetsiz olsa
bile, bu hususta biraz çalışmış olan Türkiyeli bir
Türk kardeşin, naçiz şahsiyetine hücum etmeleri
benim biraz ümidimi, kırmıştı. Şimdi sevinçle
öğreniyorum ki Türkistanlı kardeşler, bunu
yapmamışlar... Diğer birçok şeyler gibi bu iğrenç,
yalan da Çokayoğlu’nun haysiyetsiz ve şerefsiz
benliğinden, doğmuştur. Hatta bu gençlerden
bazılarının Çokayoğlu nu «bizim namımıza avukatlık
etme, bizim kendimizi koruyacak; kalemimiz var» diye
protesto etmeleri de Çokayoğlu’nun kötü ve yanlış
gören gözlerini, elbet, biraz açmıştır.
* * *
Çokayoğlu benim Garbî
Trakyadan Yakutistan’a kadar birleşmesi icap eden
Türk milletinden bahsi etmemle eğlenerek « bu
sözler Sart düşmanı Nihâl Beyin ağzında büyük Türk
birliği gayesine büyük bir hürmetsizlik olarak
görünüyor » diyor. Bu sözler bile Çokayoğlu’nun
sartlığını ve sartçılığını ispata kâfidir. Eğer
Sart = Türk olsaydı belki Çokayoğlu haklı
olurdu. Hâlbuki asıl Türkler dururken melez ve
mütereddi Sartları onların içinde ve önünde tutmak
fahiş bir hatadır. Bir; Sartlığa, tatarlığa,
Başkurtluğa düşman olmak Türkçülükten uzak kalmak
demek değildir. İki; Ben, Tatar düşmanı, Başkurt
düşmanı, Özbek düşmanı değilim. Fakat ben
tatarcılığın, Başkurtçuluğun, Özbekçiliğin
düşmanıyım. Kabilecilik büyük Türkçülük mefkûresini
sarsacağı, için ben Anâdoluculuğun ve Türkiyeciliğin
bile düşmanıyım... Hâlbuki Çokayoğlu’nun dar idraki
büyük Türkçülüğü kavrayamıyor. Yaş Türkistan’ın 37
nci sayısındaki bas makalesinde şu sözleri yazıyor:
Biz şimdi umumî siyasî şerait içinde çocuk
hülyasına benzeyen ve yalnız Atsız Mecmua gibi
önceden kapanmaya mahkûm olan mecmualarda yazılması
mümkün olan "Garbı Trakya dan Yakutistan’a kadar
birleşmiş Türk milleti kurmak dileğine kendimizi
veremeyiz. Bizim için şimdiki siyasî şerait içinde
yakında geçen iki hakikat kâfidir: Umum Türk millî
medenî kaynağının tespiti ( Ankara Türk tarihi
kongresi ) ve şimdiki Türkiye Maarif Vekili Reşit
Galip Beyin "İstanbul da basılan bir gazete
Semerkand da okunmalı ve anlaşılmalıdır diye haddi
zatında İstanbul Türk dili kongresinin mana ve
ehemmiyetini takdir eden beyanatıdır. Tarihî devrin
şimdiki faslında bizim Anadolulu kardeşlerimizden
dileğimiz şu iki mühim istikamette iş görmektir.
Garbî Trakyadan Yakutistan’a kadar Türk illerinin
birleşmesini çocuk hülyasına benzeten Çokayoğlu’nun
100 milyonluk Rus kütlesinden 12 milyonluk
Türkistan’ın istiklâlini koparıp almak gayesini
gütmesi garip değil midir? Eğer Türkistan,
istiklâlini alırsa Garbî Trakyadan Yakutistan’a
kadar Türk illerinin birleşmesi güç bir iş değildir.
Eğer bu iş olamayacak kadar güç sayılırsa o zaman
Türkistan’ın istiklâlini alması da muhal farz
olunabilir. Fakat biz Çokayoğlu’nun zayıf imanlı
olduğunu bilmiyor değiliz. Onun Yaş Türkistan’ı
niçin çıkardığını, kimlerden yardım aldığını,
mefkûresinin arkasında banknot destelerinin dayaklık
ettiğini çok iyi biliyoruz.