"SART BAŞI"NA CEVAP

 
 

 

 

4

Mefkûreci insanlar için « siyasî şerait», « dünya vaziyeti » denilen engeller olamaz. Bu engeller ancak adi politikacılar için vardır. Türkiye kahramanları « siyasî şerait » ve « beynelmilel vaziyet » i düşünmüş olsaydılar bugünkü Türkiye meydanda olmayacaktı. Tarihte birkaç defa birleşmiş olan Türk milleti için, trenler ve tayyarelerle mesafenin kısaldığı bu devirde yeni bir siyasî birlik kurmak yapılmayacak bir iş değildir. Türk tarihi ve Türk dili kongreleri bu dileğe doğru atılmış birer adımdır. Fakat siyasî birliğe dayanmayan hiç bir medenî birlik payidar olamaz. Medenî ve harsî birlikler, siyasî birliklerin mahsulüdür. Reşit Galip Beyin «İstanbul’dâki gazete Semerkand da anlaşılmalıdır » diyen beyanatından, Çokayoğlu’nun en son ve kat'î bir mana ve netice çıkarması da boştur. Çünkü bugün İstanbul'da okunan gazete zaten Semerkantta anlaşılıyor. Ve İstanbul'la Semerkand’ın arası pek o kadar uzak olmadığı gibi, Semerkant ta Türk illerinin son ucu değildir. Türkler yakın bir gelecekte siyaseten birleşmezlerse yavaş yavaş İstanbul da çıkan gazete değil Semerkantta, Bakü de bile anlaşılmayacak ve Türk kavimleri de ya ortadan kalkacak yahut ta Avrupa’daki Danimarka, İsviçre, Hollanda gibi yalnız otelcilik, sütçülük, saatçilik yapmağa yarayan manasız, küçük milletler halini alacaktır. Halbuki Türkler siyaseten birleşirlerse İstanbul da çıkan gazete yalnız Semerkantta değil, bir merkezden idare olunmanın tabiî neticesi olarak Kazakistan bozkırlarında ve Altay da bile anlaşılacaktır.

* * *

Çokayoğlu bu münakaşada bile ciddiyetini muhafaza edemeyerek bana şöyle bir sual soruyor: Türk birliği tahakkuk ederse ben Anadolu « oturan » ına mı yoksa Yedisu « oturgan » ına mı mail olacağım? Ben hiç şüphesiz ilerki Türk ilinin merkezi olarak Yedisuyu zaruri bulurum. Fakat umumî lehçe hangisi olacaktır? Bunu kestirmek güçtür. Şarkî Türk lehçesi, yani Çağatayca, Garbî Türk lehçesinden daha zengin, daha güzeldir. Fakat Garp Türkçesi daha işlenmiştir, daha hâkimdir. Hayat hangi dille yürüyorsa edebî ve umumî lehçe o olacaktır. Yani Türkler her halde ya oturgan veya oturan diyecekler, fakat her halde oturgen demeyeceklerdir. Çünkü Türkler sartlaşmayacaklardır.

* * *

K.A.'nın Abdülkadir Bey olmayıp benim olduğumu anlayınca Çokayoğlu, Abdülkadir Beyden af diliyor.

Çokayoğlu tükürdüğünü yalamaya alışmış olduğu için buna hiç şaşmadım. Abdülkadir Beğin kendi aleyhinde vesika olacak mektupları vermemesini « Yiğitlik » olarak tavsif etmemi de Çokayoğlu garip buluyor ve benim ahlâkî telâkkilerimin başkalarından farklı olduğunu söylüyor. Hiç şüphesiz benim ahlâkî telâkkilerim Sartların prensiplerine uymaz. Çünkü ben tam manasıyla Türküm. Ben kendi vatanımı başka bir milletin idaresi altında muhtar görmeği düşünmediğim gibi, hayatımı kurtaran bir adamın metresini kaçırıp ta kendime hayat arkadaşı edinmeği; namuskârlık saymam. Bunun için bazı telâkkilerim Sartlarınkine uymaz ve Abdülkadir Beğin bu hareketini de bundan dolayı, yiğitlik sayarım. Çünkü:

Yahşılıkka yahşilik her kişinin işidür,

Yamanlıkka yahşilik er kişinin işidür.

Devamı



 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>