Mefkûreci insanlar için « siyasî
şerait», « dünya vaziyeti » denilen engeller olamaz.
Bu engeller ancak adi politikacılar için vardır.
Türkiye kahramanları « siyasî şerait » ve «
beynelmilel vaziyet » i düşünmüş olsaydılar bugünkü
Türkiye meydanda olmayacaktı. Tarihte birkaç defa
birleşmiş olan Türk milleti için, trenler ve
tayyarelerle mesafenin kısaldığı bu devirde yeni bir
siyasî birlik kurmak yapılmayacak bir iş değildir.
Türk tarihi ve Türk dili kongreleri bu dileğe doğru
atılmış birer adımdır. Fakat siyasî birliğe
dayanmayan hiç bir medenî birlik payidar olamaz.
Medenî ve harsî birlikler, siyasî birliklerin
mahsulüdür. Reşit Galip Beyin «İstanbul’dâki gazete
Semerkand da anlaşılmalıdır » diyen beyanatından,
Çokayoğlu’nun en son ve kat'î bir mana ve netice
çıkarması da boştur. Çünkü bugün İstanbul'da okunan
gazete zaten Semerkantta anlaşılıyor. Ve İstanbul'la
Semerkand’ın arası pek o kadar uzak olmadığı gibi,
Semerkant ta Türk illerinin son ucu değildir.
Türkler yakın bir gelecekte siyaseten birleşmezlerse
yavaş yavaş İstanbul da çıkan gazete değil
Semerkantta, Bakü de bile anlaşılmayacak ve Türk
kavimleri de ya ortadan kalkacak yahut ta
Avrupa’daki Danimarka, İsviçre, Hollanda gibi yalnız
otelcilik, sütçülük, saatçilik yapmağa yarayan
manasız, küçük milletler halini alacaktır. Halbuki
Türkler siyaseten birleşirlerse İstanbul da çıkan
gazete yalnız Semerkantta değil, bir merkezden idare
olunmanın tabiî neticesi olarak Kazakistan
bozkırlarında ve Altay da bile anlaşılacaktır.
* * *
Çokayoğlu bu münakaşada bile
ciddiyetini muhafaza edemeyerek bana şöyle bir sual
soruyor: Türk birliği tahakkuk ederse ben Anadolu «
oturan » ına mı yoksa Yedisu « oturgan
» ına mı mail olacağım? Ben hiç şüphesiz ilerki Türk
ilinin merkezi olarak Yedisuyu zaruri bulurum. Fakat
umumî lehçe hangisi olacaktır? Bunu kestirmek
güçtür. Şarkî Türk lehçesi, yani Çağatayca, Garbî
Türk lehçesinden daha zengin, daha güzeldir. Fakat
Garp Türkçesi daha işlenmiştir, daha hâkimdir. Hayat
hangi dille yürüyorsa edebî ve umumî lehçe o
olacaktır. Yani Türkler her halde ya oturgan
veya oturan diyecekler, fakat her halde
oturgen demeyeceklerdir. Çünkü Türkler
sartlaşmayacaklardır.
* * *
K.A.'nın Abdülkadir Bey olmayıp benim olduğumu
anlayınca Çokayoğlu, Abdülkadir Beyden af diliyor.
Çokayoğlu tükürdüğünü yalamaya alışmış olduğu için buna hiç
şaşmadım. Abdülkadir Beğin kendi aleyhinde vesika
olacak mektupları vermemesini « Yiğitlik » olarak
tavsif etmemi de Çokayoğlu garip buluyor ve benim
ahlâkî telâkkilerimin başkalarından farklı olduğunu
söylüyor. Hiç şüphesiz benim ahlâkî telâkkilerim
Sartların prensiplerine uymaz. Çünkü ben tam
manasıyla Türküm. Ben kendi vatanımı başka bir
milletin idaresi altında muhtar görmeği düşünmediğim
gibi, hayatımı kurtaran bir adamın metresini kaçırıp
ta kendime hayat arkadaşı edinmeği; namuskârlık
saymam. Bunun için bazı telâkkilerim Sartlarınkine
uymaz ve Abdülkadir Beğin bu hareketini de bundan
dolayı, yiğitlik sayarım. Çünkü:
Yahşılıkka yahşilik her kişinin işidür,
Yamanlıkka yahşilik er kişinin işidür.